SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM ÜZERİNE SENARİSTİ ALİ ÖZGENTÜRK İLE KONUŞMA-1990

 

90


SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM ADLI ESERİN

SENARİSTİ ALİ ÖZGENTÜRK’LE KONUŞMA:


M.Ç.: Senaryo nasıl yazıldı?

A.Ö.: Selvi Boylum Al Yazmalım’ın senaryosu üç dört defa yazıldı. Uzunca bir masa çalışması yapıldı. Belki sekiz ay sürdü. Türkiye şartlarına adapte edildi.

Bu hikayenin aslı bir Çin masalına dayanıyor. Bertolt Brecht Kafkas Tebeşir Dairesi adlı eserinde bu masaldan yola çıkmıştır. Aytmatov da Selvi Boylum’u bu Çin masalından yola çıkarak yazmıştır. Masalların çıktıkları yere yakın çevrelerde de varyantları olabilir. Bu masalın ana teması şuna dayanır. Çocuğun annesi kimdir? Ona ekmek veren büyüten mi, yoksa doğuran mı? Masalın aşağı yukarı özeti budur. Brecht, Kafkas Tebeşir Dairesi adlı eserinde konuyu şöyle işler: Bir savaş sırasında Kraliçe saraydan kaçarken bebeğini unutur gider. Sarayda çalışan bir hizmetçi bebeği alır ve büyütür, besler. Savaş biter, yıllar sonra kraliçe bebeği geri almak ister. Böylece bebeğin kime ait olduğuna karar verecek bir mahkeme kurulur. Brecht’in uyarlaması böyledir.

M.Ç.: Aytmatov’da olay bir aşk teması üzerine oturtulmuş.

A.Ö.: Aytmatov ise bunu bir aşk masalına uygulamış. Bu da aslında doğulu bir aşk hikayesidir. Ben hikayeyi okuduğumda Türkiye’de yazılmış bir hikayeyi okuyormuşum gibi geldi. Aytmatov’da doğulu bir yazar. Zaten hikayenin dayandığı masal da Uzak Doğu’dan geliyor .Türkiye’ye adapte emek için zorluk çekmedik. Personajlar bizden kişiler gibi. Aşk, kadın erkek ilişkisi bizdeki ilişkilerin ağırlığını taşıyor. Tutku, fedakarlık genelde doğuda yaşanan, ağırlığı olan duygular.Bu yüzden zorluk çekmedik. Yalnız teknik zorluklar sinemasal zorluklar vardı. Mümkün olduğu kadar bizim sinemanın koşullarına uygun şeyler düşünmek zorundaydık.

 



91



M.Ç.: O zamanlar senaryo yazarlığına yeni başlamıştınız, değil mi?

A.Ö.: Evet. Açıkçası düşüncelerimi kabul ettirmek için çok kavga vermem gerekiyordu. Melodramatik unsurlar, senaryoya biraz benim dışımda girdiler. Ama hikayenin şiirsel tadını korumak için bir çaba gösterdik. Şiirsel atmosferini korumak istedik. Ki bu filmde de yer aldı ve insanlar bundan etkilendiler. Sevdiler yani.

İlyas’ın hali enteresandır. Arabasıyla dağlarda giderken tabiatla konuşması. Anadolu tabiatının içinde bir karakter. Adam tutkulu serüvenci tabii.

M.Ç.: İç monologların fazlalığı dikkat çekiyor. Daha az olamaz mıydı?

A.Ö.: Bir edebi eserden senaryo yapmak için, yola çıktığınız zaman önünüzde iki yol vardır. Birincisi edebiyat eserini okuduktan sonra kitabı kapatıp unutmak. Eserin sizde bıraktığı tadı, dünyayı yeniden sinema olarak inşa etmek. Edebiyat eserini izleyerek ondaki yapı özelliklerini izleyerek film yapmak değil, oradaki mesajı, duyguyu, düşünceyi, dünyayı- atmosferi ……………. Bunun sinema diliyle yeniden yazmak, yapmak. Yeni bir eser yapmak. Ondan adapte etmek, tercüme etmek değil. Çünkü bunlar iki ayrı dildir. Biri sinema, biri edebiyat.

İkinci yol adaptasyon ya da tercüme diyebileceğimiz yol. Bence Aytmatov’un bu hikayesinde ikinci yol izlendi. Yani bir metin sinema diline nakledildi. Böylece edebi özellikler çalışmada ağır bastı. Bu tabii filme sözsel zenginlik getirdi. Ama sinemasal zenginliği de geriye itti. Bu yaygın ticari sinemanın durumu gereği başvurulması gereken bir yoldu. Bu yüzden monoloğa çok yer verildiği söylenebilir. Bu edebi özellikleri korumak için yapıldı. Psikolojik özelliklerini, ayrıntılarını açıklamak için buna başvuruldu. Çünkü kolay bir yol. Adamı konuşturuyorsunuz, ne istediğini, ne düşündüğünü seyirci anlıyor.

 



92



Edebi özellikler korununca, kelimenin getirdiği şiirsel tad, lezzet korunmuş oluyor. Bu sinemasal bir yol değil tabii.


M.Ç.: Senaryonun (Filmin) başlarında Asel’in annesi köyden şehre göç temasına dokunuyor. Ama sonra bu gelişmiyor.


A.Ö.: Evet bu konuya kısaca temas edildi. Ama konumuz bu olmadığı için daha fazla işlenmedi. Film Cemşit, (Baytemir), İlyas ve Asya’yı(Asel) ele alıyor. Burada yaşlı kadının sözleri kendi durumundan kaynaklanıyor. Yaşlılar tutucudurlar. Şehre göçe karşıdırlar.


M.Ç.: Buna rağmen konu biraz işlenebilirdi. Çünkü Filmde Asel’in evinden kopması söz konusu. Şehre göçten de anlaşılan bu kopma değil mi zaten?

A.Ö.: Film sosyal problem filmi değil. 75’lerden, 80’lerden sonra yaygın hale gelen sosyal problem filmlerinin dışında bir film bu. Personaj filmi. Karakterler arası ilişkilerle açıklamalar yapıyoruz. Bir aşk dünyası kuruluyor filmde. Ama bu insanlar çalışan dünyanın insanları. Onlar arasındaki bir ilişkiye yer veriliyor. Filmin sonunda kadın aşkı değil, emeği seçiyor. Ona şefkat gösteren, dünya kuran adamı seçiyor. Gerçekten sevdiğini seçmiyor.

M.Ç.: Romanda olmayan düğün bölümü neden bu kadar canlı anlatıldı? Bu filmde önemli bir yer tutuyor.

A.Ö.: Sinemada düğün görsel zenginlik, folklorik özellikler getiriyor. Türkiye’ye adapte ettiğiniz zaman bunları işlemeniz gerekiyor. Bu hikayeyi Anadolulaştırmanın bir yolu biraz. İlyas’la ayrıldıktan sonra, bu düğün seyirciye bir burukluk verir. Kadın adamı unutmamıştır. Fakat düğünü gösterdiğiniz zaman seyirciyi etkilersiniz. Bir adam bir başkasını severken, bir diğeriyle evleniyor. Bu insana psikolojik bir yük getirir. İnsanı karıştırır biraz. İşte düğün bölümü buna benzer birkaç sebepten konuldu ve detaylı işlendi.

 



93


M.Ç.: Bence hikaye bir aşk hikayesi olduğu halde, son derece realist. Aşk hayatın içinde.

A.Ö.: Roman da, film de bir aşk hikayesi üzerine kurulmuştur. Atmosfer sürekli bir aşk temasına dayanıyor. Hikayenin realist olduğuna katılmıyorum. Düpedüz romantik bir hikaye bu. Finalde aşk yerine güvenin, şefkatin seçilmesi, her ikisinde de korunmuştur. Bu bizim Anadolu kadın tarihimizde de böyledir. Kadın güven arar. Kendi iç dünyasının güvenini değil. Genellikle bizde kadın kendini fert olarak kendini özgür hissetmediği için, istediğini seçmek ve yaşamak yerine, doğru, mantıklı, güvenli ve sağlam olanı yaşamayı seçer. Bunun istisnaları vardır. Senaryoda veya romanda şu kastedilmemiştir: Doğrusu güvenli olanı seçmektir. Bu söylenmemiştir.

Film bittiğinde insanlar buruk duygular içindedirler. Bence aşktan yana bir filmdir. Ama sevgi gerçek yaşamda ne kadar mümkün olabilir ki? Bu soru da beraberinde gelmektedir. Bir öğüt ya da mesaj yoktur. Bu hayatta böyledir. “Sizde böyle yapın” demez film. Film on yıl sonra TV’de gösterildiğinde bile o duyguyu verebildi. Çok telefon aldım. Çünkü film onlara yaşanmamış, tamamlanmamış aşklarını hatırlatıyordu. Bu tür aşklar, az ya da çok herkesin hayatında vardır. Kadın da erkek de güveni tercih eder. Erkek aşkı serüven olarak değerlendirir. Evleneceği kadını daha sağlam seçer. Tenakuz var. Aşk kadın için de, erkek için de biraz yaşamın dışında kalır. Erkek de güvence arar. Bence Aytmatov’un bu hikayesi, son derece duygusal bir hikaye.

M.Ç.: Senaryo oyuncular tarafından hemen benimsenebildi mi?

A.Ö.: Türkan Şoray bir stardır. Starın yasası, kuralları vardır. Ve o zaman bizim sinemamızdaki bir takım kurallar değişmemişti.Starın yasasına göre hareket edilirdi.





94



İşte star öpüşmez, star sevişmez, soyunmaz, kendine uygun biriyle evlenir v.s. Star bazı kurallar koymalı ki geniş halk kitleleri, onun starlığını sürdürmesini sağlasınlar.

Türkan Şoray filmin finaline uzun süre itiraz etti. Kadın Ahmet Mekin’i seçmemeli, diğer star Kadir İnanır’ı seçmeliydi. Halka göre Ahmet Mekin de ünlüdür ama Kadir İnanır seçilmeli. Star kendi değerinde birini seçmeli gibi bir sonuç çıkıyor. Senaryo yazmayı terk edecek kadar, mücadele ettim. Atıf Yılmaz’da yardım etti. Film çekilirken ancak Türkan Hanımı böyle bir finale razı edebildik. İlyas seçilseydi, Amerikanvari bir sonuç olacaktı. Fikir olarak dürüst olmayan bir sonuç çıkacaktı. “Happy End” olacaktı.

Rüçhan Bey de o zaman sete geliyordu. Aslantaş Barajı’nın lojmanlarında kalıyorduk. Çekim saatleri dışında bazı şeyleri Türkan Hanım’a anlatmama yardımcı oldu. (Aynı zamanda da reji asistanlığı yapıyordum) Tarihsel olarak bunun tespit edilmesi gerekiyor.


M.Ç.: Acaba anlatıcı kullanılamaz mıydı?

A.Ö.: Bir romanı film yapmanın belki milyonlarca yolu var. Bugün senaryoyu yeniden yazsam, belki tamamen farklı şeyler çıkabilir. Anlatıcı kullanılarak yapılan filmler de var.

Ben o zaman bir senaryo yazarıydım. Biliyorsunuz bir film yönetmenindir. Her şey, yazar, para, oyuncu, ışık, kamera yönetmenin dünyasına hizmet eder. Oradaki herkese yönetmenin bir parçası olarak bir şeyler üretiyor diyebiliriz.

Ben Aytmatov’un hikayesinden kaynaklanan bir senaryo yazdım. Ama Atıf Yılmaz’ın dünyasının içinde kalarak. Kendi dünyamın bir bölümünden fedakarlık ederek denilebilir. Senaryo yazarlığı yönetmenin dünyasına katılma anlamına gelir.

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980700 Ziyaretçi