SÜYÜNBAY ERALİYEV-HÜSEYİN ÖZBAY



KIRGIZ ŞİİRİ VE SÜYÜNBAY ERALİYEV



HÜSEYİN ÖZBAY

16.06.2008

Oşol tilde ulu Manas söylögön

Bu til menen cazam okuym üyrönöm



Rahmetli Cemil Meriç, Fransız edebiyatını anlamak için birçok Fransız yazarını okumak yerine sadece Balzac’ı iyi okumanın daha yararlı olduğunu hem beyanıyla hem de Fransız edebiyatına olan derin hâkimiyetiyle bize göstermiştir. Bence Kırgız şiirini iyi anlamak için de Süyünbay Eraliyev temel alınmalıdır. Çünkü Eraliyev 20. yüzyıl Kırgız şiirini bütün yönleriyle temsil etmiştir ve etmektedir. Yani o temsili bir şairdir. Sembol ve marka değeri yüksektir. Kırgız edebi dilinin oluşmaya başladığı yılların içinde (1921) doğmuş ve hemen ikinci nesilde yazan şairler arasında bu gün hala devam eden yerini almıştır. Represiya dönemini atlatması ve ikinci dünya savaşına katılmış olup yaralanması ve olgunluk eserlerini Stalin sonrası dönemde vermesi, Aali Tokombayev gibi bir kraldan fazla kralcı, rejimden fazla rejimci bir Molla Kasım’ın elinden kurtularak yol alması gerçekten de hem Kırgız şiiri hem de Türk dünyası şiiri için bir şans olmuştur. ( Kasım Tınıstanov, Sıdık Karaçev gibi yazar ve şairlerin öldürülmelerine karşı Süyünbay Eraliyev, gençliğinden ve savaşa katılmasından, A. Osmonov ise sürekli verem hastalığıyla boğuşmasından dolayı kurtulmuşlardır. Yoksa Aali Tokombayev onlarla da az uğraşmamıştır )



Bugün Kırgızistan’ın güzel başkenti Bişkek’te eşiyle birlikte mütevazı ve örnek bir hayat sürdüren Süyünbay Eraliyev’i Türkiye’de tanıtmak benim için hem bir görev hem de bir şereftir.



Kırgız şiiri başta Manas olmak üzere çok güçlü bir şifahi (oogzagi) edebiyatın ve kültürün üzerinde inşa olunmakla şanslıdır. Bu şansın iyi kullanılıp iyi kullanılmadığına dair tabii ki edebî analizler yapılabilir. (İlk yazılı örnekleri veren şairler hakkında Salican Cigitov’un isabetli analizleri dikkate alınmalıdır) Bazen çok yüksek bir sözel edebiyatın üzerine aynı derecede paralel bir yazılı edebiyatı koymak zordur. Sözel edebiyatın en güçlü kaynaklarından biri olan türküler üzerine türkü, yine bu alanın en güçlü ve içli örneklerinden biri olan ağıtlar üzerine bir ağıt yazmaya benzer bu. Anonim türkü ve ağıt ayarında güçlü şiir yazmak çok zordur. Duyguların kendiliğinden etkileyici bir olayla ortaya çıkması ve tarihi süreç içinde rafine hale gelmesi bu türlerin gücünü gösterir. Hele hele Manas destanının büyük etkisini canlı olarak yaşayan ve yaşatan bir toplumda edebî dil henüz kurulma aşamasındayken büyük şiirin doğması zordur. Böyle bir Kırgız edebiyatının prestij ve moral olarak da içten içe güçlü Rus dili, edebiyatı ve şiiriyle boy ölçüşmek sorumluluğunda olması gerektiğini de unutmamak gerekir. Sovyetler Birliği kuruluş aşamasında sancılı ve şaşkındır. Ne var ki gittikçe güçlenen, otokratik ve bürokratik bir ideolojik imparatorluğa doğru gitmektedir. 1937–38 sürgün, vurgun ve kırgın yıllarından sonra bütün Sovyetler Birliğinde yaşanan savaş korkusu ve yenilme tehlikesi Batının ve bilhassa Amerikanın Almanları durdurmasıyla şanslı bir şekilde bitmiştir. Milyonlarca insan kaybına rağmen bu savaş Sovyetler Birliği için şanslı bitmiş, bu ülke süper bir güç olmuştur. Böyle bir gücün kendisine bağlı minimal ülkeler için sadece siyasî bir otorite olarak değil aynı zamanda dil, sanat ve kültür bakımından da etkili olmaması imkânsızdır. Bu etki ikinci dünya savaşından sonra o kadar güçlüdür ki artık sistem övgüsü kısmen Rus övgüsüne dönüşmüştür. Özbekistan’ın milli marşından Rus’un büyük ağabeyliği övülür. Hikâyelerde, romanlarda Rus bir kurtarıcı kahraman olarak işlenir. Stalin tanrılaştırılır. Öyle bir savaş sonrası imajı samimi ya da gayri samimi olarak böyle bir övgü edebiyatını doğurmuştur. Kırgız Edebi dilinin ilk büyük şairi olan ve genç yaştaki talihsiz ölümünün de etkisiyle Kırgızlar arasında çok sevilen ve vatanı için “Süyöm seni süygöndügüm süttön ak/ Seni süygön tagdırıma ıraxmat/ Ölgöndö da senin tattu cıtıngdı/ Catkım kelet kökürökke kuçaktap” diyebilen lirik romantik şair Aalikul Osmanov bile “Ey Rossiya bir boor enem/ Men öndü too kuşuna koynun kenen/ Çın sözdü tura aytuuda taymana albaym/ Biz elbiz, biz kişibiz, seni menen demiştir.



Böyle baskın bir sosyal ve kültürel akımda tarihin en önemli olayları cereyan ederken henüz 1920’lerde yeni bir yazı diline sahip olan Kırgızlar’ın kısa bir süre sonra Kasım Tınıstanov, Sıdık Karaçev, Aalikul Osmanov, Süyünbay Eraliyev, C. Turusbekov, Mukay Elebayev, Ümötaliyev gibi güçlü şairleri yetiştirmeleri dikkat çekicidir. 13. yüzyılda henüz yeni bir yazı diline kavuşmuş olan Batı Türklüğü’nün hemen Yunus Emre gibi dahi bir şairi yetiştirmiş olmasına benziyor bu. Sovyetin ilk dönemini çocukluk, ikinci dönemini gençlik, Stalin sonrası dönemini olgunluk ve bağımsız Kırgızistan dönemini aksakal olarak gören Eraliyev, yaşayan ve daima kalem oynatan bu büyük yazar tabii ki Kırgız şiirini temessül mevkindedir. A.Osmonov’la birlikte bu iki büyük şairin bin yıldan beri Kırgızca söyleyen ama yazmayan bir soyun temsilcileri olduğunu unutursak değerlendirmemiz noksan kalır. Moskova’nın otoritesine ve müdahale edilmedik alanın kalmamasına rağmen Kırgız şiirinin şansı Kırgızca ile yazılmış olmasıdır. Üniveresitelerde, devlet dairelerinde, aydınlar kesiminde hatta hemen her yerde büyük oranda kullanılan Rusça’nın şiirde kullanılmamasına dikkat çekmek istiyorum. Sadece Kırgız edebiyatında değil diğer soydaş edebiyatlarında da durum aynıdır. Kanaatimce bu durum şiirin özelliğinden kaynaklanır. Şiir özel ve hassas bir dilidir. Bir milletin genetik şifresi gibidir. Bu türün dili, adeta imbikten geçmiştir ve büyük bir geleneğin üzerine inşa olunmuştur. Elbette Aytmatov dışında başta Kasım Tınıstanov olmak üzere, birçok Kırgız nesir yazarı da edebî dil olarak Kırgızca’yı kullanmıştır. Bu takdir edilmesi gereken bir süreçtir. Bu konuda şu tespitte yanılmam her halde. Diğer soydaş ülkelerinde olduğu gibi Kırgızistan’da da iletişim ve bilim dili Rusça olmakla birlikte edebiyat dili büyük oranda millîdir.



Rahmetli Hocamız, büyük insan Salican Cigitov, hem bireysel hem de sosyal olarak bir şiirin ve edebiyatın gelişmesini “tohum metaforuyla” izah eder. Şiir bir yazarın ya da bir toplumun içine atılmış tohum gibidir. Tarlaya atılmış tohumun uç verip yeşermesi, güllenmesi ve meyve vermesi nasıl belirli sebep ve şartların sonucuysa şiir de böyledir. Yirminci yıllarda ilk toprağın üstüne çıkıp yeşeren ve kısa bir müddet sonra meyveye duran Kırgız yazılı şiiri tarihi, siyasi ve sosyal şartların ve süreçlerin bir sonucudur. Cigitov’un bu süreçte Süyünbay Eraliev için söylediklerini onunla aynı zamanı ve edebî kaderi yaşayan diğer yazarlar için de düşünmek mümkündür. Cigitov’a göre Eraliev doğuştan şair olarak dünyaya gelmiştir. Milletin zengin şiir geleneği üzerine oturmuştur. Eraliev kullandığı ince, rafine dili sadece mekteplerde okuyarak ya da kitaplardan öğrenemez. Onun dili geleneksel söyleyişle kitap dilinin bir sentezidir. Ama S. Eraliyev, edebi Kırgız dilinin teşekkül aşamasından önce yaşasaydı birçok benzeri gibi saz çalan ve söz söyleyen bir folklorist şair olurdu. (Süyünbay Eraliyev, Tandangan Çıgarmalar 1, Frunze 1981)



İşte devrin, sürecin etkisi ve edebi kader budur. Kırgız edebî dilinin formalaşmasına yakın bir dönemde yetişip ilk harcı atanlar arasında ismi unutulmayacak kişiler: Moldo Niyaz, Moldo Kılıç, Togolok Moldo ve Toktogul’dur. Rahmetli Cigitov, bu şairleri siyasî propagandanın yükseltip teklin ettiğine inanır. Bunca şöhretlerinin edebi başarılarından ziyade Sovyet Sisteminin ideolojik tutumundan kaynaklandığına dair eleştiriyel görüş, diğer Türk soydaşlarımızın edebiyatlarında da görülmektedir. Kazak edebiyatında Cambıl, Özbek Edebiyatı’nda Hakimzade Niyazi buna örnek olarak gösterilebilir.



Eğitime önem verilmesi ve yeni tarz okulların kurulmasıyla (özellikle Yerli Okullar ve Rus Tuzem okulları) yetişen yeni bir nesil 20.yüzyılın başlarında “Zamana” adı verilen bir heyecanlı akım yarattılar. Motivasyonları daha çok cahillikle mücadele ve sosyal problemler oldu. Bir nevi cedidcilik olarak da yüz gösteren bu hareket sosyalizmin Çarlığa, esarete, cahilliğe ve açlığa karşı başlattığı büyük ideolojik hareketle renk değiştirdi. Bu dönemde gerek irticali-şifahi, gerekse yazılı olarak gördüğümüz örnekler, daha çok Devrimi, Lenin’i ve Komunist Partisini öven propaganda şiirleridir. Toktogul Satılganov, Togolok Moldo, Barpı, Moldo Kılıç, Aldaş Moldo, İsak Şaybekov, Osmonaalı Sıdık Uulu gibi isimleri bunlar arasında sayabiliriz. Bu temsilcilerin genel olarak anlayışlarını göstermek bakımından; Toktogul Saatılganov’un “Kanday Ayal Tuudu Eken Lenindey Uulu” ve “Caşagın Kengeş Ökmöt; Barpı Alıkulov’un, “Irımdın Atı Oktyabr”, “Lenin Ata”, “Erkindik Kedeylerge”, Togolok Moldo’nun “Nasıykat” ve “Erkindik”, İsak Şaybekov’un “Bolişevikter Partiyasında (1919-Kömekte çıkan ilik Kırgızca şiir) şiirleri örnek verilebilir.



1926 yılında Özerk Kırgızistan Cumhuriyeti kurulunca edebî vasıtalarla birlikte edebî faaliyetler de hızlandı. 1924 yılında Erkin Too (Şimdiki Kırgız Tuusu), 1926 yılında Lenincil Caş, Cangı Madaniyat Colunda, Kommunist gibi gazete ve dergiler neşredildi. Kırgızistanda ilk yazılı şiirler de bu organlarda yayımlandı. Aalı Tokombayev’in “Oktyabırdın Kelgen Kezi” Lenin ölünce aynı yazarın “Lenin Tuuralı” şiir kitabı ile 1929’da neşredilen Ayaldar Aynegi, Abdulkasım Cutakayev’in Lenin Koşogu, Üç Door, Cangı Ökmöt, Kırgızistan’da basılan ilk eserlerdendir. Kasım Tınıstanov’un, 1920’lerin başlarında yazdığı Ala Too şiiri ile Cangıl Mırza Poeması henüz Kırgızistan’da matbaa olmadığı için Kazakistan’da basılmıştır. Aynı yazardan “Kasım Irlarının Cıynagı” seçmesi ise 1925 tarihinde Moskova’da basılıp yayınlanmıştır.



Kırgız yazılı edebiyatı ve şiiri kısa bir müddet içinde çok gelişti. Okullu yazarların çoğalması, yeni sistemin bir az daha kurumsallaşması, Rusça yoluyla Rus ve Avrupa şiirinin öğrenilmesi bunda şüphesiz etkili oldu. Öncekilere oranla çok sayıda şiir yazıldı ve hatta şiir kitabı yayımlandı. Rus şiirinin etkisine örnek teşkil etmesi bakımından ilk kuşak şairlerinden Coomart Bökönbayev’in, ünlü Rus şairi Mayakovski hakkında yazdığı uzun şiirden bir bölüm çeviri yazıyla şöyledir:



MAYAKOVSKİ AMERİKA’DA



Köçö körköm,

Carkıragan

Taştarı.

Tütün taptap,

Bulut

Baksan asmandı.

Kök tiregen

Biyik üylör

Zanggırap,

Köz cetpestey

Alıs ketken katmarı…



Eç bilinbeyt

Kayda

Bara catkanı.

Birde

Şanduu,

Birde

Katuu ugulat,

Uzun boylu

Bir kişinini baskanı…

(C.Bökönbayev, Bir Tomduk Çıgarmalar, Frunze 1960)



Bu devirde kendini geliştiren şairlerle, yeni yazmaya başlayan şairleri, bir arada görüyoruz. Kırgız şiirinin büyük şairleri boy ve kalite gösterdiler: Bunlar arasında M. Elebayev’i A. Tokombayev’i, C. Turusbekov’u, C. Bökönbayev’i, T. Şemşiyev’i, A. Osmonov’u, T. Ümötaliyev’i vb. sayabiliriz. Emek, emeğin değeri, emekçiler, Sovyet üretimi genel olarak işlenen temalardır. Bu dönemde de edebiyat Sovyet Sistemini öven bir araç olarak kullanıldı. Adı geçen yazarlar bu sebeple şiir dışında da aşağı yukarı her türe el attılar. Bu durum bizim Tanzimat edebiyatçılığına benzer. Kırgız edebiyatının doğuşu ve ilk cazgıç şairler hakkında ünlü bilim adamı ve edebiyat eleştirmeni Salican Cigitov’un değerlendinmesi şöyledir. “Bizim ilk yazarlarımız hem eğitim açısından hem de yazarlık denilen mesleğe bakış açıları bakımında gereken kıstasların çok uzağında bir çizgide edebî ürünler ortaya çıkarma gayreti içerisine girmişlerdir. Aslında bu kalemler yazarken de; sanat eseri yaratmak, millî edebiyatın temellerini atmak ya da isimlerini ortaya koydukları eserler vasıtasıyla ölümsüzleştirmek gibi ideallerden ziyade, kendilerine yeni bir hayatın başlangıcını veren Sovyet yönetimine hizmet etmek, karanlıkta kalan halkı aydınlatmak, fakirlerin kederi ile kederlenip şarkısını söylemek şeklinde ifade edebileceğimiz ideallerle yola çıkmışlardır.” (S.Cigitov, Adabiyatka Adal Kızmat, nakleden Kemal Göz) Böyle olunca da bir türün istenildiği ölçüde gelişmesi beklenemez. Buna rağmen, güçlü Kırgız şifahi (oozogı) edebiyatının ve şiirinin etkisiyle başarılı ve tema olarak farklı örnekler de görülmeye başlandı. Turusbekov’un “ Enem”, Malikov’un “Capar Menen Şaripa” Temirkul Ümötaliyev’in “Aysulu” adlı poemaları örnek olarak gösterilebilir.



1940’lar Kırgız edebiyatı ve şiiri diğer Sovyet edebiyatları gibi ikinci dünya savaşı, Sovyet vatanseverliği ve enternasyonalizme odaklandı. Savaş korkusu ortak bir dayanışma ruhu sağladı. Kırgız şiirinin en büyükleri arasında sayabileceğimiz birçok yazar cepheye gönderildi. Kırgız şiirinde bir ekol yaratmış olan Aalikul Osmonov, Süyünbay Eraliyev, Temirkan Ümötaliyev, C. Turusbekov, Mukay Elebayev, savaşa katılan şairler arasındaydı. Muhakkak ki savaş insanı, duygularının en uç ve karmaşık noktalarına kadar götürüp getiren bir süreçtir. Açlık, yokluk, propaganda, korku, endişe, hastalık, ölüm, gurbet, hasret, dayanışma vb. temalar bizatihi savaşı yaşayan hatta Eraliyev gibi yaralanan şairlerde büyük etki ve iz bırakmıştır. Hem savaşın bizatihi kendisi ve hem de savaş sonrası dünya, bu devir şiirinin temel motivasyonu oldu. Diğerleri yanında savaş sonrası genç ve yetenekli şairler bu temaları işlediler. Bunlar arasında A. Kılıçev, S. Eraliyev, N. Baytemirov, Ş.Beyşenaliyev gibi şairleri sayabiliriz.



1960 sonrası yeni ve genç şairler arasında; C. Urmatbetov, E. Tursunov, T. Moldobayev, M. Abdılkasımova, C.Turgunbayeva, S. Şatmanov, R. Rıskulov, O. Sultanov, G. Momunova, T. Koşomberdiyev, M. Bularkayeva, K. Taşbayev, C. Mamıt’u sayabiliriz. Bunlar arasında gelecek kuşakları da etkileyecek derecede başarılı olanlar ve iz bırakanlar ise R. Rıskulov, O. Sultanov, T. Koşomberdiyev, M. Abdılkasımova, C. Turgunbayeva ve C. Mamıtov olmuştur. Sovyet sisteminin nisbeten yumuşadığı bu dönemde klasik Lenin, Devrim, Sosyalist gerçekçilik temalarının yanında büyük ölçüde lirik şiire dönüldüğünü, şiirin hem biçim hem de tema bakımından bariz olarak gelişip değiştiğini söyleyebiliriz. Beşeri istekler, peyzaj, felsefi derinlik, gerçekçilikle kurmaca gerçekçilik, köy, kır ve şehir hayatı, kafiyede geleneklik ve serbestlik bu şairlerde görülür. (Kırgız Poeziyasının Antologiyası 1, Giriş, Bişkek, 1999)



1970–80 arası Kırgız edebiyatına yeni bazı şairlerin eklendikleri ve bu edebiyatın kuruluşundan beri yazmaya devam eden şairlerin yeni hayat tarzına doğru edebi eser ürettikleri dönemdir. 90 öncesi Soyetlerin en liberal zamanıdır. T. Samudinov, C. Akmatbekova, A. Ömürkanov, C. Bekniyazov, O. Koçkonov, R. Mukaşeva, R. Karagulova, K. Sabırov, A. Ruskulov ilk şiirlerini bu devirde yazdılar.



1990 sonrası Kırgız şiiri, tabir caizse “fetret devri”ndedir. 1990’da gelen bağımsızlık, hazırlığı yapılmış, gençliği, aydınları, siyasetçileri ve halkı tarafından istenmiş bir hareketin sonucunda gerçekleşmediği için daha çok bir karmaşa ve şaşkınlık yaratmıştır. Devlet tarafından beslenen edebiyat kaynakları kuruyunca edebi üretim de azalmıştır. Özellikle genç yazarlar birliğinde ve üniversite öğrencileri arasında yeni döneme ve dünya gerçekçiliğine uygun temalar yerine sosyal konulara ağırlık veren bir şiir anlayışı zorunlu olarak benimsenmiştir. Sosyal problemler ve ekonomik sıkıntılar böyle bir zarureti ne yazık ki doğurmuştur.



SÜYÜNBAY ERALİYEV: YÜZYILA SIĞMAYAN ADAM



Süyünbay Eraliyev, Kırgız şiirinde yaptığı yeniliklerle de tartışma yaratmış kişidir. Bu yönüyle bizdeki 1.Yeni Hareketinin ve özellikle de Orhan Veli’nin misyonunu taşır. Ak Möör, Col, Atam, Cerim Cana Men, Kosmos Poeması, Ak Cıttar, Ayıl Irları gibi gibi önemli poemaları arasında Cıldızlarga Sayakat ve Zamanga Sayakat bilhassa üzerinde durulması gereken dönüm noktası destansı şiirleridir. Alıkul Osmonov’u üstat bilen Eraliyev, Onun 1950 yılında daha 35 yaşındayken vefat etmesi üzerine Kırgız şiirinde esaslı yenilik yapan şair oldu. Sürekli ölüm düşüncesiyle birlikte yaşayan ve bunun getirdiği bir psikolojiyle içli ve felsefi şiirler yazan Osmonov biçim bakımından yenilik getirmedi. Onun yeniliği daha çok kullanmış olduğu dille lirik felsefi temalarda oldu. Eraliyev’in Osmonov’la ülfetine, Osman Arıcan şöyle temas etmektedir:




Eraliyev’in şiirlerinde Alıkul Osmanov’un tesiri vardır. Zaten Eraliyev Alıkul Osmanov’u üstadı olarak kabul eder. Konuyla ilgili olarak Eraliyev şöyle der: “Yazdığım şiirlerimi hemen Alıkul Osmanov’a gösterirdim. O bunları çok beğenirdi. Böyle yazmaya devam et derdi”.(Arıcan, Osman; Süyühbay Eraliyev’in Lirik Şiirlerinde Kelime Dünyası, Kırgız Türk Manas Üni. Sosyal Bilimler Ens. Basılmamış Yüksek Lisans tezi, Bişkek 2006)



Osman Arıcan, adı geçen çalışmasını yaparken S. Eraliyev’in poetikasını da onun ağzından şöyle aktarmıştır:



“Şairliğinin temellerini iyi atan Eraliyev aynı zamanda Kırgız nazmının yenilikçi şahsiyetlerinin başında gelir. Bu yenilikçilik hem şekil hem içerik anlamındadır. İçerik açısından şairinden birbirinden orijinal temalara sahip poemaları (Cıldızlarga Sayakat, Ak Möör, Kök Suluu, Cañıl Mırza…) vardır. Şekil olarak ise, yenilikçiliği kafiye konusundadır. O dönemlerdeki kafiyeli şiir yazma anlayışını kırmış ve bu sebepten dolayı dönemin önde gelen şairlerinden büyük tepki görmüştür. Bazı şairler ve dönemin önde gelenleri tenkitle yetinmemiş tehdit de etmişler ve parti yönetimine de şikâyet etmişlerdir. Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz şair “Serbest tarzda (kafiyesiz) şiir yazdığım için başta Alı Tokombayev olmak üzere dönemin önde gelen yazar ve şairler beni parti yönetimine şikâyet ettiler. Tehditler de bulundular. Sen, Kırgız nazmını bozuyorsun, halkı aykırı düşüncelere sevk ediyorsun diye olmadık girişimlerde bulundular. Parti temsilcileri geldi, şiirleri incelediler ve son karar olarak beni haklı buldular. Bu haksız saldırılara son verdiler” der. Konuyla ilgili belgeleri arşivlerden bulduğunu söyleyen şair, her zaman yenilik tarafında olduğunu, kendi fikirlerini bu yeni formada yazıya döktüğünü her fırsatta dile getirmektedir.



Süyünbay Eraliyev kafiyeli ve kafiyesiz şiir konusunda şöyle demektedir. “Eğer kafiye şiirinizde ön planda olursa yani şiirin gücünü kafiyeyle vermek isterseniz her zaman sağlam kafiyeyle yola çıkmalı. Eğer serbest tarzda şiir yazacaksanız burada önemli olan kelimelerdir. Vurgu ve düşünce şiirin her tarafına yayılmalıdır. İşte böyle şiirler kelimelerin de iyi seçilmesiyle gerçek anlamda başarılı şiirlerdir” der



Modern bir şiir nasıl olmalıdır? Sorusuna cevap olarak Eraliyev şöyle der: “İlk önce şiir çok güzel olmalı. Daha sonra insanı içine çekmeli. Hatta insanı şaşırtmalı. Hem de çok şaşırtmalı. Karnı aç insanı bile ekmeğe değil kendi sözlerine, şiirin içine çekmeli. Bir düşünce böyle de dile getirilemez! Dedirtmeli. Güzel bir şiir insanda güzel düşünceleri de beraberinde getirir… İşte modern, gerçek şiir gönülde yer edinendir” der.



Gerçek bir şiiri yazmak her zaman zordur. Bazen saatlerce, günlerce bazen yıllarca o şiir üzerinde uğraşmak gerektirir. Belki de sanatın gerçekliği budur. Bu durumla ilgili olarak Eraliyev, bazen bir şiiri bir oturuşta tamamlarım, bazen günlerimi, haftalarımı, aylarımı alır. Bazen de yıllarca uğraştığım olur, der.”



Lira Turdumambetova Cıldızlarga Sayakat şiiriyle ilgili şu tespiti yapıyor. “‘Cıldızlarga Sayakat’ adlı uzun şiirin önemi, yazılış şeklinin özelliği ve içeriğinde yer alan (Sadece Kırgızlara ait değil) bütün insanoğluna ait ebedî konuların varlığıdır. Ayrıca şiir ortaya çıkınca büyük tartışma ve tenkitlere uğramış ve geniş okuyucu çevresine ulaşmasında zorluklar çıkmıştır” (L. Turduumambetova, Süyünbay Eraliyev ‘in Cıldızlarga Sayakat Adlı Uzun Şiiri ve Üzerinde Yapılan Tartışmalar”adlı basılmamış yüksek lisans tezi, Manas Üniversitesi, Bişkek)



Bir bakıma yazılı Kırgız şiirini; biçimi, uzay düşüncesiyle birleştirilen varlık, yokluk, bu dünya, öbür dünya, ölüm gibi felsefi sembolleri ile Cıldızlarga Sayakat’tan Önceki Kırgız şiiri ve Cıldızlarga Sayakat’tan Sonraki Kırgız şiiri olarak da tasnif edebiliriz. Bir kere bu şiirde düzgün kafiye ve vezin kullanılmamış buna karşılık ahenk temin edilmiştir. Adeta biçimin serbestliğiyle birlikte tema da serbest bırakılmış ve kendi içinde bir prozodi sağlanmıştır. Bu şiirdeki duygular çok değişik semboller arkasından başarıyla verilmiştir. Bir anlamda bu şiir başarılı bir mizantropi örneğidir. Çünkü kasavetli dünyadan kaçılabilecek en iyi mekân sonsuz ferahlığı ve özgürlük havasıyla gökkubbe ve yıldızlardır. Yıldızlar hem güzelliğin hem de sihirli bir âlemin etkisini yaratır. İnsanoğlu, düşüncesiyle, duygusuyla, kendisini reddetmeyen bu sihirli güzellik mekânına göç etmek ister, oraya sığınır. Uzay çalışmalarının güzel bir ülkeye göç hevesi ve heyecanından daha çok uzay çatışmasına dönüşmesi, bu konuda büyük hayak kırıklığı hatta karamsarlık yaratmıştır. Hayat yaşanılan yer olmaktan çıkıp öldürülen yere dönüşünce şair de şöyle bir metafor kurgular. Cıldızlarga Sayakat’tan bir bölüm:

...

solmuş ağaçlar

matem tutuyorlar,

başlarını eğerek

bir dalı üzülmüş gibi kendinden.

Bağırıp sular geliyor

Yaş akıp gözlerinden.

.. karardı bütün dünya

güneş nerede?

Bakıyorum güneş yerinde değilmiş.

Mezarlık ağzı gibi apaçık

Sadece simsiyah tek bir delik.

Yer karadır, evler kara, kara kara…

Yıldızsız gece,

Ateşsiz gece v.s.

Kozmonot’un dünyayı perişan görmesi uzay bakışının getirdiği bir açıdır. Eraliyev en çok bu yüzden eleştiri aldı. “Vay sen Sovyet’i beğenmiyorsun” dediler. Sevginin, insanın, sevgilinin ölümü ve dünyanın çökmesi Eraliyev’in yeni bir dünya manzarası yorumudur.

Perişan dünyam yoldan çıkmış

Sevgim ise dönüşmüş harabeye,

Onların yanından geliyorum yalnız

Sesleniyorum

Ah kutsal yer!

Niçin böyle erken ölüyorsun?

Cengiz Aytmatov romanda neyse Eraliyev şiirde odur. Keza yazılı Kırgız şiirinde en beğendiği şair Süyünbay Eraliyev’dir. Onu modern Kırgız şiirinin dünya çapında şairi ve ressamı olarak görür. Eraliyev’in bilhassa poemalarındaki renkli ve ayrıntılı tasvirler onu şiirin ressamı yaptı. Şiirinin hikâyesi, hayatının hikâyesidir. Süyünbay Eraliyev’in lirik şiirlerinde armoni, ritim, duygu, düşünce, çağrışım birleşir. Serbest şiirlerinde de ahenk ve aramoni vazgeçilmez unsurdur. Süyünbay Eraliyev şiirlerinde şahsî duygu ve hayallerine, düşünce ve hatıralarına da geniş yer vermiştir. O aynı zamanda büyük bir duygu ve hayal şairidir. Tecrübeleri benimseyerek hem de kendi başına şiir yolunu araştırmayı amaçladı. “Birinçi Cañırık” 1949 yılında basılmıştır. Bu ilk şiir kitabından sonra “San Toolor”, “Kırgız Canı”, “Ayıl Irları”, “Kıştak Keçteri,” “Düynö”, “Süygongo Kat” adlı eserleri yayımlanmıştır. Ak Cıttar, Suluu, Cangıl Mırza’nın Kereezi, Ak Mör gibi poemaları Kırgız edebiyatının başeserleri arasındadır. Mezgil Vokzalı, Koşoydung Ceri ile birlikte bu şiirler, aşkı, insanı, onun problemlerini, felsefi düşünceleri, tabiatı ve onun türlü reenklerini başarıyla anlatır. Onun derin lirik duyarlılığını, aşağıdaki mısralar ne güzel anlatır.

Biz adamdar

Kelatabız tıvıştardan,

Ündördön,

Kelatabız

Te bayırkı kündördön.

Tamandan tartıp, mına bul

“Manday” attu

Kubattu oylorgo çeyin tınımsız.

Bul kiçine aralıktı biz anda

Ming-mingdegen cıldar boyu basakanbız,,,

(Ak Cıttar’dan, Tandalgan Çıgarmalar )


1964 yılında Ala Too dergisinde yayımlanan ve birçok yabancı dillere tercüme edilen “Cıldızdarga Sayakat” poeması 1964 yılında basılmıştır. Basılır basılmaz olumlu olumsuz tepkiler alamış daha sonraları adeta bir fenomen olmuştur. Tvardovskiy’den çevirdiği, “Vasiliy Terkin” tercümesi diğerleri arasında çok önemli bir çalışmasıdır. Bu eserin tercümesine, aslını aratmayan hatta bazı yönleriyle onu geçen bir paye verilmiştir. S. Eraliyev’in eserlerinin çoğu Rus, Ukrayna, Moldova, Kazak, Özbek, Tacik, İngiliz, Çek ve Polonya dillerinde yayımlandı. Ak-Möör bir poemadır ve Sovyetler birliği çapında aşk konusunda yazılmış en önemli eserler arasındadır. Adeta aşkın ve Kırgız milli sanatının remezi gibidir. “Cangıl Mırza’nın Keerezi” adlı poema tarihî bir destansı kahramanı yansıtıyor. Bu eserde sadece lirik kahraman değil her insanoğlunu ilgilendiren evrensel duyum ve duyarlılıklar son derece başarılı bir şiir diliyle anlatılmıştır. O bir taraftan, köyü, toprağı, vatanı, onun üstünde her türlü kaderi yaşayan insanı ele alıp işlemiş diğer taraftan da yüzünü, kulaklarını ve gözlerini sonsuz hürriyetler ülkesi olan uzaya dikmiştir. Ayıl Irlarını, Kıştak Keçteri’ni yazan da o, metaforik bir felsefi dille dile getirdiği Cıldızlarga Sayakat, Zamanga sayakat poemalarını yazan da. Onu gök yere, yer göğe; her ikisi de geleneğe ve zamaneye bağlar.



Dünya edebiyatında 19. yüzyıl şiirinin; gerek temasında gerekse şeklinde büyük değişmeler oldu. İçeriği yani meali ve mesajı hallettik diyen kimi Sovyet yazarları 1950’lerde Rus Formalizmi denilen bir akım yarattılar. “İçerik sorunumuz olmadığına göre şiirin biçiminde değişiklik yaratabiliriz” anlayışı bu akımın teemel açıklaması ve motivasyonudur. Bizdeki serbest müstezata benzeyen şekiller, basamak mısralar, uzun şiirlerde değişen temaya uygun değişik ritmik mısralar, kısaca klasik kafiye ve ölçüyü ya değiştiren ya da hiç kullanmayan bir biçimicilik anlayışı aslında Batıdaki toplumsal ve siyasal evrimin sonucudur. Toplum dinamizminin, her türlü farklılıkların, yeni duyuş ve düşünce şekillerinin temsilinde, yeni ve hayatta olan bitenle paralel bir biçim anlayışı, büyük ölçüde gelişmelerin kendiliğinden sonucudur. Formalizm, Moskova’da Sovyetler Birliğinin ideolojisi olan Proleterya ile bağdaştırılarak açıklandı. Dünyada ve Rusya’daki bu yeni akımlar daha sonra onları izleyen bazı Kırgız aydınları ve yazarlarını da etkiledi. Henüz 25–30 yıllık yazılı şiir geçmişi olan Kırgız edebiyatında Eraliyev’in bu akımı Kırgızcayı adeta bir sihirli dile çevirerek temessül ettiğini görüyoruz. Bazı yarı serbest denemeler daha once de (Mesela, R. Şükürbekov, M.Alıbayev gibi) yapılmakla birlikte bu akımı Kırgızistan’da en iyi S. Eraliyev gerçekeleştirdi. O. Sooronov ve R. Rıskulov’u da Eraliyev’in şiir yoldaşları arasına koyabiliriz Keza Rıskulov sadece biçim bakımından ounun yoldaşı değil tema bakımından da Kosmos Manifesti adlı şiiriyle onunla uzaydaşlık göstermiştir. 1960’laardaki uzay faaliyetlerinin ve özellikle de Gagarin adındaki astronotun uzaya gönderilmesinin bu tip temaları hem gerçek hem de metaforik temsiliyle uyandırdığını söyleyebiliriz. Uzayda yıldızların etrafında işlenen; uzay, sonsuzluk, hayat, dünya, tabiat, ölüm, korku, vatan, insan gibi fikirleri işleyen Cıldızlarga Sayakat poemasını, Atam, Cerim Cana Men (1967) Col (1968), Ak Cıttar (1968) poemaları izledi.

Kırgız Şiiri ve Süyünbay Eraliyev-2-
Pazar, Haziran 8, 2008 ·

SÜYÜNBAY ERALİYEV’İN MAHKEMESİNDE

HAMİLER VE RAKİPLER: ‘AYTMATOV-TOKOMBAYEV’

HÜSEYİN ÖZBAY
Cıldızlarga Sayakat birçok şeyi temsil eden bir şiirdir. Adeta temsili bir istiaredir. Dünyayı ve insanları anlamanın ve kuşatan problemleri farkına varmanın ilginç bir yolu uzaydan bakıştır. Bir hali veya hengâmeyi yaşarken insane dramı fark etmiyor. Dramı ya da problemi onu gözleyen iinsan fark eder. Uzay sonsuzluğu ve hürriyetiyle hem heyecan uyandıran bir bir mekân hem de oradan dünyaya bakılan yerdir. Buna “uzay fonu” diyebiliriz ki rahmetli Osman Türkay şiirlerinde bu fonu bol bol kullanmıştır. “Cıldızdarga Sayakat” şiirinin tema ve şekil ile onu yaratan yazarın ülfeti bakımından eleştiriilecek yönleri bulunmuştur. Yaşadığı hayat ve bunun kendisine verdiği imkân ve fırsatlar bakımından S. Eraliyev yıldızlar ve uzay konusuyla aynileşmemiştir. Sadece kitabi düşüncenin, hayalin ve buna odakalanmanın yetmeyeceği de açıktır. Bu şiirin evrensel prolemidir. Şair yazdığı her temayla aynileşemez ki. O zaman edebi ürünler yaşanan hayat kadar olurdu ve sınırlanırdı. Onun için uzayla aynileşmemekle birlikte Eraliyev’i iki şey şiiri için motive etti. Birincisi, uzay alegori olarak kullanılmaya müsait evresnel bir kavramdı; ikincisi ise şiirini sağmak için bir hayale veya ütopyaya yönelme ihtiyacıydı.





“...çektiğimde uçarcasına roketimi –


yerin kanı dökülüp

Ümitlerin yumuşak elinin yönettiği şırınga gibi

yıldızlara doğru yönelip

zaman damlamadan tam yerinde donarak

mesafeler çakılan taş gibi

hızla arkaya düşüyor.

...

“ yerin kanı gibi tek bir damla olup

Gökada (galaksi) damarlarında

hızla koşuyorum,

arayarak onun kalbini”

Şair kendisi hakkındaki büyük destanı gökyüzünde yazıyor. Destan gibi gökyüzü de büyüktür, sınırsızdır. Yükseklik ve ufuk genişliği darlaştırmaları ve duygusal esareti yok eder. Yıldızların gelecekteki varlığı yazarın özgün projeksiyonudur.

“Ben gökyüzüne kendim hakkında

büyük epope yazmaya başladım,

İşte, onun şu satırları, benim izlerimdir.

Dikkati çeken izlerdir onlar tarihte.

yıldızlar, yarınki benim...

Geceyi söküyorum nazlanan bembeyaz şafak olup...



Gece, baykuştur,

kapkara gözlerini alevlendirip,

kanadıyla dalgalanarak

oturuyor her yerde.

Yıldızlar hem söner, hem yanarlar

çekirge gibi cıvıldayıp”



Gökkubbe ile yeryüzünü şair güçlü tasvirlerle birleştiriyor.



“...Yer Annem,

uzaktaki benim yıldızım

neredesin sen şimdi?

Beni dinliyor musun?

Evet,

evet,

ben de seni dinlemeye başladım”

“Yıldızlar, yerküredir.”

Bu şiir önemi derecesinde tartışılmışıtır. Rejim muhafızı A. Tokombayev şiiri sapma olarak görür. Şiirdeki büyü, ufuklu ve evrensel duyarlılıkları burjuvazi duyaralılık olarak suçlar. Proleter akımla çatıştırır. Yazarı Dekadanlıkla suçlar. Serbest şiirin devrimci ruhu öldürdüğünü, sınıf çatışmasını yok saydığını, geri ve karşı devrimci fikirleri özendirdiğini yazar.(Aalı Tokombayev, Dekadent cana anın cıyıntıktarı, 1964)

A. Tokombayev şiiri; karamsarlık yaratmak, gerçekleri gizlemek, Sovyet gücünü azaltmaya kalkmak, İslami motiflere yüz verme, materyalist düşünceye karşı dini mistisizmi savunmak gibi gerekçelerle suçlar. Suçlayıcı yedi sorusu aşağıdadır.

1. Yazar, kendi eserinin başkahramanı olarak kozmonotu gösterirken niçin onun gerçek şeklini vermiyor. O kozmonot kime, hangi ülkeye bağlıdır?

2. Kozmonotun ölen kıza karşı olan sevgisi ne sevgidir? Yazar bu sembolle neyi söylemek istedi? Olay nerede ve ne zaman geçer?

3. Bu haşmetli cenaze, korkunç cenaze alayı nedir? Yerin, insanoğlunun, güneşin, sevginin ölümü töreniyle neyi düşünüyor?

4. Bu yıkıntı, bozulma, karanlık, bütün tebiyatın ağlayışı nedir?

5. Yıkılmış dünyada doğan, ağlayan çocuk kimdir, o neyi istedi?

6. Bu eser hangi gerçekçi malzemeden meydana geldi?

7. Niçin yazar olayın geçtiği yerini, vatanını, kahramanın ideallerini ima etmekten bile korktu?

Tokombayev ikinci bir yazısında da şiiri yerden yere vurur. Bir yerde şunu söyler:

“Komunist Eraliyev’in şiirinde ise bizim sovyet vatanımız, partimiz ve halkımızla ilgili ima bile yoktur. Eğer bu şiir burjuvazi ideologların eline geçerse mutlaka seve seve dekadan edebiyatının devam edicisi olarak övgüyle yayımlayacaklardır.”

“Serbest eserin” koruyucuları için bunun gibi olgu özgüdür. Tartışmaya kadar daha çok önce yazarın eline C. Aytmatov ve Saliyev şiiri kimse daha eleştirmediği takdirde koruma mesajını göndermişler. Onlar gelecek eleştiricileri kötüleyici olarak saydılar. Mesajın yazarları bu şiirin fikir yönünden yanlış olduğunu, edebiyat bakımından ise çaresiz olduğunu ve şüphesiz toplum tarafından eleştiriye uğrayacağını önceden bildikleri mantıklı olarak ortaya çıkıyor. Bu yüzden onlar böyle öfkeli ve vakitsiz korunmaya hazırlanmışlar. Bu programlı mesajlar iki yazarın adından törenle ve gösteriyle okundu:

Bu “serbest eserin’’ birbirini izleyen ve sırnaşık koruyucuları olarak Kırgız edebiyatı adından C. Aytmatov, A. Saliyev, S. Eraliyev söz alıyorlar. Aslına bakılırsa onlar çeşitli toplantı ve görüşmelerde, cumhuriyet ve merkez basınlarda kendini övmeye, karşılıklı birbirini övmeye, başka namuslu ünlü yazarları inkâr etmeye ve yerini kötülemeye çalışıyorlar. Bunu tastiklemek için bir örnek getirebiliriz.”

Sovyet ideolojisinin Molla Kasım’ı olan A. Tokombayev; hem Eraliyev’i ve onun gerçekten çığır açan şiiri Cıldızlarga Sayakat’ı, hem de onu savunan ünlü yazar Cengiz Aytmatov’u eleştirimekle kalmıyor doğrudan doğruya Kominist Partisi vasıtasıyla tehdit de ediyor.Aynı makalesinden devam edelim :

“Cumhuriyet ideolojik teşkilatları Kırgız Yazarlar Kurulu hariç C. Aytmatov’un bilerek “Pravda’’ gazetesini aldatmasına isyan ediyorlar. Eninde sonunda eminim ki “serbest eser’’ teorisini taşıyanlara ve bunları koruyanlara parti cezası verilecektir”

Aalı Tokombayev’in yukarıdaki makalesine, eserin savunuculuğunu yaparak olumlu fikirler belirten ünlü yazar Cengiz Aytmatov karşıt bir makale ile cevap verir. (AYTMATOV, C, Akın cönündö (Şair hakkında), Kırgızistan madaniyatı, 1981) Cengiz Aytmatov’un bu makalesi, ” 25.11.1964 tarihli Pravda gazetesinde “Otkrıtiye berega” (Yeni ufukların açılışı) adıyla yer almıştır. Aytmatov bu polemik makalesinde kısaca şu tespitleri yapmaktadır:

“Sisli uzaklıkta bilinmedik kıyının gizli olduğu ve silueti daha net olmadığı kayıkta bulunanlar arasında mutlaka tartışılacaktır . O kıyı mı ? Öyleyse ona yanaşmak gerekir mi? Orada kayalık ve tehlike var mı ? Orada duralım mı yoksa yolumuza devam mı edelim Geri dönmek isteyen de var mı ?. O sırada kim uyanık ve gözü açıksa ve kendi gücüne güvenip cesareti varsa, o başkaları için kendisini feda edereke istediği amaca ulaşır. Yani yeni bir kıyıyı keşfeder. Kâşif, yoldayken büyük sıkıntılara uğrar, çünkü keşif zordur.

Böyle bir zorluğu S. Eraliyev de çekmiştir. O sadece Kırgız şiir sanatının değil bütün Türk dilli edebiyatın yeni ufuk çizgisini keşfetti. Bu yüzden benim gönlümde büyük sevinç yaşıyor. Ben gerçek ve yüce şiiri sevenler için S. Eraliyev’in bu eserinin her satırıyla, her harfiyle bütün gönüllere girmesini istiyorum.. Bütün halka, eski Kırgız şiirinin yeni şekilli sesini duyması için bu şiiri ezbere okumak istiyorum. Kırgız şiirinin bu yetenekli ressamı hakkında bir şeyler söylemek istersem önce onun tecrübeli, olgun bir şair olduğunu beliritmeliyim.. Şairimiz, daha çok gençken, ikinci dünya savaşa katıldı. Bu onun gözlerinde o yılların sert mühürü olarak kazındı. Belki bu savaş insanı, vatanı ve hayatı ona derin bir duyguyla sevmeyi öğretti.

S. Eraliyev yeni serbest nazım şeklini büyük bir cehtle yarattı.. Çünkü o da daha önce geleneksel lirik epik tarzda yazıyordu. Onun her satırı ezgili ve her dokunuşta güzel ses veren nazlıbir tel gibi sağlam kafiyeli aşk efsanesini anlatan “Ak Möör” adlı uzun şiirini Kırgız okuyucuları iyice bilirler. Geleneksel şiir yapısını güzel kullanan ve benimseyen bir şairin; heyecanını, duygusunu, düşüncesini, çağdaş zamanın yeni konusunu derinlikle, heyecanla ifade etmek için Kırgız şiirinin biçimini, duyarlılığını ve ritmini değiştirmesi tabii ki kolay değildir.

S. Eraliyev’in “Yıldızlara Seyahatı”, uzayı fetheden adamın şahsında bir destandır. Daha doğrusu XX. yy’ın büyük adamının monologudur, onun düşüncesidir, onun dünyaya olan ilişkisi, felsefisi ve ruhsal niteliğidir. Bu adam, bilimin zirvesine ulaşmıştır. İçtenlikle o bize kendi dünyasını açınca, onun ne kadar sade, akıllı ve açık olduğunu; vatanına, tabiata, insanlara olan sevgisinin ne kadar büyük olduğunu öğreniriz. Biz onun ruhuyla kuvvetli ve güçlü olduğunu bu şiirle anlıyoruz. Çünkü insanoğlunun çok zor tarihinde uzaya uçuşu, onun tarihi devam ettirdiğini belli ediyor. S. Eraliyev’in bu eseri genel poetik ve teknik bakımından çok cesurdur.. Bu şiirin değeri, insanlığın timsali olan lirik kahramanın bilgisinde ve duygusunda saklıdır. Aynı zamanda biz her birimiz bu kahramandan kendimizi ve kendi çağımızı öğreniriz……”

Kırgız Şiiri ve Süyünbay Erayliyev’le ilgili bu değerlendirmemi , Kırgız edebiyatında “serbest şiir”in ilk örneği olan Cıldızlarga Sayakat şiirinin girişinden bir bölümü paylaşarak bitirmek istiyorum.

YILDIZLARA SEYAHAT

I

Start verildi: Kalk! diye./Kırıldı sonsuz yer kösteği./ Ve başladı derin özgürlük!/Bir az sağa sola sallanarak/Çektiğimde uçarcasına roketimi /yerin kanı döküldü./Ümitlerin yumuşak elinin yönettiği şırınga gibi/ yıldızlara doğru yönelıp/ zaman damlamadan tam yerinde donarak/mesafeler çakılan taş gibi hızla arkaya /düşüyor./Araziler sanki şimdi bitecek/Göğsümle çarpılacak gibi yerın öbür tarafına /kayıp oluyorum gökyüzünde/ kanadsız yer üstünde yatıyorum/ güçsüzlüğüm/ eskimiş kurallarla karışık/kıpkırmızı alev olarak vücudumdan düşüyor soyunup../.Ansızın yenı âlem açılıp yönümden/ tanıdığım âlem kaldı/

/boşlukları sıkarak.

II

Tam sessizlık,/tam sükûnet,/karanlık,/yüreği üsüten ıssızlık/ sanki kaplayacak gibi beni,/sanki yutacak gibi beni/Ben ilk önce irkilirim /buzlu soğuk geceyi vücuduma dökmüş gibi,/sonra/yine ısınırım/kucağımdan uyanırlar yerde alışmış yankılar:/yaprak otlar hışırtısı,/yel fısıltısı.../Ezgi söyleyen dağa dönüşürüm,/yine şarkı söyleyen su olacağım ben./Taşıyın, doğal afet!/Savrul kaynayıp,/vurarak yeşil gözlü yıldızları./Neredesiniz, kabiliyet arayan şairler,/dalga kanadında uçan büyük çalgıcılar!/Dinleyın etiri! /güneş candır,/yıldızlar ufak/çanlardır /şuleler kıllardır,/çarpılıp dalgalarına gökyüzünün/yankılanıyorlar./dönüşüp/dünyaca büyük gürültüye/çalınıyor ebedi huzurun senfonisi,/Dinleyin hepiniz etiri!

III

Yerin kanı gibi tek bir damla/Galaksi damarlarında/hızla koşuyorum,/arayıp onun kalbini.

IV

Yer Annem,/benim uzaktaki yıldızım/neredesin sen şimdi?/Beni dinliyor musun?

Evet,/evet,/ben de seni dinlemeye başladım:/Kutsallığın kutsalısın anneciğim,/sevincinden neyi söyleyeceğini bilemeyip/şaşarak acele ediyorsun./Benim de karıncalanıp tüm bedenim eriyor,/Az kalsın sana damlayacağım/bu dünyada değerli olan ancak/tek bir senin müphem çizgindir./Gidecekken kendin uğurlayıp/başımı dilber tutup göğsüne/ne direnir, ne azap çeker demiştin/“Çocuğu annesini bırakır mı?/İnsanoğlu hiç gitmeyen zor yoldur/ne olacak kaderin?!/gönderirim seni, fakat/hayatım nasıl geçecek?!”/Fakat ben ısrarla demiştim:/“Bir şey olmaz hiç korkma Anne!”/Ben kendinden yükselmeye başlarken/Yine korktun kaderimden diyerek:/“Hayır oğlum, hayır seni göndermem!/dökmüş gibi bedenime kurşunu/hep arkaya /büyük güçle çekilir/Fakat benim şaşırtıcı düşüncem/Hücûm ederek çevremi/yıldızlardan inerek/yükarıya çekiyor./Bedeninde bütün benim damarlar/hep devamlı çatırdayıp/kesilmeden uzuyor./Benimse sevgilerim sana ait,/uzaklaşınca/yağmur gibi/yine sana dökülüyor./o sırada sana dönen yüreğim/uzaklarda alıyordu nefesi./Affet, Anne, affedin,/gittiğim için bırakıp/ya Ama anla, insanoğlu/gök altında doğar, büyür/gök altında cesedini defneder./“Bu dünya nedir?” diye/bilmek için ileriye atıldım.

Defalarca ileriye atılıp

Defalarca düşmüştüm./Hep pencereye “pırr” diye vurup kendini/dışarıyı isteyen kuş gibi/her an ümitlerim hücûm ederek/kalbur gibi deliyor gökyüzünü,/Alp doğurduğun için beni sen/bin defa yenilsem de/tek bir düşüncem vardı yenilmez./Anlamıştım, Anne, ben de/ilk olarak yol açmak/her şeyden korkunç olacak,/her şeyden zor olacak,/ilk olarak yol açmak/Büyük iftihar olacak (Kırgızca’dan Türkiye Türkçesine uyarlayan: Lira Turdumambetova)

HÜSEYİN ÖZBAY


  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    1186145 Ziyaretçi