TÜRK DÜNYASIÜZERİNE RÖPORTAJLAR-MUSTAFA ÖZKAN-YAĞMUR DERGİSİ-EYLÜL 2002

 

 




Türk Dünyası Edebiyatı

 

Üzerine Röportajlar



Prof. Dr. Mustafa ÖZKAN

 


YAĞMUR DERGİSİ Sayı: 16 Temmuz - Ağustos - Eylül 2002

 



Yağmur: “Türk dünyası” kavramını ve buna bağlı olarak “Türk dün-yası edebiyatları” kavramlarını nasıl tanımlarsınız?

Mustafa Özkan: Türk dünyası kavramını biri geniş, öteki daha dar olmak üzere iki şekilde anlamlandırmak mümkündür. Geniş anlamda Türk dünyası, bugün Moğolistan ve Çin içlerinden Bal-kanlara, Sibirya’dan Kıbrıs’a ve dünyanın değişik bölgelerine dağılmış olup, yüzyıllarca bir arada yaşamış büyük Türk milletini ifade etmektedir. Bu anlamda Türk dünyasının tarihî derinliği, 2500 yıllık bir süreyi kapsamaktadır. Daha dar anlamda Türk dünyası, özellikle Sovyetler’in dağılmasın-dan sonra bağımsızlıklarını kazanan ve bir devlet ya da özerk cumhuriyet halinde varlıklarını devam ettiren Türk devlet ve topluluklarını ifade etmektedir.

Türk dünyası edebiyatlarına gelince: Diller başlangıçta ortak bir kaynağa dayanmakla birlikte, zaman içinde, özellikle coğrafî sahalarda dağılma meydana geldiği anlarda birtakım lehçelere ayrı-lıp yeni özellikler kazanmaktadırlar. Türk dili de ilk ortaya çıktığında bugünkü gibi dağınık bir du-rumda değildi Orta Asya’da sınırlı bir bölgedeydi. Orta Asya’nın Türklüğe dar gelip bu havzanın dışına taşmasından itibaren Türk dilinde de bazı farklılaşmalar oldu.

XI. yüzyıl ve sonrası Orta Asya Türklüğü için sürekli bir göç devri oldu. Bir kısım Türk boyları orada kendilerini muhafaza ederken, bir kısım Türk boyları da batıya doğru göç ettiler. Batıya doğru göç edenler de çeşitli yönlere ayrıldılar. Kimisi kuzeyi takip etti ve Karadeniz’in kuzeyine gitti. Bir kol Kafkaslarda konakladı; bir kol güneye indi. Bir başka kol Anadolu’ya girdi. Böylece büyük kütleler halinde göç eden Türk boyları İran, Azerbaycan, Kafkasya, Suriye, Irak, Mısır, Anadolu ve Rumeli’ye yayıldılar. Bu geniş coğrafî yayılış, o zamana kadar Orta Asya’da tek bir yazı dili halinde devam eden Türk dilinde bazı farklılaşmalara sebep oldu ve Türkçe birtakım dallanma-lara uğradı. Ancak her kol bir yazı dili kurma imkânını bulamadı. Gelişme imkânı bulan Türk dili kolları da taşıdıkları özellikler bakımından birbirinin aynısı olmadı. İşte farklı özellikler göstere-rek gelişen Türk yazı dilleri, ortak bir kaynaktan beslenmekle birlikte, farklı edebî gelişmelere de sahne oldular. Türk dünyası edebiyatları bu yeni gelişmelerle ortaya çıkan edebiyattır. Bu edebî gelişmeler de ancak XV. yüzyıldan itibaren şekillenmeye başlamıştır. Ondan önceki ortak hayat devresinde söylenen türküler, koşmalar, maniler, destanlar, atasözleri ve bilmeceler gibi edebî ürünlerin hepsi ortaktır. Türk dili pek çok kollara ayrılmış olmakla birlikte, bu edebî ürünlerin birçoğu bugün de hâlâ ortaktır.

Yağmur:Türk dünyası ortak edebiyatı bütün Türk dünyasında ortak bir program çerçevesinde verilebiliyor mu?

Mustafa Özkan: Bugüne kadar, Türk dünyası ortak edebiyatlarının ortak bir program çer-çevesinde verildiğini söylemek pek mümkün değil. Ancak bu husus bir program çerçevesinde ele alınmış olup Türk dünyası ortak edebiyatları ve Türk dünyası ortak tarihi kitaplarının yazılması çalışmalarına başlanmıştır. Bildiğim kadarıyla ortak edebiyat kitapları tamamlanmış olup Türk cumhuriyetlerine gönderilmiştir. Tarih kitapları ise henüz tamamlanmamıştır.

Her ne kadar Türk dünyası edebiyatları ortak bir program çerçevesinde verilmiyor idiyse de, 8-10 yıldan bu yana Türk dünyası edebiyatları, gerek lise programlarında gerekse üniversitelerdeki ilgili bölümlerde yer bulmaktadır. Lisede son sınıf edebiyat programı içerisinde çağdaş Türk lehçe ve edebiyatlarına da yer verilmektedir. Ancak bunların ne kadarı okutulabilmektedir? Bu, hem öğretim elemanı hem de zamanla ilgili bir husustur. Üniversitelerde ise bu derseler ya Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümlerinde ya da Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde verilmek-tedir. Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümlerinin sayıları çok sınırlıdır. Ülkemizde 5 üni-versitede bu bölümler mevcuttur. Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde ise bu dersler zorunlu ola-rak değil, seçmeli olarak verilmektedir. Bunun da yeterli olduğu söylenemez. O bakımdan Türk dünyası edebiyatlarını daha yakından ve daha derinden tanımak ve incelemek için bu derslerin programlarda daha fazla yer alması gerekir. Bunun için de programlarda yeni düzenlemelere gidil-mesi icap eder.


Yard. Doç Dr. Ali Akar

Yağmur: Türk Dünyası kavramını ve buna bağlı olarak Türk Dünyası edebiyatları kavramlarını nasıl tanımlarsınız?

Ali Akar: “Türk Dünyası” kavramı, siyasî, tarihi, kültürel ve ekonomik boyutları olan ve bu boyutlarla düşünülmesi, mütalâa edilmesi gereken bir kavramdır. İşin edebî ve kültürel boyutu ise daha çok arka planlarıyla ele alınması gereken önemli bir nokta. “Edebiyat”, malzemesi “dil”e daya-nan bir müessese. Hal böyle olunca, “Türk Dünyası Edebiyatları” kavramı da Türk dili ile yaratılan edebiyatlardır, diyebiliriz.

Yağmur:Türk Dili ve Edebiyatının Türk Dünyası ülkelerine ne tür katkıları olabilir?

Ali Akar: Edebiyatı yalnızca güzel sanatların bir dalı olarak görmemek lazımdır. Edebiyat, dilin taşınmasında, yayılmasında adeta aort damarı görevi üstlenir. Edebî gelişmişlik, aynı zamanda medeni gelişmişlik demektir. Edebiyatı zengin milletler dünya uygarlığına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Türkiye’deki Türk edebiyatının gelişmesi, Türk dünyasındaki kültürel birliğin ve ilerlemenin örneği sayılacaktır. Türk ülkeleri arasında ilişkilerimiz istenilen düzeyde olmamasına rağmen, biliyoruz ki onlar birçok bakımdan Türkiye’yi örnek almaktalar. Bu sebepledir ki Türkiye’deki edebî gelişmişlik, Türk dünyasında geniş yankılar ve etkiler uyandıracaktır.

Yağmur: Türk dünyası günümüz edebiyatları birbirinden ne kadar haberdardır? Bu haberdarlığın o ülkenin kültür ve edebiyatına ne gibi katkıları olabilir? Bu konuda neler yapılabilir?

Ali Akar: Moda deyimle “küreselleşen” dünyada “haberdar”lık kavramı eskidi. Fakat, Türkiye’de kültür ve sanata yön veren çevreler öteden beri Türk dünyasına kulaklarını tıkamışlar, âdeta yok saymışlar; bu kavramdan söz edenleri de malum yaftalarda etiketlendirmişlerdir. Hal böyle olunca, Türkiye Türklerinin bırakınız Türk dünyası edebiyatını, Türk dünyasından “haberdar” olması da Sovyetlerin çökmesiyle mümkün olabilmiştir. Türk dünyası edebiyatı ile ilişkilerimiz de Batı kanalıyla olmuştur. Örneğin Türk okurunun Cengiz Aytmatov’la tanışması, Aytmatov’un eserlerinin Batı dillerine çevrilmesinden sonra olmuştur. (Bereket, Louis Aragon, Aymatov’un “Cemile”sine “dünyanın en güzel aşk öyküsü” dedi de, Aytmatov serisi Türkçeye Fransız’dan çevrilmeye başlandı). Hal böyle olunca, Türk dünyasının edebî bakımdan birbirinden haberdar olmasını bırakın, birbirine âdeta sağır olmuştur. Yüzyılın başında İsmail Gaspıralı ve Ceditçilerin başlattığı “dilde, işte, fikirde birlik” harekatı bugünkünden çok daha ileri ve heyecan vericiydi. Düşününüz bir gazete, İstanbul’da, Kazan’da ve Taşkent’te basılıyor. Çin’den Balkanlara kadar Türkçe konuşan insanlar, radyonun, televizyonun, telefonun olmadığı, internetin hayal bile edilemediği bir devirde haberleşiyorlar.
Bunun için öncelikle şunlar yapılmalıdır:

a)Her Türk Cumhuriyetinin eğitim kurumlarında ortak Türk edebiyatı ve tarihi okutulmalı, bunun için ortak müfredatlar hazırlanmalıdır.

b)Her düzeyde sözlükler ve gramer kurallarını, lehçeler arasındaki benzerlik ve farklılıkları gösteren kılavuz kitaplar hazırlanmalıdır. Böylece, Türk lehçelerin ayrı birer “dil” değil, fonetik farklılıkları olan lehçeler ve şiveler olduğu anlaşılacaktır.

c)Edebî aktarmalar yapılmalıdır. Ortak şiir ve sanat günleri düzenlenerek yazar ve şairlerin birbirlerini tanımaları, birbirlerinin eserlerinden, çalışmalarından haberdar olmaları sağlanmalıdır.

d)Ortak edebiyat dergileri çıkarılmalıdır. İstanbul’da basılan bir derginin Bakü’de, Astana’da, Taşkent’te de satılması, okunması sağlanmalı, dergi ve gazeteler oralarda da bürolar açmalıdır.
Fakat, her şeyden önce buna inanmak, bunun heyecanını duymak lazım.


Yağmur:Ahmed Yesevî’de Ali Şîr Nevâî’ye ve Cengiz Aytmatov’a Türk dünyası edebiyatlarının etkileşimi hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Ali Akar: Ortak Türk edebiyatının öncü simaları vardır. Yesevi, Nevai, Mahdumgulu, Abay, Çolpan, Avezov, Aytmatov, Şehriyar... Bu şahsiyetler etrafında bir ortaklık oluşturulabilir. Dikkat edilirse, bunlar, gerek eserlerindeki edebî üstünlükle, gerekse dili işleme yetenekleriyle yalnızca bir bölgenin değil, bütün Türk dünyasının, Türkçe coğrafyasının kalemleri olmuşlardır. Bu yazar ve şairlerin hareketlendirici güçlerinden yararlanarak yeni kalemler yaratmalı, dili ve edebiyatı “bir-lik” potasında yeni noktalara taşımalıyız. Unutulmamalıdır dil ve edebiyatta birlik olmadan diğer birliklerin temeli sağlam olmaz. Bu birlik, Bakü-Ceyhan boru hattından çok daha önemlidir.


Yard. Doç. Dr. Hüseyin ÖZCAN

Yağmur:Türk Dili ve Edebiyatının Türk Dünyası Ülkelerine ne tür katkıları olabilir?

Hüseyin Özcan: Türk Dili ve Edebiyatı Türk Dünyası ülkeleri için en pratik ve temelleri en eski zamanlara dayalı güçlü bir payda olarak önemli fonksiyonlar sağlayabilir. Bu grup içindeki top-lulukların duygu ve düşünceleri, olaylar karşısındaki tavırları vb. birçok aynı özel dünyanın insanı olmaktan kaynaklanan ortak bakış açıları bu topluluk insanlarını birbirine yaklaştırıcı vesileler içerir. Özellikle dil başlı başına güçlü bir ortaklıktır. Geçtiğimiz yıl yapılan Türk dünyası zirve top-lantısında Türkî Cumhuriyete mensup ülke liderlerinin anlaşma dii olarak Ruşçayı kullanmaları dü-şündürücüdür. Özellikle ortak anlaşılır dilin güçlendirilmesi ve nesillere teşvik edilmesi gerekir. Bununla birlikte aşama aşama ortak alfabe kullanımına geçilmesi de bir gerekliliktir. Edebî eserler toplumları birbirine yaklaştıracak fonksiyona sahiptir. İnsanları ve yazarları etkileyerek kişilerin birbirine olan bağlarını güçlendirir. Edebî eserlerde işlenilen ortak temalar, edebiyatın başlangı-cındaki birliktelik ve ortak ilham edebî eserlerde kullanılan mitolojik unsurlar aynı dünyanın insanı oluşuluşuna dikkat çeker. Bütün bu ortaklıkların güçlendirilmesi kültür, sanat ve siyasetten eko-nomiye geçerek güç birliği yapma ve emeklerinin daha da değerlendirilmesini sağlaması açısından önemlidir. Gelinecek bu noktaya Türk Dili ve Edebiyatının ciddi katkıları olacağı açık bir gerçektir.

Yağmur: Türk dünyası ortak edebiyatı bütün Türk dünyasında ortak bir program çerçevesinde verilebiliyor mu?

Hüseyin Özcan: Bu edebiyatın sistemli bir şekilde verilmediğini düşünüyorum. Türk Dünyasını oluşturan ülkeler arasındaki az da olsa var olan sıkıntılar böyle bir programın oluşmasını engellemektedir. Bunun bir hükümet politikası gibi düşünülmemesi gerekir. Tarih önünde sorumluluğu olan ciddi bir proje gibi bakılmalıdır. Mevcut ülkeler içinde Türkiye’nin bu konuda öncü rolü oynaması ve diğer ülkelere bu anlamda yardımcı olması zaruridir. Kültür Bakanlığının böyle bir projeyi yürütebileceğini sanıyorum. Ayrıca ortak edebiyatı ait eserlerin yeterine basılıp gerekiyorsa sadeleştirilip açıklamaları ile birlikte basılıp tüm Türk dünyası ülke kütüphanelerine gönderilmesi gerekir. Yapılacak protokollerle ortak edebiyatın Türk Dünyasını oluşturan ülkelerin lise ve üniversitelerinde detaylı bir şekilde öğretilmesi sağlanmalıdır. Bunun için ülkeler üniversitelerindeki öğretim elemanlarını farklı ülkelere göndererek öğretim elemanı değişimi programını uygulayabilir vb. yollarla bunu yaygınlaştırılabilirler. Bugün dünya ülkeleri birçok anlamda küreselleşme rüzgârına yelken açmışken Avrupa birliği şemsiyesi altında ülkeler ortaklıklarının altını çizerek sınırları kaldırıp ortak para kullanmaya başlamışken Türk dünyasının da bu anlamda kendi içinde bir küreselleşme yaşaması zaruridir. Edebî eserler bu açıdan etkili ve önemli bir rol oynayabilirler. İlgililer edebiyatın bu gücünü ve önemini göz ardı etmemelidirler.

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980440 Ziyaretçi