SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM ÜZERİNE YAPIMCISI ARİF KESKİNER İLE KONUŞMA-1990

 

SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM’IN YAPIMCISI ARİF KESKİNER’LE KONUŞMA:


M.Ç.: Neden Selvi Boylum?

A.K.: Türkan Şoray’la bir film çekmek istiyorduk. Bir hikaye aradık. Atıf Yılmaz’la ortak yapacağız. Bir hafta, Kilyos’ta bulduğumuz bir hikaye üzerinde çalıştık. Ama kara bir hikaye ortaya çıktı. Birgün Türkan Şoray telefon etti. Selvi Boylum Al Yazmalım’dan bahsetti. Ben de bunu bildiğimi, birkaç defa fotoroman olarak çekildiğini, değiştirilerek birkaç film yapıldığını söyledim. Buna rağmen bir bakalım dedik. Atıf’la hikayeyi gözden geçirip uyarlamaya başladık. Ali Özgentürk senaryoyu yazabilir dedik. Hep beraber eksik senaryoyla Osmaniye’ye, Aslantaş Barajına gittik. Ali yazarken, Atıf düzeltirken filmi bitirdik.

Film Antalya’da bazı ödüller aldı. Sonra Türkiye’yi temsilen Taşkent Film Festivali’ne gittik. Giderken Al renkli 1000 tane yazma yaptırdım. Üzerinde İlyas ve Asel’in fotoğrafı basılıydı ve “Red Scarf” yazılıydı. Sinemadaki kadınlara dağıttım, mavi boncuklar verdim. Kadınlar yazmaları başlarına bağladılar. Sinema Gelincik tarlası gibi oldu. Türkiye’yi çok iyi temsil ettiğimiz için tebrik edildik. Hatta devrin Başbakanı Bülent Ecevit’ten de bir mektup aldık.

Taşkent’te bir lokantada otururken yanımıza iki kişi geldi. Cengiz Aytmatov’dan selam getirdiklerini, elçi olduklarını, Frunze’ye davet edildiğimizi söylediler. “Her şeyi ayarladık. Uçak bekliyor” dediler. Frunze’ye geldiğimizde, uçaktan inişimizi filme alan beş kamera vardı. Kırmızı beyaz elbiseleriyle otuz çocuk bize doğru koşuyordu. Bize çelenk hediye ettiler. Hemen arkalarında Aytmatov ve Kırgız sinemacıları, onların da arkalarında Bakanlar Kurulu vardı.

“Eve mi, otele mi gidersiniz?” diye sordular. Sonunda eve gittik.

 



96


Aytmatov’un, bahçe içinde, kapısında beş bin yıllık taşların yer aldığı evine girdiğimizde, mükemmel bir sofrayla karşılaştık. Uzun uzun sohbet ettik. Tolomuş Okeyev bize şunu söyledi: “Biz sizi buradan atla gönderdik, uçakla geri geldiniz. Gözleriniz de yusyuvarlak olmuş”.

Akşam sinemaya gittik. Sahneye çıkardılar tabii. Oğuz Onaran ekibimizin başkanıydı. Film başladı. Aytmatov’la beraber oturuyorduk. Onbeş dakika sonra ben heyecandan ağlamaya başladım ve çıkıp müdüriyete gittim. “Filmi beğenecek mi?” düşüncesine dayanamadım.

M.Ç.: Telif işini nasıl hallettiniz?

A.K.: Film yapmadan önce, Aytmatov’a telgraf çekmiş, izin istemiştim. Senaryoyu gönderip onay alacaktım. “Sen yap. Telif de istemiyorum. Senaryoyu da gönderme” dedi. Normalde rahatlamam gerekirken bu güven beni rahatsız etti. Neyse filmden sonra herkes müdüriyete geldi. Aytmatov sarılıp beni tebrik etti. “Güzel olmuş” dedi. Ünlü bir ressamken, Polat Şemsiyev’le arkadaşlığından dolayı oyuncu olan Seymenkul Çokmarov “Sizin film, bizimkilerden daha iyi olmuş” dedi.

Polat “seyretmek istediğin bir film var mı ?” dedi. Sabah saat 9’da onun Beyaz Gemi’sini seyrettik. Ondan önce de T.Okeyev’in “Atlar” adlı belgeselini seyrettik. Sonra beraber Tien-Shan’lara tırmandık. Kırgız törelerini gördük. Yemek yiyip dışarı çıktık. Tekrar geri döndüğümüzde yeni bir sofra hazırlanmıştı.

Uçağımızın kalkacağını söyleyerek kalkmak istediğimizde de “Uçak bizim emrimizle kalkar” dediler. Böylece uçak tam bir buçuk saat rötarlı kalktı.

M.Ç.: Aytmatov’un başka eserlerini de film yapmayı düşündünüz mü veya düşünüyor musunuz?

A.K.: Taşkent’ten üç yıl sonra, Moskova’ya davet edildik. Sonra Isı Göl kıyısında, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek’in senaryosu üzerinde çalıştık.

 



97



Kırgız-Türk ortak yapımı olarak düşünüyorduk. Sovinfilm bu ortaklığa engel oldu.Öyküyü Kılıç balığı öyküsü haline getirip Kekova’da çekecektik. Deniz çekimleri için Kırgızistan’daki platoları kullanacaktık. Adı da “Kılıç Avı” olacaktı.

Frunza’ye indiğimde beni Polat karşıladı. Cengiz telefon edip sabah beşte arabayla Isık Göl’e gelmemi söyledi. “Üçte geri döneceksin” dedi. Orası Cennet gibi bir yer. Senaryoyu daha önce okumuştu. Birkaç notu vardı. Saat üç dedik ama, gece on bire kadar kaldık. Sonra bize “artık gidin” dedi. Bu nasıl misafirperverlikti? Dönerken bunu oğlu Asgar’a sordum ( O türkolog.). Oranın yasak bölge olduğunu, özel izinle oraya gidebildiğimizi söyledi. Daha da çok şaşırdım, tabii.

M.Ç.: Film (Selvi Boylum) dışarıya satıldı mı?

A.K.: Balkan Film Festivali’nde tanıştığım bir görevli aracılığıyla filmi 1000 Dolara sattık. Film 1979’da, Bulgaristan’da toplam 18 milyon bilet satmış. (O zaman Bulgaristan’ın nüfusu 8 milyondu). Bana oradaki Türkler, bu film sayesinde prestijlerinin arttığını söyledi.

M.Ç.: Uyarlamada ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

A.K.: En önmli mesele kolhozdu. Bunu mekanda çözdük tabii. Şoför de bir nakliyat şirketinin şoförü oldu. Bir de bizde hazır senaryo yok. Masa çalışması yapılıyor. Ne yazılırsa yazılsın her şey yönetmene bağlı. Bu senaryo mekanın durumu göz önünde bulundurularak yazıldı.

Senaryoda bildiğimiz bir eksik var. Baraj altında kalan eve bağlı olarak, kızla anasının ilişkisi daha iyi verilmeliydi. Köyden şehre göç de işlenmeliydi. Bunlar düşünüldü ama o zaman hikaye çok değişiyordu. Filmde iç monolog fazla. Atıf her filminde yeni şeyler denedi. “Hayallerim, Aşkım ve Sen” de bu monologların çok daha başarılı olduğunu görüyoruz. Aytmatov’un eserleri hazır senaryo malzemesi gibi görünüyor ama işin içine girince durum hiç de öyle değil.

 

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980451 Ziyaretçi