ULUSLARARASI 3. BURSA İPEKYOLU FİLM FESTİVALİ CENGİZ AYTMATOV PANELİ KONUŞMASI

 

 

AYTMATOV:ROMANDAN SİNEMAYA

DR. MUSTAFA ÇETİN

AYTMATOV’UN ESERLERİ HAZIR SENARYO MUDUR ?


Aytmatov’un eserlerinin hazır birer senaryo olduğuna dair söylenenler de doğruluk payı var mıdır ? Bu soruya verilecek cevap “hayır” olacaktır. Gerek tasvir gerekse anlatımda yer alan görsel ögeler okuyucunun zihninde olağan üstü çağrışımlar yaptığı için sıkça bu kanıya varılmaktadır.

Kelimelere yüklenen anlamların yoğunluğu yanında tasvirlerin uzunluğu ve devamlılığı bu düşüncenin oluşmasına sebep olmaktadır.Bu konu
sinematografiden çok dil psikolojisi ve dilbilim alanına girmektedir.

Özellikle Hollywood’da konusu yapımcı tarafından tespit edilmiş henüz yazılmadan filmi yapılacağı belli olan kitaplar bu grupta değerlendirilebilirler.Yani roman film yapılmadan önce reklam,tanıtım,medya aracılığıyla şişiriliyor,ardından yeni karar verilmiş gibi filmi yapılıyor.Böylece hem romandan hem filmden para kazanılmış oluyor.

Biz ise Aytmatov’dan,olağan üstü sihirli kelimelerin oluşturduğu görsel destanlardan söz ediyoruz.Bizi böyle düşünmeye iten kelimelerin gücüdür.Duyşen ile Altınay’ın diktiği kavakların hışırtısını ilgili satırları okurken hissetmemek mümkün müdür ? Ya da sonraki okuyuşlarınızda Duyşen’in Altınay’la görüşeceğini,
Asel’in bu defa İlyas’la gidip gitmeyeceğini,Cemile’nin bu defa karar değiştirip değiştirmediğini ya da mutlu olup olamadığını merak etmez miyiz hep ?

Sinemacı açısından olay bu satırların nasıl sinema diline çevrilebileceğidir.Çünkü yönetmen, yazarın kağıdı kalemiyle ve de yalnızken yaptığı işi birbirinden farklı en az otuz farklı unsura bağlı olarak perdeye aktaracaktır.
Işıkçıdan oyuncuya hava koşullarından maliyete kadar onlarca detayla karşı karşıyadır.
Yağmur beklenen gün güneş açması,güneşli havanın kara kara bulutlarla bezenmesi ayrı bir hikaye.Kısaca Aytmatov’un Cemile’si grip olmaz ama yönetmenin Cemile’si grip olabilir ve filmi geciktirebilir.


AYTMATOV ZORLUKLARI

Aytmatov’dan değil de bir yazardan söz edildiğinde senarist ve yönetmen çok daha rahat hareket edebilecek,ustalığını sergileyebilecektir.
Aytmatov’dan yapılan uyarlamaların en büyük handikapı eser kimin tarafından uyarlanmış yahut çekilmiş olursa olsun “AYTMATOV SİNEMASI” yahut “AYTMATOV FİLMLERİ” başlığı altında anılacak olmasıdır.Yönetmen ve senaristin görevi adeta yeni bir eser oluşturmak değil de satırları perdeye aktarmak ya da tercüme etmek gibi algılandığı için eleştiriler yapılırken insaflı davranılmayacaktır.Hem senaristin hem de yönetmenin sanat adamı olduğu kendi duyuşunun peşinde olduğu ya da olabileceği hesaba katılmayacaktır.

Buradan Aytmatov’un ne kadar büyük ve önemli bir yazar olduğuna dair bir kalem daha eklenebilir. Ama bu yaklaşım gelişme itibariyle yazarın eserlerinden yapılan uyarlamalara büyük zarar vermektedir.Yönetmenler sanatlarını gereği gibi icra edememektedirler.Sinema açısından sanat değeri zirvede olmayan yapımlar ortaya çıkmaktadır.


Her şeyi tabulaştırma bile denilebilecek bu tavır yönetmenden seyirciye kadar herkesi azla yetinmeye yöneltmektedir.Aytmatov Aytmatov’dur,yönetmen de yönetmen.Birinin görevi asla diğeri gibi düşünmek değildir.


Aytmatov ve dünyasının gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sinema sanatı, yazarın vefatının ardından ayrıca önem kazanmıştır.Çünkü artık bir Aytmatov’umuz olmadığı için yeni bir Aytmatov eserimiz de olmayacaktır.Sinemaya uyarlanmış eserlerin yeni uyarlamaları yapılacak,Aytmatov’u yeniden yorumlayan,yepyeni bir şekilde anlayan senarist ve yönetmenler çıkacaktır.
İnanıyorum ki sadece film olarak anılan,yönetmeniyle tanınan muhteşem eserlere imza atılacaktır.


Gişe başarısı olan ticari filmler de olmalıdır.Festivallerin dışında vizyona giren ve vizyonda kalan çalışmalar da olmalıdır.”Aytmatov acaba ne der ?” diye düşünmeden yapılan filmler çok daha başarılı olacaktır.Yönetmen kendisini görevlendirilmiş ya da bir misyonu yerine getiriyormuş gibi hissetmemelidir.

Şu ana kadar seyrettiğim Aytmatov uyarlamalarının hepsi için ”Güzel filmler” tanımlamasını içimden gelerek söyleyebilirim.Üstelik ardından “Ama” ile başlayan bir cümle kurmadan.Her filmde yönetmen ve senaristin kendisini ne kadar kısıtladığını ya da serbest bırakabildiğini de söyleyebilirim.Sonuç itibariyle “Aytmatov’un bir eserinden uyarlamaya imza atan yönetmen en az Aytmatov kadar yalnız olduğu zaman gerçek sinema şaheserleriyle karşılaşacağız.

Profesyonel yaklaşımlara ihtiyacımız var.Dünyanın en çok okunan,bilinen yazarına NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ kazandıramadık.Bu bizim hatamızdır, Aytmatov’un değil. Sevgimizi onu tabulaştırarak göstermek yerine çalışsaydık,bunu başarırdık. Şimdi birileri Nobel’in çok da önemli olmadığını söyleyebilir.İki yüz yıl sonra edebi literatürde yer almak istiyorsanız önemlidir.

Daha açık konuşmak gerekirse bugüne kadar bizim Aytmatov’a ihtiyacımız vardı.Bundan sonra da olacak.Ama artık onun da bize ihtiyacı var. Aytmatov’u aşan yazarlara,yönetmenlere ihtiyacımız var.Artık sıra bizde.

------------------------------------------------------------------------------

ROMAN-SİNEMA


Sinema kendinden önceki altı sanat dalı içinde bilinenin aksine resim ve tiyatrodan çok edebiyattan faydalanmıştır.Önceleri bir roman kelime kelime sahneye aktarılmaya çalışılırken zaman içinde bir ara yol,ardından da bir sinema dili ortaya çıkmıştır.

Romanda yazar şans faktörünü hemen hemen hiç kullanamazken,sinema şans faktörüyle istese de istemese de karşı karşıyadır.Çok iyi olduğu ya da olacağı düşünülen bir sahnenin istenildiği gibi olamaması gibi. Sürekli şimdiki zamanı anlatmak durumunda olan sinemanın bir diğer engeli de anlatıcıyı ya çok sınırlı ya da hiç kullanamıyor olmasıdır.

Biz burada uyarlamalar ve sinema üzerinde konuşuyoruz ama konumuz yazara ve romana uzanıyor.Genel değerlendirmede romanda anlatıcı durumundaki kişiyi iyi tahlil etmemiz gerekiyor.Belki de uyarlamalardaki temel mesele burada düğümlenmektedir.


Romanda üç tip anlatıcıdan söz edilebilir: Birincisi yazarın bizzat anlatıcı olduğu eserlerdir.İkinci grup anlatıcının yazarla aynı kişi gibi görünmesine rağmen yazardan farklı görüşlere de sahip olduğu romanlardır.Üçüncü grup ise anlaşılacağı üzere anlatıcının yazar dışında ayrı bir kahraman olduğu çalışmalardır.

Aytmatov’un eserlerine baktığımızda onun genel hatlarıyla ikinci grupta olduğunu görürüz.Belki zorluk da bu noktada başlamaktadır.Bazen eserin anlatıcısı yazarken birden farklı birine dönüşebilmektedir.Romandan sinemaya
giden yolda yazar,anlatıcı olarak yazar,farklı fikirleri de olan kahraman,senarist,yönetmen sıralaması oluşmakta,mevcut zorluklara bir yenisi eklenmektedir.

“O zaman yönetmen şöyle yapmalıdır” gibi bir cümle bu noktada tam tabiriyle “ukalalık” tan başka bir şey olmayacaktır.Ama yine de şöyle muğlak bir cümle söylenebilir.Yönetmen yazarı değil eseri baz almalı ve kendi filmini çekmelidir.Bu arada ikna etmek durumunda olduğu onlarca merci
kişi ve kurumu da aşabilirse tabii.

Bir diğer zorluk Aytmatov’un eserleri ile ilgili bir yanılgıdır.Popüler romanların genel yapı itibariyle sinemaya uyarlanabilirliğinden söz edilebilir.Problemlerden biri de bu noktada ortaya çıkmaktadır.Cengiz Aytmatov’un eserleri popüler midir değil midir ?Aytmatov ve eserleri popülerdir ama eserleri popüler roman kategorisinde değildir. Okunma oranına ve satış grafiklerine bakarsanız popüler olduğu kanısına varırsınız.Ama Aytmatov’un romanları ilk dönem eserlerinden bazıları hariç popüler roman kategorisine girmemektedir. Klasik şablona göre popüler olmayan bir eser popüler sinema örneği veya herkese ulaşma telaşıyla beyaz perdeye
aktarılırsa ortaya hiç kimseye yaranamayan bir film ortaya çıkar.

Bu noktada filmler herkese hitap etme telaşından kurtulmalıdır.Daha keskin konuşmak gerekirse festival filmi mi,vizyon filmi mi yapılacağına karar verilmelidir.Yani Aytmatov’un adının afişin veya film kastının
neresine yazılacağına karar verilmelidir.Nereye yazarsak yazalım Yazara bir zarar vermemiz söz konusu olamaz..Çünkü Aytmatov’u tartışmıyoruz.

Bu arada tırnak arası bir konu olarak eklemek gerekirse bunu da yapmayı öğrenmemiz gerekiyor.Dikkat edilirse her zaman olduğu gibi biz Aytmatov’u tartışamıyoruz.Aytmatov bizi tartıştırıyor.Bugün filmleri tartışıyoruz ,gün gelir adabı usulü ve erkanınca Aytmatov’u tartışmayı da öğreniriz.Bilinen bütün tabuları yıkan bir adamı tabulaştırmaktan uzak durmayı öğrenmemiz gerekiyor.


UYARLAMA AÇISINDAN AYTMATOV’UN ESERLERİNE BAKIŞ

Aytmatov’un eserleri , eser bütünlüğüne sinema diliyle itina gösterilerek en iyi animasyon sinemasıyla ifade edilebilir.Ancak o zaman demiryolu boyunca koşan arada bir durup Yedigey’e bakan,duyduğu patlamayı andıran sesin ardından gözden kaybolan tilkiyi ekranda görebilirsiniz.Sinema filmindeki tilki romandaki kadar uzun demiryolu boyunca koşamaz ve Yedigey’e bakamaz. Eğer siz eleştirinize bu noktadan başlarsanız filmi seyredemezsiniz ya da mevcut olumsuz ön yargılarınızı destekleyen yeni malzemelerinizle salondan ayrılırsınız.Dinleyecek birilerini bulduğunuzda da ileri geri konuşarak kendi egonuzu tatmin edersiniz.


Roman sinema ilişkisi üzerinde kafa yoranların bazıları düşünülenin aksine sinemanın romandan daha fazla etkilenmesi gerektiğini savunuyorlar.Her şeyden önce tez-anti tez tartışmamız yok.Söylenebilecek şey romandan veya yazardan etkilenmenin fazlalığı Aytmatov uyarlamalarında olağan üstü başarılı filmlere vesile olmamıştır.

Peki Aytmatov’un sinemadan etkilendiği,eser ve kurguda sinemadan yararlandığı söylenebilir mi ? Evet bu söylenebilir ama bunun anlamı eserlerin hazır senaryo olduğu,film yapılacağı düşünülerek böyle davranıldığı,popüler roman tarzına yaklaşıldığı anlamında değildir.Aytmatov vefatına kadar sürdürdüğü altmış yıla yaklaşan yazarlık döneminde değişimi herkesten önce yakalamış tabuları fark edip herkesten önce yıkmak için harekete geçmiştir.


SENARİST İÇİN ZORLUKLAR

Bir senarist eğer bir edebi eseri senaryolaştıracaksa önünde aşılması imkansız görünen zorluklarla karşılaşacaktır.Senarist yazarı,eseri ve yönetmeni tanıyorsa ve anlamışsa karşılaşacağı zorluklarla bir ya da birkaçına hakim olmadan yazacağı senaryonun zorlukları ayrı ayrıdır.Ondan beklenen sadece esinlenme değilse senaryoya ayrılan zaman defalarca uzatılacak,çekim senaryoları adeta yeniden yazılmış kadar uzayacaktır.

YÖNETMEN İÇİN ZORLUKLAR

Yönetmen söyleyecek sözü olan bir sanatçıdır.Asla ve asla söylenmiş sözü tekrarlamak veya olabildiğince sadık kalmak gibi bir mecburiyeti yoktur.Yazarın ve yazar adına çevrede olduğu varsayılanların etkisi azaldıkça yönetmenin varlığı artacaktır.Ve bir gün filmin gerçek sahibi olacaktır.Bu noktada yönetmene yardımcı olacak kişi yazar değil senarist olacaktır.Bu arada Yazar aynı zamanda senarist ise durum biraz daha karışık hale gelebilmektedir.

Biz bir yazar-yönetmen rekabetinden söz etmiyoruz.Aynı zamanda konumuz roman ve film arasında bir rekabet de değil.Bir sinema filminde senaryo uyarlama olsun ya da olmasın herkes ve her şey yönetmenin dünyasına hizmet eder.Eğer bu film bir Aytmatov uyarlaması ise Aytmatov da yönetmene hizmet etmekle yükümlüdür.

Aytmatov sinemayla da iç içe olduğundan,orijinal senaryoları,ortak yazılmış senaryoları,geçmişte Kırgızistan sinema teşkilatında kuruculuk dahil resmi görevleri de bulunduğu için otorite kabul edilmiştir.Bu doğrudur ama Aytmatov’un otoritesi filmin yönetmenini ve senaryoyu etkilemeye başlarsa bu yeni oluşturulan esere,yani filme büyük zarar verir.Çünkü filmin yönetmeni mevcut aşılmaz gibi görünen zorlukların yanında bir de Ala Dağ ve Tanrı Dağları ile cebelleşmek durumunda kalır.

Ali Özgentürk’ün defalarca değişmiş senaryosuyla Atıf Yılmaz tarafından çekilen SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM gerek akılda kalıcılığı gerekse ticari başarısıyla iyi bir örnektir.İnsanlar çok daha sonra bu filmin bir Aytmatov uyarlaması olduğunu öğrendiler. Çünkü insanlar o filmi özellikle Türkiye’de Aytmatov’un eserinden uyarlandığı için değil,
Türkan Şoray,Kadir İnanır oynadığı için seyrettiler.

Yaklaşık 30 yıllık film olduğu halde hala rating almakta,Cahit Berkay’ın yaptığı filmin müziği dinlenmekte,hatta çok indirilen telefon melodisi olarak bile rating yapmaktadır.
Gençlerin oluşturduğu web forumları muhteşem satırlarla doludur.Gençlerin pek çoğu bu film çekildiğinde doğmamışlardı bile.

Özetleyecek olursak Aytmatov uyarlamalarında sanat filmi ağırlıklı,aslına sadık kalınan filmler yanında tamamen bağımsız filmler yapılmalıdır.Ama ne olursa olsun yönetmen dehasıyla baş başa bırakılmalı,filminin sorumluluğunu tek başına taşımasına izin verilmelidir.O zaman Aytmatov’u perdede yaşatmanın gerçek yolunu bulmuş oluruz.Varsın hiç kimse seyrettiği filmin Aytmatov uyarlaması olduğunu bilmesin.Ya da sonradan öğrensin.Kitabı okuyup filmi seyredenler yerine filmi seyredip kitabı okuyan bir kitlemiz olsun.Bu SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM örneğinde,en azından Türkiye’de böyle olmuştur.


Aytmatov’u yıllardır herkes bir kategoriye sokmaya çalıştı.Bu hala da sürüyor.Günümüzün modası ise onu “BOZKIR OZANI” yapma çabası.Bugüne kadar elli civarında tasnif kelimesi kullanıldı Aytmatov için.Komunistten pantürkiste,dinsizden dervişe kadar.Aytmatov bunların hepsidir ama hiçbiri değildir.Aytmatov şehirli bir yazardır.


 


  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    984282 Ziyaretçi