SOVYETLERDEN KAZAKİSTAN'A ETNİK İLŞKİLER SİSTEMİNE BİR BAKIŞ

 

01 Nisan 2008 - İkbal VURUCU [Arşivi]
 
 
271 kez okundu
 
 
 
Kazakistan 18. yy.dan başlayarak Rusya’nın işgalinin başlaması süreci boyunca, sömürü eksenli Rus göçüne neden olmuştur. Orta Asya’da tarih boyunca tek bir halk değil pek çok halk yaşamıştır.

Kazakistan’da Çok Kültürlülük
 
Kazakistan 18. yy.dan başlayarak Rusya’nın işgalinin başlaması süreci boyunca, sömürü eksenli Rus göçüne neden olmuştur. Orta Asya’da tarih boyunca tek bir halk değil pek çok halk yaşamıştır. Türkler çoğunluk olmakla birlikte, mevcut etnik çoğulculuk, bugün özlenen ideal ilişkiler sistemini, yüz yıllar boyunca uygulamıştır. Halkların birbirleriyle olan ilişkilerinde etnik-kültürel, dini farklılıklar yönlendirici olmamıştır. Bu sebeptendir ki, ırkçılığın, din savaşlarının, cinsiyetçiliğin çıkış noktası Avrupa olmuştur. Orta Asya’nın etnik yapısı, konumuz olmadığı için, bugünkü Kazakistan eksenli çalışmamızı gerçekleştirdik. 18. yy.dan günümüze son tahlilde gelinen nokta, Kazakistan’ın çok kültürlü ve çeşitli etnik grupların yaşadığı bir ülkeye dönüşmüşlüğüdür.
 
Bir coğrafya ve kültürel çevreden tamamen farklı olan bir ortama geçmek, sosyal ve kültürel ilişkilerin gelişmesi ve yoğunlaşması açısından önemli bir sosyal hareketlilik/olgudur.
 
Kazakistan’a yabancı etnik grupların kitleler halinde göçü Kazaklar üstünde iki farklı nitelikte ele alınabilecek bir ilişkiler sistemi oluşturmuştur. Bu farklılığın kaynağı ise aktörlerin (edimcilerin) iki değişik sosyo-kültürel örüntüye ve üretim biçimine sahip olmalarındandır. Kazak bozkırının ahalileri, Rus sömürgesine katılmanın başlamasından tamamlanıncaya kadar, iki kategoride ele alınabilecek bir yaşam biçimine sahip olmuşlardır:
 
1) Yerleşik halde yaşayanlar;
2) Göçebe halde yaşayanlar (yaylak-kışlak);
 
1) Yerleşik Kazaklar az olmakla birlikte şehirlerde ve köylerde oturanlar çiftçilikle, ticaretle, balıkçılıkla vb. meşgul olan kesimdir. Yerleşik olmaları hasebiyle, Ruslarla benzer sosyal yaşam biçimine sahip olmuşlardır. Göçebelere nazaran karşılıklı sosyal ilişkiler ve etkileşimler daha yoğun olmuştur. Ruslardan önemli ölçüde etkilenmişlerdir.
 
2) Göçebe Kazaklar, Kazak halkının çoğunluğunu oluşturan kesimdir. Hayvancılıkla uğraştırmışlardır. Yerleşik olanlara kıyasla kültürel etkileşim ve ilişkiler daha zayıftır. [1]
 
Farklı etnik-kültürel zümreler arasındaki etkileşimin/ilişkinin sınıflandırılmasında Ekim 1917 ihtilali temelinde bir kategorileştirmede yapabiliriz. Bu olay Çarlık Rusya’sında yaşayan bütün halklarda olduğu gibi Kazaklar açısından da büyük bir dönemeçtir. Bu noktayı nazardan hareketle değişim/etkileşimin çok farklı bir boyut kazanması açısından şöyle bir dönemleştirme yapabiliriz:
 
1) Çarlık dönemi Kazakistan;
2) SSCB dönemi Kazakistan;
 
Burada Çarlık dönemi için geçerli olan göçebe-yerleşik sınıflandırması SSCB döneminde önemini kaybetmektedir. Çünkü her devrimde görüldüğü gibi Bolşevik devriminde de toplumun, toplumsal ve kültürel bütün kurumları her alanda yeniden düzenlenmiştir. Eskiye ait ne varsa büyük bir dönüşüme uğramıştır. Özellikle Kollektivizasyonu sonuçları itibariyle önemlidir. Kollektivizasyonun ilk etkisi göçebe ve yarı göçebeliğe son verirken kırsal göç olanaklarının sınırlandırılıp kırsal cemaatleri de toprağa sabitlemek olmuştur. [2]
 
Kazakistan’a Çarlık ve Sovyet devrinde önemli ölçüde bir göç yaşanmıştır. Kazak bozkırına 1690–1990 yılları arasında bakir toprakların kullanılması; sömürge askerlerinin yerleştirilmesi; suçluların sürgün edilmesi; sürgün edilen halklar, memurluk, işçilik vb. sebeplerle farklı etnik-kültürel gruplar gelmiştir. Bunların sayısı 7 milyon 600 bin kişidir. Bunların üçte biri geri dönmüştür. Bu tarihi zaman diliminde Kazak halkı, Congarlar ve Ruslarla yapılan savaşlar, Sovyetlerin ilk dönemindeki suni açlık, Stalin dönemindeki siyasi toplu cezalandırmalar, İkinci Dünya Savaşı kayıpları gibi sebeplere bağlı olarak 5 milyon 950 bin kişi azalmıştır.[3]
 
Kazakistan’ın etnik çoğulculuğunun en önemli sebeplerinin başında buranın suçlular ve halkların sürgün edildiği bölgeye dönüştürülmesi vardır. Özellikle ikinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası Kafkas halkları, Kırım Türkleri, Almanlar, Urumlar, Yunanlılar, Koreliler, Japonlar, Ahıskalılar vb. halklar Kazakistan’a sürülmüştür.
 
Kazakistan, bağımsızlığını ilan ettikten sonra dışarıya önemli, etnik nitelikli bir göç süreci başlamıştır. Rus, Alman, Yunanlı vb. pek çok halk anavatanlarına dönmüştür. Bu sürecin sonucunda doğal bir azalma gerçekleşmiştir. Etnik grupların nüfuslarındaki bu azalma Kazakistan’ın “çok kültürlülük” politikasına karşı çıkan ve mevcut azınlıkların ulus değil, bir diaspora ve başka halkların temsilcileri olduğu iddiasındaki yaklaşımı desteklemektedir. Bunlara göre Kazakistan’da yaşayan halklar imkân bulunduğunda, sağlandığında anavatana göçebilmektedir. Bu yönden konuya yaklaşacak olursak, Amerika örneğindeki gibi veya Kanada, Avustralya modelinde bir “çok kültürlülük” politikası söz konusu değildir. Çünkü yukarıda anılan ülkeler dışarıdan, yoğun bir şekilde gönüllü göç alırken, yarım asır önce sürgün edilerek Kazakistan’a gelen halklar tekrar geri dönmektedir.[4]
 
Kazakistan’ın ABD ve diğer Batı Avrupa örneğinde bir “çok kültürlülüğü” devlet söylemi olarak kullanılmasının bazı öznel ve nesnel sebepleri vardır. Kazakistan, kurucu bir halk olarak[5] Kazakların dil ve kültürünün mevcut gelişim seviyesi, diğer halklar için bir cazibe merkezi değildir. Dolayısıyla bir Kazak etnisitesi etrafında birleşme söz konusu olmamıştır. Kuzeyde yoğunlaşmış Rus nüfus, Rusya’da 1993–1995 yıllarında yükselişe geçen yayılmacı politikalar; güneydeki Özbek nüfusunun yoğunluğu gibi sebeplerden dolayı siyasal bir söylem olarak “çok kültürlülük” politikası izlenmiştir.
 
Bu sebeplerden dolayı anayasada 7. babın 1. maddesi “Kazakistan Cumhuriyeti’nde ki devlet dili Kazak Dili”, 2. maddesindeki “Devlet kurumlarında ve yerel yönetim organlarında Rus Dili, resmi olarak Kazak Diliyle eşit kullanılır” denmektedir. 3.maddesinde ise Kazakistan’da yaşayan halkların dillerini kapsayacak şekilde şöyle yazılmaktadır. “Devlet, Kazakistan halkının dillerini öğrenmek ve geliştirmek için ortam oluşturmaya destek sağlar.”
 
Mevcut Cumhurbaşkanı N. Nazarbayev (1940- )12 Ekim 2004 yılında Bilim ve Eğitim Çalışanları Kurultayında: “Bizim halkımızı bizim ülkemizin bütün vatandaşlarını, şu anda Rus Dili birleştirmektedir. Tarihi oluşum böyle gerçekleşti. Ve bundan hiç kimse suçlu değildir. Kazak Dilinin böyle bir rolü yerine getirmesi için vakit gerekmektedir. Bunun için olayı acele ettirmenin gereği yoktur.” [6]
 
Anayasada “milli kimlik”, “Kazak devleti”, “örf adet”, “gelenek” sözleri geçmemektedir. Anayasanın 1. babının 2. maddesindeki cumhuriyetin işlevinin köklü ilkeleri içinde “toplumsal barış ve siyasi istikrar”, “Kazakistan vatanseverliği” yer almaktadır.
 
W. Kymnicka “Bir devlete bağlılık duygusu olan yurt severliği ulusal bir gruba ait olma duygusu olan ulusal kimlikten ayırmak gerekir.” [7] Yaklaşımını göz önünde bulundurursak “Kazakistan vatanseverliği” ifadesiyle siyasal bir bağlılık söz konusudur. Kazakistan’da ki halklar devlete, kültürel değil siyasal bir kabulle bağlanmaktadır.
 
Kazakistan’ın çok ulusluluğu aydınlar arasında iki eksende tartışılmaktadır. Bunlar:
 
1) Kazakistan çok kültürlü bir ülke midir?
2) Çok kültürlülük içinde Kazak etnisitesinin yeri nedir? Konuyu fazla uzatmamak için her iki soruya da temsili nitelikte örnekler sunmak yerinde olacaktır.
 
Anayasada kullanılan “Kazakistan Halkı” sözüne karşı çıkan gazeteci yazar Duman Ramazan “Kazakistan’da sadece bir halk var, o, Kazak Halkı. Diğerleri ise sadece daim ata mekânları, vatanları ayrı halkların temsilcileridir. Mesela Ruslar Rusya’da Ukraynalılar Ukranya’da, Almanlar Almanya’da oturmaktadır.”[8] demektedir. Kazakistan pek çok milletin vatanı değil, Kazakların vatanıdır. Burada diğer halklara bir gün gidecek olan ve geçici olarak burada bulunan etnik gruplar olarak bakılmaktadır. Kazak vatanı olması tarihsel bir dayanak olarak ta anayasada da yer alan “ezeli Kazak yeri” olması gösterilmektedir. Bu tutum sahipleri, felsefi açıdan “millet” kavramının tanımını ele alarak, Kazakistan’da millet olarak adlandırılan etnik grupların millet olamayacağı üzerinde durulmaktadır. Millet: “İnsanların, ekonomik, coğrafi, dilsel, kültürel, psikolojik bağlarla birleştiği süreklilik arz eden bir topluluk” olarak ele alınmaktadır. Yani milletin millet olarak en önemli özelliği toprak bütünlüğü ve kendi teritoryasının olması şart. Millet insanların uzun süre boyunca bir coğrafi mekânda, karışarak yaşaması neticesinde oluşur. Kazakistan teritoryasında Kazak halkı temel millettir.” Kazakistan’ın çok milletli bir devlet olmadığını belirten bu yaklaşım, Kazakistan’ın milli bir devlet olduğunu sürekli vurgulamaktadır.[9]
 
Kazakistan’ın milli devlet olduğunu ve sosyolojik-siyasal olarakta inşa bulunduğu savunan tır ve yapılmaktadır. Bu tartışmalar kendini “kavramlar” düzeyinde göstermektedir. Kavramların anlamlandırılmasında ana parametre Kazakistan’da yaşayan etnik kümelerin arasındaki sosyal bağın sağlanmasında Kazak etnisitesinin kültürel değer ve sosyal normlarının oynayacağı roldür. İlk dönem tartışmalardaki, 2004 yıllı başlarındaki zaman dilimi olarak alabiliriz, ultşıldık ve ultcandılık olarak tezahür eder. Ultşıldık (milliyetçilik), Ultcandılık (Milli vatanseverlik) olarak kavramsallaştırılmıştır. [10] Ultcandılık yaklaşımını sergileyenler Ultşıldıkka olumsuz bir mana izafe etmektedir. Milliyetçiliği ırkçılık, şovenizm, diğer halklara düşmanlık yapmak olarak, değerlendirmektedirler. A. Aytalı gibi akademik ve siyasi hayatta faaliyet gösteren bazı aydınlar ultşıldıktı nesnel olarak olumlayıp kabul etmelerine rağmen, ülkenin çok etnikli yapısından dolayı ultjandılıkkı yeğlemektedirler.
 
Ultşıl yaklaşım, ultcandılığı duygusal, etnik – kültürel düşüncelerden uzak, etkisiz, siyasi işlevi olmayan bir tutum olarak değerlendirmektedir. Ultşıllar, siyasi, sosyo –kültürel bir inşa süreci olan milletleşmeye bir karşıt olarak ultcandılığı ele almaktadır.
 
2004 yılında N. Nazarbayev Halklar Asamblesi toplantısında[11] yaptığı bir konuşmada “Bütün bir Kazakistan Milleti”nin oluşturulması fikrini ifade etmesinden sonra kamuoyunda yoğun bir şekilde bu konu tartışılmaya başlanmıştır. Konunun ele alınması genel olarak eleştirel noktada gerçekleşmiştir.[12] Tenkidin yoğunlaştığı nokta Amerikan halkı benzetmesinde kendini gösterdi. Amerika çeşitli halkların göçüyle ortaya çıkmış, yerli halklara soykırım yapmış, kendi aralarında kuzey-güney diye uzun yıllar savaşmış ve bu savaşlar neticesinde de coğrafi olarak birleşmiş bir haklar yığınıdır. Amerikanlılık milliyetsizliktir. Eleştirinin diğer bir yönü de bütün halkların birleştirilerek Kazakistanlılık adında bir milletin oluşturulacağı yargısıdır. Buda kesinlikle karşı çıkılan bir düşüncedir. Çünkü Kazakistan binlerce yıldır Kazak yurdudur. Ve diğer etnik gruplar yeni gelmiş diasparalardır. Bu proje Kazak halkının yok oluşu olarak değerlendirilmiştir.
 
Bu yaklaşımların yanında akademik alanda dillendirilen ve bütün modern ulus devletlerin geçtiği süreci onaylayan bakış açısı da mevcuttur. Asimilasyon, akültürasyon, entegrasyon gibi süreçleri normal görmektedirler. Kazakistan bir ulus devlettir. Kurucu halk Kazak halkıdır. Kazakların dili, etno-kültürel değerler etrafından ulus devlet ve millet olma süreçleri gerçekleştirilmelidir. Bu yaklaşım sahiplerine göre milletleşme etnik merkezlik (etnosentrizm)den dil merkezliğe (lingistsentrik)e kaydırılmalıdır.[13]
 
Sonuç
 
Kazaklar, Kazakistan’ın 2004 yılı itibarıyla %57’sini oluşturmaktadırlar. Kazaklar dışındaki topluluklar önemli ölçüde Sovyet politikaları nedeniyle göç ettirilmiş kültürel cemaatlerdir. Kazakistan’ın bağımsızlığıyla birlikte önemli bölümü anavatanlarına! göçmüştür. Şu anda mevcut olan etnik gruplar ise Ruslar ve Özbeklerin dışında hiçbiri bir coğrafyada çoğunluğu oluşturmamaktadır. Nüfusa göre çok geniş bir coğrafyaya sahip olan Kazakistan’daki bu etniler küçüktür ve coğrafi olarak yalıtılmışlardır.
 
Kazakistan bir ulus devlet olarak yapılanması dünya siyasal sistemine uyum sağlaması açısından doğal bir süreçtir.
 
Milletleşme, millet altı, etnik, dini, mezhepsel, siyasi vb. grup aidiyetlerinin, aile – okul vasıtasıyla ortak bir milli kültürde standartlaştırılmasıdır. Bu sosyo-kültürel örüntünün sürekliliğini sergileyecek şekilde siyasi mekanizmanın düzenlenmesi de ulus devlet sürecinin göstergesidir. 21. yüzyıla girdiğimiz bu zamanda, farklı etnik – kültürel kümeler “mega ulus devletler ve uluslar” oluşturma aşamasındadır (AB gibi). Bu ulusların ve ulus devletlerin yeni bir sosyo – kültürel ve siyasi dönüşüm geçirerek üst bir kimlik oluşturmaları; tek tek bu milletlerin uluslaşma süreçlerini tamamlamaları ve bütünleşme için siyasi, ekonomik bir olgunlaşma, eşik düzeyine erişme, yapısal sorunların en asgari seviyeye indirmiş olmalarındandır.
 
Sosyolojik olarak uzun vadede hedeflenen bir sosyo – politik, ekonomik, kültürel birlik için Türk topluluklarının gerçekleştirecekleri uluslaşma süreciyle bu “büyük birlik” önündeki temel yapısal sorunların aşılması gerekmektedir. Uluslaşma bir yıl, beş yılda gerçekleştirilecek bir oluşum değildir. Onlarca yıl sürecek olan bir tekâmüldür. Bu olguyu bir bebeğin olgunlaşıncaya kadar geçirdiği değişime benzetebiliriz. Bebek dünyaya geldiğinde varlığının bilincinde değildir. Dışarıdan kendi kimliğini belirten bir isim çocuğa verilir. Zamanla çocuk varlığının bilincine erdiği gibi kendisine verilen adın da kişiler arası ilişkide ve grup içinde farklılığının göstergesi olduğunu öğrenir. Çocuk sosyalleşmesini tamamlayıncaya ve olgunlaşıncaya kadar pek çok sosyo-kültürel, psikolojik sorunlarla karşılaşır. Tıpkı çocuğun gelişim süreci gibi uzun, yoğun dönemde topluluklar olgunlaşır, yani millet olurlar.
 
Kazakistan’ın uluslaşma sürecinde önemli meseleler bulunmaktadır. Kazak toplumunda, “Ru” ve “Cüz” gibi aidiyetlere dayalı olan sosyal ve siyasi mobilizasyon, Kazakistan’ın siyasi ve kültürel bütünleşmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Bu durum aynı zamanda Kazak toplumunu millet olma sürecinde yavaşlatıcı bir rol oynamaktadır. Fakat bağımsızlıkla birlikte kendi mecrasında yepyeni bir hız kazanan Kazak uluslaşması Ru ve Cüz gibi alt grup aidiyetlerini işlevsizleştirmeye başlamıştır.
 
Kazakistan’ın resmi söylemde çok kültürlü ve etnikli bir toplum yapısı olduğunu belirtmekte ve buna bağlı olarak bir politika izlemektedir. Ulus devlet yapılanmasında her etnik guruba kendi eğitim sisteminde, kendi kültür, dil, din, sosyal norm ve değerlerinin temelinde sosyalleşmesi; bu farklı etnikleşmelerin büyük topluma ve ulus devlete norm ve değerlerini veren egemen (dominant) kültürün olması gereken bütünleştiriciliğine, kapsayıcılığına zarar vermektedir.
 
Nesnel bir toplumsal gerçeklik olan etnik kültürel kümelerin varlığı devlet tarafından kabul edilmiş olmasına rağmen, devlet mekanizmasının tek bir etnik – kültürel grup (Kazaklar) eksenindeki mobilizasyonu diğer etnik sitelerin egemen toplumla bütünleşmesine değil, farklılıkların belirginleşmesine sebep olmaktadır. Ulus devlette temel siyasi birim bireydir ve toplumun üyesi olan bütün bireyler devlete vatandaşlık statüsüyle bağlıdır. Birey temel hak ve özgürlüklerin öznesidir. Kazakistan’da ulus devletin bireylere atfettiği nitelikleri, etnik-kültürel kümelere ikame etmektedir. Bu özellik Kazakistan’da, uluslaşmanın ve sosyal bütünleşmenin önündeki bir engeldir.
 
Kaynaklar:
Azimbay G, Ömir Jurnaldı, N: 4, 2004
Ak Atav, “Ultsızdık, Ultşıldık, hem ultjandılık”, Kazak Edebiyeti, N: 14 (2540), 10 Sevir 1998
Aldajumanov, K.S. vd., Kazakstan Tariyhı, Almatı, 1994
Anderson B, Hayali Cemaatler, Milliyetçiliğin Doğuşu ve Gelişmesi (çev: İ. Savaşır), İstanbul, 1993
Aytalı A, Ulttanu, Almatı, 2003
Amangeldi A, Cas Alaş Gazeti, 13 Karaşa 2004
Belger G, Türkstan Gazeti, 30 Jeltoksan 2004
Belger G, Türkistan Gazeti, 30 Jeltoktan, 2004
Baygali A, Ömir Jurnaldı, 2004, No: 4
Bilgin N, Kolektif Kimlik, İstanbul, 2001
Cas Alaş Gazetesi, 13 Karaşa 2004
Demir A.F, “Orta Asya Cumhuriyetlerinde İslam ve Etnisite”, Orta Asya’nın sosyo-kültürel sorunları, (haz: Ertan Efegil, Pınar Akçalı), İstanbul, 2003
Duman R, “Ult degenımız ulı ugım”, Ömir Jurnaldı, Kantar 20004, No: 1, (2)
Konratbayev O, Turar Rıskulov: Koğamdık, Sayasi Cane Memlekettik Kızmeti, Almatı, 1994
Kymlicka W, Çok Kültürlü Yurttaşlık, 1998. İstanbul, Ayrıntı
Mirzaahmetulı M, Kazak Kalay Orıstandırıldı, Almatı, 2000
Nacman K, “Ultaralık katınastar”, Ömir, Kantar 2004, No:1
Omarbekov T, “20–30 Jıldarı Aralığında Kazakistan Kasreti”, Almatı, 1997
_ Zobalan, Almatı, 1994
Omarbekov T, “Kazakstan tariyhının 20. Gasırdağı Özekti Meselelerdi”, Almatı, 2003
Özdağ Ü, “Millet İnşası”, Yeniçağ Gazetesi, 02-07-2003
Rahmankul B, Cas Alaş Gazeti, 23 Karaşa, 2004
Roy O, Yeni Orta Asya, İst, 2000
Tatimov M, Kazak Alemi, Almatı, 1993
Tean Leca “Uluslar ve Milliyetçilik” (çev: Sinan İdeman), ist, 1997
Timur F, “Çok Kültürlülük: Modern Ulus Devlet Projesine bir Alternatif mi?”, Türkiye ve Siyaset Dergisi, Sayı: 3, s: 94
Türkdoğan O, Etnik Sosyoloji, İstanbul, 1999;


[1] Aldajumanov, K.S. vd., Kazakistan tarihi, Almatı, 1994, s: 184-275
[2] Oliver Roy, Yeni Orta Asya, İst, 2000, s: 130; Kollektivizasyon hakkında geniş bilgi için özellikle Talas Omarbekov’un 20-30 jıldarı arasında Kazakistan kasreti, Almatı, 1997; Aynı yazarın Zobalan, Almatı, 1994; Ayrıca Kazakistan Tarihi, s: 315-332
[3] Makaş Tatimov, Kazak Alemi, Almatı, 1993, s: 15
[4] Demograf Makaş Tatimov’un verdiği bilgilere göre 1989 sayımında kazaklar 6 550 000, Ruslar – 6 200 000, Almanlar- 950 000, Ukraynalılar-900 000. 2004 yılı sayımlarında Kazaklar- 8 555 000, Ruslar 4 050 000, Almanlar-260 000, Ukraynalılar-470 000dir.
[5] Azim Baygali, Ömir Dergisi, 2004, No:4
[6] Cas Alaş Gazetesi, 13 Karaşa 2004
[7] W.Kymnicka, a.g.e, s: 42
[8] Çok kültürlülük tartışmalarında, Kazak etnisitesinin bu çok kültürlülük mozaiği içerisindeki yeri ve işlevi konusunda yoğun tartışmalar yapılmış[8] Duman Ramazan, “Ult degenımız ulı ugım”, Ömir jurnaldı, Kantar 20004, No: 1, (2)
[9] Kazakistan’ın milli devlet olduğunu ve sosyolojik-siyasal olarakta inşa bulunduğu savunan diğer bir görüş için bkz: Ömir Jurnaldı, Azim Baygali ile sohbet, N:4, 2004; “Kazakistan halkı” sözünün anayasadan çıkarılması ve “Kazakistan Cumhuriyeti’nin” Sovyet dönemindeki gibi “Kazak Cumhuriyeti” olarak değiştirilmesi teklifi için bkz: Rahmankul Berdibayev, Jas Alaş Gazeti, 23 Karaşa 2004
[10] Bkz: Ak Atav, “Ultsızdık, Ultşıldık, hem ultjandılık”, Kazak Edebiyatı, N: 14 (2540), 10 Sevir 1998; Amangeldi Aytalı, Ulttanu, s: 156-169
[11] Halklar asamblesi, Kazakistan’ın etnik politikasında önemli rol oynayan bir kurumdur. Bu kurum aynı zamanda Kazakistan Cumhurbaşkanı Sayın Nursultan Nazarbayev’e de danışmanlık yapmaktadır. Faaliyetleri ve yapısı hakkında kısa bir bilgi için bkz: Nacman Künkacayev (Uluslar arası İlişkiler), Ömir, Kantar 2004, No:1
[12] Konunun geniş bir eleştirisi için bkz: Rahmankul Beldibayev, Cas Alaş Gazetesi, 23 Karaşa, 2004; Amangeldi Aytalı, Cas Alaş Gazetesi, 13 Karaşa 2004; Gerold Belger, Türkistan Gazetesi, 30 Jeltoktan, 2004
[13] Bu konuyu dillendirenlerin başında Azimbay Gali gelmektedir. Bkz: Ömür Dergisi, N: 4, 2004; Ayrıca bu politikayı destekleyen Alman asıllı Kazak! Belger G. Gerold ile yapılan bir söyleşi için bkz: Türkistan Gazetesi, 30 Jeltoksan 2004

 

 

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980748 Ziyaretçi