SUYUN SIRRINI TAŞIYAN ADAM-YAKUP DELİÖMEROĞLU

 

 

Cengiz Aytmatov'un son vasiyeti


SUYUN SIRRINI TAŞIYAN ADAM

YAKUP DELİÖMEROĞLU

 

(Avrasya Yazarlar Birliği Genel Başkanı)



atayurduakcakese.com  12.06 2008



Fransız şair Louis Aragon, kendisi için bu ifadeyi kullandığında henüz otuz yaşındadır. Aradan geçen elli yıldan sonra dünyada konuşulan 157 dile çevrilen kitaplarıyla insanlığa aşkı, sevgiyi anlatarak gitti.
Aytmatov, Dişi Kurdun Rüyaları, Gülsarı ve Toprak Ana romanlarında annenin sevgisini, Cemile, Sardal Kız eserlerinde yârin sevgisini, Cengiz Han'a Küsen Bulut'ta, Gün Olur Asra Bedel'de hürriyet sevgisini; hasılı her eserinde sevgiyi aşkı en estetik, en çarpıcı, en akıcı haliyle anlattı.
Onun hakkında yazanların pek çoğu için "Yıldırım Sesli Manasçı" diyorlardı. Aytmatov'un birçok eserinde hep kulakları çınlatmak isteyen bir ses yükselir. Özellikle Gülsarı'da Boz devenin yavrusunu ararkenki sesi, Toprak Ana'da demiryolunu kucaklayarak savaşı lanetleyen annenin sesi, Gün Olur Asra Bedel'de Dönenbay kuşunun sesi, Dişi Kurdun Rüyalarında Akbara'nın aydaki anne kurda şikâyetini anlatan uluma sesi, Kassandıra Damgası'nda "Doğmak istemem" diye gelen sinyal aracılığıyla yankılanan embriyoların sesleri, Ebedi Gelin'de aşkını arayan gelinin sesi günümüz tüketim toplumunun çıkar ve tatmin ilişkileri arasında bunalan insanlığa, bir kurtuluş ışığı gösterecek yıldırım sesleri gibidir.
Aytmatov, kâinatın sevgi sırrı üzerine yaratılışına tekrar tekrar dikkat çekmek istercesine, sevgiyi anlatır.
Bu yıl, Aytmatov'un 80. yaşı kutlanıyordu. Doğduğu, yetiştiği, tabiatıyla kültürüyle eserlerine ilham veren ülkesi Kırgızistan, Aytmatov'un 80. yaşı şerefine 2008 yılını Cengiz Aytmatov yılı ilan etmişti.
12 Aralık 1928'de Kırgızistan'ın Şeker köyünde doğan Aytmatov, 80 yaşını tamamlayacaktı.
Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde Tanrı Dağları'ndan inen Şeker ırmağı akar. Şeker ırmağı, yüksek dağların sırrını taşırmışçasına suları köpükler içinde iner Şeker köyüne. İşte tam bu noktadan sonra sakinleşir, köpükleri durulur, huzur içinde durgun akmaya başlar. Bu manzaradan çok etkilenen Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, "Şeker ırmağı taşıdığı sırrı, birisine devretmiş de rahatlamış gibidir." der. Şeker suyunun dorukları göklere uzanan Tanrı Dağları'ndan alıp taşıdığı sırrı devralan, Aytmatov'dur. Artık sırrı taşımanın ağırlığıyla, sırrın verdiği sorumluluğun yüküyle yaşayacak ve yazacak olan, Cengiz'dir.
Baba Törekul Aytmatov, annesi Nagima Aytmatova, oğullarına isim verirken Cengiz Han'dan esinlenmişlerdir. Aytmatov Cengiz, Şeker ırmağından devraldığı Tanrı Dağı'nın sırrıyla, adını aldığı Cengiz Han'dan daha büyük bir imparatorluk kuracaktır. Onun imparatorluğu, dünyanın pek çok milletinin dillerinde ve sevgiyi, aşkı anlamaya çalışan gönüllerde olacaktır.
Babası Törekul Aytmatov, Kırgızların önde gelen aydınlarındandır ve o dönemde yaşamış pek çok aydının kaderini paylaşarak Stalin katliamlarının kurbanlarından birisi olur. KGB ajanları babasını alıp götürdüklerinde Cengiz, henüz 9 yaşındadır. Uzun yıllar, ne sağlığından ne de mezarından bir haber alınamaz Törekul'un. Ancak 56 yıl sonra, Bişkek'in güneyinde bulunan toplu mezarlarda izine rastlanabilir. Stalin döneminde katledilenlerin topluca gömüldüğü Atabeyit açıldığında yapılan DNA testleri doğrular ki, Cengiz Aytmatov'un babası da bu toplu mezarda yatmaktadır. Kendisi Atabeyti yazmasa da, onu anlatma görevi ablasına düşer.
Babasının işinden dolayı devamlı bir bölgeden, başka bölgeye taşınan Aytmatov ailesinde, Cengiz'in çocukluk yılları değişik yollarda ve 2. Dünya Harbi'nin olağanüstü şartlarında geçmiştir.
2. Dünya Harbi'nin acımasızca devam ettiği yıllarda, okullar tamamen boşalmış olduğundan ve belediye sekreterliği görevi gereği sık sık ilçeye gidip gelmek zorunda olduğundan, düzenli bir eğitim göremeyen Cengiz Aytmatov'un çocukluk yılları Maymak istasyonuna gelen ve halen "kara kâğıt" dediği, cephede ölen askerlerin ölüm haberleriyle, yaralı askerlerin mektuplarını getirip okumakla geçer. O yıllarda hemen hemen hiçbir çocuk, çocukluğunu yaşayamadığı gibi, cephe gerisinde kalan kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kolhozlarda çalışmaktadırlar. Daha sonra meşhur bir yazar olduğunda Cengiz Aytmatov o yılları "Askerin Oğlu", "Turnalar", "Yüz Yüze", "Cemile", "Gülsarı", "Gün Olur Asra Bedel" adlı eserlerinde dile getirecektir.
Hayata veteriner hekim olarak hazırlanmaya başlayan Aytmatov daha sonra zooteknik eğitimi alır. Onun eserlerini değerlendiren pek çok eleştirmen Aytmatov'un aldığı veterinerlik eğitiminin, edebiyat hayatında büyük etkilerinden, onun eserlerini nasıl zenginleştirdiğinden bahsedecekledir.
İlk hikâyeleri Kazakistan'da yayınlanan Aytmatov, kısa süre sonra, dünyaca ünlü yüzlerce yazar ve şair yetiştiren Gorki Edebiyat Enstitüsü'ne davet edilecektir. Artık Şeker ırmağının sırrını, baba hasretiyle kavrulan yüreğin ıstıraplarını, İkinci Dünya Savaşı'nın zalimlerinin insanlığa yaşattıkları acıları, bir daha yaşanmamaları için insanlığa anlatmanın kapıları açılmıştır. Geleceğin en güzel edebi eserlerinin başlangıcı olacak olan "Cemile" romanını yazacaktır. Ünlü Fransız yazar Louis Aragon'un "Dünyanın en güzel aşk hikâyesi" olarak selamladığı bu eseri diğerleri takip edecektir.
Kırgız kültürü ve Orta Asya tabiatı içerisine sevgiyi ve aşkı yerleştiren, bazen Kırgız mitolojisini yeniden üreterek dünyaya tanıtan, insanın mankurtlaşmasına ve mankurtlaştırılmasına isyan eden ve bazen uzayda bir gemiden dünyaya doğru "Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak" diye bağıran yıldırım sesli bir Manasçıydı, o.
Öyle zannediyorum ki, insanlık yaşadıkça bu ses, bir başka âlemden dünyamıza doğru seslenmeye devam edecek...
Mekânı cennet olsun!


YAKUP DELİÖMEROĞLU - AVRASYA YAZARLAR BİRLİĞİ GENEL BAŞKANI


  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980762 Ziyaretçi