MUSTAFA ÇETİN YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

         

            SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM’IN ROMAN,

            SENARYO, FİLM OLARAK MUKAYESESİ 


 


                                          HAZIRLAYAN: MUSTAFA ÇETİN



                                                 YÜKSEK LİSANS TEZİ 

                                                 NO: 3741 1989-1990


                                                    TEZ DANIŞMANI : 

                                             PROF.DR. DURALİ YILMAZ 




                           İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

                                                 RADYO-TV ANABİLİM DALI 1990

 










 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 *PROF.DR.H.HALE KÜNÜÇEN,'TÜRK SİNEMASININ EN İYİ AŞK FİLMİ' "SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM" FİLMİNDE YAKIN ÇEKİMİN GÜCÜ,BİLİG,SAYı46,YAZ 2008.

 

 

İÇİNDEKİLER


ÖNSÖZ …………………………………………………………….I – II
YAZAR HAKKINDA ………………………………………………..1-2
ESERLERİ……………………………………………………………….3-8
ROMAN VE FİLM ÜZERİNE ……………………………………9-10

SİNEMA DİLİ, EDEBİYAT DİLİ ……………………………..11-12
ROMANIN ÖZETİ …………………………………………………..13-17


ROMAN AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

İLYAS …………………………………………………………………….18-25
ASEL ………………………………………………………………………26-31
BAYTEMİR ………………………………………………………………32-34
ALİBEK …………………………………………………………………..35
KADİÇA ………………………………………………………………….36
CANTAY ………………………………………………………………….37
KAMYON …………………………………………………………………38
TİEN-SHAN …………………………………………………………….39
ISIK GÖL ………………………………………………………………..40

FİLM AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

SENARYO ……………………………………………………………….41
İLYAS ………………………………………………………………………42-47
ASYA ……………………………………………………………………….48-53
CEMŞİT …………………………………………………………………..54-55
ALİ HOCA ……………………………………………………………….56
DİLEK HANIM …………………………………………………………57
CAN ………………………………………………………………………..58
HATÇE (ASYA’NIN ANNESİ) ………………………………….59
SAMET, DİĞER TİPLER ………………………………………….60
ZAMAN ……………………………………………………………………61

KAMYON ……………………………………………………………..62-63


ROMANDA SENARYODAN FARKLI BÖLÜMLER
(MADDELER HALİNDE) ………………………………………64-67

SENARYODA ROMANDAN FARKLI İŞLENEN VE
İLAVE EDİLEN BÖLÜMLER
(MADDELER HALİNDE) ……………………………………..68-74

SENARYO FİLM ARASINDAKİ FARKLAR
(MADDELER HALİNDE) ……………………………………..75-77

ROMAN VE FİLMİN KİMLİĞİ ……………………………..78

ROMAN HAKKINDA(ESERİN DİĞER BASKILARI)
BİBLİYOGRAFYA ………………………………………………..79
SONUÇ ……………………………………………………………….80-81
BİBLİYOGRAFYA ………………………………………………..82-85


EK (ESER VE FİLMLE İLGİLİ KONUŞMALAR)

ATIF YILMAZ’LA KONUŞMA ……………………………….86-89


ALİ ÖZGENTÜRK’LE KONUŞMA …………………………90-94


ARİF KESKİNER’LE KONUŞMA ………………………….95-97


ONAT KUTLAR’LA KONUŞMA …………………………….98-100

 

 
I


ÖNSÖZ


Cengiz Aytmatov’un en çok tanınan eserlerinden olan “Selvi Boylum
Al Yazmalım” aslında bir uzun hikayedir. Sovyetler Birliği’nde birkaç defa
Filme alınmış, ülkemizde de tez konumuz olan film yapılmıştır. Bunun dışında fotoroman
ve radyofonik oyun olarak da yayınlanmıştır.

Biz bu çalışmada, sadece hikayeyi veya filmi ele alıp, eserin diğer
boyutunu ihmal etmek yerine, iki yönünü birden işledik. Kahramanları,
mekan ve diğer unsurları filmdeki, hikayedeki şekilleriyle değerlendirdik.

Film ve senaryoyla ilgili konuşmaları çalışmamızın sonuna ekledik.
Bu konuşmalar yararlanılan kaynaktan çok, çalışmamızın bir parçası durumunda. Bir
bakıma ilgili şahıslarla konu üzerine tartışıldığı söylenebilir.

Neden Cengiz Aytmatov da, başka bir yazar değil? Bunun en önemli
sebebi yazarın ülkemizde çok okunan, tanınan bir sanatçı olmasına rağmen kendisi veya herhangi bir eseri üzerine çalışma yapılmış olmasıdır.Ayrıca, eserin, film olarak
Türkiye şartlarına adaptesinden ortaya çıkan sonuç da çalışmamızın sebeplerinden biri.

Yazar, hayatı, eserleri ve edebi kişiliği hakkında kısa bilgiler verdik.
Bu konuda detaya inmek de, tasarlanan çalışmayı daraltmak, hatta boğmaktan öteye geçmeyecekti. Yazar ve edebi kişiliği için çok daha geniş çaplı ve özel çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşündük.

Film ve hikayedeki kişi, olay ve diğer unsurların mukayesesi yapılırken, film-senaryo, senaryo-roman, roman-senaryo arasındaki farklar, eklenen ve çıkartılan öğeleri bir de maddeler halinde sıraladık.

 

 

II



Selvi Boylum Al Yazmalım adlı eserin ülkemizde çeşitli baskıları var. Çalışmamızda yeralan “Roman Hakkında” adlı bölümde bu konuda kısa bir değerlendirme yaptık. Biz kaynak olarak Cem Yayınları arasında yer alan, Mehmet Özgül’ün çevirisini kullandık. Bunun sebebi ise, yayınevinin yazarın hemen hemen bütün eserlerini yayınlamış olmasıdır.

Çalışmamızı başından beri destekleyen, yardımlarını esirgemeyen, tez danışmanım, Doç.Dr.Durali Yılmaz’a, benimle eser üzerinde tartışan, değerli zamanlarını ayıran, Ali Özgentürk, Atıf Yılmaz, Arif Keskiner ve Onat Kutlar’a teşekkürü bir borç bilirim.





Mustafa Çetin


 
1

 
YAZAR HAKKINDA


CENGİZ TÖREKULOVİÇ AYTMATOV, 12 Aralık 1928 tarihinde Kırgızistan’ın başkenti Frunze (Eski adı Bişgek)’de doğdu. Babası Törekul Aytmatov, annesi Nahima(Necime) Aytmatova’dır. Daha çocuk yaştayken babası vefat etmiş, yazar ve kardeşlerini annesi büyütmüştür. İlk tahsilini köyünün ilk ve ortaokulunda yapan yazar, daha sonra bölge okuluna devam etmiştir..

İkinci Dünya Savaşı’nda, hayat tamamen felce uğramış, yetişkinler asker olduğu için, bütün iş çocuk, kadın ve yaşlılara kalmıştır. Birçok öğrenci de okullarından alınarak çeşitli işlerde çalıştırılmışlardır. Aytmatov da bu çocuklar arasındadır.

On beş yaşındayken köyünün kolhozunda sekreter olarak çalışmaya başlar. İlk hikaye denemelerini burada yapar. Yazar, Erken Gelen Turnalar adlı eserinde bu yılları anlatır(1). Savaştan sonra Kazakistan’daki Cambul Veterinerlik Okuluna girdi. Okul bittikten sonra da Kırgızistan Tarım Enstitüsü’ne devam etti. Burada da hikaye çalışmalarını sürdüren yazar, yirmibeş yaşındayken, enstitüden mezun oldu. Zooteknisyen olarak görev yaptı. Bu sayede, memleketini, insanını tanıma fırsatı buldu. Yazarın eserlerinde gördüğümüz canlı tasvirler onun araştırmacı yanıyla yakından ilgilidir.

Eserlerinde gördüğümüz hayvan tasvirlerindeki başarısı, onlara adeta kişilik vermesi, mesleği gereği onları çok iyi tanımasından kaynaklanıyor. Gülsarı ve Dişi Kurdun Rüyaları adlı eserlerinde bu konudaki başarısı en yüksek seviyededir(2).

Yazar için çocuk kahramanlarının da önemi büyüktür. Onları çocuk olarak değil, küçük birer insan olarak görür. Onlara sorumluluk yükler. Onlara sevginin yanında saygı da duyar(3).



1 – Cengiz Aytmatov, Erken Gelen Turnalar, Can Yay., İst., 1983.
2 – Bkz. Adı geçen eserlerle ilgili bölüm.
3 – Beyaz Gemi, Askerin oğlu adlı eserleri bu konuda en başarılılarıdır.

 


2


1956-1958 yılları arasında Moskova’da Gorki Edebiyat Enstitüsü’ne devam etti(4). Aynı yıl Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girdi. 1958 yılında Sovyet Yazarlar Birliğine üye seçildi(5). Bu tarihten itibaren yazar gerek Sovyet gerekse dünya yazarları arasındaki yerini almaya başladı. 1963 yılında başarılı eserlerinden dolayı Lenin Edebiyat Ödülü’nü kazandı(6).

1968 yılında Büyük Sovyet Ödülünü kazandı. Aynı yıl Kırgızistan mili yazarı seçildi. 1969 yılında Taşkent’te toplanan Dördüncü Asya Afrika Yazarlar toplantısında her yıl verilen Lotus Edebiyat Ödülünün seçici kuruluna girdi. Aynı zamanda Asya Afrika Halkları Kültürel Dayanışma Teşkilatı’nın başkan yardımcılığı görevini de sürdüren yazar, 1983 yılında Büyük Sovyet Ödülünü ikinci defa kazandı(7).

Kırgızistan Sinemacılar Birliği Başkanlığı da yapan yazarın, Türkoloji, folklor, inceleme, edebi tenkid v.s. gibi çalışmaları da var. Evli ve iki çocuk babası olan yazar 1975 yılında Türkiye’yi ziyaret etti.


4 – Kazak Sovyet Ensiklopedyası, Cilt: 1, s.19.
5 – Türkmen Sovyet Ensiklopedyası, Cilt: 1,s.85.
6 – Azerbaycan Sovyet Ensiklopedyası, Cilt:1,s.197.
7 – Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Cilt:2,s.542.

 

 

3


ESERLERİ


YÜZ YÜZE (1957) :

Yüz yüze, asker kaçağı İsmail ile karısı Seyde’nin hikayesidir. Yazar, İsmail’i suçlamak yerine, onun psikolojik durumunu objektif olarak verip, hükmü okuyucuya bırakmıştır. Cemiyeti kontrol altında tutan ahlak müessesesi İsmail’i yeteri kadar cezalandırmış, yazar hemen hemen hiç müdahale etmemiştir.

Sedye, kaçak olmanın “İhanet” olduğunu bilmektedir ama İsmail, kocasıdır. Hala memeden kesilmemiş oğlu Amantur’un babasıdır. Ne olursa olsun onu koruyacaktır. Ama bu her şeye rağmen aptalca bir bağlılık değildir.

İsmail yaban olmuş, gözü hiçbir şey görmemektedir. Psikolojik baskı ona, insani duygularını unutturmuştur. Bir gün eli yetimin rızkına uzanır. İşte o zaman Seyde’yi de, kendini de tüketir. Sedye bir anda çökmüş, saçları bembeyaz olmuştur. Kocasının saklandığı yeri askerlere gösterir. İsmail karısını o halde görünce tanımakta güçlük çeker. Pişman olmaya bile fırsat bulamaz(8).


CEMİLE (1958) :

Yazarın Kırgızca olarak yazdığı bu eseri aynı yılın sonlarında A.Dimitrieva tarafından Rusçaya çevrildi. Yazarı bütün dünyaya tanıtan ise Fransızca tercümesi ve şair yazar L.Aragon’un, eserle ilgili sözleri oldu(9).

Eserin belki de asıl kahramanı, Cemile’den çok, çiçeği burnunda delikanlı Seyit. Farkında olmadan Cemile’yi hep sevmiş, o gidince, Seyit de oradan uzaklaşmak istemiştir.

Uzun hikaye olan eser yazarın en çok tercüme edilen eseridir. (II). Ülkemizde de en çok tanınan ve tercüme edilen eseri durumundadır.



8 – Cengiz Aytmatov, Yüz Yüze, 1981.
9 – Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Cilt:2, s.542

 



4 


İLK ÖĞRETMENİM (1961) :

Altınay, amcasının yanında oturan, öksüz, yapayalnız bir kızcağızdır. Hayatı horlanmakla geçmiştir. Bir gün köye okul açacağını söyleyen Duyşen adında bir adam gelir. Duyşen,çocukları okula getirebilmek için pek çok zorlukla karşılaşır.

Altınay’ın başına gelenler, eserin en vurucu kısmını teşkil eder. Altınay daha çok küçük olmasına rağmen, onu evlendirmek isterler. Bir gün zaten evli olan bir adam,
onu kaçırıp tecavüz eder. Duyşen sevgili öğrencisi Altınay’a yardım edememiştir. Altınay, başka bir yere gitmek mecburiyetinde kalır.

Gün gelir, Altınay Süleymonova köyüne gelir. Duyşen iyice yaşlanmış, postacılık yapmaktadır. Yine eskisi gibidir. Kimseyle muhatap olmaz. En çok sevdiği öğrencisi Altınay’ın yüksek mevkilere gelmiş olması bile onu ilgilendirmemiştir. Tekrar birbirlerini görmezler ama tepedeki yıkık dökük okulları ve kendileri için diktikleri kavakları hala yerinde durmaktadır.


DEVE GÖZÜ (1961) :

Kemal, liseyi bitirdikten sonra büyük ümitlerle, Anarhay Ovasına gelmiş, toprak aşığı bir gençtir. Bilgisi azdır ama azimlidir.

Abekir ise aksi, sinsi, kendini beğenmiş, tecrübeli bir adamdır. Kemal’i her zaman küçümser, adam yerine koymaz. Tarih öğretmeninin anlattığı harika dünyayı bulamayan Kemal, çok sıkıntılı günler yaşar.



II – Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan MLA Index Translationum adlı yıllık yayın organında eserin, bütün dünyada 85 defa basıldığı anlaşılmaktadır. (1961 – 1980 yılları arasındaki sayıları.)

 

5


TOPRAK ANA (1962-1963) :

Vatan sevgisidir Toprak Ana. Aslında toprak olduğumuzu hatırlatır Aytmatov bize. Eserde hepimizin adına Tolunay toprakla dertleşir(12).

Toprak Ana bir aşk hikayesidir. Kahramanımız Aliman’ın Cemile’den farkı, mutluluğu tadamamış olmasıdır. Eserde sevmek kadar, sevgiye doyamamak da anlatılır. Bezginlik, evlat acısı, açlık v.s. gibi duygularla karşılaşırız. Yazar bize, Tolunay’ın, Savankul’un, Aliman’ın, Kasım’ın da sevmeye hakları olduğunu hatırlatır(13).


AL ELMA (1964) :

Al Elma adlı eser ilk defa Kızıl Elma adıyla, 1967 yılında Hasan Ali Ediz’in tercümesiyle yayınlandı(14). Eserde babasıyla beraber yaşayan Anara’nın annesine özlemi ve bir bahçede bulduğu büyük kırmızı bir elmayı babasına gösterdiğinde, babasının hatırladığı bir gençlik aşkı anlatılır.


GÜLSARI (1962-1963) :

Tanabay, hareketli bir gençlik yaşamış, “dediğim dedik” aksi ama iyi niyetli bir insandır. Yeni düzene pek ayak uyduramamıştır. Planlı programlı işler pek ona göre değildir. Mazideki günlerini anarak ayakta durabilmektedir.

Gülsarı’nın tek özelliği rahvan bir at olmasıdır. Tanabay gibi o da geçmişiyle yaşamaktadır. Aşık olur, üzülür. Bütün çektikleri aklında olan Gülsarı, tayken alabildiğine hür bir hayat sürüdürmüş, zincire, boyunduruğa bir türlü alışamamıştır. Ona göre böyle şeylere hiç gerek yoktur. Çünkü o zaten çalışkandır. Gülsarı önce binek atı olmuş, sonra da onu arabaya koşmuşlardır. Yaşlanıp elden ayaktan düşünce de onu Tanabay’a tekrar verirler.

Gülsarı’nın ölümü aslında, Tanabay’ın ve neslinin de ölümüdür. Gülsarı ancak ölümle zincirlerinden kurtulabilmiştir. Artık hem o, hem de Tanabay hürdür.



12 – Altan Yalçın, Bir KavgaTürküsü, Yeni Dergi, Cilt:5, s.18-19.
13 – Muzaffer Buyrukçu, Toprak Ana, Papirus dergisi, Sayı:26, s.62.
14 – Hasan Ali Ediz, Maksim Gorki’den Cengiz Aytmatov’a Sovyet Hikayeleri, s.443.

 

6


BEYAZ GEMİ (1970) :

Beyaz Gemi, bir çocuğun zihninde canlandırdığı ufukları sınırsız bir dünyanın romanıdır (15). Bizi düşündüren çocuktur ama gördüklerimiz hiç de çocukça değildir.

Yazarın gerek Sovyet, gerekse dünya edebiyatını en çok meşgul eden eserlerinden biri Beyaz Gemi’dir. Yazar menfi ve müsbet tenkidlere uğramış, eserle ilgili çalışmalar yayınlanmıştır. Genellikle de eserin ideolojik yönü üzerinde durulmuştur (16).


OĞULLA GÖRÜŞME (1969) :

Oğulla Görüşme, İkinci Dünya Savaşında oğlunu kurban veren bir babanın hikayesidir. Oğlu, askere gönüllü olarak gitmiş, kız kardeşleri buna karşı çıkmış, ama o, oğluna engel olmamıştır.

Çordon, oğlunu kaybedeli yirmi yıl olmuştur ama içine oğlunun yaşadığına dair bir his doğmuştur. Oğlunu görmeye gidecektir. Savaştan önce öğretmenlik yaptığı okulda onu bulabileceğini düşünür. Yolda gördüğü bir dostuna oğlunu görmeye gittiğini söyler. O oğlunun yaşadığına inanmaktadır.





15 – Elifsu Akdemir, Bir Dünya, Bir Çocuk ve “Beyaz Gemi”, Nilüfer Edebiyat Dergisi, sayı:3, s. 35-38.
16 – Mahmut Şevket, Beyaz Gemi’nin İdeolojik Yönü, Hareket Dergisi, sayı:75, s.68-72.





7


ASKERİN OĞLU (1971 – 1972) :

Avelbek babasını savaşta kaybetmiştir. Annesi Ceyengül Köy postanesinde çalışmaktadır. Bir gün köye bir sinema makinası gelir ve bir savaş filmi gösterilir. Çocuk filmdeki bir oyuncuyu babası olarak düşünür ve filmin arasında diğer arkadaşlarına babasının nasıl savaştığını anlatır. Çocuklar onunla alay ederler. Annesi duygulanmıştır. Oğlunan elinden tutar ve oğlunun dünyasını yıkmak için “O senin babandı” der (17).



ERKEN GELEN TURNALAR (1975 – 1976) :

Eserin en önemli kahramanı onbeş yaşındaki Sultanmurat’tır. Sınıf arkadaşı Mirzagül’ü sever. O günlerde erkekler savaşa gittiği için bütün iş, kadın, çocuk ve yaşlılara kalmıştır. Çocuklar okuldan ayrılıp çalışmaya başlarlar (18).

Eserde Manas Destanı’ndan izlere rastlanır. Çocukların çalışma azimleri, yazar tarafından anlatılışları Manas’ın kahramanlarının tasvirlerine benzer.


DENİZ KIYISINDA KOŞAN ALA KÖPEK (1971) :

Eserin kahramanı Kirisk ilk defa denizle tanışacaktır. Köylerinin en iyi üç avcısı, Orhan Dede, babası Emrayin, amcası Milgun onunla beraberdir.

Yolda sise yakalanırlar. Yiyecek ve suları biter. Herkes birer birer sandalı terk eder, Kirisk yalnız kalır. Kirisk yaşayacaktır. Onların kendilerini suya bırakmaları umutsuzluktan değil, bilakis Kirisk’e göre, geleceğe olan güvenlerindendir.





17 – Aytmatov, Oğulla Görüşme, Cem Yay., 1982.
18 – Aytmatov, Erken Gelen Turnalar, Cem Yay., 1983.




8

GÜN UZAR YÜZYIL OLUR (1981) :

Eserde gerçekten de yüzyıldan uzun bir günün hikayesi anlatılır.Boranlı Yedigey,
sevgili dostu Kazangap’ın hikayesini anlatır (19). Neler olmamıştır ki bozkırlarda. Başına deve derisi geçirilen mankurtlardan, Nayman Anaya, uzay araştırmalarından, Kazangap’ın cenazesine, bozkırda yalnız dolaşan tilkiye kadar her şey ……

İç içe birçok hikayeden meydana gelen eser, hikayeler arasında kurulan bağlarla son derece etkili hale gelmiştir. Eserde tarihi seyir anlatıldığı gibi, nesiller arası kopukluk da anlatılmaktadır. Buna en güzel örnek, Yedigey’in Kazangap’ın cenazesinde konuşurken kendisi öldüğünde, dua edecek kimsenin bulunmayacağını söylemesidir (20).


DİŞİ KURDUN RÜYALARI (DARAĞACI) (1985) :

Yazar, bu eserinde hayatı boyunca kimseyle uyum sağlayamamış bir misyonerin hikayesini anlatır. Her şeyi yeniden keşfetme ihtiyacında olan bir misyoner, başarısızlıklarına bir yenisini daha ekler (21).


TİYATRO :

FUJİYAMA (1975) :

Aytmatov, bu tiyatro eserini Kazak yazar Kaltay Muhammedcanov ile beraber yazmıştır. Bir vesileyle, bir tepede buluşan eski dostların, birbirleri ve bazı olaylarla ilgili zaafları anlatılır (22).




19 – Atilla Birkiye, Yedigey, Çağımızın Emekçi İnsanı, Varlık Dergisi sayı:915, s.28-29.
20 – Mustafa Uğurlu, Gün Uzar Yüzyıl Olur, Töre Dergisi, sayı: 134, s.45-47.
21 – Aytmatov, Dişi Kurdun Rüyaları, Ötüken Yay., 1990.
22 – Zeynep Oral, Fuji-Yama, Milliyet Sanat Dergisi, sayı:314.

 

9


ROMAN VE FİLM ÜZERİNE

Selvi Boylum Al Yazmalım adlı eser bazı kaynaklara göre 1960 bazı kaynaklara göre ise 1961 tarihinde yazılmıştır. Ülkemizde eser çeşitli yayınevleri tarafından birkaç defa yayınlandı (1). Bu çalışmada, Cem Yayınevi’nin baskısı kullanıldı(2). Bunun sebebi ise yazarın eserlerinin yayınevi tarafından toplu olarak basılmış olması. Yazarın son eseri olan Dişi Kurdun Rüyaları(Darağacı) ise Ötüken Yayınevi tarafından basıldı(3).

Yazarın bu eseri de diğer eserleri gibi az çok kendi yaşadığı olaylar esas alınarak yazılmış. Irmtraud Gutschke, yazarın hayat anlayışı ve eserlerini ele aldığı eserinde, Asel ve İlyas adlı kahramanların, yazarın kendi köyünde yaşayan kişilerden yola çıkılarak ele alındığını belirtiyor(4). Yazar, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hayatı, dünyayı anlamaya, öğrenmeye başladığını, eserin bu yılların ürünü olduğunu söylüyor(5).

Gün Uzar Yüzyıl Olur adlı eserin, Cemile ve Selvi Boylum Al Yazmalım’ın ışığında, bu eserlerden yola çıkılarak yazıldığı söylenebilir.

Sinemamızda bir dönüm noktası olan film, bir bakıma star sinemasından yönetmen sinemasına giden yolda, en belirgin eser durumunda.

Romanda sosyalist bir rejimin yaşandığı bir ortamın tipik olaylarıyla karşılaşırız. Film romandan adapte edilirken, sadece sinema diline çevrilmiş, aynı zamanda da Türkiye şartlarına uydurulmuştur(6).




1 – Bkz: Eserin baskılarıyla ilgili bibliyografya.
2 – Aytmatov, Selvi Boylum Al Yazmalım, Cem Yay., 1982
3 – Aytmatov, Dişi Kurdun Rüyaları, Ötüken Yay., 1990
4 – Irmtraud Gutschke, Menschneitsfragen, Marchen, Mythen Zum Werk Aitmatows, s.8 ve 95.
5 – Aitamatow, The Time To Speak Out, s.27 ve 123.
6-Sayar,Vecdi,Sinemamız Edebiyatımıza Bakıyor,Gösteri,sayı:15.

 


10


Atıf Yılmaz, yazarın eserlerinde bir sinemacı duyuşu olduğunu hazır birer senaryo malzemesi olarak düşünülebileceklerini söylerken(7) Ali Özgentürk, bunun kolay olmadığını söylemektedir(8). Özgentürk, sinema diliyle roman dilinin çok farklı şeyler olduğu üzerinde durmaktadır.

Filmin sonunda, Asya’nın İlyas’ı değil, Cemşit’i tercih etmesi filmin genel seyri düşünüldüğünde hayli ağır bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Roman düşünülürse bu sonuç normaldir. Bunun sebebi, filmin fazlaca duygusallaştırılıp, ülkemiz şartlarına adapte edilmiş olmasıdır(9).

Aytmatov’un eserlerinde masal ve efsanelere ne kadar çok yer ve önem verdiği bilinmektedir(10). Selvi Boylum Al Yazmalım da bir Çin masalından yola çıkılarak yazılmıştır(11) Bertolt Brecht ise aynı Çin masalından hareketle Kafkas Tebeşir Dairesi adlı eseri yazmıştır.

Film bazı yayın organlarında da çeşitli vesilelerle gündeme geldi. Filmin başarılı olduğunu söyleyenlerin yanında(12), başarısız olduğunu söyleyenler de var(13).






7 – Atıf Yılmaz ile yapılan konuşma.
8 – Ali Özgentürk ile konuşma.
9 – Adı geçen konuşma.
10- Irmtraud Gutschke, Menschheitsfragen, Marchen, Mythen Zum Werk Aitmatows.
11- Özgentürk ile konuşma.
12- Yılmaz’ın Aytmatov Uyarlaması, Cumhuriyet, 10-12-1987, s.4.
13- Selvi Boylum Al Yazmalım, Söz, 10-12-1987, s.8.

 



11


SİNEMA DİLİ, EDEBİYAT DİLİ

“Sinema Dili” ve “Edebiyat Dili” kavramları iki ayrı ifade yoludur. Sinemada “Görüntü”, edebiyatta “Söz” anlatımın en küçük ve temel unsurlarıdır.

Bir yazarın anlattıklarını gözümüzün önünde canlandırmaya çalıştığımızda, zihnimizdeki dünya görüntülerden oluşur. Tek tek kelimeler değil, onların yüklendiği anlam sayesinde bunu yapabiliriz. İşte sinema dili buna doğrudan ulaşmaya çalışmaktadır.

Tabiat tasviri yapan bir yazar, bunu belki bir belki iki sayfada yapacaktır. Sinemada ise bütün bunlar birkaç saniye veya birkaç dakikaya sığdırılabilir. Sinema somut şeyleri, roman ise soyut şeyleri anlatmada başarılıdır(14). Duyguların anlatılması bir ölçüye kadar mümkündür ama bunu sinema diliyle anlatmak çok farklı ve zordur(15). Bunun için çeşitli öğelere ihtiyaç vardır. Mesela romanda “Sevimsiz Kedi” bir anlam ifade ederken, senaryoda yer alan aynı kavram hiçbir şey ifade etmez. Onun davranışlarıyla, görünüşüyle anlatılması gerekir(16).

Yazılı bir metnin görüntü diline uygun bir şekilde kaleme alınması gerekir(17). Bunun içinde uyulması gereken prensipler, öğeler vardır(18).

“………… Senaryo esas olarak sinemasal çalışmadır. Edebi değil, yarı edebi çalışmadır. Çünkü başka bir dil yapısı içinde yazılır.Filmik terimlerle yazılır ……..”(19). Ayzenştayn ise, montajdan bahsederken, ……………. Su resmi ile göz resmi ağlamayı, bıçak resmi ile kalp resmi acıyı gösterir.





14 – Nijat Özön, Roman ve Sinema, Türk Dili, Roman Özel sayısı, Sayı:154,1964, s.797-800.
15 – A.g.e.s. 798.
16 – Alim Şerif Onaran, Sinemaya Giriş, s.35 ve devamı.
17 – A.g.e.s. 35.
18 – Mahmut Tali Öngören, Senaryo ve Yapım, s.44 ve devamı.
19 – Erden Kıral, Edebiyat Uygulamaları ve “Sinema Dili, Edebiyat Dili”, Türkiye Yazıları, sayı:59, Şubat 1982, s.14-15.

 

12

 
Resimle gösterilen iki öğenin birleşmesiyle, resimle gösterilmesi olanaksız bir kavram gösteriliyor. Ayzenştayn “İşte montaj bu” der (20).

Bir romanda iki kişinin karşılıklı konuştuğunu düşünelim. Yazar bize bunun ya doğrudan kişileri konuşturarak ya da üçüncü kişinin ağzından anlatabilir. Kişilerden biri konuşurken diğerinin ne yaptığını (Bize yazar tarafından ayrıca anlatılmazsa) anlayamayız.

Sinemada ise konuşan kişiler diyaloğu sürdürürken, görüntünün konuşmasına şahit oluruz. Mesela biri konuşurken diğerinin yüzünün gösterilmesi veya konuşanın titreyen
elinin gösterilmesi gibi.

Sonuç olarak, bu iki ifade yolundan, birbirine benzeyen taraflarına rağmen, farklı şeyler hissederiz. Birinde düşündüklerimizi görmeye çalışırken, diğerinde gördüklerimizi düşünürüz.






20 – Seçil Büker, Sinema Dili Üzerine Yazılar, s.13.

 

13


ROMANIN ÖZETİ


İlyas, Tien-Shan dağlarında kamyon şoförlüğü yapan hırçın bir gençtir. Kendisine ilişilmediği sürece kimseyle ilgilenmez. Bu işi ona asker arkadaşı Alibek bulmuştur.

Arabasına çocuğu gibi bakan İlyas, uzun yolda çalışmaya, uçsuz bucaksız dağlara ovalara, kıvrıla kıvrıla inen çıkan yollara iyice alışmıştır. Taşıma merkezindeki hareket görevlisi Kadica’nın çevre köylere göndereceği şoförler arasında yer alan İlyas alabildiğine hürriyeti benimsediği için yeni görevine hiç ısınamamıştır. Dar ve bozuk köy yolları sanki onu kıskaca alacak gibidir. Ama görev görevdir.

Yolda bir batağa saplanır. Kamyonun altına girmiş nasıl kurtulabileceğini düşünürken, asabını iyice bozan iki eski pabucun kendini gözlediğini fark eder. Köye kadar arabasına binmek niyetiyle beklediğini düşündüğü için başından savmak ister. Bilmez ki o yaşlı bir nine zannettiği iki eski pabucun, bir gün, hem her şeyi hem de hiçbir şeyi olacağını. Hayatının değişeceğini, mutluluğun, sıkıntının, ezikliğin, pişmanlığın, utancın doruklarını yaşayacağını. Her şeyin bitip bitip tekrar başlayacağını.

Nine zannettiği çizmelerin sahibinin genç güzel alımlı bir genç kız olduğunu görünce, düşündüğü her şeyi bir kenara bırakıp onun gönlünü almaya çalışır. Zorla gönlünü edip arabaya aldığı kızı, anasının azarları arasında evlerinin yakınına kadar götürür.

Taşıma merkezine döndüğünde nedendir bilinmez pek huzurlu değildir. Al yazmalı güzel onu fazlasıyla etkilemiştir. Gitmek istemediği köyler, köy yolları burnunda tüter olmuştur.

Taşıma görevlisi Kadiça ile arası çok iyidir. Hatta Kadiça ona aşıktır. İlyas’a diğerlerinden farklı davranmaktadır. Sık sık tartışmalarına rağmen, İlyas’ın her dediğine “Evet” demektedir.






14


İlyas’ta bir tuhaflık olduğunu Kadiça da fark eder. Köye gönderildiği için ortalığı karıştıran İlyas, şimdi de köye gitmek için direnmekte, Kadiça ile tartışmaktadır. Kadiça da gözü olan başka bir şoför, Cantay’da yangına körükle gitmeyi ihmal etmez. Kadiça İlyas’ın isteğini yerine getirmez. Bu arada çılgına dönen İlyas yükleme yapılırken, vincin altından kaçıp köyün yolunu tutar.

Görünürde Asel yoktur. Bulabileceğini düşündüğü her yere bakar ama onu göremez. Yoksa dünürler mi gelmiştir? İlyas geri döner ama gözü hep arkadadır. Bir gün köyün yakınında Asel ile karşılaşır. Birbirlerine ısınıvermişlerdir. Konu hep Asel’in evleneceği üzerinedir. Bu iş İlyas’a iyice ağır gelmeye başlar.

Nihayet iki gönül bir olur ve evlenmeye karar verirler. Birlikte kaçarlar. Yolda onları gören eş dost onlara yardım vaadinde bulunur. İlyas’a göre hava hoştur. Arabayı evleri olarak görmektedir. Alibek ona evlerini verir, kendisi de yeni evlerine geçer. İlyas biraz toparlanmıştır. Kadiça ise bu olayı kabullenemez ama, saygı duymaktan başka çaresi yoktur. İlyas ve Asel için belki sıradan ama son derece güzel günler başlamıştır. İlyas işinde gücündedir. Uzun yolda çalışmasına rağmen evine uğramayı ihmal etmez.

Bir gün Asel bir bebeklerinin olacağını söyler. Dünya şimdi onlar için daha da renklenmiştir. Doğan bebeklerin adını Samat koyarlar. Çocuk onları birbirine daha da bağlar. Acaba doruğa çıkan bu mutluluğun arkasında onları neler beklemektedir?

Soğuk bir gecede İlyas, Tien-Shan’ı tırmanırken, yolda kalmış bir arabaya rastlar. Arabadan iner, yanlarına gider. İçlerinden biri kendisini en yakın benzin istasyonuna kadar götürmesini ister. İlyas, nereden geldiğini kendisinin de anlayamadığı bir cesaretle çekme halatları varsa kendilerinin çekebileceğini söyler. Herkes şaşırmıştır ama aslında başka çareleri de yoktur.






15


Zor da olsa yola koyulurlar. Onların bu halini kavga kaşağısı Cantay da görür. Çarpışacak kadar birbirlerine yakın geçerler. Sonunda istasyona gelmeyi başarırlar. İlyas bitkin bir haldedir ama kendine olan güveni bir kat daha artmıştır.

Çin’de bir şantiyeye acilen taşınması gereken malların nakliyesi için, taşıma merkezinde hararetli tartışmalar yapılmaktadır. Her kafadan bir ses çıkmakta, kimi kesip atmakta, kimi işin oluruna bırakmaktadır. İlyas gerekirse romörk takabileceklerinin söyleyince, kimileri ikna olurken kimileri de çileden çıkar. Neticede kimse bu işe cesaret edemez.

Kimse bu romörkle taşıma işine yanaşmamıştır ama, İlyas’ta bu saplantı haline gelmiştir. Bir gün Kadiça’yı kandırır ve romörkle çıkma izni alır. Bu iş aralarında kalacaktır. Tien-Shan’a tırmanmaya başladığında her şey yolundadır. Fakat yol uzadıkça romörk kendini hissettirmeye başlar. Dik bir yolda motor daha fazla dayanamaz ve geri geri kaymaya başlar. Sonunda bir çukura saplanır. İlyas teleşlanmış, ne yapacağını bilemez hale gelmiştir. Korkunç bir panik yaşamaktadır. Yaptığı işin anlamsızlığını bile bile romörkü orada bırakır ve gider. Eve geldiğinde berbat bir haldedir. Asel’e sinirlenir. Bütün hırsını ondan almaya kalkar.

İlyas iyi bir şey yapmak istemiş, fakat özel hayatı dahil her şey birbirine karışmıştır. Hayatları artık geriye doğru saymaya başlamış, sıkıntılar, aile içi huzursuzluklar baş göstermiştir.

Kendini kurtarmak yerine alkole sığınan İlyas bir meyhanede Kadiça’ya rastlar. O geceden itibaren yasak bir ilişki başlar. İlyas kendi sonunu hazırlamıştır. İlyas’taki soğukluğu ve değişikliği fark eden Asel, başlangıçta buna bir sebep bulamamış, ama rahatsız olmaya başlamıştır.




16


Ve bir gün gerçeği Kadiça’dan öğrenir. Tek çaresi vardır; Bırakıp gitmek. Nitekim öyle de yapar. İlyas’ı bütün keşmekeşi, karışık dünyasıyla baş başa bırakıp, hiç bilmediği yeni bir dünya için evinden uzaklaşır. İlyas biraz kendini toparlamış olarak eve döndüğünde Asel’i bulamayınca çılgına döner ama iş işten geçmiştir.

İlyas’ın dünyası daha da daralmıştır. Bütün gayretine rağmen onu bulamaz. Kadiça’yla başka bir yerde yeni bir hayata başlamaya karar verirler. Ne İlyas’ın ne de Asel’in içindeki boşluk dolmayacaktır ama bu iş buraya kadardır.

Bir gün İlyas kamyonuyla Tien-Shan’da bir kaza geçirir. Yol kenarındaki kamyonu yol bakım ustası Baytemir bulur. İlyas sarhoştur ama daha önce yardım ettiği arabasını kurtardığı Baytemir’i tanır. Baytemir onu evine götürür. İlyas evde birinin elinden düştüğü anlaşılan odunların sesiyle kendine gelir. Asel olanca şaşkınlığı, ürkekliğiyle karşısındadır. İlyas da Asel de durumu sezdirmemeye çalışırlar ama Baytemir olanların farkındadır. İlyas oğlu Samat’ı da görünce iyice kendinden geçer. O gece ne İlyas ne Asel ne de Baytemir uyuyabilir.

İlyas biraz kendini toparladıktan sonra oradan ayrılır. Ama çocuğun kendisine gösterdiği ilgiyi de kullanarak onları sık sık ziyaret etmeye başlar. Asel’e de isterse eski günlere dönebileceklerini söyler. Baytemir her şeyin farkındadır. Ama onları düşünceleriyle baş başa bırakmaktan başka da çaresi yoktur.

İlyas, Samat’ın arkadaşlarıyla da tanışmış, oğluna daha da yaklaşmıştır. Oğlunu kamyonuyla gezmeye götürdüğü bir gün, çocuk babası olarak bildiği Baytemir’i görünce çılgına döner, babasına dönmek istediğini söyler. Hıçkıra hıçkıra ağlamakta, bir türlü sakinleşmemektedir.

İlyas arabayı durdurur ve oğlunun Baytemir’e kendisini büyüten babasına koştuğunu görür.




17


BAYTEMİR’İN HİKAYESİ

Savaşa gitmeden önce tanıştığı ve sevdiği bir kadınla evlenen Baytemir, savaş çıkınca karısı ve çocuklarını bırakıp cephenin yolunu tutmuştur. Savaş dönüşü karısı ve çocuklarıyla ilgili hayalleri, dağın eteğindeki evini göremeyince tam bir felakete dönüşür. Kendine gelememiştir ama hayatın her şeye rağmen devam edeceğinin de farkındadır.

Bir gün, soğuk bir hava da yol kenarında beklerken buldukları bir kadını arabaya alırlar. Arabadan indiklerinde, Baytemir, kadının gidecek yerinin olmadığını, şaşkınlığını fark eder. Onu kaldığı yere davet eder. Onlar için bir araba bulacağını söyler. Ama içinde hissettiği bazı kıpırtılar, onu yoldan geçen arabaları durdurmaktan alıkoyar. Bir süre sonra, çocukla kurduğu sıcaklık, Asel’i de etkiler. Bir süre sonra da evlenmeye karar verirler.

Sonra olaylar birbirini izler. İlyas, Asel, Baytemir ve küçük Samat’ın oluşturduğu dörtlü ortaya çıkar. Kader ağlarını örer ve olması gereken olur. Asel, oğlu Samat’la beraber Baytemir’in yanında kalır. İlyas ise, yalnızlığına, gönlündeki Al Yazmalı’sına döner. O da eski umutsuzluğunu bir kenara bırakıp, yere daha sağlam basmaya başlamıştır.





ROMAN AÇISINDAN DEĞERLENDİRME




18


İLYAS

İlyas esmer, uzun boyluca, biraz kambur, elleri boyuyla orantılı olarak irice bir insan. Sonraları alnında kırışıklıklar oluşur. Bedenen de çöker.

Romanda karşılaştığımız İlyas, bedenen de uygun bir insan. Ruhi yapısıyla, bedeni yapısı arasında bağlantılar kurmak mümkün. İlyas aynı zamanda anlatıcı durumunda. Gazeteci ve Baytemir gibi(1).

Çalışma şartları onun bedenen dayanıklı olmasını gerektiriyor. İşi güç gerektiriyor. Ama böyle bir işte çalışan bir insanın aynı zamanda sabırlı olması lazım. İşte İlyas’ın eksiği burada. İçinden atamadığı hırçın duygular ona her zaman köstek oluyor.

İkinci Dünya Savaşından sonra, ekonomik yapıyı düzeltmek için yeni bir hamle başlatılmış, kooperatifler, kolektif çiftlikler kurulmuştur. Daha doğrusu çok daha önce kurulan bu yapı geliştirilmiştir. Her şeyin yenilenmesine çalışılmış, kendi kendine yetme düşüncesi esas alınmıştır. Çok geniş bir alana yayılan Sovyetler Birliği’nde, farklı kültürleri bir merkez, bir düşünce çevresinde toplamak da ekonomik gelişmeye bağlı olarak düşünülmüştür.

İlyas’ın çalıştığı taşıma merkezi de bu gayeyle kurulan yerlerden biri. Farklı yerlerden gelen insanların aynı iş için bir araya geldikleri bir merkez.

Romanda gördüğümüz en önemli şey, çok yukarılarda kararlaştırılan düşüncelere herkesin katıldığı, canla başla çalıştığı. Meselenin derinliğine inilmediği, gerçeğin, yaşananın değil, beklenenin anlatıldığı ortada.

Romanımızın kahramanı İlyas, tipik diyemesek bile, birçok özelliğiyle bir Kırgız delikanlısı. Kendisine ilişilmediği sürece kimseyle yüz göz olmayan bir insan. Fiziken şoför olmaya uygun ama, ruhen bu işe yatkın değil. Hırçın, sabırsız, sinirli ve genellikle vurdumduymaz bir insan.






1 – Şerif Aktaş, Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, s.71-75.



19


Yetimler yurdunda büyümüş. Bu sebeple olsa gerek, kendi kurallarını koymaya, başının çaresine bakmaya, yaşamak için savaşmaya alışık. Başaramadığı zaman sindiremiyor. Her şeyin bittiğini düşünmeye başlıyor.

Kararsız bir insan. Duygularına hakim olamıyor. Heyecanını yenemediği için de, hemen her konuda, başarılı olması kadar olamaması da söz konusu. Her konuda biraz riskli davranıyor. Doğrularına yanlışlarına kendisi karar vermek istiyor. Ama hiçbir yerde oyunun kurallarını insan kendisi koyamıyor.

İstediği şeye ne olursa olsun ulaşmak istemesi onu huzursuz bir insan yapıyor. Olan şeyin neden olduğu ya da olmayan şeyin neden olmadığı veya olamayacağı onun esas meselesi.

İşini seviyor ve saygı duyuyor. Arabasına da gözü gibi bakıyor. Kamyonuna aşık olduğunu da söylemek mümkün. Onu neredeyse putlaştırıyor. Onunla konuşuyor, onun her şeyi olduğunu düşünüyor. Arabasına bindiğinde kendisini bambaşka bir dünyada hissediyor. Ondan güç alıyor. Sanki o arabayı değil de araba onu idare ediyor. Tam olarak onunla bütünleşmiş durumda. Kamyonundan ayrıldığında ise daha başka bir kişiliğe bürünüyor.Bu hava görünüşte daha güçlü ama aslında zayıf, kararsız ve kaypak(2).

Kamyonun romandaki rolü bir iki ana kahramandan sonra geliyor. Birçok kişiden daha canlı(3).

Eşyanın bu derece güçlü, etkili anlatılması sosyal değişimin de ürünü olmalı. Kamyon bir bakıma bir araç olmaktan çıkmış, bütünün bir parçası haline gelmiştir. “O olmazsa olmaz” gibi bir düşünce hakim. Hayatın içindeki rolü gereğinden fazla büyük ve önemli.


2 – Atilla Birkiye, Düşünceler Sözler Yazılar, s.75-76.
3 – Bkz: Kamyonla ilgili bölüm.

 

20

 
Tien-Shan dağları da kamyon gibi biraz fazla abartılı. Birçok şey ona bağlanıyor. Sanki o bir dağ değil de korkuyla bir saygı unsuru gibi. Bilindiği gibi bu dağın Türkiye Türkçesi’ndeki adı Tanrı Dağları. Çok eski gelenekler, İslamiyet öncesi inançların yerel bir devamını görüyoruz. Hemen her şey, bütün hesaplar onun üzerine yapılıyor(4).

Tien-Shan dağları bir açıdan da, insanın tabiatı yenip yenemeyeceği temasını işleyebilmek için bu derece güçlü tasvir edilmiş. Tabiatı yenmek hedef haline getirildiği için onun abartılması, başarı kazanıldığında, başarının değerini de artıracaktır.

Hayat ise tabiatı yenmek veya yenilmek teması üzerine değil onunla uyum içinde yaşamak üzerine kurulmuştur. Kamyonun başarısı tabiatın yenildiğini de göstermez. Bize anlatılan tavır ise, suni bir atmosferi de beraberinde getiriyor. Kamyonla, Tien-Shan’ın mücadelesi iki de bir “Kim kazanacak?” havasına bürünüyor.

Hayatın zor olması onun bir savaş haline getirilmesini gerektirmez. Kabul edemediğimiz şeylerin yok sayılması sağlıklı bir düşünceye dayandırılamaz. Hayat her şeyiyle birlikte vardır. Kabuller arttıkça, hayatın anlamı değişecek, yeni anlamlar kazanacak, yaşanır hale gelecektir.

Biz İlyas’ı önceleri çapkın bir insan olarak tanıyoruz. O çapkınlığını mesleğine bağlıyor. Devamlı yollarda geçen bir hayatın, bir yere bağlanmadan, (Ya da bağlanamadan) yaşamanın bir sebebi olarak görülüyor. Birine bağlı olmak ona mantıksız geliyor. Kısacası en kolayını seçiyor. Hayatı günü gününe yaşıyor. Yarın kaygısı taşımıyor. Arabası ve işinden başka bir sorumluluğu yok. Onun için “Nerede akşam, orada sabah.”




4 – Bkz: Tian-Shan ile ilgili bölüm.



21

 
İlyas yükünü boşaltıp, tekrar bozkırlara, uçsuz bucaksız yollara, Dolon’a, Tien-Shan’a, sorumsuz hayatına bir an evvel dönmenin telaşındadır. Bu çamurlu yol onun, istediğine kavuşmasını geciktirmekten başka bir anlam taşımamaktadır.

Oradan kurtulmak için kamyonun altında uğraşırken, iki çamurlu erkek çizmesi görmesiyle, sinirli iyice bozulur. Ona göre, o anda kendisini köye götürmesi için bekleyen bir kimse, dayanılır şey değildir. Onu başından sevmek ister. Başarır da. Bu iki çamurlu çizme onun hayatının yeni bir cephesini başlatacaktır. Bütün zayıflıklarının, sorumsuzluklarının, hatalarının bir bir bedelini ödeyecektir. Savaşmayı, didişmeyi iyi bildiğini sanırken, kolay yolu, kaçmayı tercih ettiğini görecek, kendini yeniden tanıyacaktır.

Daha önce üzerinde bile durmadığı köy hayatı, gelenekler onun için anlam kazanmaya başlar. Önceleri Asel’le olan ilişkisi daha önce alıştığı hafif ilişkiler kadar değerlidir onun için. Onu ilgilendiren şey, o iki eski çizmenin selvi boylu bir köylü güzeline ait olması ve ona başlangıçta pas vermemesi.

Asel’e yaklaşmasına kamyonu bile yardım ediyor. Bir türlü kurtulamadığı bataktan kurtuluyor. Ne yapıp edip Asel’i kamyona bindirmeyi başarıyor. Köyün yakınına kadar götürüyor. Köy gelenekleri, ana-kızın geleneklere bağlı ilişkisi, dünürlerin geldiğini gösteren atlar ve kesilen kurbanla karşılaşıyor. Bunlar ona yabancı değil, ama yaşadığı hayat gördüklerini yadırgamasına sebep oluyor.

Başlangıçta hemen geçeceğini düşündüğü etki, onu iş yerine döndüğünde de rahat bırakmıyor. Kadiça’yla birlikteyken anlam veremediği bir ihanet duygusuna kapılıyor. Artık istese de istemese de hayatında kamyonundan daha önemli bir şeyin olduğunu anlıyor.





22


Ama insanlar şoförler ve diğerleri diye ikiye ayrılmaz. İnsan alabildiği, kaldırabildiği sorumluluğa göre insanlaşır. Ama kaçmak birçok insan için olduğu gibi İlyas için de en kolay yol. Serde gençliğinde olması aslında bazı şeyleri meşrulaştırmıyor.

Romanımızın yardımcı karakterlerinden Kadiça’yla olan ilişkisi de insiyatifin hep kendisinde olması şartıyla sağlıklı. Onun ilgisini açıkça kullanıyor. Kendisine “Hayır” denmeyeceğinin farkında. Egosu her şeyden önce geliyor. Reddedildiğinde ise kırıcı,
saygısız bir insan oluveriyor.

İlyas güçlü bir insan değil, öyle görünen bir insan. Görünüşü, tavırlarıyla zevahiri kurtarıyor. Gerçi bunu başarıyor, herkesi kandırıyor ama kendisini asla. Yalnız kaldığında
ya da başı sıkıştığında o gücün yerini şaşkınlık, sinir ve kararsızlığın aldığını görüyoruz.

Yazar İlyas’ın, hayat anlayışını, duygu ve düşüncelerini bu kadar açık vermekle,
onu karşılaşacağı veya yaşayacağı yeni hayata hazırlıyor. Kısacası onun açıklarını, kirli çamaşırlarını ortaya döküyor. İlyas’la birlikte okuyucu da hazırlanıyor tabii.

Uzun yol şoförlüğü ona bir hayat tarzı kazandırmış, işi gereği çevre köylerden birindeki bir çiftliğe yük götürecek olması onu fena halde rahatsız etmiştir. Bu onun için bir anda dünyanın en önemli problemlerinden biri haline geliverir. Köy yollarının bozukluğu çamur, batak ve şarampoller, sıkıcı insanlar bir bir gözünün önüne gelir. Yepyeni arabası oralarda harap olacak, çamura belenecektir. Bir türlü “İş iştir” diyemez. Bunu diliyle söyler ama kabullenemez.

Yükünü almış, çiftliğe giderken korktuğu başına gelir, kamyon çamura saplanır. Kamyonun burada batağa saplanması, okuyucuya yeni bir dönemin başladığını, yeni bir İlyas’ın ortaya çıkacağını haber vermek içindir. İlyas olacakları bilmemektedir.





23

 
Geleneklerden bahsederken eski denilmesi hayli önemli. Geleneklerin eskimesi diye bir şey söz konusu olamaz. Ancak değişmesinden söz edilebilir. Ülkede başlayan planlı dönemle birlikte her şeye “eski” ve “yeni” sıfatları eklenmiş. Bugün de Sovyetler Birliği’nde aynı şeyler konuşuluyor. Bundan iki yıl öncesine ait her şeyin adı “eski”. Bir de iki de bir yenilenen “yeni” ler var.

Şehirlerden uzaklaşıldıkça geleneklerin canlanması her yer için söz konusudur. Kapalı kültür devam eder ve kuralları da adet ve inançlar koyar. Her şey planlı olarak değişebilir (Veya değiştirilebilir) ama, sosyal kanun statüsündeki gelenekler kendilerine göre bir seyir takip eder(5).

Asel bir köy kızı olmasına rağmen, koltuğunun altında kitaplarıyla gezebilmekte, kütüphaneden geldiğini söylemektedir. Fakat romanda yeni düzenin getirdiklerini anlatmak için kullanıldığı ortada. Bu yüzden biraz suni görünüyor. Kıyafetlerde de zaman içinde de değişiklik olması normal. Ama Asel’in birdenbire şehirli kızlar gibi(:Bu tanımlamayı İlyas yapıyor) oluvermesi kolayca sindirilemiyor. Asel sonra tekrar normal haline dönüyor.

İlyas, Asel’i görmek için köye daha bir sevinçle gitmeye başlar. Göremediği günlerde de ona karşı hissettiklerini inkar etmekten geri kalmaz.

Çok istediği uzun yol işini Kadiça ona sağlar ama bu sefer de o yan çizer. İşlerin yarım kalacağından dem vurur. Cantay’a onun işi verilir. Tam uzun yol için kamyonuna yükleme yapılırken, kendisinden beklenen şeyi yapar ve yükün altından kaçıp, köyün yolunu tutar.

Asel’i de kendine uydurur. Kamyona binip kaçarlar. Geleceğe ait hiçbir planları olmamasına rağmen samanlığı seyran ederler.




5 – Hilmi Yavuz, Felsefe ve Ulusal Kültür, s.135.



24


İlyas açıkça kamyonda yaşayacaklarını söyleyebilir. Ama onlara eski dedikleri gelenekleri sahip çıkar. Alibek onlara evini verir ve kendisi de yeni evine geçer. Yolda karşılaştığı şoför arkadaşları, yaşlılar onlara gelenekleri çerçevesinde davranırlar.

Asel ve İlyas’ın müşahhas anlamda başlayan bu ilişkileri İlyas’ın bir türlü itiraf edemediği romantik yanını ortaya çıkarır. (Ama okuyucu bunun farkındadır). O bu konuya bile kazanılacak bir şey gibi bakar.

Onun yavaş yavaş değiştiğini, bağlılığı benimsediğini görüyoruz. Bu hiç kendini deneme fırsatı bulamaması, başının derde girmesiyle de ilgili. Başı sıkıştığında eski sorumsuzluğuna tekrar dönecektir.

Bebekle birlikte duyguları yeni bir anlam kazanır. Daha da bağlanırlar. Bu arada ileride romanın önemli kahramanlarından olacak olan Baytemir’le bir dağ geçidinde
tanışırlar. Arızalanan arabalarını yedeğine alarak Dolon’u aşırır.

Bir şantiyeye taşıması gereken yüklerin oraya nasıl ulaştırılacağına çare aranırken, İlyas yine düşüncesizce hareket ederek romörk takabileceklerini söyler. Bu tepki görür. Ama İlyas, Kadiça’yı kandırıp bir romörk alır. Hiç gerek yokken, kendince Tien-Shan ve Dolon’la savaşmaya başlar. Kaybeder. Kaybetmekle kalmaz, şarampole kayan romörkü orada bırakıp kaçar. Bu kaçış ve sonrasında gelişen olaylar onun tekrar yıkımı olur. Ve sonunu hazırlar.

İyi bir düşünceyle yola çıkmış, taşıma merkezini önemli bir dertten kurtarmak istemiştir. Ama plansız ve tedbirsiz hareket eder. Hemen ardında yaptığı iki önemli müşahhas hata vardır. Biri romörkü bırakıp kaçması, diğeri ise hatasını kabul edip özür dilememesi. Herkesi tersler. Karısı, dostları buna dahil.





25


Kendini boşluğa düşmüş gibi hisseder. Evini, çocuğunu ihmal etmeye başlar. Alkole sarılır yeniden. Ve beraberinde Kadiça’ ya tabii. Kadiça onun evliliğine saygı duymuş, olgun bir kadındır. Ama İlyas’ın zayıflığı, düşkünlüğü, onun da eski duygularını depreştirir. İlyas’la yatıp kalkmaya başlar. Daha sonraları, bu ilişkiyi Asel’e resmen söyleyebilecek kadar, “O benim” diyecek kadar cüretlenir.

İlyas, biraz toparlanıp evine dönmeye karar verdiğinde de Asel yoktur artık. Dayanabildiği kadar dayanmış, ama sınırını da koymuş çocuğunu da alıp evi terk etmiştir.

İlyas onu arar. Bulamaz ve çareyi Kadiça’yla birlikte Anarhay Ovası’na gitmekte bulur. Yılların her şeyi unutturacağını düşünür. Ama öyle olmaz. Oğlu, karısı hiç gözünün önünden gitmez. İlyas, Asel’i mutsuz ettiği gibi, Kadiça’yı da yarı yolda bırakır. Tekrar
Asel’i bulmak üzere, Tien-Shan’a döner. Asel’in evlendiğini öğrenir.

Tekrar işine başlar. İçkiliyken kamyon kullandığı için bir şarampole yuvarlanır. Kurtarma sırası bu sefer Baytemir’dedir. Onu evine getirir. İlyas, Asel, Baytemir ve
Samet, tuhaf bir beraberliği yaşamaya başlarlar.

İlyas, tekrar eski duygularına dönmüş, aynı şeyi yapması için Asel’i zorlamaya başlamıştır. Yine aynı kaygısızlığını sürdürmektedir. Baytemir her şeyin farkında olmasına rağmen olgun davranır. İlyas’ın ne yaptığını bildiği halde sesini çıkarmaz. Onları duygularıyla baş başa bırakır. İlyas’ın Samet’i kullanmasına bile göz yumar.

İlyas kendisine yer olmayan bir düzenin kurulduğunun farkındadır, ama unutamadığı sevgisinden dolayı, bu düzeni yıkıp, yenisini kurmayı planlamaktadır. Samet olayı çözer. Emek aşkı yener(6).





6 – R.Wellek, A.Warren, Edebiyat Biliminin Temelleri, s.128.

 


26


ASEL (ROMAN)

Asel, romanımızın kaynağı, “Selvi Boylu Al Yazmalı”sı. Her şeyin başlangıcı ve sonu. Hep yaşamak istedikleriyle değil de, yaşamak zorunda kaldıklarıyla yetinen bir kadın. Tam yaşıyorum derken, hep hevesi kursağında kalıyor.

Asel, bir köy kızıdır. Kendi halinde, anası ve kardeşleriyle birlikte yaşamakta, günlük meşgalelerle hayatını doldurmaktadır. Büyük hedefleri yoktur. Evliliğiyle ilgili kararları bile kendisi verecek durumda değildir.

Fiziken çok güzeldir. İncecik, alımlı, çatık kaşlı, dal gibi bir kızdır. Elleri de inceciktir. Her şeyiyle güçlü kuvvetli, becerikli tipik bir köylü güzelidir.

Eve gelip giden dünürlerin sayısı hayli çoktur. Ona kimi seçtiğini bile sormazlar. Asel’i yaşı geçkince, uzaktan bir akrabalarıyla evlendireceklerdir. Kaderine boyun eğmekten başka çaresi yoktur. Köyde yaşadığına göre, geleneklere uygun yaşaması son derece normaldir.Romanda bu konu özellikle vurgulanmaktadır.

Asel ve Asya’nın başına gelenler çerçevesinde, gelenekler eleştirilmektedir. Bu eleştiriler, değişen ülkenin, sosyal ve ekonomik yapının güçlendirilmesi gayesini gütmektedir. Geleneklerin kaldırılması (Hele tepeden inme hükümlerle) hiçbir şekilde söz konusu olamaz. Bu zorlamadır. Ancak değişmeler söz konusudur. Bu değişmenin hızı farklı yerlerde, farklı seyirler takip edebilir(7).

Geleneklerin günümüze ters düşen tarafları olabileceği gibi, hayatı düzenleyen, sosyal kanunlar olduklarını da unutmamak gerekir. Asel’in tanımadığı biriyle evlendirilecek olması da geleneğin kusuru değildir. Bir gelenek yanlış anlaşılmış, daha doğrusu herkesin işine geldiği gibi yorumlanmasından bu hale gelmiştir. Ailenin sağlam olması için, herkesin yakışırıyla evlenmesi gelenekte de esastır.






7 – Aktaş, Roman Sanatı, s.135.

 

27


Asel’in geleneklerden kaynaklanan sıkıntılar yaşadığı anlatılırken, bir yandan da, koltuğunun altında kitaplarla kütüphanede geldiğinden bahsediliyor. Romanın bir yerinde de,(İlyas’ın tabiriyle) Şehirli kızlar gibi giyiniyor. Bu bölümler ise gerçekleştirilmesi düşünülen değişikliklerin bir ürünü olsa gerek. Bunun böyle olmadığı bilindiği halde yer veriliyor. Ekonomik ve sosyal düzenin, taşraya köylere bu kadar çabuk yansıması pek akılcı değil. Romanın 1960-1961 yıllarında yazıldığı ve İkinci Dünya Savaşı sonrasını anlattığı düşünülürse, bu sonuca varmak yanlış olmaz. Romanda bu tür şeylere yer verilmesi de bir dereceye kadar normaldir. Belki de eserin yayınlanabilmesi için bir mecburiyet olduğu bile söylenebilir.


Asel, annesine çok bağlıdır. Adeta onun sözleriyle hareket eder. Yap dediğini yapar, yapma dediğini yapmaz. Ta ki, Asel, İlyas’la tanışıp, dünyası değişene, ufku genişleyene kadar. Asel ile İlyas’ın tanışması, İlyas’ın kamyonunun batağa saplandığı yerde gerçekleşir. Olay Asel’in ilgisini çekmiş, bütün saflığıyla, problemin ne olduğunu anlamaya çalışmaktadır. İlyas’ın kendisini başından savmaya çalıştığını anladığı anda, tavrını koyup, uzaklaşır. Nine olmadığını, genç bir kız olduğunu söyler.


Telaşlanıp, meraklanma sırası İlyas’tadır. Köylü güzelini ya da onun tabiriyle kekliği ürkütmemelidir. (Keklik kelimesi senaryoda geçmektedir). Bataktan kurtulmak için kamyona dil dökmeye başlar. Kurtulur ve Asel’i takip eder. Asel korkup koşmaya başlar. Sonunda İlyas’ın ısrarına dayanamayıp kamyona biner. Kendince hiç yüz vermez ama (İstediği için) İlyas’ın ağına düşer. İçinde hissettiği kıpırtıyı ilk defa tatmış, ne olduğunu anlamaya çalışmaktadır. Bunun hayatın bugüne kadarki kısmında karşılaşmadığı bir şey olduğu ortadadır.


 



28



Adını bile söylemek istemez. Köye yaklaştıklarını görünce de telaşlanır, hemen kamyondan iner. İlyas’la tekrar görüşmek istediğini belli belirsiz hissettirir. Telaşla eve doğru koşar. Annesinin azarları arasında köyden gelen görücülere görünmek üzere üstünü değiştirmeye gider. Bu arada dışarıda bir kurban kesilmektedir. Evde dünürlerin olduğunu gösteren bir işarettir bu.

Asel, kendinde bazı değişiklikler hisseder. İlyas’ı görmek istemektedir. Birkaç defa gizlice buluşurlar. İlyas’la duyguları ortaktır. Ama başkasıyla evleneceği gerçeği de ortadadır. İlyas’la bir daha görüşmemeleri gerektiğini konuşurlar. Ama herşey kelimelerle halledilemeyecektir.

Görüşmemeye karar verirler ama bir gün İlyas çıkagelir ve onu elinden tutup kamyona bindirir. Hiç itiraz etmez. İçi içine sığmaz. Birlikte, gelecekleri hakkında tek bir şey dahi düşünmeden giderler samanlık seyran olur. Dağlara,, kırlara, keçilere, Isık göl’e aşklarını sevdalarını söylerler.

Yolda dünürlerle de karşılaşırlar. Yine yolda karşılaştıkları İlyas’ın en iyi dostu, Alibek onlara evlerinin olmadığını, nerede oturacaklarını sorar. Onlara eski evini verir ve kendisi de yeni evine geçer. Her şey şimdilik yolundadır.

İlyas’la beraber, onun işyerine giderler. Herkes, kaç zamandır İlyas’ta gördükleri telaşın sebebini anlar. Asel orada rakibesi Kadiça’yla bir defa daha karşılaşır. Kadiça onları tebrik eder. İlk karşılaşmaları ise, Cantay ile Kadiça başka bir kamyonla onları aramaya çıktıklarında olmuştur. Asel, bu kadının kim olduğu konusunda bir fikre sahip değildir ama, bazı şeylerde onu düşündürür.

İyi kötü bir yuvaları vardır artık. Asel’in ailesi onları reddetmiş. Asel diye bir kızlarının olmadığı şeklinde de haber göndermişlerdir.





29



Asel, çalışmak ister, evde sıkılacağını düşünür. Bir süre sonra, hamile olduğunu öğrendiğinde bu düşüncesinden vazgeçer. Çocuk haberiyle dünyalar ikisinin olur. Onunla her şey daha güzel olacaktır.

İlyas, yolda kalan bir arabayı, Dolon Geçidi’nden aşırdıktan sonra eve çok yorgun döner. Birkaç gün hasta yatar. Filmde Asel(Asya)’nın hamile olduğunu, doğum yaptığı güne rastlar. Romanda ise çocuk daha önce doğmuştur. İlyas kendini toparlar ve işine döner(8).

Asel, kocasına, çocuğuna ilgisini, sevgisini hiç eksik etmez. İkisini de çekip çevirmekte, onlara gözü gibi bakmaktadır. Kocasının evde olmadığı, çalıştığı günlerde gözüne uyku girmemekte, kocasının yolunu beklemektedir. Sessizliğini, sabrını her zaman muhafaza eder. İlyas da aynı şekilde ona ilgi göstermekte, evini ihmal etmemektedir.

İlyas’ın bir çılgınlık yapıp, izin almadan kamyonuna romörk takarak, Dolon’u aşmaya çalışmasıyla her şey değişmeye, olaylar birbiri ardına gelişmeye başlar. İlyas, romörku dağda bırakıp kaçar. Eve uğramaz, içkiye başlar ve en kötüsü eski dostu Kadiça’yla yaşamaya başlar.

İlyas, eve geldiğinde çok huzursuz ve sinirlidir. Kendine gelemez. Karısını, çocuğunu ihmal eder. Asel her şeyi anlar, bir suç varsa onu da kabul etmeye hazırdır, ama çocuk ihmal edilmektedir. Asel onu zayıflıkla suçlar. Kendine gelmesini sağlamaya çalışır. Böyle bir sebepten insanın kendini koyuvermesinin anlamsızlığını anlatmaya çalışır.

İlyas, ona yüz vermez. İşin içinde başka bir iş olduğunu hisseden Asel, duyduklarının doğru olup olmadığını öğrenmek için, Kadiça’yla konuşmaya gider. Kadiça, ona gerçeği söyler. O da çocuğunu alıp evini terk eder.Ama kendisi de biraz acele karar verdiğinin farkındadır. İlyas gibi zayıf davrandığının şuurundadır. Ama yapabileceği başka bir şey de yoktur.





8 – Bkz: Filmle ilgili bölüm.

 
30



Evden ayrılmadan bir süre önce, çocuklarının ayakta durmaya başladığını İlyas’a gösterdiğinde, onu bir an yakalamayı, ona ulaşmayı başarmıştı. Ama İlyas, öyle zayıftır ki bunu anlayamaz, kaçmayı tercih eder. Asel, öğrendiği son şeyi, aldatılmayı sindiremez. Hem bunun dışında her şeye “Evet” diyebildiğini göstermiştir.

Evinden ayrıldıktan sonra onları yolda bir araba alır. Karşısına hayatının bundan
sonraki bölümünü dolduracak, sevgiyi, emeği, güveni, aşkın başka bir türünü yaşadığı Baytemir’le tanışır.

Çocuğun üşüdüğünü fark eden Baytemir, onu, gocuğunun altına alır.Sonra da
onlara evinin bir odasını verir. Baytemir, çocuğa büyük ilgi gösterir. Bu ilgi aslında biraz
da Asel’edir. Samet, böylece onların arasında bir sevgi köprüsü olur.

Asel’i ilk tanıdığımız andaki haliyle mukayese ettiğimizde bambaşka bir insanla karşı karşıya olduğumuzu görürüz.Güçlenmiş, kadınlaşmış, olgunlaşmıştır. Tam olarak mutlu olmadığı bir gerçektir ama eskisi kadarşaşkın ve ürkek değildir. Baytemir’in ilgisi onu da etkiler.İlyas’a olan sevgisini ilk günkü sıcaklığıyla korumasına rağmen, ümidini de kesmiştir.Onun hala Kadiça’yla beraber yaşadığını kamyonuyla geçerken gördüğü Cantay’dan öğrendikten sonra zaten yapacağı başka şey de kalmamıştır.

Artık rüya bitmiş, hayat başlamıştır.Baytemir’le evlenirler.Aslında yine de en büyük sebep Samet’tir. İçindeki burukluk devam eder ama oğlunun geleceğini düşünmek durumundadır.Baytemir, Asel’i karısı, Samet’i de oğlu olarak benimsemiştir.Birlikte mutludurlar.






31


Yol kenarında devrilen bir kamyon, onları tekrar,kendilerini tartmaya, yoklamaya iter.
Devrilen İlyas’ın kamyonudur. Baytemir ve İlyas, birbirlerini hemen tanırlar. Asel, İlyas’ı görünce elinden düşen odunlarla, tekrar eski, ürkek, şaşkın, duygulu dünyasına döner. Baytemir de onların eskiden ilişkilerinin olduğunu anlar. Ama hiçbir şey belli etmemeye çalışır.

O gece sabaha kadar, aşk üçgeninin hiçbir üyesi uyuyamaz. İlyas, oğlunu da görünce onları tekrar alıp götürmekle ilgili hayaller kurmaya başlar. Bunu Asya’ya da söyler.

Asya, bütün kararsızlığına rağmen, doğruyu, oğlunun babalığa seçtiği Baytemir’ i tercih eder.Emeği, güveni seçer. Çok sıkıntılı günler yaşar. İçinde çarpışan duygularını bastırmaya çalışır. Bunu başarır ama hiç de kolay olmaz.

Asya’nın, romanın sonundaki davranışı son derece sağlıklıdır. Roman, başından itibaren böyle bir sona hazırdır. Okuyucu zaten, yazarın her şeyi bilen bir üslupla anlatışından dolayı her şeyi hisseder. Anlatıcılar da bizi buna hazırlar (9).



9 – Şerif Aktaş, Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, s.88.

 




32

 


BAYTEMİR(ROMAN)

Romanımızın üçüncü önemli kahramanı olan, Baytemir’le, Tien-Shan’larda (Dolon) arabaları yolda kaldığında tanışırız. Esas kahramanımız İlyas onlara rastlar. Arabalarını yedeğine alarak bakım istasyonuna kadar götürür.

Baytemir, romanda daha çok, anlatıcılarımız, İlyas ve gazeteci tarafından bize tanıtılır. Kendisinin doğrudan rol aldığı bölümler sınırlıdır. Baytemir, kırk yaşlarında, hayatının zorluklarla geçtiği yüzünden okunan, asık suratlı bir adamdır. Her zaman sakin görünür ve çevresinde saygı uyandırır. Sorumluluk duygus çok güçlü. Cesur ve dikkatli bir insan. Her zaman biraz düşünceli duruyor.

İlyas, onların kamyonunu çekerken, kamyonun basamağında, İlyas’a ve arkasındaki şoföre yol gösterir. Gözü pek bir insandır. İlyas, önce kamyonu yedeğine almak istemez. Baytemir, onu gayretlendirir. İlyas, karısının doğum yapacağını söylediğinde de, orada mahsur kalan insanlarında çoluk çocuğunun olduğunu söyler. İnatçı, ne yaptığını bilen, kendinden emin bir insandır.

Romanımızın geneli düşünüldüğünde, gerçek anlamda oturmuş tek kahraman olduğunu görürüz. Varlığını göstermek için diğer kahramanlar gibi gayret göstermediği halde, onu unutmak, ihmal etmek, hak vermemek elde değildir. Kendisinden bahsedilen her yerde, ağırlığını, olgunluğunu hissederiz.

Baytemir’le, bu bölümün dışında, bir de kadın kahramanımız İlyas’ı terk ettikten sonra karşılaşırız. Yolda, onu görüp arabaya alırlar. Romanda çok fazla rastladığımız tesadüflerin bağlandığı kişi genellikle Baytemir’dir. İki defa arabalarla ilgili problemle karşılaştığımızda Baytemir, karşımıza çıkar. Asya, yolda araba beklerken, Baytemir’i yine görürüz.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Baytemir, romanımızın oturmuş, fonksiyonunu tam anlamıyla yerine getiren kahramandır.Öyle ki, romandaki diğer kahramanlarla istenildiği gibi oynanabilir. Rolleri değiştirilebilir. Ama onun için böyle bir çaba eserden çok şey kaybettirecektir.






33


Gazeteci dostumuz, hem bir iş sebebiyle, hem de İlyas’ın hikayesinin devamını, bir de onun ağzından öğrenmek için Baytemir’i ziyaret eder(10). Baytemir, hayat hikayesini, başına gelenleri, çektiği sıkıntıları, İlyas ve Asya ile olan ilişkisini detayıyla anlatır. Ziyaret sebebi olan işe de karısı ve çocuğunu yalnız bırakmamak için gidemeyeceğini, o işi başkalarının da başarabileceğini söyler.

Baytemir, savaştan önce okulda tanıştığı ve aşık olduğu bir kızla evlenir. Çok mutlu olurlar. İki de çocukları vardır. Evleri Tien-Shan’ların eteklerindedir. Gün gelir savaş çıkar. Ayrılmak zorunda kalırlar. Savaşta sıkıntılı günler geçirir. Karısıyla sık sık mektuplaşırlar. Sonraları mektuplar kesilir. O bunun savaş şartlarından kaynaklandığını düşünür. Karşılaştığı sıkıntıları karısı ve çocuklarını düşünerek, onlardan güç alarak atlatır. Tezkeresini alınca eski eşyalarını satıp aldığı hediyelerle evinin yolunu tutar. Ama evi ortalıkta yoktur. Evine çığ düşmüş, karısı ve çocukları ölmüştür. Bu onu yıkar. Önceleri çok bocalar ama hayat her şeye rağmen devam edecektir. Kendini toparlar. İşine dört elle sarılır. Ve zaman onu ezik ama güçlü bir insan yapar.

Karşısına Asel çıkar. Evlerinin, kalacak yerlerinin olmadığını anlayınca onlara evini açar. Bir süre için orada kalmalarını ister. Tek bir soru bile sormaz. Zaman onları birbirine yaklaştırır. Çocuk onlar için, buluşma noktası, köprü olur. Asel’de ona biraz ısınmıştır. Baytemir, ona gönlünün başkasıyla olduğunu bile bile evlenme teklif eder. Kendisinin de onun gibi sıkıntılar yaşadığını söyler. Asel’in zamanla kendisini sevebileceğini (aşık olabileceğini değil) düşünür. Nitekim öyle de olur.Zaman onu haklı çıkarır. Evlenirler, mutludurlar. Ta ki İlyas’la tekrar karşılaşana kadar.





10 – A.g.e.s.98.



34


Bir gün evlerinin yakınında bir kamyonun devrildiğini öğrenirler. Şoför sarhoştur. Baytemir onu eve getirir. Tedavi eder. Karısının elinden düşen odunlarla bir anda odanın içinde üç tane şaşkın yüz belirir. Kader, İlyas ve Asel’i bir defa daha karşı karşıya getirmiştir. Baytemir, Asel’in ayrıldığı kocasıyla tekrar karşılaştığını, çok önceleri bir dağ başında tanıştıkları İlyas’ın, Samet’in babası olduğunu anlar. Ama hiçbir şey belli etmemeye çalışır. Üçü de sabahı zor ederler.

İlyas’da, Baytemir gibi, Samet’i, oğlunu kullanarak, Asel’e yaklaşmaya çalışır. Ama, Asel, ihmal ve ihlal edilmiş bir aşkın yerine, emeği, güveni tercih eder. Baytemir kazanır. Görünüşte hiçbirşey yapmadığı halde, yuvasını korur. Belki ters tepki gösterseydi, Asel,
başka türlü davranabilirdi.

Senaryoyla ilgili bölümlerde ve röportajlarda da anlatıldığı gibi, romanımız, bir Çin masalının ana fikrinden yola çıkılarak yazılmış ve aşk yerine, emeğin, güvenin tercih edildiği temasını işlemektedir. Bu sebeple, Baytemir, romanımızın çevresinde dolaştığı, esas anlatmak istediği kişidir(11).






11 – A.g.e.s.135.




35


ALİBEK (ROMAN)

Alibek, olgun, dost canlısı,geleneklere ölçülü olarak bağlı, ağır başlı bir insandır. Yeri geldiğinde, İlyas’a “Dur” diyebilen, İlyas’ın sevip saydığı bir insandır. Fizik olarak tıknaz ve iri kafalı bir insandır. İşinde başarılıdır. Herkes onu sevip sayar. Sonraları işinde yükselir ve ustabaşı olur. İlyas’a da şoförlük işini o bulmuştur.

İlyas’la Asel evlendikten ten sonra onlara kendi evini verip, yeni evine geçer. Onlara yardım eder. Bu yardım hem maddi hem de manevidir.

Alibek de Baytemir gibi, romanın istikrarlı kahramanlarındandır. Etkilidir. Baytemir gibi mesafeli, soğuk görünüşlü olmamasına rağmen çevresinde saygı uyandırmıştır.

İlyas, romörk takma fikrini ortaya attığında, ona arka çıkmış, iyi planlanırsa bunun olabileceği görüşünü savunur. İlyas, romörkü dağda bıraktığında da ona yardım etmek ister. İlyas onu da çiğner. Toparlanacağı yerde iyice dağıtır. Halbuki onun tezi gerçekleşmiş, haklı olduğu ortaya çıkmıştır. Alibek onun iki şoför olarak çalışmaya başladıkları, romörklü kamyonlarda eşi olmasını ister. İlyas, bunu da kabul etmez(12).

Sonraları biraz kendini toparlar gibi olan İlyas, onunla barışmak ister ama, Alibek onu defterden silmiştir. Kendine acımayana o da acımaz.

Daha sonra, İlyas’ın ağzından, onun işinde, yükselip başka bir yerde ustabaşı olduğunu öğreniriz. O romanda, istikrarı, rejimle uyum içinde olmayı savunanlardandır. Bir bakıma onun rejimin olgun bir savunucusu olduğunu söyleyebiliriz. Bir kahraman olarak karşımıza çıkmaz ama onu başarılı bir tip olarak görürüz.







12 – A.g.e.s.136.

 


36


KADİÇA (ROMAN)

Kadiça, kendisinden emin, hırçın yapısının altında yumuşak huylu bir insan. Kavgacı görünüyor ama çabuk sakinleşiyor. Fizik olarak ise bakımlı, olgun ve güzel bir kadın.

Romanımıza en büyük katkısı İlyas’a olan zaafından kaynaklanıyor. İlyas ile beraberken tam bir dişi oluyor. İlyas, kamyonu yükleme bölgesinden kaçırıp, Asel’i almaya gittiğinde, onu aramaya çıkacak kadar inatçı bir kadın.

Kadiça, İlyas’ın çalıştığı taşıma merkezinde görevlidir. Sevk işiyle uğraşır. İlyas ile araları oldukça iyidir. İlyas’ın bir söylediğini iki etmez. İlyas, onunla çıkarı için ilgilenir ama, Kadiça ona gerçekten bağlanmak istemektedir.

İlyas, Asel’le evlenene kadar onu sahnede görürüz. Evliliğe olan saygısı yüzünden, İlyas’ın peşini bırakır. İlyas da eski İlyas değildir artık. Fakat olaylar, Kadiça’nın değil, İlyas’ın zaafları, zayıflığıyla onları tekrar bir araya getirir(13).

Evlendikten sonra normal iş ilişkisinden öteye geçmezler ama, romörk takma işi çıkınca, İlyas, onu kandırır ve sonra da ortalığı karıştırır. Romörkü dağda bırakıp kaçtıktan sonra da eski psikolojik dünyasına döner. Kadiça’yla birlikte yaşamaya başlar. Evine
uğramaz karısıyla ilgilenmez olur.

Asel, bunun doğruluğunu öğrenmek için, ona gelir. O da gerçeği söyler. Asel da evini terk eder. İlyas, evine döner ama karısı yoktur artık.

Daha sonra anlaşıldığı kadarıyla, Kadiça’nın da işyerindeki durumu sarsılır. İlyas ile birlikte, Anarhay Ovasına çalışmaya giderler. Kadiça, işçi, İlyas da şoför olarak iş bulur. İlyas, Kadiça’yla da yapamaz. Ayrılırlar, ona kırılmaz, hak verir. Kendisine yeni bir yol çizer.






13 – A.g.e.s.136.

 
37


CANTAY (ROMAN)

Cantay, hem romanda, hem de senaryoda bize sevimsiz bir insan olarak tanıtılıyor. Tam bir kavga kaşağısı. Hayatta bu tür insanlara hep rastlanır. Gerçek anlamda karışımıza çıkan, tek yönlü kötü kişi o.Onun dışında herkesi benimsemek mümkün ama o hiçbir
konuda pozitif bir davranışta bulunmuyor.

Kadiça, İlyas’la ilgilenirken, o da Kadiça’ya yaltaklananların başını çekiyor. Onu sevdiği ya da saygı duyduğu da yoktur. İlgisi sadece cinsel açıdandır.

İlyas’la birbirlerini hiç sevmezler. İlyas’ı kıskanıyor, onu kışkırtıp yanlış şeyler yapmasına sebep oluyor. Onun zayıf noktalarının farkında. Çıkarına düşkün. Kendinden
başka kimseyi düşünmeye bir insan(14).

İnsanları birbirine düşürmekten özel bir zevk akıyor. Her zaman zeytinyağı gibi suyun yüzüne çıkma çabasında.

Romanda çok az görünmesine rağmen, senaryodan daha güçlü çizilmiştir. Bir ara, Kadiça’ya yaklaşmayı başarıyor ama, devam etmiyor tabii. Onun romanın paraziti olduğunu söyleyebiliriz. Bulunduğu her yerde huzursuzluk çıkarıyor, en azından laf sokuyor.

Romanda çok başarılı anlatılmış, Onunla ilgili bölümlerde, olayların canlılık kazandığını ya da seyrini değiştirdiğini görüyoruz.





14 – A.g.e.s.135-136.



38


KAMYON (ROMAN)

Romanda neredeyse karakter özelliği kazanan, kamyonun fonksiyonu çok önemli. O teknolojinin, insan-makine ilişkisinin temsilcisi durumunda. İlyas, onunla (Zaman zaman) bütünleşiyor. Bu ilişki bir insanın, evini, bahçesini, kedisini sevmesi gibi bir olay değil. İş daha ciddi boyutlar kazanıyor.

İlyas kamyonuyla birlikte tabiata karşı savaşıyor. Tien-Shan dağları ve Dolon
Geçidi sanki bir dev. O da atıyla onunla savaşan cengaver gibi. Bu mücadele anlatılıyor. Başarılamadığında da, bunun bir gün başarılacağı söyleniyor(15).

Rejimin makinaya bakışı ise, esasını oluşturan materyalist felsefeyle yakından ilgili. Sanayileşme, makinalaşma gerçekleştiği zaman her şey hallolacak, hiç problem kalmayacaktır. İnsanların düşünmeleri yerine çalışmaları, belirlenen hedeflere ulaşmaları, hatta aşmaları beklenmektedir.

İlyas, kamyonuyla ilgili ya da kamyonun içinde bulunduğu ortamdan kaynaklanan sebeplerle mutlu olur, sinirlenir, hayata küser, barışır ve hatta onun sayesinde evlenir bile.

Kamyonu romandan çıkarsak, yerini doldurmak ya da fonksiyonunu üstlenecek bir
şey bulmak zor. Bu konuda “İşi kamyon şoförlüğü olduğuna göre, onunla bu kadar haşır neşir olması normal” gibi bir düşünce açıklayıcı, tatmin edici olmayacaktır. Buradaki ilişkiyi, bir bakkalın bakkalda tanıştığı biriyle evlenip bakkalın üstündeki evlerinde olmalarına benzetemeyiz. Böyle bir açıklama, romandaki makine-insan ilişkisini anlatmaya yetmeyecektir.





15 – Bkz: Atıf Yılmaz ile konuşma.

 


39

 
TİEN-SHAN(ROMAN)

Tien-Shan, karşımıza aşılması güç bir dağdan çok, bir öcü ya da dev olarak çıkıyor. Onunla mücadele etmek gerekiyor. Dağların da üzerinde yolculuk yapanlara engel olmak, onları zorlamak, gücünü göstermek istediği şeklinde bir imaj veriliyor. Bu imajlar ondan bahsederken duyulan korku ve endişeyle dile getiriliyor(16).

Belki dağın bu şekilde anlatılması, İslamiyet’ten önceki ve sonraki efsanelere bağlanabilir. Yazarın bu konuları eserlerinde çok fazla işlediği de düşünülürse, bu bir açıklama olarak kabul edilebilir. Yazarın hemen her eserinde bir ya da birkaç efsane ya
da masala yer verilir(17).

Dolon, canavarın başı, dağlar da gövdesi gibidir. Normalde de tehlikelidir ama, kış gelip de kar, yağmur, fırtına birbirine karışınca bu zorluklar birkaç kat daha artar (18).

Mekanı da, tamamen olmasa bile Tien-Shan dolduruyor. İşyerleri oraya yakındır. Baytemir ile kamyonları bozulduğunda orada tanışırlar. Romörkü orada bırakınca hayatının seyri değişir. Baytemir dağlarda yol bakım işi ile uğraşmakta ve karısı, çocukları dağlardan düşen çığlardan dolayı ölmektedir. Bunları daha da çoğaltmak mümkün(19).

Senaryoda Tien-Shan veya benzeri bir unsura rastlamıyoruz. Daha önce de belirtildiği gibi romanın atmosferi çok fazla değişiyor. Eğer filmde de benzeri bir unsur kullanılmak istenseydi, sanıyoruz, Toros Dağları kullanılırdı. Toroslar’daki yollar da Tien-Shan’ın yolları kadar olmasa da aşağı kalmaz. Ayrıca, Toroslar, mekana uzak da değil.







16 – Irmtraud Gutschke, Menschheitsfragen, Marchen, Mythen Zum Werk Aitmatows s.35-75.
17 – Özgentürk ile konuşma.
18 – Aktaş, Roman Sanatı. S.135.
19 – A.g.e.s.125.



40


ISIK GÖL (ROMAN)

Isık-Kul’ un, Türkiye Türkçesi’ndeki anlamı sıcak göldür. Bu gölün şifalı olduğuna, Kırgızların o gölden hasıl olduklarına dair, İslamiyet öncesine dayalı efsaneler vardır. Cengiz Aytmatov, hemen her eserinde, Isık-Göl’ den bahseder. Beyaz Gemi ise gölü anlatır. Romanımızda esas anlatılan tabiat unsuru Tien-Shan ve Dolon Geçididir. Isık-Göl ise, İlyas ile Asel’ in buluştuğu, tasvirlerle, anlatılan romanda doğrudan fonksiyonu olmayan bir yer.

Isık-Göl’ün, senaryomuzda karşılığı yok. Fakat zorlanırsa, göl kıyısında veya çevresinde geçen bazı olayların, adı belirtilmeyen bir dere kenarında geçtiğini söyleyebiliriz. Eğer senaryo biraz farklı işlenseydi, baraj inşaatı değil de, baraj kullanılsaydı, bir karşılık üzerinde durulabilirdi.

Bir Kırgız inancına göre, Isık-Göl’de yıkanan bir insan, bir daha hasta olmaz. Suyu şifalıdır ve adından da anlaşılacağı gibi sıcaktır. Tien-Shan’ın eteklerinde, yüksek rakımlı bu gölün, Kırgızların hayatında önemli bir rolü olduğu açıktır (20).

Cengiz Aytmatov ve eserleri olmasaydı belki de bu göl ve çevresini hiçbir zaman öğrenemeyecektik. Burada yapılan forum, toplantı v.s ile buralar artık bilinen yerlerdir(21).





20 – Arif Keskiner ile konuşma.
21 – Isık Göl Forumu, Milliyet Sanat Dergisi, Sayı: 156,s.62.





FİLM AÇISINDAN DEĞERLENDİRME



41


SENARYO

Edebiyat ve sinema aslında iki kardeş sanat olmasına rağmen çok farklı dünyalara sahiptirler. İkisi arasında tam bir köprü olan senaryo ise iki sanatın bazı özelliklerini almış, kendine has bir tür olmuştur. Ama tam olarak ikisi de değildir.

Bir edebi eseri sinemaya adapte etmek, yeni bir senaryo yazmaktan çok daha farklı ve zordur. Çünkü bu durumda hem kendi düşüncelerinizi, hem de yazarın düşüncelerini dikkate almak durumundasınız……….. Bir edebi eserden senaryo yapmak için yola çıktığınızda önünüzde iki yol vardır. Birincisi edebiyat eserini okuduktan sonra kapatıp unutmak. Eserin sizde bıraktığı tadı, dünyayı yeniden sinema olarak inşa etmek. ………..İkinci yol, adaptasyon veya tercüme diyebileceğimiz yol. Biz Aytmatov’un bu hikayesinde ikinci yolu izledik. Yani bir metin sinema diline nakledildi. Böylece edebi özellikler çalışmada ağır bastı(1).

Sinema görüntü dilidir. Müşahhas şeyleri çok iyi anlatır. Sinemada bir saniyede gördüğümüz bir şey için, romanda belki on sayfaya ihtiyaç vardır. Senaryomuzda romandaki bazı olayların tonu azaltılırken, bazıları özellikle arttırılmış. Bazı olaylar ise ya tamamen çıkarılmış yada değişik bir açıdan işlenmiş(2).






1 – Ali Özgentürk ile konuşma.
2 – A.g. konuşma.




FİLM AÇISINDAN DEĞERLENDİRME



42


İLYAS (SENARYO-FİLM)

Filmimizin kahramanı İlyas, her şeyiyle, konuşması, ateşli tavırlarıyla tam bir İstanbul delikanlısıdır. Bazen kabadayı olduğunu da söylemek mümkün. Film ve romandaki İlyas’ın birinin Türkiye şartlarında, diğerinin Sovyetler Birliği şartlarında olduğunu unutmamak kaydıyla benzedikleri söylenebilir.

İlyas, arabasının üstüne “Aldırma Gönül” yazarak, hayata, aşka nasıl baktığını anlatan bir insan. Aynı adlı şarkının o yıllarda Türkiye’de popüler olması da bir sebep tabii. İlyas gününü gün eden bir insan. Kimseyi pek muhatap almaz ama dostunu düşmanını bilir. Gelecekle ilgili hemen hiçbir planı yoktur.

Herkes onu “İstanbullu” diye çağırıyor(3). Taşrada çalıştıkları düşünülürse, bu oldukça farklı ve avantajlı bir şeydir. İstanbullu olmak nedendir bilinmez, ona bazı şeyleri yapma veya yapmama hakkını veriyor. Anadolu insanının bilinen dünyasının dışında olduğunun vurgulanmaya çalışıldığı ortada. Zaten o da, yürüyüşü, ses tonu davranışlarıyla bunu hep belli eder.

Romanla karşılaştırıldığında, İlyas hakkında daha az şey biliyoruz. O, bize sadece İstanbullu diye tanıtılırken, romanda kendi ağzından nasıl yetiştiği de anlatılıyor. Asya, onun davranışlarından (Nasıl oluyorsa) “İstanbullu mu ne?” gibi bir hüküm çıkarıyor. İlyas da kendi kendine, “Özel arabalı Beyoğlu zamparası”na benzediğini düşünüyor.

Senaryo veya filmde gördüğümüz İlyas, romandaki İlyas’tan daha romantik ve duygusal bir insan. Romandaki katılığın yerini senaryoda “Havalılık” almış diyebiliriz.
Bu ve benzeri değişiklikler romanın genelinin senaryolaştırılırken, yumuşatılıp, duygusallaştırılmasından kaynaklanıyor.






3 – Michel Chion, Bir Senaryo Yazmak,s.123(Kişilerin özellikleri).



43


Kendisini, köye, baraja göndereceklerini öğrenince, romandakine benzeyen bir tepki gösterir. Yolda kamyonu batağa saplandığında, yolda Asya ile karşılaştıkları sahnelerde bazı farklılıklar göze çarpıyor.

İlyas, arabasını saplandığı bataktan kurtardıktan sonra, Asya’yı kovalamaya başlar. Bu kovalamaca filme özel bir tad kazandırır(4).

Romanda karakterleştiğini gördüğümüz kamyonun önemli bir unsur olarak filmde yerini aldığını ama asla karakterleşmediğini görüyoruz (5). Burada da İlyas, arabasını seviyor, özen gösteriyor, konuşuyor ama aynı şekilde değil.

Romanda olaylar mekan olarak da geniş bir alana yayılmışken filmde, her şey, baraj ve çevresinde olup bitiyor.Olayların akışında da buna bağlı olarak bazı değişiklikler meydana gelmiştir.Çıkarılan yerler anında yeni eklenen bölümler de var
.
Daha sonra gelişen olaylarda İlyas’ın Asya’ya ilgisi canlı ama tutkulu değil.Daha çok duygusal demek mümkün. Birlikte kaçmaya karar vermeden önceki kaçamakları, ilişkileri, filmde daha detaylı verildiği için farkı anlamak zor değil.

Filmde, İlyas’ ın dünyası, Asya’yı tanıdıktan sonra değişmeye başlar. Ama yine de kuyruk omuzdadır. Arabasının üstündeki yazıyı da değiştirir. İlyas, artık düşünen, dalgın bir insan olmuştur.

Arabanın üstündeki yazının değişmesiyle, davranışları da değişir, bu hali gözle görülür hale gelir. Dilek Hanım ve Can ondaki değişikliği fark etmişlerdir. Çok istediği uzun yol işi verildiğinde de bunu kabul etmez. Köye tekrar gitme yolundaki tutarsız isteğini Can’a beş yüz lira teklif edecek kadar açık bir şekilde belli eder. Yani yelkenleri suya indirmiştir.






4- Atıf Yılmaz ile yapılan konuşma.
5- Aynı konuşma.

 


44


Romandakinden çok daha detaylı verilen Asya’nın ailesinin filmde belli bir yeri var. Asya’nın kardeşi Selim bir tip olarak karşımıza çıkar. Annesi de belirli bir canlılık kazanır. Selim’in küçük oyuncak kamyonuna da “Aldırma Gönül” adını verirler.

Birlikte kaçmaya karar verirler. Daha doğrusu karar vermezler de kaçarlar. Isık Göl kıyısında geçen sahneler az çok değişerek bir dere kıyısında yaşanır.Arabadaki sevişme sahnesi ise romanda yer almaz.

İlyas’taki ve diğer kahramanlardaki veya çevredeki değişikliklerin sebebi açıktır.Romanımız Sovyetler Birliği’nde ve o rejim içerisinde geçmektedir. Filmde ise Türkiye şartları söz konusudur. Romanda gördüğümüz kişilerin Türkiye şartlarında devlet memuru statüsünde olmaları son derece yanlış bir şey olurdu. Aynı şekilde kamyonun rolü düşünüldüğünde onun da resmi bir araç olması, hiç inandırıcı olmazdı.

Ali Hoca (Romanda Alibek), biraz daha sevimli ve sıcak bir insan. İlyas ve Asya’ya bacanağının evini veriyor. O da filmin genel karakterine uygun olarak yumuşatılmış bir insan. İlyas’la ilişkileri gördüğümüz kadarıyla, romandakinden daha sıcak ama, romandaki kadar büyük yer tutmuyor. Alibek’e , romanda farklı zaman dilimlerinde ağırlık verilirken, filmde, ağırlık kazandığı yerler dışında çok görülmüyor.

Romanda düğünden hiç söz edilmezken, filmde bu çok önemli bir yer tutuyor. Anlı şanlı bir düğün yapılıyor. Silahlar ateşleniyor, dans edilip oynanıyor. Burada bir tuhaflık var. Böyle büyük bir düğün yapıldığı halde , nikah kıyılmıyor. Asya daha sonra, Cemşit’le
(Romanda Baytemir’le ) evlenirken, bunu açıklıyor.





45


Aslında bu bir kopukluk. Filmin senaristiyle yaptığımız görüşmede, senaryonun bir yandan çekim yapılırken, bir yandan da yazıldığını öğrenmiştik. Anlaşıldığı kadarıyla, bir de boşanma sahnesi koymak yerine, bundan söz edilmesi yerine, Asya’nın ağzından yapılan (İç monolog) açıklamayla bu açık kapatılmış. Romanın Türkiye şartlarına adapte edilmesi söz konusu olduğuna göre, bunun ihmal edilmemesi gerekirdi. Çocuklarının da olduğu düşünülürse bu hiç de mantıklı görünmüyor.

Romanda İlyas, yolda bozulan bir arabayı çekmek istediğini söylüyor. Filmde ise Cemşit, bu konuda ona ısrar ediyor. Ve çektiği kamyon değil, minibüs.

Romanda İlyas’ın bu davranışından dolayı cezalandırılıp, bakım servisine verilmesinden söz ediliyor ama bu gerçekleşmiyor. Filmde ise bu gerçekleşiyor. İlyas’ın tekrar dağıtmasına, Asya’dan kopmasına sebep olan olaylar böyle başlıyor. Romanda gördüğümüz romörk takma işine ise, hiç yer verilmiyor. Romanda İlyas’ın cezalandırılma olayı romörkle ilgili. Dağda kalan arabayı çekmesiyle bir ilgisi yok. Yani senaryoda bu iki olay birleştirilmiş, bir olayda toplanmış.

Romanda Asya, İlyas’ın işyerine veya o çevreye İlyas ve Kadiça’nın ilişkisini öğrendiğinde gelir. Kadiça’dan bu ilişkisinin doğruluğunu öğrenir ve evini terk eder. Senaryoda ise iki defa gelir. Birincisi, İlyas’ın müdürüyle konuşup, onu eski işine vermeleri içindir. İkincisi ise romanda da anlatılan sebeptendir.

İlyas, bakım servisine geçtikten sonra, çok sıkıntılı, huzursuz, mutsuz bir insan olmuştur. Başlangıçta, onun işyerine gidip emirleriyle konuşmayı düşünmeyen Asya, komşularının ve Ali Hoca’nın ısrarıyla bunu yapar.





46


İlyas’a, Cantay, karısının geldiğini söylediğinde, kendinden geçer. Can ile kapışır. Can, ona “Gavat” olduğunu söyler. İlyas, herkesin önünde karısını da hırpalar. İlyas, aslında bu sahnelerde kendi sonunu hazırlar.

İlyas, neden böyle davranmıştır? Bu tamamiyle romanın Türkiye şartlarına adapte edilişinden kaynaklanmaktadır. Gerçi Kırgızistan’da da aynı şeyler söz konusu olabilir. Buna benzeyen bir olay başka bir erkeğin başına gelseydi, onda da aynı davranışı görebilirdik. Bunun adı herkesin de bildiği gibi “erkeklik” ya da “erkeklik gururu” dur. Aslında, kibirden, heyecanlı, düşünmeden karar veren “yapı”dan kaynaklanmaktadır. Bu konuda her zaman yanlışlar yapılması ihtimal dahilindedir. Bu “Pire yüzünden yorgan yakmak” deyimiyle çok daha iyi açıklanabilir.

Evine, çocuğuna karşı başlayan soğukluğu bunların neticesi. Hep duygularıyla hareket ediyor. İlyas’ın başlangıçtaki özelliklerini aynen koruduğunu, huylunun huyundan vazgeçmediğini görüyoruz. Hemen pişman olacağı ani kararlar, onu yapmayı istediği halde yapmadığı şeyler onun hayatını yönlendiriyor. Asya’ya, evine karşı olan davranışı aslında geçici. Ama bunun geçiciliğine o anda kendisi de inanmıyor. Tabii, başkaları da inanamıyor.

Dilek hanımla yaşamaya başlaması, seyri, gelişmesi ve sonucu hemen hemen romandaki gibi. Farklı olan Asya’nın onları pencereden görmesi ve evi terk etmesi. Romanda ise, Asel ile Kadiça konuşuyorlar. Romanda, Asel gittikten sonra, İlyas, Kadiça’yla Anarhay Ovasına gidip kendisinden saklanıyor. Filmde ise, birlikte yaşamalarına rağmen mekan değiştirmiyorlar. Ayrıca, romanda Kadiça’yla nasıl ayrıldıkları anlatılırken, filmde bu konuya hiç temas edilmiyor.

İlyas ile Cemşit’in tekrar karşılaşması da, yine romandaki gibi gerçekleşiyor.






47


Sarhoşken kamyon kullandığı için kaza geçiriyor. Cemşit’i çağırıyorlar. Asya’yla karşılaşmalarından sonra da final sahnesine kadar hemen hemen aynı şeyler yaşanıyor.

Filmin bu bölümlerinde, Cemşit ile Asya evlenmiş oldukları için İlyas ile ilişkileri haliyle mesafeli. Samet’in anahtar rolü çok daha ağdalı bir şekilde filmde de devam ediyor. Asya İlyas’ı hala sevdiği halde, oğlunun isteği doğrultusunda Cemşit’i tercih ediyor.

İlyas’ın, Asya’ya birlikte gitmeyi teklif ettiği sahneler çok daha vurucu ve sinema anlayışımıza daha uygun. Finalde ise tipik kovboy filmlerindeki duello sahnelerinin, bir aşk üçgenine uyarlanmış şeklini görüyoruz(6).

Bu sahnede, Cemşit ve Asya birer uçta, İlyas ve Samet ortadadır. Samet”baba” diyerek Cemşit’e koşar. Asya da, Samet kadar emin adımlarla olmasa da Cemşit’e, kocasına gider.




6 – Chion, Bir senaryo yazmak, s.186.

 


48


ASYA(FİLM-SENARYO)

Romanda anlatıcılar bize her şeyi aktarırken, filmde kişiler kendilerini konuşmaktadır. Anlatıcı fonksiyonu, üç esas kahramanın iç monologlarıyla karşılanmaya çalışılmış(7). Yönetmen Atıf Yılmaz’ın iç monolog anlayışındaki değişiklik, Türk sinemasına çok şey getirmiştir(8). Bilindiği gibi, gazetecinin filmde rolü yok. Canlılık açısından bir sıralama yapmak gerekirse, İlyas ve Asya’nın rolleri eşit görünüyor. Cemşit ise, romandaki gibi üçüncü kişi durumunda.

Asya’nın rolünün çok olmasının birinci sebebi, filmde kişilerin kendilerini konuşmaları, ikinci sebep ise, oyuncunun Türkan Şoray olması, bir star olması. Asya’nın rolü çok daha az da olsaydı, bu değiştirilir, rol arttırılırdı. Film sinemamızda bir dönüm noktası olmasına rağmen, star sinemasının bir ürünüdür.

Kahramanımızın adı neden Asya acaba? Romandaki gibi Asel olmaması çok normal. Bu isim ülkemizde yok. Baytemir için Cemşit, Cantay için Can, Alibek için Ali Hoca kullanılmış. Asel’e niçin Asiye denilmemiş acaba? Bu ismin Anadolu’da kullanılan bir isim olduğunu sanmıyoruz. Şehirlerimizde de bu isme fazla rastlamak mümkün değil.

Filmdeki taşıma görevlisinin adı da Kadiça iken (Hatice de olabilirdi belki) Dilek Hanım olarak değiştirilmiş. Bu isimle onun şehirli olduğu, yabancı olduğu vurgulanmak istenmiş olabilir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, diğer isimlerin değiştirilmesi veya aynen kalması için bir sebep bulunabiliyor. Ama Asya için müşahhas bir sebep bulmak mümkün değil.

Asya’yı değerlendirirken, eserin bir uyarlama olduğunu unutmamamız gerekiyor. Asya her şeyin başı ve sonu oluyor. Bu kadının bir mesele olarak görülmesinin bir sonucudur.





7 – Onat Kutlar ile yapılan konuşma.
8 – Adı geçen konuşma.


49


Asya, bir köylü kızıdır. Güzel, alımlı, canlı, utangaç. Romandaki gibi ince yapılı, incecik elli değildir. (Oyuncularla, roman kahramanlarının tıpatıp uymaları da beklenemez). Köyde yaşadığı için önceleri yerel ağız konuşur. Sonraları nedendir bilinmez İstanbul Türkçesi konuşmaya başlar.

Annesi ile ilişkileri hep hararetlidir. Devamlı tartışırlar. Ne de olsa genç kuşaktır. Aynı dili konuşmamaları normaldir. Annesi onu yalnız bir yere göndermek istemez. Yetişkin gelinlik kızdır. Bir yere gideceği zaman yüzüne kazan isi sürer. Başkalarıyla tanımadığı erkeklerle konuşmasını istemez.

Annesine devamlı olarak laf yetiştirir. Evleri baraj alanında kaldığı için yıkılması, istimlak edilmesi söz konusudur. O bunu çok normal karşılar ama annesi, ne de olsa eski topraktır. O bunu kabullenemez. Annesi kızının evleri yıkılınca, şehre göçecekleri konusundaki düşüncelerini sezmiş, bunun olmayacağını söyleyip durmaktadır. Asya aklının yettiğince durumu, annesine anlatmaya çalışır ama ne mümkün.

Annesi onun yüzüne is sürer ve paspal gezmesini ister. Ama Asya, evden uzaklaşır uzaklaşmaz yüzünü temizleyip al yazmasını başına bağlamayı ihmal etmez. Kendini göstermek, az da olsa kendince gezmek, alınıp salınmak ister. İki de bir gelen görücüler de onu yeteri kadar bunaltır.

Bir gün çamura saplanan bir kamyon görür. Merakla olanları anlamaya çalışırken, şoför tarafından azarlanınca yoluna gider. Sonra şoför kamyonunu çamurdan kurtarıp onu kovalamaya başlar(9).

Asya onun deli olduğunu düşünür. Serbest davranışlarına bakıp İstanbullu olabileceği hükmüne varır. Sonunda şoförden kurtuluş olmadığını anlayınca kamyona binmeye razı olur.






9 – Chion, Bir Senaryo Yazmak, s.195(Merak Ögesi).

 



50


Kendince hiç yüz vermediğini zanneder ama kanı da kaynamıştır. Sessizliğinin altında kafasını karıştıran, daha önce hissetmediği kıpırtılar vardır.

Köye yakın bir yerde kamyondan iner. Şoförün adının İlyas olduğunu öğrenir. Kendi adını da söyler. İner inmez yüzüne tekrar is sürmeye başlar. Al yazmasını çıkarır başına başka bir örtü bağlar. Annesinin neden geciktiği, dünürlerin geldiği konusundaki azarları arasında eve girer.

Asya kendini bir hoş hisseder. Uzaktan bir tanıdıklarıyla evlendirilecektir. Hem de bu kendi fikri sorulmadan, söz hakkı verilmeden yapılacaktır(10). Ama, Asya’nın dalgın düşünceli hali bu konuyla ilgili değildir. Onun kafası yolda karşılaştığı delikanlıda kalmıştır.

Kardeşi Selim’le evliliği hakkında konuşurlar. Asya, kardeşine onu bırakıp gitmeyeceğini söyler. Selim’in arabasının üstüne İlyas’ın kamyonundaki “Aldırma Gönül” yazısını yazarlar. Kimse olanların farkında değildir ama ateş bacayı sarmıştır(11).

Bir gün Halime teyzesine ip almaya gittiğini söyleyerek evden uzaklaşır. Daha önce annesiyle, yüzüne bir daha is sürmemesi konusunda anlaşmışlardır. Halime olanları seyir gereği hiç bilmediği halde, her şeyi biliyormuş gibi davranır. Bu konuda ona bir açıklama yapılmadığına göre önemli olmasa da bu bir eksikliktir. Asya’yı kalenin civarında bekleyen İlyas, gelmediğini görünce kamyonuyla köye gelir. Asya onu görür, gitmesini söyler ama sesini duyuramaz.





10 – Romanda bu konu açıkça eleştirilmektedir.
11 – Asya ile Selim’in bu diyaloğu, Cemile adlı romanı hatırlatır.




51


Annesi barajcıların kamyonu olduğunu düşünür.Bu arada İlyas ile Asya konuşurlar. Sonraki gün buluşmaya karar verirler. Asya, annesine ona buradan gitmesini söylediğini anlatır.

Asya evlenecektir. İlyas’a artık görüşmemeleri gerektiğini söyler. İlyas onun evleneceği kişiyi tanımadığını öğrenince kamyonu kayalara çarpar ve sonra onun nasıl biri olabileceği konusunda taklitler yapmaya başlar. Birbirlerine iyice ısınmışlardır ama ayrılmaları gerekecektir.

İkisi de gözyaşlarını tutamazlar.Ayrılırlar ama İlyas, birgün tekrar çıkagelir. Onu kamyona bindirdiği gibi götürür. Gelecekle ilgili hiçbir planları olmadığı halde evlenmeye karar verirler. Gördükleri herkese, her şeye aşklarını söylerler. Asya, canlanmış, kendine gelmiş, sıkılganlığını üzerinden atmıştır.

İlyas’ın en iyi dostu Ali Hoca onlara bacanağının evini verir. İşyerine gidip arkadaşlarıyla tanışırlar. Orada sarışın bir kadın Asya’nın dikkatini çeker. Kimdir bu kadın? Şimdiden onun gelecekte nasıl bir rolle karşısına çıkacağını anlaması mümkün değildir.

Düğünleri İlyas’ın çalıştığı yerin lokalinde(Lokanta) olur. Anlı şanlı silahların patladığı, davullu zurnalı, valsli, tangolu bir düğün yaparlar(12). Asya, bilmediği halde İlyas ile dans eder. Daha önce İlyas’ın işyerinde gördüğü sarışın kadını tekrar görür. Kim olduğunu tabii yine anlayamaz. Fakat bu kadın neden kocasına böyle bakmaktadır?

Asya, evinin kadını olur. Gece gündüz demeden, kocasına, evine hizmet eder. Sevgileri aşkları gün geçtikçe büyümekte, birbirlerini daha iyi anlamaktadır. Bu arada ailesi onu reddetmiş, böyle bir kızları olmadığı konusunda haber göndermişlerdir.






12 – Düğün romanda yoktur.

 




52


İlyas da,Asya da bu konuda zamanın en iyi ilaç olduğunu, zamanla buna alışacaklarını düşünmektedirler.

Asya’nın bir çocuğu olacaktır. Bu haber ikisini de çok sevindirir. Çocuk onları daha da mutlu edecektir. Hatta Asya’nın anne ve babası da torunlarını görünce onları affedeceklerdir.

Asya’nın doğum yaptığı gün, İlyas yolda kalan bir arabayı çekmek zorunda kaldığı için eve geç gelir. Bir oğlu olduğunu öğrenir. Birkaç gün hasta yatar kendini toparlar. Çocuğun adını Samet koyarlar.

Ama işler tersine döner, İlyas birdenbire, Asya’nın bilmediği, tanımadığı ve anlayamadığı eski dünyasına döner. Dağda kalan kamyonu çektiği için onu bakım servisine vermişler, sevdiği işinden,”Al Yazmalı”’sından ayırmışlardır. İlyas, içmeye, evini, karısını, çocuğunu ihmal etmeye başlar. Asya, kocasının bu davranışlarına bir anlam veremez. Kabuğuna çekilir. Onun, evine, yuvasına, oğluna döneceği günü umutla, sabırla bekler.

Asya, bekler beklemesine de nereye kadar? Kocasının kendisini Dilek Hanım’la aldattığını duyar ve bunu bir gün kendi gözleriyle görür. Artık dayanacak takati kalmaz. Çocuğunun birkaç eşyasını da alıp evi terk eder.

Yolda bir araba beklerken, hasta götüren bir kamyonet onları alır. Arabanın arkasına binerler. Orada çocuğu soğuktan korumak için, gocuğunun altına bir adamla tanışır. İndikten sonra da şaşkın şaşkın ortalıkta dolanırken, aynı adam onlara evini açar. Çocuk hastalanmıştır. Asya, normalde tanımadığı bir erkekle aynı evde kalacak karakterde bir kadın değildir. Çocuğu için buna katlanır. Doktor bir hafta çocuğun dışarı çıkmaması gerektiğini söyler.





53


Asya önce kabul etmez ama başka çaresi de yoktur. Baytemir çocukla ilgilenir. Asya da ihmal edilmez . Asya, evinden kocasından ayrıdır. Ama bağlılığı tabii ki devam etmektedir.

Asya, Cemşit’e sevgiden çok saygı duyar. Zamanla Cemşit’in çocukla kurduğu bağa o da katılır. Sonunda evlenirler (Daha önceki nikahları sahih olmadığı için bu gerçekleşir) (13).

Asya, kocasının hala Dilek Hanımla yaşadığını öğrendikten sonra bu evliliğe “evet” der. Hatta gidip onu arar da. Bir gün devrilen bir kamyonun şoförüne yardım etmesi için Cemşit’i çağırırlar. İlyas, yeniden ortaya çıkar. Onu görünce elinden düşürdüğü odunlarla Asya, tekrar karmaşık bir dünyaya girer. Tesadüfler zincirine bir yenisi daha eklenir. O gece herkes sabahı zor eder.

İlyas’ı, Samet “İlyas Amca” olarak tanır. Ona göre babası Cemşit’tir. Kamyonu yeniden çalıştırmaya çalışırlarken, İlyas, bir yolunu bulup Asya’ya birlikte gitmeleri gerektiğini söyler. Asya, bunu kabul etmez. Ama, onun da çok çektiğini anlar.

İlyas, Samet’le dostluğu ilerletmiş, onu sık sık kamyonuyla gezmeye götürmektedir. Bir gün, Samet’i(Çocukça bir düşünceyle) kaçırmak ister. Asya da, çocuğu, İlyas’ın götürdüğünü anlamış, kamyonun önüne çıkmıştır.

Kararı Samet verir. İlyas’ın elinden kurtulup, Cemşit’e koşar. Asya için de, gözü gönlü İlyas’ta kaldığı halde, Cemşit’in kocasının, emeğin, güvenin yanına gitmekten başka çaresi yoktur.

Daha önce de belirtildiği gibi, bu trajik sahne filme çok uygun düştüğü halde, final hayli ağırdır. Böyle bir finalin sinemamıza çok şey getirdiği de ortadadır(14).








13 – Bkz.: Özet ve Asel ile ilgili bölüm.
14 - Bkz.: Ali Özgentürk ve A.Yılmaz ile yapılan röportaj.





54


CEMŞİT (BAYTEMİR) SENARYO-FİLM

Romanımızın, üçüncü önemli kahramanı, Baytemir’in bu rolü senaryomuzda da devam eder. Tek farkı adının Cemşit olarak değiştirilmiş olması. Roman senaryolaştırılırken duygusal yanı arttırılmış, diğer konularda tasarrufa gidilmiştir. Kahramanlar için de aynı şey söylenebilir. En az müdahale edilen, en az değişikliğe uğrayan kahraman ise Cemşit’tir. (Baytemir).

Filmde, Cemşit’i canlandıran Ahmet Mekin, bugüne kadar ki sanat hayatında, benzeri rolleri başarıyla oynamış, güçlü bir karakter oyuncusudur. Rolünün hakkını vermiştir. Filmde en az zorlanan oyuncu olduğunu sanıyoruz. Yukarıda da belirtildiği gibi Cemşit rolü onun çizgisine çok uygun.

Senaryoda anlatıcı olmadığı için, Cemşit kendisini oynar. Tabii diğer iki kahramanda olduğu gibi, iç monologlar onun da imdadına yetişir. Bu sayede, sinema dilinin kendine has zorluklarından da kolayca kurtulmuş. Birçok olay veya durum kısaca ve etkili olarak verilebilmiştir(15).

Cemşit, karısı ve çocuklarını kaybetmiştir. Herkes tarafından sevilir ve sayılır. İşinde dikkatli ve başarılıdır. Sorumluluğunu bilir. Kendini ispat etmeye çalışmaz. Ama gerektiğinde çok etkili, dinamik, güven dolu bir insan olur.

İlyas’la, dağ başında minibüsleri kaldığında tanışırlar. Romanın tersine, İlyas’ın ısrarıyla, minibüsü kurtarırlar. Bu olay, işyerinden kaynaklanan sebeplerle sonunu hazırlar. Baytemir’le, mesafeli ama unutulmayacak bir ilişkileri olur.

Baytemir, ikinci defa, Asya, evini terk ettiğinde, yolda araba beklerken karşımıza çıkar. Çocuğu, üşümemesi için gocuğunun altına alır. Sonra da evini açar. Çocuk sayesinde birbirlerine alışırlar.




15 – Özgentürk ve Yılmaz ile yapılan konuşmalar.



55

Birgün, devrilen bir kamyon, İlyas, Cemşit, Asya üçlüsünü, aşk üçgenini bir araya getirir. Cemşit, İlyas’ın, Asya’nın eski kocası olduğunu o zaman anlar.

Asya ile evlenmeden önce gösterdiği sabrı, Asya, kocasının evine gidip, onu bulamadığında, tekrar onu eve getirişindeki, metanet ve sevgiyi, bu durumda da gösterir. Oğlu bildiği Samet’i büyütür. İlyas, geldiğinde de bütün bunları bir kenara bırakıp onların kendi kendilerine karar vermelerini temin eder.

İlyas ile aslında rakip durumunda olmalarına rağmen, Cemşit, olayı bu boyuta getirmez. Her şeyi bilmezlikten gelir. Bu onun zayıflığından değil, bilakis gücünden kaynaklanır. Çok uzun yıllar önce karısı ve çocuğu bir depremde ölmüş, acının, ayrılığın
ne olduğunu bilir. Onlara saygı duyar(16).

İlyas’a kötü davranmaz. Onun çocuğu kullanarak, Asya’ya yaklaşmaya çalışmasına, ölçüyü aşmamak kaydıyla müsaade eder. Sonunda o kazanır. Ama, Samet’in emin, Asya’nın tedirgin, kararsız adımlarıyla. Asya’nın gönlü hala İlyas’tadır. Bu apaçık ortadadır. Ama aşktan daha önemli şeyler de vardır. Sevgi gibi, emek gibi, güven gibi.






16 – Chion, Bir Senaryo Yazmak, s.180.





56


ALİ HOCA (ALİBEK) SENARYO- FİLM

Ali hoca, romandaki, Alibek’ten daha cahil, daha Anadolulu bir insandır. Daha önceleri de belirtildiği gibi, roman senaryolaştırıldıktan sonra, daha yerli, daha duygusal bir hava kazanıyor. Değişikliğin sebebi de budur.

Ali Hoca romandan farklı olarak biraz yaşlı bir insan. Alibek gibi kararlılığıyla değil, babacanlığı, yaşına gösterilen hürmetle anlam kazanan bir insan. Baytemir (Cemşit) gibi o da oturmuş bir rol.

İlyas’a bacanağının evini verir. Zaman zaman onun aklını başına getirmek için uğraşır. Onun sivriliklerini, ani çıkışlarını yumuşatmaya, ortalığı sakinleştirmeye çalışır.

İlyas, üzerinde etkili ama onun aptallıklarına o da bir anlam veremiyor. Filmde yalnız olarak hiç karşımıza çıkmıyor. Onu ya İlyas’la, ya da Asya’yla birlikte görüyoruz. Netice olarak romandaki kadar güçlü çizilmemiş ama, varlığı hissedilen bir kişilik olarak dikkat çekiyor.





57


DİLEK HANIM (KADİÇA) SENARYO – ROMAN

Adiça’nın adının neden Dilek olarak değiştirildiği konusu, Asel ile ilgili bölümde anlatılmıştı. Orada da belirtildiği gibi onun oradaki insanlardan farklı olduğu, büyük şehirden geldiği vurgulanmak istenmiştir. Ayrıca, o, çalıştığı yerde görevli tek kadın personeldir. Zaten filmde idari personelden kimseyle tanışmayız. Sadece Asya, İlyas’ın eski işine verilmesi için idareyle görüşmesi vardır. İlyas da sonra müdürle görüşmek ister. Bu da gerçekleşmez. Kısaca Dilek Hanım, idareyi temsil eder(17).

Dilek Hanım, sarışın, mavi gözlü, bakımlı, seksi bir kadındır. Orada çalışan erkekleri başta Can ve İlyas olmak üzere etkilemektedir. Ama onun gözü İlyas’tan başkasını görmez. Kimseye pas vermez.

Romandaki gibi. İlyas’ın her türlü isteğine “Evet” der. Fakat köye gönderildiği için itiraz eden, uzun yol isteyen İlyas’ın, bu defa da köye gitmek için direnmesine bir anlam veremez. Asel’i gördüğü zaman da çok şaşırır ama onlara, evliliklerine saygı duyar. Fakat. İlyas, dağda kalan bir kamyonu kurtardığı için eski dünyasına dönünce o da tekrar sahneye çıkar.

Asya, onun kocasıyla beraber yaşadığını öğrenmeden önce, işyerine kocası için geldiğinde, bunu, İlyas’a, Dilek haber verir. O da karısını hırpalar. Cantay’ın terbiyesizlikleri de İlyas’ı çileden çıkarır. Dilek İlyas’la birlikte yaşamaya başlar.

Bir gece, Asya, gerçeği öğrenmek için, Dilek’in evine gelir ve gerçeği kendi gözleriyle görür. İlyas’ı terk eder. Dilek, karısına dönmesini söyler ama iş işten geçmiştir artık. İlyas, ona tekrar döner.




17 – Onat Kutlar ile yapılan röportaj.





58


CAN(CANTAY) SENARYO – FİLM

Cantay, senaryoda yerlileşiyor, pek başarılı olmasa da, edebi dilden, sinema diline geçiyor, o kadar. Onu hep dönüm noktalarında, köşe başlarında, olayların hareketlendiği yerlerde görüyoruz.

Özellikle çirkin ve sevimsiz bir oyucunun seçildiği muhakkak. Böyle bir rolün de başka bir tip tarafından canlandırılması da düşünülemezdi zaten. Oyuncunun, belki film genelinde değil ama, başarılı olduğu yerler de var.

Senaryoda da onun çevresinde sevilmediğini, herkes tarafından terslendiğini, onun da ne yapıp edip kendini göstermeyi başardığını görüyoruz. Her taşın altından çıkıyor. Olaylar üzerindeki etkisinden çok olayların bağlantı yerlerinde rolü büyük. İlyas ile, Asya’nın ayrılmasının da somut anlamda sebebinin Can olduğunu söyleyebiliriz. Aracı, taşıyıcı veya haberci rolünde.

Doğru bir şey söylediği yok ama lafını da hiç sakınmıyor. Olayların seyrinden faydalanıp, dikkat çekme, bir yerlere gelme peşinde. Olayın sebebi değil, habercisi olduğu için bir an parlayıp kayboluyor.

Ne romanda, ne de senaryoda onun geçmişi ve geleceğiyle ilgili hiçbir ip ucuna rastlamıyoruz. Son derece satıhta kalan bir tip.





59


HATÇE (ASYA’NIN ANNESİ) (ROMAN- SENARYO – FİLM)

Hatçe,roman ve senaryonun yaşlı kadınıdır. Senaryoda, romandan çok daha canlı ve güçlü bir kişidir. Kızıyla olan ilişkileri, bazı dışında, romandaki gibi olmasına rağmen, farklı bölümler de var. Romanda olmayan bazı konular da onun sayesinde gündeme gelir.

Kızının başkalarıyla, yabancılarla görüşmesini istemez. Onun yüzüne başkalarına güzel görünmesin diye yüzüne is sürer. Ne de olsa yetişkin kızdır. Onu sık sık azarlar. Son derece muhafazakar ve geleneklere bağlıdır. Dünürlükle ilgili her şeyi adabıyla yerine getirmek ister.

Onun sayesinde gündeme gelen, ülkemiz için önemli iki konu vardır. Bunlardan
birincisi, evlerinin baraj altında kalacağını bile bile direnmesidir. Bu direnme, baraja, gelişmeye karşı değil, toprağa, yaşanan hayata, geçmişe olan saygısından kaynaklanır. İnadında samimidir. Taşla, sopayla, sövüp sayarak, onları kovup evini koruyabileceğini sanır.

Bu konu çeşitli sebeplerle ülkemizde yapılan istimlaklarda, insanımızın yaşadığı olaylardandır. Bu toprağa bağlılık duygusunun sonudur.

İkinci konu ise, birinciye bağlı olarak gündeme gelen, köyden şehre göç meselesidir. Hatçe, buna da karşıdır. Şehre göçüp kaybolup gitmek niyetinde değildir. Basit gibi görünen düşüncelerinin, sözlerinin altında önemli gerçekler yatar(18).

Bu kahramanımız da rolü olmadığı zaman fonksiyonunu kaybediyor. Romanda ve senaryoda Asya’yı reddettiğini biliyoruz. Senaryoda sonra Asya, Cemşit ile geldiğinde, torununu görünce dayanamaz ve onları affeder.





18 – Özgentürk ile yapılan konuşma.

 
60


SAMET(ROMAN – SENARYO – FİLM)

Samet, roman ve senaryoda hemen hemen aynı ölçüde karşımıza çıkar ama, sinemanın görüntü dili avantajından, özellikle son bölümde onu daha çok görürüz. Rolleri ve fonksiyonları aynıdır. Senaryoda biraz daha fazla ajitasyon malzemesi olarak kullanılır, o kadar.

Romanda, Baytemir’in, Asel’e yaklaşmasını sağlar. Daha sonraları da, İlyas’ın, Asel’e tekrar ulaşma çabalarında rolü büyüktür. Hayat, ona gerçek babasına “Amca”, bir başkasına, kendisine emek veren, büyüten birine de”Baba” demeyi nasip eder.

Hem roman hem de senaryoda anahtar rol oynar ama, teknik açıdan sadece tip olarak karşımıza çıkar. En iyi kullanıldığı yer ise, filmin final sahnesidir. İlyas, ortada, Samet’le beraberdir. Bir uçta Asya, bir uçta da Cemşit durur. Samet, Cemşit’e “baba” diye koşar. Bu, istemese de Asya’nın da rotası olur. İlyas’ın yanından ezik ve çaresiz, oğlunun, Cemşit’in yanına, olması gerektiği yere gider.


DİĞER TİPLER (ROMAN – SENARYO – FİLM)

Romanda, senaryoda olmayan Urmat Ağa ve Asya’nın kız kardeşi vardır. Bunun dışında bir iki cümleyle rol alan insanlara da rastlarız.

İnsan olmamalarına rağmen, kamyon ve Tien-Shanlar birer önemli kahraman gibi karşımıza çıkarlar. Bu konu İlyas’la ilgili bölümde işlendi.

Filmde ise, Halime Teyze, komşu ve Asya’nın babası (Sadece bahsediliyor) v.s. gibi tipler var. Bunların da hiçbir etkilerine rastlamıyoruz. Asya’nın kardeşi olarak, senaryoda karşımıza çıkan Selim ise, çok canlı, duygulu, hayal gücü kuvvetli bir çocuktur. Onun da etkisi görülmez.



61

ZAMAN (ROMAN – FİLM)

Yazarın ilk eserleri arasında yer alan Selvi Boylum Al Yazmalım 1960-1961 yıllarında yazılmıştır. Savaş sonrasını anlatan eserde on yıllık bir zaman dilimi esas alınmış. Yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi geçmişe dönülmez, sadece atıflarda bulunulur.

İkinci Dünya Savaşı sonrası tekrar gözden geçirilen kalkınma planları doğrultusunda ekonomik hedefler belirlenmiş, bunlara ulaşılmaya çalışılmaktadır. Yazarın gençlik yıllarını anlattığı söylenebilir.

Filmimiz ise 1977 yılında çekilmiş, tarih belirtilmemesine rağmen, geriye dönüş söz konusu değil. İçinde bulunulan zaman anlatılır.Romanda aşağı yukarı on yıllık bir dönem
anlatılırken, filmde dört veya beş yıllık bir dönem anlatılır.





62


KAMYON (FİLM)

Filmdeki kamyonumuz, romandaki gibi ciddi ve fonksiyonel değil, Güç belirtisi olarak da kullanılmıyor. Roman, senaryolaştırılırken, yumuşatılan, duygusallaştırılan hava, kamyona da yansımıştır. İlyas’ın kamyonla ilişkisi, kamyonunu çok seven, ona gözü gibi bakan bir şoförün ilişkisinden farklı değil.

Burada da kamyon, İlyas’ın, Cemşit ve Asya’yla tanışmasını sağlıyor. İşinden kovulmasının da sebebi o. Ayrıca sonraları, Asya’yla tekrar karşılaştıklarında, kamyon, çocuğuyla ilişkilerinde önemli rol oynuyor. Final sahnesinde de, bir uçta Cemşit, bir uçta Asya durur. Ortada da Samet, İlyas ve kamyon vardır. Samet’le, Asya, Cemşit’le gidince, İlyas kamyonuyla baş başa kalır.

Genel olarak şoförlerimizi düşündüğümüzde, hemen hepsinin arabasına özendiğini, onu ekmek kapısı olarak gördüklerini, onunla hava attıklarını biliyoruz. Arabalar süslenir, önüne arkasına yazılar yapıştırılır veya yazılır. Minibüs, otobüs veya otomobilse, boyasına, döşemesine, dikkat edilir. Kamyon veya kamyonetse, şoför mahalli otomobillerdeki gibi özenlidir. Kasanın ise boyasına süsüne dikkat edilir. (Aynı şeyi at arabalarında, traktörlerde bile görmek mümkün). Yine tabii sağına soluna yazılar yerleştirilir.

İlyas’ın kamyonunda, Asya’yla karşılaşmadan önce “Aldırma Gönül” tanıştıktan sonra da, “Al Yazmalım” yazıları vardır. Filmde bu yazılar biraz fazlaca büyüktür. (Senaryoda bu yazılar aynanın üstünde yeralıyor. Arabasına sevmediği yükleri almak istemez (Filmdeki kasalı kamyona kum yükleniyor. Kamyon damperli olmalıydı).

Çocuklarımızın otomobil ve diğer araçlara ilgisi hepimizce biliniyor. Birçok çocuk büyüyünce ne olacakları sorusuna, mühendis, doktor gibi cevapların yanında, mekana ve şartlara bağlı olarak, pilot, kaptan veya şoför olacaklarını söylerler.




63


Romanda tek çocuk kahraman olan, Samet’de bunu görürüz. Senaryoda (Film) ise, hem Samet, hem de Asya’nın kardeşi Selim’de bu ilgiyi görürüz.

Bizim insanımızın makinayla ilişkisi ona hükmetmeye, kontrolüne almaya yöneliktir. Batı insanı gibi, onun bir parçası olma, ya da bilgisayarlarda olduğu gibi onun kontrolüne girme gibi bir davranış yoktur(19).






19 – Yılmaz ile yapılan konuşma.

 


64


ROMANDA SENARYODAN FARKLI BÖLÜMLER (MADDELER HALİNDE)



1-) İlk anlatıcı olan gazeteci yok.

2-) Sıra itibarıyla ikinci anlatıcı durumunda olan benzin istasyonundaki yaşlı kadın, bir kamyonun gelmesiyle bu fonksiyonunu kaybediyor.

3-) İlyas’ın tren yolculuğu ve trende gazeteciyle tekrar karşılaşmaları.

4-) Romanın başında, İlyas’la gazeteci konuşurken, romanın finalinden sonraki bir durum anlatılıyor.

5-) Yazar, gazeteciye ayrılan giriş bölümünün sonunda, “Öyküyü kahramanların ağzından dinleyelim” diyor. Senaryoda kişiler kendi ağzından konuşuyor.

6-) İlyas’ın hayatı daha detaylı veriliyor. Askerliğini nasıl ve nerede yaptığı, yetimhanede yetiştiği anlatılıyor.

7-) Eserin ilk satırlarından itibaren, Isık-Göl’ün, çevre için önemi, ona verilen değeri veya anlamı görüyoruz.

8-) Tien-Shan dağları eserin kahramanlarından biri sayılabilir. (Kamyon ve Isık-Göl gibi).

9-) Mandıraya taş götürürken kamyonu batağa saplanıyor.

10-) Romanda Asya çalışıyor.

11-) Dünürler detaylı anlatılıyor.

12-) İlyas’ın ağzından, Cantay’ın hayatı daha detaylı anlatılıyor.

13-) İlyas, Asya’nın işe gelmediğini çalıştığı haraya gidip öğrenir.

14-) Tabiat tasvirleri çok daha detaylı.

15-) Birlikte kaçmadan önce sık sık buluşuyorlar.(Senaryo bu kadar değil).

16-) Yükleme bölgesi çok daha detaylı anlatılıyor.

17-) Asel’in annesi, İlyas’a kapının önüne çok geldiğini söylüyor.


65

18-) Asel’in kıyafeti çok modern. Üstelik kütüphaneye de gidiyor.

19-) Urmat Ağa senaryoda yok.

20-) Kadiça ile Cantay, İlyas’ı ararken yolda kamyonlar burun buruna gelir.

21-) Kadiça, Cantay’a bir tokat atar ve kaçıp ağlamaya başlar.

22-) Asel’e bir iş bulmayı düşünüyorlar.

23-) Ev romanda ikmal merkezinde yer alıyor.

24-) Romanda dağda kurtarılan araç, bir kamyon. Senaryoda otobüs, filmde ise, minibüs.

25-) Romanda, Cemşit, İlyas’tan kendisini bakım istasyonuna kadar götürmesini ister. Bir traktör alıp kamyonu çekmek niyetindedir.

26-) İlyas, çekme halatının olup olmadığını, frenlerinin sağlam olup olmadığını sorar.

27-) İlyas, bu işten sonra iki gün hasta yatar. (İlyas’ı şoförlükten almazlar. Filmde ise bakım istasyonuna veriyorlar.).

28-) İlyas, Asya’ya “Sinemaya gidelim” der.

29-) İlyas ve Asel(Törelere göre) Asel’in ailesini ziyaret etmeleri gerektiğini düşünürler. Romanda bu satırlarda babası da varmış gibi bir intiba uyanıyor. Ama roman, senaryo ve filmde baba görünmüyor.

30-) Onlara, ulaştırma merkezinden fazladan bir taşıma görevi verilir.

31-) Ulaştırma merkezinde yükün taşınmasına dair tartışmalar yapılır. İlyas “Romörk takalım” der. Dolon’u yedeğinde bir kamyonla aştığını söyler. Cantay onu o zaman görmüştür. Buna rağmen onu doğrulamaz. İlyas’a herkes çok kızar.

32-) İlyas, Dolon’u kimseden izin almadan, gizlice geçmeyi (Aşmayı) düşünür. Bunun için Kadiça’yı kandırır.

33-) Teknik denetleme yapılıyor.

 

66


34-) İlyas, romörkle, Dolon’u tırmanırken yolda kalır ve romörkü bırakır.

35-) Panik içindedir, yükün kamyondaki kısmını teslim edip kaçar, eve gelir. Asya’ya kötü davranır.

36-) Asya’ya vurmaya yelteniyor, sonra evden çıkıp gidiyor.

37-) İşyerinde onu utandırmak için duvara “ayıp” yazmışlar.

38-) İlyas’ı cezalandırıp bakım servisine geçmesini isterler ama arkadaşları arka çıkınca kısa mesafe işlerine verirler.

39-) Senaryoda araba çekme ve romörkle dağı aşma işinin sonuçları birleştirilmiş.

40-) İlyas, meyhanede içerken, Kadiça ona katılır. Birlikte Kadiça’nın evine giderler.

41-) Kadiça’nın dul olduğu, boşandığı ve evinde yalnız yaşadığı anlatılıyor.

42-) Asel, İlyas’ı yoldan gelip geçen kamyonlara soruyor(muş).

43-) Alibek, İlyas’la romörk takıp beraberce Dolon’u aşabileceklerini konuşurlarken, Cantay onları dinler. İlyas, Alibek’i tersleyince, Cantay, aralarını iyice bozmak ister. İlyas ona yüz vermez.

44-) İlyas, Dilek’le birlikte yaşadığını Asya’ya söylemek ister. Fakat yapamaz.

45-) İstasyondaki herkes, Dolon’u romörkle aşmayı başarır.

46-) Samet’in yürümeye başlaması onları sevindirir.

47-) İlyas’ın huzursuzluğu ve yalnızlığı detaylı olarak anlatılıyor.

48-) Eve döndüğünde Asel’i ve çocuğunu bulamaz. Kadiça’yla birlikteliklerinin sona erdiğini söylemeyi düşündüğü anda bu olay, onu şaşkına çevirir.

49-) Kadiça, Asel’in kendisini, büroya görmeye geldiğini, İlyas’ı çok sevdiğini söylediğini anlatır.

 

67


50-) Romanda, İlyas, Asya’nın köyüne gider. Filmde ise gidip eve girer. Romanda korna sesine annesi çıkar ve bağırmaya başlar.

51-) İlyas ve Kadiça, Anarhay Ovası’na giderler. İlyas, bir süre sonra pişman olur. Ayrılıp geri döner. Kadiça ise Kazakistan’da başka bir yere gider.

52-) Askerde yanında yetişen bir şoförün kamyonuyla yola çıkar.

53-) İlyas, Alibek, Cantay, Amanjolov (Müdür) hakkında bilgiler verir.

54-) Romanda eski işine dönüyor. Filmde başka bir kamyonda çalıştığı halde eski işinde olup olmadığı belirtilmiyor.

55-) İlyas’ın geçirdiği trafik kazası detaylı olarak anlatılır.

56-) Baytemir “çocuk”, İlyas’a “Amca sinemadan mı çıktın sen?” deyince, yakınlarındaki maden ocaklarındaki sinemaya gittiklerini söyler.

57-) Çocuk, filmde “Tabancan var mı?” diye sorar. Romanda ise bu bölüm” Kılıcın var mı ?” şeklinde.

58-) Romanda, Samet’in arkadaşlarından da söz ediliyor.

59-) Gazeteci bir defa devreye giriyor ve İlyas anlatmaya devam ediyor.

60-) Bir Mayıs bayramından söz ediliyor. Baytemir çocuğu bayrama götürüyor. Ona oyuncak alıyor.

61-) Filmdeki trajik final yok.

62-) Anlatıcı devreye giriyor.

63-) Gazeteci, Baytemir’le konuşmak için onu ziyaret eder.

64-) Baytemir, hayatını anlatır.

65-) Baytemir, Asel’le evlendikten sonra, İlyas tekrar dünyalarına girince neler olduğunu, psikolojik durumlarını anlatır.




68


SENARYODA, ROMANDAN FARKLI İŞLENEN VE İLAVE EDİLEN BÖLÜMLER
(MADDELER HALİNDE)


Sayfa 4
1-) Baraj yok!
2-) Asya’ların evinin sular altında kalması meselesi yok.
3-) Yerel ağız kullanılmış.
4-) Köyden şehre göç düşüncesi kısa da olsa işlenir.
5-) Annesi, Asya’nın yüzüne kazan isi sürer.

Sayfa 5
6-) İlyas ile Can’ın (Hortumla ıslama sahnesinde) kapışması yok.
7-) İlyas’ın kamyonuna olan ilgisi sevgiye dönüşmüş.
8-) İlyas’ın lakabı “İstanbulludur”.
9-) İlyas ile Dilek’in öpüşüp sevişmesi çok canlı ve detaylı.
10-) Köy, köy yolu ve taş taşıma işi, baraj, baraj yolu üzerindeki köy ve kum taşıma işi olarak değiştirilmiş.
11-) Kamyonun şirketin malı olduğu vurgulanır.
12-) Romanda arabada herhangi bir yazı yok. Senaryoda” aynanın üstünde, filmde ise kamyonun çatısında, önce, “Aldırma Gönül” sonra, “Al Yazmalım” yazılı.
13-) Kum yükleme yeri çalıştığı yerden uzak.

Sayfa 9
14-) Filmde, baraja giderken yol değiştirmiyor.

Sayfa 10
15-) Senaryoda, arabanın altından gördüğü insanı erkek sanır.

Sayfa 11
16-) İç monologlar eklenmiş(Konuşmacı yerine).
17-) Asya’nın yüzü daha detaylı anlatılmış. Güzelliği daha fazla vurgulanmak istenmiş.

Sayfa 12
18-) Hareketler romandakinden daha keskin.

 

69


Sayfa 13
19-) Asya, Asel gibi kütüphaneye giden, kitap okuyan bir kız değil.
20-) Asya “İstanbullu mu ne?” der. İlyas da “Özel arabalı Beyoğlu zamparasına” benzediğini düşünür.
21-) İç monologlar artıyor.

Sayfa 14
22-) Asya, “binsem mi? İlyas, “binecek mi?” diyor.
23-) Arabaya binme sahnesi (Filmde, İlyas koltuğunda, kapı açık.) Senaryoda İlyas kapıyı açıyor. Romanda da senaryo gibi.

Sayfa 15
24-) Asya arabaya biner ama adını bile inerken söyler. Hiç konuşmaz. İnince de eline yüzüne is sürmeye başlar.


Sayfa 16
25-) İlyas, randevu yeri olarak kaleden bahseder.

Sayfa 17
26-) İlyas, arabayla uzaklaşır. Sonra durur ve Asya’yı seyreder.
27-) Senaryoda, Asya annesine tekrar yüzüne is sürmemesi konusunda yemin ettirir.

Sayfa 18
28-) Romanda anlatıcı İlyas’tır. Asya’ların evi, evdeki konuşmalar yoktur.
29-) Asya ile kardeşi Selim’in konuşmaları.

Sayfa 20
30-) Asya, Halime teyzeye diye çıkıp, İlyas’a gider.


Sayfa 21
31-) İlyas, kamyonuyla eve doğru gelir. Asya, onu durdurmak ister.

Sayfa 22
32-) Kapı önünde Hatçe’nin konuşması, taşla kovalama yok.

 

70

Sayfa 23
33-) Asya, İlyas’ı bir sonraki gün kalede buluşmak kaydıyla gitmeye ikna eder. Annesi, İlyas’ın, barajcılardan biri olduğunu zanneder.

Sayfa 24
34-) Asya, kalede İlyas’a bir daha gelmemesini, evleneceğini söyler.

Sayfa 25
35-) İlyas, onun evleneceği kişiyi tanımadığını öğrenince kamyonu kayaya çarpar ve koca adayının taklidini yapar.

Sayfa 26
36-) İlyas, tekrar gel der. Asya, iç monologla gelmek istediğini ama gelemeyeceğini söyler.
37-) Barajdaki makinalar yenidir. Romandaki gibi eskiye dönülmez.

Sayfa 27
38-) Görücülerin geliş gidişi detaylıdır. İlyas, onları uzaktan seyreder.
39-) Hava kararır. Asya gelir. İlyas saklanır.

Sayfa 28
40-) Asya, arabayla konuşur.

Sayfa 29
41-) İç monologlar artar. Birbirleriyle ilgili düşünce ve tahminlerini sıralarlar.

Sayfa 30
42-) İlyas ve Asya gözyaşları içinde ayrılırlar.

Sayfa 31
43-) İlyas, bu defa da işyerinde köye gitmek için direnir.

Sayfa 32
44-) Dilek bunu kabul etmez. İlyas, bu iş için, Cantay’a 500 TL. teklif eder. Can kabul etmez.

 
71


Sayfa 33
45-) Romanda İlyas, yükün altından kaçar. Senaryoda ise Cantay’ın arkasından, izin almadan gider.

Sayfa 34
46-) İlyas ile Can’ın itişmesi senaryoda çok uzatılmış.

Sayfa 35
47-) İlyas ile Asya evin önünde karşılaşırlar. El ele tutuşup kaçarlar.

Sayfa 36
48-) Kamyonla dağ yolundan giderler ve kamyonla konuşurlar.

Sayfa 37
49-) Romanda, Isık Göl kenarındaki sahne bir dere kenarında ve fazlaca romantik.

Sayfa 38
50-) Romanda, Filmdeki sevişme sahnesi yok.

Sayfa 39
51-) İrtibat bürosundaki olaylar romanda kısa. Senaryoda detaylı.

Sayfa 41
52-) Ali Hoca, onlara bacanağının evini verir. Dini nikahın hemen, belediye nikahının da sonra yapılabileceğini söyler.

53-) Bunlar romanda işyerinde değil, Tien-Shanlar’da olur(32.madde).

Sayfa 42
54-) Düğün tamamen ilave.

Sayfa 43
55-) Düğünde havaya ateş edilir ve arabanın adı “Al Yazmalım” olur.

Sayfa 44
56-) İç monologlar artar.

Sayfa 45
57-) Romanda çocuğun büyümesi v.s. çok hızlı. Senaryoda detaylı.

 



72

Sayfa 46
58-) İç monologların artışıyla, İlyas anlatıcı durumuna geliyor.

Sayfa 47
59-) Romanda İlyas, devrilen arabayı çekmek istiyor. Senaryoda ise Cemşit ona ısrar ediyor.

Sayfa 48
60-) Asya’nın doğumu detayıyla verilir. Romanda bu bölümler yok.

Sayfa 50
61-) Can ile İlyas’ın kamyonları yolda karşılaşırlar. Can “Patronun kamyonuyla kahramanlığa kalkışıyor” diyor.

Sayfa 52
62-) Çocuğun doğumundan sonraki gelişmeler senaryoda detaylı.

Sayfa 53
63-) Senaryoda İlyas, bakım servisine verilir.

Sayfa 54
64-) İlyas, müdürle konuşmak ister. Evine ilk defa geç gelir.

Sayfa 55
65-) Eve sarhoş gelir ve Samet ile ilgilenmez.

Sayfa 56
66-) Ali Hoca ve Nazlı ona (Asya) kocası için gidip amirleriyle konuşmasını söylerler.
67-) İlyas, bakım servisinde çalışırken kamyonun altında, Dilek Hanımı görür ve Asya’yla ilk karşılaşmalarını hatırlar.

Sayfa 57
68-) Dilek, İlyas’a “Müdüre karını sen mi gönderdin?” der. İlyas, karısını hırpalar.

Sayfa 58
69-) Can ile İlyas kavga ederler. İlyas, karısına vurmak ister. Can İlyas’a “Gavat” der.

 
73

Sayfa 60
70-) İlyas, Dilek’in evine gider. (İç monologlar devam ediyor.).

Sayfa 61
71-) Can, kocasının, Dilek’le beraber yaşadığını, Asya’ya söyler.

Sayfa 64
72-) Asya evden ayrılır.

Sayfa 65
73-) Asya, Cemşit’le beraber kalır. Şaşkınlığı had safhadadır.

Sayfa 70
74-) İlyas, Asya’nın annesinin evine dönmüş olabileceği ihtimalini düşünerek evine gider. Oradan kovulur.
75-) Asya, iç monologlarla sıkıntısını dile getirir.

Sayfa 75
76-) Cemşit’in evinde kalma sebebi, çocuğun hastalığından dolayı bir hafta dışarıya çıkamayacak olmasıdır.
77-) Asya, araba çağırmak için yola çıkan Cemşit’in hareketlerini seyreder.

Sayfa 80
78-) Asya, orada kalmaya niyetli görünür.

Sayfa 82
79-) Cemşit elindeki iki çocuk fotoğrafından yola çıkarak başına gelenleri anlatır. Depremi, karısı ve çocuklarının ölümünü anlatır.

Sayfa 83
80-) Asya, İlyas’ı bulabilirim ümidiyle evine döner. Hoca Ali, İlyas’ı onu aradığını ama sonra Dilek’e gittiğini söyler.

Sayfa 84
81-) Cemşit gizlice onu takip eder. “Kocanı bulsaydın geri dönecektim” der.

 
74


Sayfa 85
82-) Asya, Cemşit’le gider. Bir kilim atölyesinde çalışır.
83-) Asya’nın İlyas’la, Cemşit’in Asya’yla ilgili iç monologları.

Sayfa 88
84-) Asya, ilk defa Cemşit’e kendisini beklediğini belli eder. Cemşit’in çocuğa ilgisi birçok yerel motif de kullanılarak detaylı olarak anlatılır.


Sayfa 89
85-) Samet, Cemşit’e “baba” der. Asya’da Samet’e, Cemşit için “baba” der.

Sayfa 90
86-) İmam nikahı, belediye nikahı gibi konular romanda yok.
87-) Cemşit ve Asya, anne ve babasını ziyaret ederler.

Sayfa 91
88-) Asya, Cemşit’in kahve falına bakar.
89-) Asya’nın sevgisinin niteliğiyle ilgili iç monologlar.

Sayfa 94
90-) Cemşit, çocuğa türkü söyler.
91-) İlyas, kazadan sonra Cemşit’in evine geldiğinde iç monologlarla durumunu dile getirir.

Sayfa 103
92-) Gece boyunca, İlyas, Cemşit ve Asya uyuyamazlar.
93-) Buradaki bölümler romandaki gibi ama tavırlar daha belirgin. İç monologlar devam ediyor.

Sayfa 114-122
94-) Final romandakinden çok daha canlı ve duygulu.




SONUÇ: SEVGİ ROMANTİZM DEĞİLDİR. SEVGİ EMEKTİR, GÜVENDİR!




75

SENARYO-FİLM ARASINDAKİ FARKLAR

Filmin senaryosu, senarist Ali Özgentürk’ün de belirttiği gibi, sekiz aylık bir masa çalışmasından sonra, film çekilirken de işlenmeye devam edilmiş. İlk senaryoyla, çekim senaryosu, bizzat yönetmen ve senarist tarafından kaleme alındığı için, hemen hemen hiç fark yok. Ayrıca, Ali Özgentürk, filmin reji asistanlığı görevini de üstlenmiştir. Bu sebeple bir kopukluk yok. Netice olarak çekim senaryosu aynen uygulanmıştır.

Çekim senaryosunda olduğu halde değişen veya çıkarılan bazı bölümleri sırasıyla ve senaryodaki sayfa numarasıyla vermeyi uygun bulduk.

Sayfa 6, çekim 4: Burada,Can, irtibat bürosuna giderken İlyas’a “Dilek Hanım, senin dişini kırar, İstanbullu, boşuna asılma” der. Filmde böyle bir konuşma yok.

Sayfa 9, çekim 8: İlyas, baraja giderken kamyonuyla konuşur. “Bu defa da yukarıdan gidelim arkadaş. Belki daha az çamurdur” der. Filmde yer almıyor.

Sayfa 17, çekim 19: İlyas, ilk defa, Asya’yı kamyonla köye getirdiğinde, bir tümseğin arkasıan sinip onu gözlediği söyleniyor. Filmde ise bir evin arkasına saklanıyor.

Sayfa 20, çekim 24: İlyas, kamyonla evin çevresinde dolaşırken Hatçe “Anaaaaa!” şeklinde şaşkınlığını belli eder. Filmde yok.

Sayfa 22, çekim 27 : İlyas, Asya’yı bekliyor “Al yazmalı gelmeyecek arkadaş” diyor. Filmde yok.

Sayfa 27, çekim 32 : Dünürler gelir. Gelenlerden birinin adı Halil’dir. Filmde isim belirtilmez.

Sayfa 27, çekim 35 : Asya, İlyas’ı görmeye geldiğinde, onun bir kaya veya bir çamın arkasına saklandığı söyleniyor. Bu bölümde İlyas evin arkasına saklanıyor.

 

 
76


Sayfa 29, çekim 36: Kamyonda, İlyas, Asya’yı düşünür. (İç monolog) “ev yok, bark yok, para yok” der. Filmde yok.

Sayfa 33, çekim 40: Can ile İlyas’ın köye giderken yolda itişmeleri anlatılıyor. Filmde yok.

Sayfa 35, çekim 43: İlyas, Asya’yı götürmeye geldiğinde kamyondan indikten sonra, Asya’nın davranışları çok detaylı verilmiş. Filmde daha kısa.

Sayfa 36, çekim 46: İlyas, Asya’yı götürürken, yolda kamyonuyla konuşur. İlyas, kamyona, “Hoş geldin” demesinin söyler. Asya burada “hoş bulduk” diyor. Filmde ise “Hoş gördük”.

Sayfa 40, çekim 51: İlyas, Asya’yla işyerine gelir. Can “Beni uçurumdan yuvarlıyordu bu kız için” der. Filmde yok.

Sayfa 46, çekim 61: İlyas, kötü bir havada yoldadır. (İç monolog) “Bir an önce eve varabilmek için eski yola sapmıştım” der. Filmde yok.

Sayfa 48, çekim 65: Asya, doğum yapmaktadır. Acıdan “İlyas” diye bağırır. Ebe kadın “Kocanı nedecen bacım. Gelince yavrusunu sevsin” der. Filmde yok.

Sayfa 53, çekim 77: Dilek, İlyas’a, “Kanlı Geçit’ten aşağı bir otobüs indirmişsin” der. Filmde bu minibüs ve indirme değil, çıkarma sözkonusu. Romanda ise, Dolon’dan kamyon aşırılır.

Sayfa 60, çekim 88: Asya (İç monolog) “Biz hep bekledik. Kocamızdı. Babamızdı. Derdini söyleseydi” der. Filmde sadece “Biz bekledik” kısmı var.

Sayfa 62, çekim 92: Asya, Dilek’in evinin önündedir. İlyas ve Dilek’i görür. “İnanamam. İnanamam” ve “Dost gibiydi. Karısı gibiydi. Evi gibiydi,” der. Filmde yok.

Sayfa 64, çekim 93: İlyas, Asya’yı bulamaz. “Asya, Asya!” diye bağırır. Filmde yok.

 



77

Sayfa 65, çekim 96: Cemşit “Bebek Üşümesin” diyor. Filmde bu bölüm “çocuk üşümesin” şeklinde.
Sayfa 76’de olması gereken, İlyas’ın köye gelip Asya’yı araması sahnesi, sayfa 70’de, 104. çekimde yer alıyor.

Sayfa 71, çekim 106: Cemşit, Asya’ya “Kapa kapıyı. Yatmadan odun at” der. Bu bölüm ise filmde var senaryoda yok.

Sayfa 77, çekim 116: Buradaki oyuncakla oynama sahnesi, filmde daha sonra yer alıyor. Ayrıca,Cemşit, hediyeyi ”Bugün kasabadan aldım” der. Filmde yok.

Sayfa 78, çekim 118: Cemşit gizlice, Samet’i sever. Asya, uyumaktadır. Bu sahne de filmde daha önce yer alıyor.

Sayfa 82, çekim 124: Cemşit, karısı ve çocuklarının ölümünü anlatırken, “Kahpe felek” der. Filmde yer almıyor.

Sayfa 84, çekim 126: Asya, Cemşit’e sana yük olmak istemem der. Filmde yok.

Sayfa 90, çekim 138: Hatçe Ana, torununu görür. Asya ve Cemşit’i görür. Filmde böyle bir sahne yok. Ayrıca, Cemşit, evin sular altında kaldığını onları kasabada bulduklarını(İç monologla) anlatır. Filmde yok.

Sayfa 96, çekim 148: Buradaki, Asya ve İlyas’ın birbiri ardına gelen, kendileriyle ilgili iç monologları filmde yer almaz.

Sayfa 108, çekim 168: Asya, İlyas’tan, çocuğu ister. “Çocuğu ver ne olur?” der. Filmde yok.




78

ROMAN, FİLM (SENARYO)’İN KİMLİĞİ


ROMAN:

SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM, CENGİZ AYTMATOV, CEM YAYINEVİ, İSTANBUL, 1982( Baskı sayısı belirtilmemiş). Eser, kitabın, 187-306. sayfalarında yer alıyor.Kitapta ayrıca, yazarın, İLK ÖĞRETMENİM, YÜZ YÜZE, CEMİLE, OĞULLA GÖRÜŞME, ASKERİN OĞLU adlı eserleri de yer alıyor.


FİLM (SENARYO) :

(CENGİZ AYTMATOV)
SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM
Bir YEŞİLÇAM FİLMCİLİK Atıf Yılmaz yapımı
YÖNETMEN: ATIF YILMAZ
SENARYO: ALİ ÖZGENTÜRK, ATIF YILMAZ ( Yayınlanmamış)
GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ : ÇETİN TUNCA
MÜZİK: CAHİT BERKAY
YAPIMCI: ARİF KESKİNER


OYUNCULAR

ASEL-ASYA: TÜRKAN ŞORAY
İLYAS- İLYAS : KADİR İNANIR
BAYTEMİR –CEMŞİT : AHMET MEKİN
KADİÇA- DİLEK: HÜLYA TUĞLU
ANA- HATÇE: NURHAN NUR
CANTAY- CAN: CENGİZ SEZİCİ
ALİBEK- ALİ HOCA : İHSAN YÜCE
SAMET- SAMET : ELİF İNCİ

RENK SİSTEMİ

FUJI COLOR

YAPIM YILI

1977



 




79



ROMAN HAKKINDA


Selvi Boylum Al Yazmalım, bazı kaynaklara göre 1960, bazı kaynaklara göre 1961 yılında yazılmıştır. Yol Arkadaşı, Kazanmak ve Kaybetmek, Sahip Olmak ve Kaybetmek, Selvi Boylum gibi adlarla da yayınlanan eser, yazarın en çok bilinen eserleri arasındadır.

Selvi Boylum Al Yazmalım da diğer tercüme eserler gibi, tercümanın ekledikleri çıkardıkları veya değiştirdikleriyle karşımıza çıkıyor. Eser Türkiye’de Ararat, Günce, Gün, Yeni Dünya, Hür ve Cem yayınevi tarafından yayınlandı. Tercümeler ise Zeyyat Alpaslan, Halit Aliosmanoğlu,Şerif Hulusi Kurbanoğlu ve Mehmet Özgül tarafından yapıldı. Çeviriler arasında özde büyük farklar olmamasına rağmen, uslup farklılıkları göze çarpıyor. Bu çalışmada, Mehmet Özgül’ün tercümesi (Cem Yayınevi) esas alındı.

 

ESERİN GÖZDEN GEÇİRİLEN DİĞER BASKILARI (BİBLİYOGRAFYA) :

1-) Aytmatov, Selvi Boylum, Çev: Halit Aliosmanoğlu, Hür Yay., 3.Baskı, İst., 1973, 134 sayfa.

2-) Aytmatov, Kazanmak ve Kaybetmek, Çev: Zeyyat Özalpaslan, Günce Yay., (Baskı sayısı belirsiz) İst., 1973, 134 sayfa.

3-) Aytmatov, Yol Arkadaşı, Çev: Zeyyat Özalpaslan, Ararat., 3.Baskı, İst., 1976, 126 sayfa.

4-) Aytmatov, Selvi Boylum, Çev: Halit Aliosmanoğlu, Yeni Dünya Yay., 4.Baskı, İst., 1982.

5-) Aytmatov, Selvi Boylum, Çev: Şerif Hulusi Kurbanoğlu, Yeni Dünya Yay., Yeni dizi:3, İst., 1982, 150 sayfa.





80


SONUÇ

Cengiz Aytmatov’un, “Selvi Boylum Al Yazmalım” adlı eseri Sovyetler Birliği’nde, birkaç defa film olarak çekilmiştir. Ülkemizde de tezimizin konusu olan filmden başka, eserden yaralanılarak yapılan filmler, bir fotoroman ve bir radyofonik oyun var.

Yazarın eserlerinin hemen hemen tamamı film yapılmış, bazılarının senaryosunu da bizzat kendisi yazmıştır. İncelendiğinde eserlerindeki sinemacı duyuşu göze çarpmaktadır. Yazarın, Kırgız Sinemasına sağladığı destekle, güçlü bir sinema endüstrisi kurulmasını sağladığı da bilinmektedir.

Eserimiz, İkinci Dünya Savaşı sonrası, Kırgız Dünyasını anlatmaktadır. Savaştan sonra hayat yeniden başlamış,insanlar yıllardan beri ihmal ettikleri günlük meşgalelerine dönmüşlerdir.

Her şeyin başı ve sonu olan Asel, diğer kahramanlarımız, İlyas, Baytemir, Gazeteci gibi konuşan kahraman değil, anlatılan kişi durumundadır. Filmde ise kişiler kendilerini konuşmuş, bu arada yazar adına anlatıcılık yapan gazeteci de fonksiyonunu kaybetmiştir.

Filmde edebi dil, sinema dilini etkisi altına almış demek mümkün. Gazeteci ve diğer iki kahramanın anlatıcı fonksiyonu ortadan kalkınca, iç monologlarla bu açık kapatılmaya çalışılmıştır.

Yukarıda da belirtildiği gibi romanda savaş sonrası anlatılmaktadır. Roman senaryolaştırılarak sinemaya adapte edildiği gibi hemen hemen her şeyde Türkiye ve Türkiye şartlarına uygun hale getirilmeye çalışılmıştır. Daha çok sosyal konular ağırlıktayken, “Aşk” unsuru ön plana çıkmış, eser daha duygusal bir hava kazanmıştır.

“Aşk” unsuru, romanda, anlatılanlar arasında yer alırken, ana tema fonksiyonu kazanmış, diğer olaylar biraz daha zayıflamıştır.

 


81


Fakat filmin sonunda, aşkın yerine, emeğin, güvenin tercih edilmesi, klasik sinema anlayışımızı aşmamızı sağlamış, film, sinemamızda bir dönüm noktası veya kilometre taşı fonksiyonu kazanmıştır.

Filmin sonu bu şekilde olmasına rağmen, star sinemasının bir ürünü olduğu da ortadadır. Asya, İlyas yerine emek ve güveni temsil eden Cemşit’i seçer ama, final sinematografik açıdan, klasik sinema kalıplarımıza bağlı kalmıştır.

Eseri film, senaryo ve roman olarak değerlendirdik. Değişen, önemini kaybeden veya ağırlık kazanan konular belirlendi. Konumuzla ilgili yaptığımız konuşmalarla da eseri çeşitli cepheleriyle ele aldık.

Kahramanlar tek tek işlenip, meydana gelen değişiklikler verildiği gibi, sadece romanda yer alan Tien-Shan (Tanrı Dağları), Isık-Göl için ayrı başlıklar da açıldı. Özellikle Tien-Shan, romanda mekanı oluşturmakla kalmıyor, rakip fonksiyonu da kazanıyor. Kişiler dışında önem kazanan diğer unsur, İlyas’ın kamyonu ise senaryo ve filmde yer almasına rağmen, değişikliklere uğramış, ülkemizdeki şoför taşıt ilişkisine benzetilmiştir.

Romandan senaryoya, senaryodan filme geçişte meydana gelen değişiklikler, bir de maddeler halinde yazılmıştır. Bunun dışında film ve romanın kimliği,edebiyat dili-sinema dili gibi başlıklar altında konumuzla ilgili detayın verilmesi amaçlanmıştır.





82


BİBLİYOGRAFYA :

1-) Akdemir, Elifsu, Bir Dünya, Bir çocuk ve “Beyaz Gemi”, Nilüfer Dergisi, Sayı: , 1985.

2-) Aktaş, Şerif, Doç.Dr., Edebiyatta Üslup ve Problemleri, Akçağ Yay., 1.baskı, Ank., 1986

3-) Aktaş, Şerif, Doç.Dr., Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Birlik Yay., 1.Baskı, Ank., 1984.

4-) Altan, Yalçın, Bir Kavga Türküsü, Yeni Dergi, Cilt:5, sayı: 55, 1969.

5-) Anlar, Abdullah, İki Aytmatov Uyarlaması, Yedinci Sanat,sayı:14,1973.

6-) Aytmatov, Cengiz, Dişi Kurdun Rüyaları, Ötüken Yay., Çev: Refik Özdek, İst., 1990.

7-) Aytmatov, Cengiz, Erken Gelen Turnalar, Cem Yay., Çev: Mehmet Özgül, İst., 1983.

8-) Aytmatov, Cengiz, Oğulla Görüşme, Cem Yay., Çev: Mehmet Özgül, İst., 1982.

9-) Aytmatov, Cengiz, The Time To Speak Out, Progress Publishers, Moscow, 1988.

10-) Aytmatov, Cengiz, Yüz Yüze, Cem Yay., Çev: Mehmet Özgül, İst.,1982.

11-) Bazin, Andre, Çağdaş Sinemanın Sorunları, Bilgi Yay., Çev: Nijat Özön, Ank., 1966.

12-) Birkiye, Atilla, Çağımızın Emekçi İnsanı, Varlık Dergisi, Sayı: 915, 1983.

13-) Birkiye, Atilla, Düşünceler, Sözler, Yazılar, Birim Yay., 1.Baskı, İst., 1984.

14-) Brecht, Bertolt, Sinema Yazıları, Görsel Yay., Çev: Bertan Onaran, Yurdanur Salman, İst., 1977.

15-) Buyrukçu, Muzaffer, Toprak Ana, Papirus Dergisi, sayı: 26, 1968.

16-) Büker, Seçil, Sinema Dili Üzerine Yazılar, Dost Yay., 1.Baskı, Ank., 1985.

 

83


17-) Ceyhun, Demirtaş, Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat, Çağdaş Yay., İst., 1979.

18-) Chion, Maichel, Bir Senaryo Yazmak,Afa Yay., Çev: Nedret Tanyolaç,1987.

19-) Çelik,Naci, Romanda Hesaplaşma, Türkiye Defteri Yay., 1.Baskı, İst., 1971.

20-) Dolmatovskaya, Galina, Snilova, Irina,Who’s Who In The Soviet Cinema, Moscow Progress, Moscow, 1979.

21-) Ediz, Hasan Ali, Maksim Gorki’den Cengiz Aytmatov’a Sovyet Hikayeleri, (1917-1976), Cem Yay., İst., 1967.

22-) Gökmen, Mustafa, Türk Sinema Tarihi, (Başlangıçtan 1950’ye kadar) Denetim Ajans Basımevi, İst., 1989.

23-) Grillet, Alain Robbe, Yeni Roman, Yazko Yay., Çev: Asım Bezirci, İst., 1981.

24-) Gutschke Irmtraud, Menschheitsfragen, Maerchen, Mythen Zum Werk Aitmatows, Mitteldeutscher Verlagi Leipzig, 1986.

25-) Isık Göl Forumu, Milliyet Sanat Dergisi, Sayı: 156, 1986.

26-) İdil, A.Mümtaz, Gerçekçilik ve Roman, Dayanışma Yay.,1.Baskı,İst. 1983.

27-) İdil, A.Mümtaz,Sovyet Romanı, Yarın Yay.,1.Baskı,Ank.,1983.

28-) Kıral Erden, Edebiyat Uyarlamaları ve “Sinema Dili, Edebiyat Dili”, Türkiye Yazıları, Sayı: 59, 1982.

29-) Kozlova, Olga, Irina Poplovskaya, Soviet Film,Sayı:3, 1986.

30-) Kutlar,Onat,Selvi Boylum Al Yazmalım, Milliyet Sanat Dergisi, sayı:286, 1978.

31-) Lotman, M.Yuriy, Sinema Estetiğinin Sorunları, De Yay., Çev: Oğuz Özügül, İst., 1986.

32-) Makal, Oğuz, Dr., Sinemada Yedinci Adam “Türk Sinemasında İç ve Dış Göç Olayı, Marş Matbaası, 1.Baskı, İzmir, 1987.

 

84

33-) Onaran,Alim Şerif, Prof.Dr.Jur., Filiz Kitabevi,İst., 1986.

34-) Oral, Zeynep, Fuji-Yama, Milliyet Sanat Dergisi,sayı:314,1979.

35-) Öngören, Mahmut Tali, Senaryo ve Yapım, Cilt:1, Alan Yay., 2.Baskı, İst., 1985.

36-) Özkırımlı, Atilla, Edebiyat İncelemeleri, Cem Yay., İst. 1983.

37-) Özön Nijat, Roman ve Sinema, Türk Dili(Roman Özel Sayısı), sayı: 154, 1964.

38) Parkan, Mutlu, Brecht Estetiği ve Sinema, Dost Yay., 1.Baskı, Ank., 1983.

39-) Sayar, Vecdi, Sinemamız Edebiyatımıza Bakıyor,Gösteri,sayı:15, 198 .

40-) Selvi Boylum Al Yazmalım, Söz Gazetesi, 10-12-1987.

41-) Selvi Boylum Al Yazmalım, Tele Magazin Dergisi, sayı:28, 1984.

42-) Şevket, Mahmut, Beyaz Gemi’nin İdeolojik Yönü, Hareket Dergisi, sayı: 75-76, 1972.

43-) Turkish Films In The II.th Moscow Film Festival(Festival Kitapçığı), İst., 1979.

44-) Uğurlu, Mustafa, Gün Uzar Yüzyıl Olur, Töre Dergisi, sayı:134, 1982.

45-) Vronskaya, Jeanne, Young Soviet Film Makers, Georg Allen and Unwin Ltd., London, 1972.

46-) Wellek R., Austin Warren, Edebiyat Biliminin Temelleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.,Çev: Uysal, Edip Ahmet, Prof.Dr., 1.Baskı, 1983.

47-) Wollen,Peter, Sinemada Göstergeler ve Anlam, Metis Yay.,Çev: Zafer Aracagök, İst., 1979.

48-) Yavuz,Hilmi, Felsefe ve Ulusal Kültür, Çağdaş Yay., İst., 1975.

49-) Yılmaz’ın Aytmatov Uyarlaması, Cumhuriyet, 10.12.1987.



85


ANSİKLOPEDİLER :

1-) Azerbeycan Sovet Ensiklopediyası, Bakü, 1976.

2-) Kazak Sovet Ensiklopediyası, Alma Ata, 1972.

3-) Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Anadolu Yay., İst., 1984.

4-) Türkmen Sovet Ensiklopediyası, Aşkabat, 1974.




EK


ESER VE FİLMLE İLGİLİ KONUŞMALAR :


86

SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM’IN YÖNETMENİ ATIF YILMAZ’LA KONUŞMA


M.Ç. :Aytmatov ve konumuz olan eseri hakkında neler düşünüyorsunuz?

A.Y.: Selvi Boylum Al Yazmalım adlı eser Aytmatov’un bana söylediğine göre, Ruslar tarafından beş defa çekilmiş. Aytmatov içlerinde en çok bizim yaptığımızı beğendiğini söyledi.
Taşkent Film Festivali için gittiğimizde bizi Frunze’ye davet etti. Bir uçak tahsis edip üç bakan gönderdi. Aynı günlerde Aytmatov’un doğum günü kutlanıyor, basın ve TV’de onunla ilgili yayınlar yapılıyordu(1).

M.Ç.: Filmde neleri eleştirdi?

A.Y.: Eserin orjinalinde İlyas, devletin arabasıyla Tien-Shan’ı tırmandığı, izinsiz köye gittiği için zor durumda kalıyor. Bizim filmde ise kamyon özel sektöre ait. Kamyon bir barajda çalışıyor. Aytmatov, bana, neden bu bölümü kitaptaki gibi olmadığını sordu. Ben de Türkiye’de böyle bir düzenlemenin olmadığını, bu sebeple değiştirildiğini söyledim. İkna oldu(2).
Aytmatov’un eserlerinde tartışılmayacak bir sinemacı duyuşu var. Görüntüye, imaja çok önem veriyor. Öykü anlatırken şiirli, akıcı bir dil kullanıyor. Eserlerine hazır birer senaryo malzemesi olarak bakılabilir.

M.Ç.: Filmin Türk Sinemasındaki yeri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

A.Y.: Selvi Boylum Al Yazmalım, çekildiği dönem düşünüldüğünde çok başarılı. Bizim filmde ise kadın oyuncu, jönü değil başkasını seçiyor.

 

 



1-) Aytmatov’un ellinci ve altmışıncı doğum günleri için törenler, toplantılar, seminerler yapıldı. Bu konuda yayınlar da var.

2-) Özgentürk ile yapılan konuşma.







87



Üstelik kimse de ölmüyor. Emek aşka üstün geliyor. Güven duygusu aşkın önüne geçiyor. Çocuk gerçek babasını değil, kendisini, seven, okşayan, büyüten, baba bildiği adamı seçiyor.

Filmin finalinin bu şekilde olması ticari başarısızlığa sebep olur gibi bir endişe doğmuştu. Hiç de öyle olmadı. Hem ticari hem de sinema sanatı açısından başarılı bir film oldu(3). Bakış açısındaki bu değişme, belki de bir dönüm noktasıydı.

M.Ç.: Filmdeki monologların fazlalığına nasıl bir açıklama getirebiliriz?

A.Y.: Filmin ikinci bölümündeki monologlar hayli fazla. Müzik de lüzumundan fazla. Eğer mümkün olsaydı, filmi yeniden seslendirmek daha az müzik ve monolog kullanmak isterdim.

Film çekilirken senaryo henüz bitmemişti. Film çekilirken, ben, Ali Özgentürk ve İhsan Yüce senaryoyu hazırladık. Bazı kısımlar eklendi, çıkarıldı veya değiştirildi(4).

M.Ç.: Kamyon motif mi, kahraman mı?

A.Y.: Filmde kullanılan kamyonun üzerinde “Aldırma gönül” şeklinde bir yazı vardı. Bu aynı adlı şarkının o yıllarda popüler olmasından kaynaklanıyor. Aynı zamanda bu söz kahramanımız İlyas’ın karakterine de uygundu. Bizim insanımızın makinayla ilişkisi, batılılarınki gibi değildir. Batılı kendi icadı olan bir makinanın bir süre sonra bir parçası gibi oluyor. Onun esiri oluyor. Bizim insanımızda ise durum tamamen farklı. Biz o alete hükmetmeye çalışıyoruz. Arabalarımıza, dolmuş ve taksilerimize yazdığımız yazılar bunun en büyük delilidir. İnsanımız makinayla organik bir bağ kurmaya çalışıyor. Onu yönetmenin, kontrol etmenin zevkini yaşıyor.




3-) Arif Keskiner ile yapılan konuşma.
4-) Özgentürk ile yapılan konuşma.

 



88


M.Ç.: Mekandan da bahsedebilir miyiz?

A.Y.: Film çekimi Osmaniye’de yapıldı. Aslantaş Barajı’nın inşaatı ve çevresi mekan olarak kullanıldı. Çevre romandaki atmosfere oldukça uyuyordu. Filmdeki, kırlarda, İlyas’ın kamyon ile Asya’yı kovalaması sahnesi benim fikrim değil. Zeki Ökten’in fikridir. Zeki eseri daha önce film yapmak istemiş, bunu o zaman düşünmüş.

M.Ç.: Oyuncular?

A.Y.: Başoyuncu Kadir İnanır’ın en başarılı filmlerinden biridir. Çünkü, Kadir o günlerde oyunculuğunun doruğunda değildi. Şartlanmamıştı. Bu oyunuyla sanıyorum, en başarılı filmlerinden birini çevirdi. Filmin kahramanını canlandırabilmek için çok şey öğrendi. Çok çalıştı. Buna kamyon şoförlüğü dahil(5).

M.Ç.: Eserdeki anlatıcıları da kaldırmışsınız.

A.Y.: Eserde anlatıcı olarak karşımıza çıkan bir gazeteci vardı. İlyas, gazeteci ve Baytemir konuşan kişilerdi. Biz ise filmdeki anlatıcıları kaldırıp, kişileri konuşturduk. Fakat bu yüzden monologların sayısı fazla oldu sanıyorum(6).

M.Ç.: Son olarak filmin ticari yönünden ve Aytmatov’un Kırgız Sineması üzerindeki etkisinden de söz edebilir misiniz?

A.Y.: Filmin ticari başarısı daha önce de söylediğim gibi yüksek oldu. Antalya Film Festivali’nde İkincilik ödülü aldı(7). Taşkent Film Festivali’nde de bir ödülü var(8). Film Sovyetler Birliği’nde 150-200 nüsha çoğaltılarak sinemalarda gösterilmiş. Ben sanıyorum bu sayede Sovyetler Birliği genelinde çok iyi tanınan bir yönetmenim.







5-) Tele Magazin Dergisi, Selvi Boylum Al Yazmalım, sayı: 28, s.1-15.
6-) Kutlar ile yapılan konuşma.
7-) Onat Kutlar, SBAY, Milliyet Sanat, sayı: 286, s.4.
8-) Film, Moskova Film Festivali’ne de katıldı.



89


Cengiz Aytmatov, eserleri ve fikirleriyle, hem Kırgız Sineması hem de Kırgız Sinemacıları üzerinde çok etkili(9). Kırgız Sinemasına çok büyük destek sağlıyor. Yazar duyguya hitap ediyor. Sanıyorum, bu yüzden eserleri kalıcı olacaktır.






9-) Yazarın hemen bütün eserleri film olarak da çekilmiştir.



90


SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM ADLI ESERİN

SENARİSTİ ALİ ÖZGENTÜRK’LE KONUŞMA:


M.Ç.: Senaryo nasıl yazıldı?

A.Ö.: Selvi Boylum Al Yazmalım’ın senaryosu üç dört defa yazıldı. Uzunca bir masa çalışması yapıldı. Belki sekiz ay sürdü. Türkiye şartlarına adapte edildi.

Bu hikayenin aslı bir Çin masalına dayanıyor. Bertolt Brecht Kafkas Tebeşir Dairesi adlı eserinde bu masaldan yola çıkmıştır. Aytmatov da Selvi Boylum’u bu Çin masalından yola çıkarak yazmıştır. Masalların çıktıkları yere yakın çevrelerde de varyantları olabilir. Bu masalın ana teması şuna dayanır. Çocuğun annesi kimdir? Ona ekmek veren büyüten mi, yoksa doğuran mı? Masalın aşağı yukarı özeti budur. Brecht, Kafkas Tebeşir Dairesi adlı eserinde konuyu şöyle işler: Bir savaş sırasında Kraliçe saraydan kaçarken bebeğini unutur gider. Sarayda çalışan bir hizmetçi bebeği alır ve büyütür, besler. Savaş biter, yıllar sonra kraliçe bebeği geri almak ister. Böylece bebeğin kime ait olduğuna karar verecek bir mahkeme kurulur. Brecht’in uyarlaması böyledir.

M.Ç.: Aytmatov’da olay bir aşk teması üzerine oturtulmuş.

A.Ö.: Aytmatov ise bunu bir aşk masalına uygulamış. Bu da aslında doğulu bir aşk hikayesidir. Ben hikayeyi okuduğumda Türkiye’de yazılmış bir hikayeyi okuyormuşum gibi geldi. Aytmatov’da doğulu bir yazar. Zaten hikayenin dayandığı masal da Uzak Doğu’dan geliyor .Türkiye’ye adapte emek için zorluk çekmedik. Personajlar bizden kişiler gibi. Aşk, kadın erkek ilişkisi bizdeki ilişkilerin ağırlığını taşıyor. Tutku, fedakarlık genelde doğuda yaşanan, ağırlığı olan duygular.Bu yüzden zorluk çekmedik. Yalnız teknik zorluklar sinemasal zorluklar vardı. Mümkün olduğu kadar bizim sinemanın koşullarına uygun şeyler düşünmek zorundaydık.

 



91



M.Ç.: O zamanlar senaryo yazarlığına yeni başlamıştınız, değil mi?

A.Ö.: Evet. Açıkçası düşüncelerimi kabul ettirmek için çok kavga vermem gerekiyordu. Melodramatik unsurlar, senaryoya biraz benim dışımda girdiler. Ama hikayenin şiirsel tadını korumak için bir çaba gösterdik. Şiirsel atmosferini korumak istedik. Ki bu filmde de yer aldı ve insanlar bundan etkilendiler. Sevdiler yani.

İlyas’ın hali enteresandır. Arabasıyla dağlarda giderken tabiatla konuşması. Anadolu tabiatının içinde bir karakter. Adam tutkulu serüvenci tabii.

M.Ç.: İç monologların fazlalığı dikkat çekiyor. Daha az olamaz mıydı?

A.Ö.: Bir edebi eserden senaryo yapmak için, yola çıktığınız zaman önünüzde iki yol vardır. Birincisi edebiyat eserini okuduktan sonra kitabı kapatıp unutmak. Eserin sizde bıraktığı tadı, dünyayı yeniden sinema olarak inşa etmek. Edebiyat eserini izleyerek ondaki yapı özelliklerini izleyerek film yapmak değil, oradaki mesajı, duyguyu, düşünceyi, dünyayı- atmosferi ……………. Bunun sinema diliyle yeniden yazmak, yapmak. Yeni bir eser yapmak. Ondan adapte etmek, tercüme etmek değil. Çünkü bunlar iki ayrı dildir. Biri sinema, biri edebiyat.

İkinci yol adaptasyon ya da tercüme diyebileceğimiz yol. Bence Aytmatov’un bu hikayesinde ikinci yol izlendi. Yani bir metin sinema diline nakledildi. Böylece edebi özellikler çalışmada ağır bastı. Bu tabii filme sözsel zenginlik getirdi. Ama sinemasal zenginliği de geriye itti. Bu yaygın ticari sinemanın durumu gereği başvurulması gereken bir yoldu. Bu yüzden monoloğa çok yer verildiği söylenebilir. Bu edebi özellikleri korumak için yapıldı. Psikolojik özelliklerini, ayrıntılarını açıklamak için buna başvuruldu. Çünkü kolay bir yol. Adamı konuşturuyorsunuz, ne istediğini, ne düşündüğünü seyirci anlıyor.

 



92



Edebi özellikler korununca, kelimenin getirdiği şiirsel tad, lezzet korunmuş oluyor. Bu sinemasal bir yol değil tabii.


M.Ç.: Senaryonun (Filmin) başlarında Asel’in annesi köyden şehre göç temasına dokunuyor. Ama sonra bu gelişmiyor.


A.Ö.: Evet bu konuya kısaca temas edildi. Ama konumuz bu olmadığı için daha fazla işlenmedi. Film Cemşit, (Baytemir), İlyas ve Asya’yı(Asel) ele alıyor. Burada yaşlı kadının sözleri kendi durumundan kaynaklanıyor. Yaşlılar tutucudurlar. Şehre göçe karşıdırlar.


M.Ç.: Buna rağmen konu biraz işlenebilirdi. Çünkü Filmde Asel’in evinden kopması söz konusu. Şehre göçten de anlaşılan bu kopma değil mi zaten?

A.Ö.: Film sosyal problem filmi değil. 75’lerden, 80’lerden sonra yaygın hale gelen sosyal problem filmlerinin dışında bir film bu. Personaj filmi. Karakterler arası ilişkilerle açıklamalar yapıyoruz. Bir aşk dünyası kuruluyor filmde. Ama bu insanlar çalışan dünyanın insanları. Onlar arasındaki bir ilişkiye yer veriliyor. Filmin sonunda kadın aşkı değil, emeği seçiyor. Ona şefkat gösteren, dünya kuran adamı seçiyor. Gerçekten sevdiğini seçmiyor.

M.Ç.: Romanda olmayan düğün bölümü neden bu kadar canlı anlatıldı? Bu filmde önemli bir yer tutuyor.

A.Ö.: Sinemada düğün görsel zenginlik, folklorik özellikler getiriyor. Türkiye’ye adapte ettiğiniz zaman bunları işlemeniz gerekiyor. Bu hikayeyi Anadolulaştırmanın bir yolu biraz. İlyas’la ayrıldıktan sonra, bu düğün seyirciye bir burukluk verir. Kadın adamı unutmamıştır. Fakat düğünü gösterdiğiniz zaman seyirciyi etkilersiniz. Bir adam bir başkasını severken, bir diğeriyle evleniyor. Bu insana psikolojik bir yük getirir. İnsanı karıştırır biraz. İşte düğün bölümü buna benzer birkaç sebepten konuldu ve detaylı işlendi.

 



93


M.Ç.: Bence hikaye bir aşk hikayesi olduğu halde, son derece realist. Aşk hayatın içinde.

A.Ö.: Roman da, film de bir aşk hikayesi üzerine kurulmuştur. Atmosfer sürekli bir aşk temasına dayanıyor. Hikayenin realist olduğuna katılmıyorum. Düpedüz romantik bir hikaye bu. Finalde aşk yerine güvenin, şefkatin seçilmesi, her ikisinde de korunmuştur. Bu bizim Anadolu kadın tarihimizde de böyledir. Kadın güven arar. Kendi iç dünyasının güvenini değil. Genellikle bizde kadın kendini fert olarak kendini özgür hissetmediği için, istediğini seçmek ve yaşamak yerine, doğru, mantıklı, güvenli ve sağlam olanı yaşamayı seçer. Bunun istisnaları vardır. Senaryoda veya romanda şu kastedilmemiştir: Doğrusu güvenli olanı seçmektir. Bu söylenmemiştir.

Film bittiğinde insanlar buruk duygular içindedirler. Bence aşktan yana bir filmdir. Ama sevgi gerçek yaşamda ne kadar mümkün olabilir ki? Bu soru da beraberinde gelmektedir. Bir öğüt ya da mesaj yoktur. Bu hayatta böyledir. “Sizde böyle yapın” demez film. Film on yıl sonra TV’de gösterildiğinde bile o duyguyu verebildi. Çok telefon aldım. Çünkü film onlara yaşanmamış, tamamlanmamış aşklarını hatırlatıyordu. Bu tür aşklar, az ya da çok herkesin hayatında vardır. Kadın da erkek de güveni tercih eder. Erkek aşkı serüven olarak değerlendirir. Evleneceği kadını daha sağlam seçer. Tenakuz var. Aşk kadın için de, erkek için de biraz yaşamın dışında kalır. Erkek de güvence arar. Bence Aytmatov’un bu hikayesi, son derece duygusal bir hikaye.

M.Ç.: Senaryo oyuncular tarafından hemen benimsenebildi mi?

A.Ö.: Türkan Şoray bir stardır. Starın yasası, kuralları vardır. Ve o zaman bizim sinemamızdaki bir takım kurallar değişmemişti.Starın yasasına göre hareket edilirdi.





94



İşte star öpüşmez, star sevişmez, soyunmaz, kendine uygun biriyle evlenir v.s. Star bazı kurallar koymalı ki geniş halk kitleleri, onun starlığını sürdürmesini sağlasınlar.

Türkan Şoray filmin finaline uzun süre itiraz etti. Kadın Ahmet Mekin’i seçmemeli, diğer star Kadir İnanır’ı seçmeliydi. Halka göre Ahmet Mekin de ünlüdür ama Kadir İnanır seçilmeli. Star kendi değerinde birini seçmeli gibi bir sonuç çıkıyor. Senaryo yazmayı terk edecek kadar, mücadele ettim. Atıf Yılmaz’da yardım etti. Film çekilirken ancak Türkan Hanımı böyle bir finale razı edebildik. İlyas seçilseydi, Amerikanvari bir sonuç olacaktı. Fikir olarak dürüst olmayan bir sonuç çıkacaktı. “Happy End” olacaktı.

Rüçhan Bey de o zaman sete geliyordu. Aslantaş Barajı’nın lojmanlarında kalıyorduk. Çekim saatleri dışında bazı şeyleri Türkan Hanım’a anlatmama yardımcı oldu. (Aynı zamanda da reji asistanlığı yapıyordum) Tarihsel olarak bunun tespit edilmesi gerekiyor.


M.Ç.: Acaba anlatıcı kullanılamaz mıydı?

A.Ö.: Bir romanı film yapmanın belki milyonlarca yolu var. Bugün senaryoyu yeniden yazsam, belki tamamen farklı şeyler çıkabilir. Anlatıcı kullanılarak yapılan filmler de var.

Ben o zaman bir senaryo yazarıydım. Biliyorsunuz bir film yönetmenindir. Her şey, yazar, para, oyuncu, ışık, kamera yönetmenin dünyasına hizmet eder. Oradaki herkese yönetmenin bir parçası olarak bir şeyler üretiyor diyebiliriz.

Ben Aytmatov’un hikayesinden kaynaklanan bir senaryo yazdım. Ama Atıf Yılmaz’ın dünyasının içinde kalarak. Kendi dünyamın bir bölümünden fedakarlık ederek denilebilir. Senaryo yazarlığı yönetmenin dünyasına katılma anlamına gelir.






95



SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM’IN YAPIMCISI ARİF KESKİNER’LE KONUŞMA:


M.Ç.: Neden Selvi Boylum?

A.K.: Türkan Şoray’la bir film çekmek istiyorduk. Bir hikaye aradık. Atıf Yılmaz’la ortak yapacağız. Bir hafta, Kilyos’ta bulduğumuz bir hikaye üzerinde çalıştık. Ama kara bir hikaye ortaya çıktı. Birgün Türkan Şoray telefon etti. Selvi Boylum Al Yazmalım’dan bahsetti. Ben de bunu bildiğimi, birkaç defa fotoroman olarak çekildiğini, değiştirilerek birkaç film yapıldığını söyledim. Buna rağmen bir bakalım dedik. Atıf’la hikayeyi gözden geçirip uyarlamaya başladık. Ali Özgentürk senaryoyu yazabilir dedik. Hep beraber eksik senaryoyla Osmaniye’ye, Aslantaş Barajına gittik. Ali yazarken, Atıf düzeltirken filmi bitirdik.

Film Antalya’da bazı ödüller aldı. Sonra Türkiye’yi temsilen Taşkent Film Festivali’ne gittik. Giderken Al renkli 1000 tane yazma yaptırdım. Üzerinde İlyas ve Asel’in fotoğrafı basılıydı ve “Red Scarf” yazılıydı. Sinemadaki kadınlara dağıttım, mavi boncuklar verdim. Kadınlar yazmaları başlarına bağladılar. Sinema Gelincik tarlası gibi oldu. Türkiye’yi çok iyi temsil ettiğimiz için tebrik edildik. Hatta devrin Başbakanı Bülent Ecevit’ten de bir mektup aldık.

Taşkent’te bir lokantada otururken yanımıza iki kişi geldi. Cengiz Aytmatov’dan selam getirdiklerini, elçi olduklarını, Frunze’ye davet edildiğimizi söylediler. “Her şeyi ayarladık. Uçak bekliyor” dediler. Frunze’ye geldiğimizde, uçaktan inişimizi filme alan beş kamera vardı. Kırmızı beyaz elbiseleriyle otuz çocuk bize doğru koşuyordu. Bize çelenk hediye ettiler. Hemen arkalarında Aytmatov ve Kırgız sinemacıları, onların da arkalarında Bakanlar Kurulu vardı.

“Eve mi, otele mi gidersiniz?” diye sordular. Sonunda eve gittik.

 



96


Aytmatov’un, bahçe içinde, kapısında beş bin yıllık taşların yer aldığı evine girdiğimizde, mükemmel bir sofrayla karşılaştık. Uzun uzun sohbet ettik. Tolomuş Okeyev bize şunu söyledi: “Biz sizi buradan atla gönderdik, uçakla geri geldiniz. Gözleriniz de yusyuvarlak olmuş”.

Akşam sinemaya gittik. Sahneye çıkardılar tabii. Oğuz Onaran ekibimizin başkanıydı. Film başladı. Aytmatov’la beraber oturuyorduk. Onbeş dakika sonra ben heyecandan ağlamaya başladım ve çıkıp müdüriyete gittim. “Filmi beğenecek mi?” düşüncesine dayanamadım.

M.Ç.: Telif işini nasıl hallettiniz?

A.K.: Film yapmadan önce, Aytmatov’a telgraf çekmiş, izin istemiştim. Senaryoyu gönderip onay alacaktım. “Sen yap. Telif de istemiyorum. Senaryoyu da gönderme” dedi. Normalde rahatlamam gerekirken bu güven beni rahatsız etti. Neyse filmden sonra herkes müdüriyete geldi. Aytmatov sarılıp beni tebrik etti. “Güzel olmuş” dedi. Ünlü bir ressamken, Polat Şemsiyev’le arkadaşlığından dolayı oyuncu olan Seymenkul Çokmarov “Sizin film, bizimkilerden daha iyi olmuş” dedi.

Polat “seyretmek istediğin bir film var mı ?” dedi. Sabah saat 9’da onun Beyaz Gemi’sini seyrettik. Ondan önce de T.Okeyev’in “Atlar” adlı belgeselini seyrettik. Sonra beraber Tien-Shan’lara tırmandık. Kırgız törelerini gördük. Yemek yiyip dışarı çıktık. Tekrar geri döndüğümüzde yeni bir sofra hazırlanmıştı.

Uçağımızın kalkacağını söyleyerek kalkmak istediğimizde de “Uçak bizim emrimizle kalkar” dediler. Böylece uçak tam bir buçuk saat rötarlı kalktı.

M.Ç.: Aytmatov’un başka eserlerini de film yapmayı düşündünüz mü veya düşünüyor musunuz?

A.K.: Taşkent’ten üç yıl sonra, Moskova’ya davet edildik. Sonra Isı Göl kıyısında, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek’in senaryosu üzerinde çalıştık.

 



97



Kırgız-Türk ortak yapımı olarak düşünüyorduk. Sovinfilm bu ortaklığa engel oldu.Öyküyü Kılıç balığı öyküsü haline getirip Kekova’da çekecektik. Deniz çekimleri için Kırgızistan’daki platoları kullanacaktık. Adı da “Kılıç Avı” olacaktı.

Frunza’ye indiğimde beni Polat karşıladı. Cengiz telefon edip sabah beşte arabayla Isık Göl’e gelmemi söyledi. “Üçte geri döneceksin” dedi. Orası Cennet gibi bir yer. Senaryoyu daha önce okumuştu. Birkaç notu vardı. Saat üç dedik ama, gece on bire kadar kaldık. Sonra bize “artık gidin” dedi. Bu nasıl misafirperverlikti? Dönerken bunu oğlu Asgar’a sordum ( O türkolog.). Oranın yasak bölge olduğunu, özel izinle oraya gidebildiğimizi söyledi. Daha da çok şaşırdım, tabii.

M.Ç.: Film (Selvi Boylum) dışarıya satıldı mı?

A.K.: Balkan Film Festivali’nde tanıştığım bir görevli aracılığıyla filmi 1000 Dolara sattık. Film 1979’da, Bulgaristan’da toplam 18 milyon bilet satmış. (O zaman Bulgaristan’ın nüfusu 8 milyondu). Bana oradaki Türkler, bu film sayesinde prestijlerinin arttığını söyledi.

M.Ç.: Uyarlamada ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

A.K.: En önmli mesele kolhozdu. Bunu mekanda çözdük tabii. Şoför de bir nakliyat şirketinin şoförü oldu. Bir de bizde hazır senaryo yok. Masa çalışması yapılıyor. Ne yazılırsa yazılsın her şey yönetmene bağlı. Bu senaryo mekanın durumu göz önünde bulundurularak yazıldı.

Senaryoda bildiğimiz bir eksik var. Baraj altında kalan eve bağlı olarak, kızla anasının ilişkisi daha iyi verilmeliydi. Köyden şehre göç de işlenmeliydi. Bunlar düşünüldü ama o zaman hikaye çok değişiyordu. Filmde iç monolog fazla. Atıf her filminde yeni şeyler denedi. “Hayallerim, Aşkım ve Sen” de bu monologların çok daha başarılı olduğunu görüyoruz. Aytmatov’un eserleri hazır senaryo malzemesi gibi görünüyor ama işin içine girince durum hiç de öyle değil.




98



SİNEMA YAZARI ONAT KUTLAR’LA FİLM VE ESER ÜZERİNE KONUŞMA


M.Ç.: Filmi kısaca değerlendirebilir misiniz?

O.K.: Selvi Boylum Al Yazmalım adlı filmin Atıf Yılmaz’ın filmografisinde önemli bir yeri vardır. Özü olan bir filmdir. Aytmatov’un hikayesinde, kamyon şoförünün duygusal dünyasıyla iş dünyası arsında bazı bağlantılar vardır. Şoförün yaşamının toplumsal ortamı iş ve çalışmaları, ilişkileri anlatılıyor.

Tien-Shan’ları tırmanışı, insan azminin, cesaretinin, doğaya hakim olma duygusunun bir ürünüdür. Kamyon da hikayenin bir kahramanıdır. Bu kısımlar filmde pek fazla yansımamış. Aytmatov’un dünyasındaki sevgi ve emek ilişkisi, çalışmanın, iş dünyasının içinde belirleniyor. Filmde bu durum gereği gibi verilmemiş.

Filmin Aytmatov’dan devraldığı öz, aşk, sevgi, emekle insani ilişkiler arasında kurduğu bağ. Sevginin duygusal bir bağ olmadığını, insani ilişkilerle, güvenle, çabayla ilgili olduğunu göstermesidir. Finaliyle film, tabir yerindeyse “yerli film” olmaktan kurtuluyor.

Eksiklik, toplumsal koşulların filme yansımamasında. Film çok duygusal. Bu filme aynı zamanda ayrı bir hava da veriyor. Film finale hazır değil. Romanda ilerleyen her satır finali hazırlıyor. (Film duygusal yürüyor).

Filmin görsel dili, senaryosu, yönetimi çok başarılı. Kırgız hikayesi olmasına rağmen herkes adapte olmayı bilmiş. Sadece şantiyede görevli kadının (Dilek Hanım) inandırıcılığı zayıf.

M.Ç.: Aytmatov’la ilgili görüşleriniz.

O.K.: Aytmatov, günümüzün en önemli yazarlarından biri. Kişiliğinin birkaç yönü üzerinde durmak gerekir. Birincisi, çağdaş Sovyet hikaye ve romanından yararlanması. Gerçekçi ama naturalist değil. Değişen, dönüşen bir dünyayı yazıyor. Bu değişim ve dönüşümü yakından izliyor.

 



99



İnsanı belirleyen toplumsal koşulları izleyen, etkilerini insanlarda gözleyen bir yazar.

Bireyci değil toplumcu. Gerçekçiliğin sonucu insan ve doğa ilişkilerini bütün öykülerinde dile getiriyor.

M.Ç.: İkinci özelliği sanıyorum, kültürel kaynaklarıyla ilgili.

O.K.: Evet. Kendi ulusal kültür anlayışına derinden bağlı. Bütün roman ve öykülerinde, Kırgız, gelenek, masal ve efsanelerine büyük oranda yer veriyor. Ulusal kimlik, Kırgız kimliği Aytmatov için çok önemli. Mesela, Beyaz Gemi’de Isık Göl efsaneleri. Başta geyik efsanesi. Eski Şaman geleneklerinden yansıyan temalar. Selvi Boylum’da Tien-Shan’ın kendisi ve uzak geçmişe ait atıflar çok önemli. Aytmatov’u anlamak için bunları bilmek gerekli.

Üçüncüsü bir öncekiyle ilgili. Şiirselliğiyle, diğer çağdaşı romancılardan (Şolohov, Simenon) ayrılır. Sözlü edebiyatın, şiirle destanla bağlantılı oluşu bunun sebeplerindendir. Hikayelerinde şiirsel bir yükseliş var. Eserlerini destansı bir tona ulaşıyor. Burada şiirseli epik anlamda kullanmak mümkün.

M.Ç.: Aytmatov’la ilgili söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?

O.K.: Diğer bir özelliği Aytmatov’un yetiştiği dünyadan kaynaklanıyor. Feodal ve arkaik bir yapıdan. Sosyalist bir yapıya geçmeden yaşanan güçlüklerden doğan, ikilikler, özellikler. Mesela geyiklerin dünyası ile teknolojinin dünyası aynı anda veriliyor. Bu çelişkiler Aytmatov’u ikisini birleştirme, sentez yapma konumuna getiriyor. Onun dünyasında geleneğe ait şeylerin ağır bastığı söylenebilir. Çağdaş yaşam biraz daha geleneklerin arkasında kalıyor.

M.Ç.: Aytmatov’un eserlerini filme alan yönetmenlerle ilgili düşünceleriniz.

O.K.: Aytmatov’un dünyasını başarılı bir şekilde aktaran yönetmenler var.





100


Bunların başında Polat Şemsiyev yer alıyor. En başarılı film Beyaz Gemi. Gülsarı’nın da başarılı bir yönetimi var.

Şemsiyev’le tanıştım. Polat’ın karısı Beyaz Gemi’nin baş oyuncularından. Ayturgan’ın anneannesi de Sincanlı Nisa Hanım. 1974’te Taşkent’te tanıştım. Yaşlı bir kadın.

Polat’ın ailesinde de aynı o efsanevi kökene bağlılık duygusunu güçlü bir şekilde görüyoruz. Nisa Hanım Sincan Bölgesinde yaşayanlar için milli bir kahraman gibi. Şemsiyev, Moskova’da VIKG’de okumuş. Ayturgan Yüksek Bale Akademisinden mezun. Çağdaş dünyayla ilgili, aynı zamanda da ulusal kültüre bağlı insanlar.

Bunları Aytmatov ile Polat’ın dünyasının benzerliğini göstermek için anlattım. Nitekim Beyaz Gemi’nin Isık-Göl efsaneleriyle ilgili bölümü çok başarılı. Çocuğun dünyası o şiirselliği çok güzel yansıtıyor.

Gülsarı’nın yönetmeni ise (Sergei Urusevski), olayı şiirsellik ve doğa ilişkisi olmaktan çok, görselliğe dayalı olarak işlemiş.

Al Yazmalım’da ise Aytmatov’dan gelen doğa unutulmuş. Aytmatov’da gördüğümüz destansı boyut kaybolmuş. Birinci sebep olayın geçtiği bölgeden uzak olunması, ikincisi ise duygusallığın ağırlık kazanması. Bunlardan dolayı film epik bir karakter taşımıyor.

Al Yazmalım’da duyarlık anlamında bir şiirsellik var. Yıllar önce Atıf Yılmaz’ın çektiği Ala Geyik ile Selvi Boylum arasında bu yönde bir bağ var.


Ala Geyik’in senaryosu Yaşar Kemal’in. Yaşar Kemal Aytmatov’un destansı havasına sahip bir yazar. Bu sebepten dolayı Atıf’ın iki filmi arasında böyle bir akrabalıktan söz edilebilir.



  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980410 Ziyaretçi