TANRI DAĞLARI'NDAN KOPAN ÇIĞ-LÜTFİ ŞEHSUVAROĞLU-www.fikirdebirlik.com

 

Dr. Lütfi ŞEHSUVAROĞLU

 

 

 

 

Cengiz Aytmatov, iki Cengiz'den biri. Varlık Yayınları, Cengiz Dağcı ve Cengiz Aytmatov'un eserlerini basıp Türk okuyucusuna ulaştırdığından itibaren Türkiye dışında büyük romancılarımızın varlığından haberdar olmuş ve çıkacak olan eserlerini takibe başlamıştık. Orta mektep çağındaydık ve daha o yıllarda bir “dış Türkler” meselesi gündemimizi teşkil etmeye, düşünce ufuklarımızı genişletmeye, dimağımızı, idrakimizi/beynimizi meşgul etmeye başlamıştı.

Toprak Ana ve O Topraklar Bizimdi

Vatan şairi Namık Kemal, hürriyet kavramı ile vatan kavramını nasıl birbirinin mütemmimi yaptıysa bizde de bin yıldan bu yana hiçbir vakit bağımsızlığını yitirmemiş bir ülkenin çocukları olarak hep dış Türklerin mevzularına bakış açımızda birazcık ketumiyet çerçevemiz olduğunu kabul etmelisiniz. Toprak ve vatan.

Her ne kadar "yabancı" olsalar da, iki Cengiz'in de "toprak"ları ile bizim topraklarımız arasında tarihi bağlar vardı. Devlet, aile, baba, babanın yitirilişi, iş, emek, hürriyet ilahare bütün bunlarda farklı bir atmosfer gözleniyordu. Belli ki, iki asırlık Rus ve 1917’den beri de Sovyet etkisi inkâr edilemeyecek düzeyde izler bırakmışh. Yahut da eski çağlardan bu yana gerçekten ihmal ettiğimiz başkaca Türk dünyaları söz konusuydu. Ama işte yine de kökler, dallar ve yapraklar, üzerindeki hatlar itibariyle bir ağacın genetiği ne kadar değişebilir, başkalaşabilirdi ki?.

İki Cengiz, gençliğimizin ilk dış Türkler çerçevesini üstelik de estetik olarak örgülerken siyasi bilinç de onların izlerini sürerek bize bir mücadele trafiği meydana getirdi.

Artık Türkiyenin bir "dış Türkler meselesi" ve bu yolda yapılması gereken çok iş, üzerine gidilmesi gereken çok problem vardı.

Yazarlığa başladıkları yıllarda doğmuştum ve yaşadıkları 60'lı, 70'li, 80'li ve 90'lı yılları farklı cephelerden yaşamıştım. Sonunda ikisiyle de Avrasya Yazarlar Birliği'nde buluşmuştuk. Cengiz Dağcı'ya Allah uzun ömürler versin. Ama Cengiz Aytmatov'u gerçekten çok erken kaybettik.

Vakitsiz gidenler bizden bir şeyler götürürler

Cengiz Aytmatov, davetli olduğu Kazan'da rahatsızlandı ve tedavi içirı götürüldüğü Nürnberg'de vefat etti. 1928'de Kırgızistan'ın Şeker köyünde dünyaya gelen Aytmatov, Aralık ayında yapacağımız 80. yaş toyunu bize yaşatmadan aramızdan ayrıldı. 80 yaşına gelmiş olsa bile Kırgızistan Devlet Başkanının da dediği gibi; "Aytmatov vakitsiz öldü". Daha yapacak çok şeyi, yazacak çok kitabı vardı.

Önce büyük bir romancı, sonra bir öğretmen, bir millet öğretmeni, düşünce adamı, diplomat ve yönetici olarak dolu dolu yaşadığı ömür ona yetmediği gibi bize hiç yetmedi. Bizim için yaşaması gereken ömür vardı. Keşke ömrümüzden ona vermek mümkün olsaydı.

Kırgız Edebiyatının en büyük yazıcısı Aytmatov Kırgız ve Türk destanlarından en uzunu ve bugüne kadar her devirde "hayatın içinde" olabileni Manas'tan sonra da çok büyük eserlere imza atmış; aynı zamanda ondan devşirdiği kavramları da çağdaşlaştırıp geliştirmiş dev bir kalemdir. Eserleri 150 kadar dile çevrilmiş ünlü bir romancı. O, çağdaş Dünya edebiyatının de en önemli yazarları arasındadır. Cemile adlı kısa roman veya uzun hikayesirıden son romanı Nişanlı'ya kadar hep çağdaş mevzulara değinmiş ve çağdaş bir sorumluluk, üslup, söylem tutturmuştur. Ama o ne kadar çağdaş bir kalemse bir o kadar Şeker Köyünün orada yaşatılan kültürün, köy hayatının, tarım toplumunun, şifahi kültürün, efsanelerin, ruhların, mitlerin, inançların, türkülerin, geleneklerin sözcüsüdür. Romanlarında destanlar çağdaş formlarıyla yepyeni değerler, ölçüler, konular olarak karşımıza çıkar. Türküler onun romanlarında insana yaşama iradesi veren özellikleriyle biteviye yenilenirler"

Toprağının Sesi

Dokuz on yaşlarına kadar okumuş yazmış bir anne ve baba sayesinde iyi bir eğitim alan Cengiz Aytmatov, 1937’de yaşanan Stalin'in temizlik harekatı ile babasını kaybeder. Yitip giden baba karakteri, artık handiyse şu veya bu kimlikle bütün romanlarına yansıyacaktır. Babasının kemiklerine 1990'da kavuşur. Aytmatov, babasına ve onurıla birlikte katledilen 130'u aşkın Kırgız ataya anıt bir mezar yaptırılmasında ön ayak olur. Şimdi babasının mezarının yanına gömnülecektir Aytmatov... Ebedı bir istirahatgâhta koyun koyuna... Bu Stalin zulmünden alınan bir intikamdır. Aytmatov sadece eserleriyle intikam almamış, ölümüyle de tiranlara mağlubiyet tattırmıştır.

Daha küçük yaşta yazar olmayı kafaya koymuş olan Aytmatov, çok okumuş, kendini iyi hazırlamış ve ilk edebi denemelerini ortaya koymaya Moskova'daki eğitimi sırasında başlamıştır" Tarım Teknik Okulunu bitiren, sonra Veterinerlik okuyan Aytmatov, bizim edebiyatımızın ziraatçı şair ve yazarları gibi toprağının dilini aramaya, yaşatmaya başlar.

Aslında bizim de bir tarımcı ve edebiyatçı olarak Aytmatov'a olan yakın ilgimiz Mehmet Akif’e ve Ziya Gökalp'e olan ilgimizle böylece paralellik arzeder.

İlk eserini 1952 yılında Pravda'da yayınlatır: Gazeteci Cyuda.

Sovyetler Birliği döneminde imparatorluk sınırları içindeki kabiliyetli gençlerin yetişmeleri için önemli bir merkez olan Gorki Edebiyat Enstitüsü, Aytmatov'un kaleminin gelişmesinde de müsbet tesir icra etmiştir. Bu inkâr edilemez.

1956-1958 yılları arasında bu Enstitüde yazarlığını ilerleten Aytmatov, bu yılların semeresini Cemile ile ortaya koydu. Bu hikâye o kadar beğenildi ki, ünü Avrupa'ya taştı. Fransız münekkid Aragon onu en büyük aşk hikayesi olarak alkışladı.

Cemile, kocasını yitirmiş bir kadın ve kayınbiraderi Seyit'in gözünden anlatılan bir kahraman. Seyit de Cemile'ye harran ve fakat Danyar ile Cemile arasında ne var? Büyük bir aşk hikâyesi ile başlayan yazarlığında aşkın ardında derin bir ayrılık ve derin bir hesaplaşma var.

Önceki hikayesinde (Yüzyüze) devlet otoritesi ile aile hayatı arasındaki çelişki bu hesaplaşmanın ilk adımları olarak işaret edilmelidir. Sonra Evlada Gülsarı ve Toprak Ana...

Bunlar da roman sayılabilecek uzun hikayeler.

Gülsarı zincire vurulmuş ve özgürlüğü remzeden bir at. "Kopar zincirlerini Gülsarı" dedirtir bize. Toprak Ana ekmek ve iş için ölümsüzlük biçer. Eğer sosyalist bir edebiyat varsa; bunun şiirdeki örneği Akif'in Hasta şiiri, Aytmatov'un ise Toprak Ana'sıdır.

Sosyalizmin temsilcisi olduğunu zanneden komünist Devlet, Toprak Ana'daki sosyalist söyleme bigane kalmaz. Ne ki, yazarın derin hesaplaşmasındaki şuuru fark edememiştir.

1963 yılına geldiğimizde artık Aytmatov "Steplerden ve Dağlardan Hikayeler" adlı kitabıyla Lenin Edebiyat Ödülüne layık görülecektİr. 1968'de Sovyet Devlet Edebiyat Ödülü de kazanan Aytmatov'un artık romancılığında yeni dönemlerin kapısı aralanacaktır. Bu dönemlerden ilki 1970-1980 arası dönemdir, ikincisi 1980-1990 arası dönem, üçüncüsü de 1990'dan günümüze kadar olan dönem.. "

Estetize Edilen İntikam

1970'lere kadar Gorki Enstitüsünde yetişen ama Şeker köyünden kopmayan Kırgız kültürünü damarlarında hisseden Aytmatov, rejimle barışık eserler vermesine; ama gerçekten sosyalizme, emeğe, işe, toprağa, üretime inancı ve saygısı olması nedeniyle Sovyetler Birliği’nin çetin meselelerini kolay bir üslupla ve içselleştirerek, benimseyerek, yaşayarak aktarmasına rağmen, derinden derine devlet, aile, yuvadan kopmuş-koparılmış ata, üretimdeki zorluklar, emek, çoban, dürüstlük, aşk, Issık Göldeki gemi, gemide uzaklaşan baba, boynuzlu Maral Ana vs. mazmunlarıyla öz intikamını estetik bir kurguyla büyütür. Henüz babasını katleden sistemin bu büyüyen gelişen estetik intikam hissinden haberi yoktur.

1980'ler artık 1970'lerden daha rahat kalem oynatılan dönemdir ve "mankurt" kavramını Türk ve Dünya edebiyatlanna kazandıran "Gün Uzar Yüzyıl Olur (Gün Olur Asra Bedel)" yayınlanır. Aslında Manas'ta bile geçen bu kavramdan bugüne kadar habersizdir. Aytmatov'un bu kavramı siyaset biliminde de sıklıkla işlenmeye başlar. Artık ne zaman "mankurt" olabileceğimizi biliyoruzdur. Yoksa hâlâ mı bilmiyoruz?

1990'larda artık teşhis yanında bir de tedavi yöntemi ortaya çıkar. Tedavi tarihte ne ise odur aslında... Destanlar, tarihimiz, karakterlerimiz, ruhaniyatımız, medeniyetimiz devşirilir, ibda edilir.

Cengiz Hana Küsen Bulut bu yıllarda yayınlanır. 1990'da yayınlanan bir başka eser "Beyaz Yağmur ve Yıldınm Sesli Manasçı"dır. Hanlar, ne zaman halka sırtını döner o zaman bulut da ona küser. Artık bir siyaset felsefecisidir de Aytmatov. Eserleri yarıında arkadaşı Muhtar Şahanov (Kazak şairi) ile birlikte BM nezdinde de girişimlerde bulunur.

1978'de Sosyalist İşçi Kahramanı ilan edilen, 1983'de ikinci kez Sovyet Devlet Ödülünü hak eden Aytmatov, bütün Sovyet coğrafyasında değil, Türkiye'de ve Avrupa'da da meşhur bir romancıdır. Kırgızistan'ın bağımsızlığı sonra- sında da büyükelçi olarak hizmetlerde bulunmuş; Kırgızların sesini dünyaya duyurmuştur. Fakat o hep evrensel bir yazardır. Kozmopolit değil evrensel bir yazar. Evrensele millî olmadan gidilemeyeceğini bilen bir yazar...

Saharov'la birlikte tiranlara karşı mücadele bayrağını açması da ilginçtir. Zaten iki eski dost ortak kitap da yazmışlardır.

Ortak dil ve edebiyat bedefi

Çocukluğumun iki yabancı Türk'ünü okuyup anlamak ve Türkiye dışındaki Türklerin meselesine olan ilgimi edebiyat ve onun konuları, mazmunlan açısından da büyütmerıin gerekliliği üzerine kafa yormak, şimdi Aytmatov'suz devam edecek.

İki Cengiz'i de daha çocukluk yıllarımızda bize kazandıran Varlık Yayınları'nı şükranla anmalıyız.

Anadolu'muz dışında yaşarıarı olaylar, dramlar, konular... bize yabancı gibiler başta... ama biz de bize yabarıcı değil miydik? Bize ait konular bizim bildiklerimizden mi ibaretti? Hiç esaret altına girmemiş, devletini hiç kaybetmemiş Anadolu dışında devleti olmayan Türklerin hikayeleri, dramları, meseleleri daha başkaydı da bizim bundarı nasıl haberimiz olamazdı? Biri sürgün hayat, diğeri dağılmış aile ve giden babalar... Baba, ya 2. Dünya Savaşı’na katılmış ve kendi milleti ile alakalı olmayan cephelerde savaşmış ve bizim anladığımız bir vatarı değil bir Sovyet vatanını savunmakta; sonra da kim bilir hangi Gulak'ta unutulmaya bırakılır. Hangi mesele için baba, kahraman baba, 2. Dünya Savaşı gazisi baba bir anda ortadan kaybolmuştur? Kırım'dan sürülenler niçin sürülmüştür? Devlet memuru bir baba niçin ailesinden koparılmış, öldürülmüştür? Nedir o mesele?

İşte o meselenin vurduğu çocuklar dramlarını yazarken çok daha derin masmunlara sığınmak zorundaydılar.

Avrasya Yazarlar Birliği her iki Cengiz Ata ile temasa geçti ve ikisini de bünyesinde topladı. Elazığ'da adına bir park açılan Aytmatov, Türk Dünyasının ve Edebiyatının birliği için uğraşmayı bundan sonraki yaşaması için temel gaye edinmişti. Alfabe birliğinin yanında ortak bir dil ve edebiyat geliştirmek için aslolanın eser vermek gerektiği fikri şimdi bütün Türk coğrafyasında paylaşılan bir fikirdir.. Şimdi AYB (Avrasya Yazarlar Birliği) bu amaçla Türk edebiyatları arasında aktarmalar yapmakta ve ortak edebiyat geliştirme için yarışmalar düzenlemekte; ortak bir edebiyat dergisi (Kardeş Kalemler) çıkarmaktadır.

Bu toprağın sesi olabilmek, toprağın sesine kulak vermek tarım ve edebiyat arasındaki ünsiyeti daha da estetize etmek için türkülerimizi, destanlarımızı, bütün ruhaniyetimizi ve medeniyetimizi yeniden idrak etmek, diriltmek için uğraş veren üç sahada da meslekdaşım olan aziz üstad Cengiz Aytmatov'u rahmet ve minnetle anıyor; 80.yaşını kutluyorum.

___________________

(*) Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin Temmuz-2008 sayılı nüshasında yayınlanmıştır.
  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980736 Ziyaretçi