MEHMET NURİ YARDIM-CENGİZ AYTMATOV-ROMANCILAR KONUŞUYOR KİTABINDAN

 

 

Cengiz Aytmatov İle Röportaj

Mehmet Nuri Yardım-

"ROMANCILAR KONUŞUYOR" Kitabından


22.Ağustos.2008 Genel Haberler Cengiz Aytmatov: "Ben 9 yaşındayken Stalin babamı öldürttü.""Cengiz Aytmatov, acıların, dramların, baskıların, soykırımların yazarı... Bozkırın Kırgız romancısı... Onun belli başlı dünya dillerine çevrilip okunmasında, çok geniş kesimler tarafından tanınıp sevilmesindeki sırrı, önce yerli ardından evrensel oluşunda aramak gerekiyor. Sovyetler Birliği'nin dağılmasında, çözülmesinde ve yeni genç Cumhuriyet'lerin ortaya çıkmasında Aytmatov ve diğer aydınların büyük katkısını gözardı etmemek gerek. O yoksulluğu ve esareti reddeden, birey olmayı ve hürriyeti öven romanlarıyla Sovyet İmparatorluğu'nun çatırdamasında önemli hamlelerin sahibi. Ancak gücünü edebiyattan alıyordu, silahı romandı. İnsanın temel meselelerini, aşkını, hasretini, düşüncelerini kısacası insanı anlattı Cengiz Aytmatov. Kökü Dede Korkut'tu, Manas'tı. Gelenekten geleceğe uzanıyordu düşünceleriyle. Yepyeni ufuklara açılıyordu. Çocukluğunda dinlediği masallar, gençliğinde hasret ve hüzünle eşlik ettiği şarkılar, ozanların yaktığı türküler dünya görüşünün temelini oluşturdu. Yazılı kültüre sahipti herşeyden önce. İnsanların gönlünü kazandı romanlarıyla. Dünyanın dört bir tarafında okundu.

Bugün dünyanın 100'den fazla diline çevrilen yazar, yerli kanatlarla evrensel semalarda uçabilen, nâdir Türk yazarlarından biri. Aytmatov, Asya'dan dünyaya, Türkistan bozkırlarının diliyle konuşan bir romancı. O, yazılmamış bir tarihin dilini keşfederek, sadece insanları ve tabiatı değil, insanın ve tabiatın hallerini bu dille anlatıyor romanlarında. Okuyucuyu çeken onun bu özgün kurgusu ve üslubu. Aytmatov, dünyanın en zengin sözlü gelenekleri ve en uzun destanı olan Manas'ı yaşatan halkının ve yeryüzünün en anaç tabiatıyla doğrudan temas ederek, oralara yaslanarak dünya edebiyatının ulu ırmaklarından birisi haline geldi. Türk dünyasının atmosferini eserlerine yansıtan romancı, sadece Kırgız köy hayatını değil, kökü derinlerde olan bir milletin yaşayışıyla birlikte duygularını, düşüncelerini, heyecan ve ideallerini dile getirdi. O sadece "dünyanın en güzel aşk hikâyesi" "Cemile"yi yazmadı, aynı zamanda dünyanın en güzel, en iyi insanlarını anlattı eserlerinde. Bu yüzden dünyaca ünlü büyük bir yazar oldu. Boğaziçi Kitap Günleri'nin 'onur konuğu' olan Cengiz Aytmatov'la Eyüpsultan'ın tarihî mekânı Halit Paşa Konağı'nda görüşmüştük. Güngörmüş, acılar yaşamış, ama metanetini hiç kaybetmemiş olan yazar, sorularımıza cevap vermişti

Edebiyat dünyasınızın ilk oluşumlarına gidebilir miyiz?

Şu anda Almanya'da yayımlanan bir kitabım var. Burada çocukluğumu anlatıyorum. Almanca diliyle çıkan bu kitapta çocukluğumun bütün ayrıntılarını dile getiriyorum. Kitabı okuyan Alman okuyucularım benimle görüştüklerinde diyorlar ki: "Demek ki çocukluğunuzda yazar olacağınıza dair kesin işaretler var. Bu izlenimi veriyorsunuz. Bu hevesim farkediliyor çocukluğumda. Babamın annesi yaz aylarında beni yaylaya götürürdü. Bütün köylüler yaylaya giderdik. Muhteşem dağ manzaraları içinde kalır, tabiatla haşir neşir olurduk. Bu bana tabii ilhamlar veriyordu. Hem o zamanlar televizyon yoktu, radyo yoktu. Benim televizyonum büyük annemdi. Çünkü bana hergün ama hergün çeşit çeşit masallar anlatırdı. Sabahtan akşama kadar ondan masal dinlerdim. Benim bu masalları iyi dinleyip dinlemediğimi kontrol ettirmek için bana bu masalları tekrar ettirirdi. Ben de büyük annemden dinlediğim masalları yeniden ona anlatırdım. Bu masallar benim edebî altyapımı hazırladı, kültürümün zeminini oluşturdu, yazı dünyam için bir hazırlık oldu.

Peki daha sonra asıl yazı hayatına sürükleyen sebepler?

Beni yazmaya iten, edebiyat dünyasına sürükleyen kendi hayatım, yaşadıklarım oldu. 6'ıncı sınıfa giderken ikinci dünya savaşı başladı. Köydeki bütün yetişkin erkekler askere alındı. Ve köyde kimse kalmadığı için, benden başka kimse de Rusça bilmediği için beni 14 yaşında iken köyün yöneticisi seçtiler. Beni yazıya, edebiyata iten, bu geçirdiğim, hayatta yaşadığım zorluklar etkili oldu. Cepheden gelen mektupları ve cephede hayatlarını kaybeden askerlerin ölüm haberlerini ailelerine iletmem gibi zor bir görevim vardı. Hayatı ve savaşı tanıdım.

Babanızın Stalin döneminde öldürülmesinin yazı hayatına başlamanızda etkisi oldu mu?

Babam Kırgızistan'da önde gelen komünist liderlerden ve devrimcilerindendi. Bu inançları uğruna savaştı ama buna karşılık baskıya uğradı ve kurşuna dizildi. Stalin bu dönemde despotik bir yönetici olarak babam gibi birçok kişiyi yok etti. 9 yaşındaydım, babamı evden alıp götürdüler. Bir daha da geri dönmedi. Yıllar sonra toplu mezarlıkta bulduk. Gençlik yıllarımda yayımlanan makalelerim, öykülerim hep ikinci dünya savaşı yıllarında yaşadıklarım ve gördüklerimdi. Bu sıralarda geçirdiğim zorluklar karşısında bir arayış içindeydim, bir çözüm bulmak istiyordum. Babamın öldürülmesinden sonra toplum içinde ölüm kalım savaşıyla karşı karşıya kaldım. Babamın uğruna mücadele ettiği ideoloji, bana ve aileme karşı cephe almıştı. Sürekli gözleniyorduk. Halk Ekonomisi Enstitüsü'nü çok iyi bir dereceyle bitirmiştim. En büyük idealim bilim alanında çalışmaktı. Kendimi yetiştirmek ve geliştirmek istiyorum. Bu yüzden doktora yapmak istedim. "Bir halk düşmanının oğlu olduğum" gerekçesiyle bu imkân bana tanınmadı. Bütün kapılar kapanmıştı bana. Bilim alanında kariyer yapmak engellendi. Kendimi ifade edebilecek yollar aradım. Bu da yazıydı.

İlk edebiyat çalışmanızdan bahseder misiniz?

İlk önce hikâye yazdım. Rusça'dan Kırgızca'ya tercüme ile başladım "Asma Köprü" adlı ilk hikâyemi 22 yaşında yazdım.

Yazar olmanızda kimlerin tesiri oldu?

Bir yazara sadece bir yazar tesir etmez. Her türlü yazarlar olur. Meselâ Kazak'ın Abay'ı. Abay Abazob dediğimiz yazar. Kazakistan'da çok büyük yazar. Bu kişi bana Kazakistan'dan yol açtı. Bir zamanlar başka yazarları da okudum.

Cengiz Bey, niçin yazar olmak istediniz. Bu fikir sizde ne zaman doğdu?

Benden çok insanlar sordu. Niçin yazar oldunuz diye. Ben söylüyorum yazar olmak adamın kendisinin isteğine bağlı değil. Ben bu işleri yaparım demedim, bu insanların takdirine bağlı olan işlerdir. Benim takdirim böyle olmuş. "Niçin yazar oldunuz?" diye sordunuz. Ben 1937 yılında 9 yaşında iken Stalin benim babamı öldürdü. 4 çocuktuk, annem hasta, babasız kaldık… Bundan sonra 2'nci Dünya Savaşı başladı. Halk en kötü duruma düştü. Ben orta 1'de okuyordum. Okuldan çıkıp gelirken bir kişiyle karşılaştım. Köyümüzün kıymetli bir ferdiydi. O dedi ki, "Sen okulda iyi okuyorsun. Rusça biliyorsun, Kırgızca biliyorsun, bize belediye sekreteri olarak çalış." dedi. Ben o zamanlar 14 yaşında bir çocuktum. Şimdiki çocuklar çalışmak için gider mi? Ben çalışmak için gittim. Herkes beni gördü her yere gittim. Çok hesap kitap gördüm. Savaşta ölenlerin dosyası geliyordu. Dosyada yazıyordu: "Sizin çocuğunuz Beyaz Rusya'da öldü, Moskova'da öldü veya Ukrayna'da savaşta öldü."
Ben 14 yaşındaydım bu dosyaları benim götürmem lâzım. Çocuklarına, annelerine, babalarına anlatmam lâzım. Ben ne diyeyim. Onlar bana "Sen bu kâğıdı nereden aldın. Git bu kâğıdı götür. Bu kötü haberleri nerden aldın?" diye soruyordu. Ben de ağlaya ağlaya anlatıyordum. Ben hiç yol bulamadım anlatmak için, inandırmak için. Savaş bittikten sonra okula gittim. Savaşı yazmak istedim. İlk eserim savaşla ilgili. Askerden kaçanları yazmak istedim. Öz dilimle yazdım. Her türlü Türk diliyle yazdım. Okuyan bilir. Şu ana kadar hiçbir yazar bunları yazamadı. 2. Dünya Savaşında yenilen güçlü oldu. Bu savaşta kahraman biziz. Biz daha güçlüyüz. 5 milyon insan ölse bile. Yendik ezdik, Almanya yenildi, Japonya yenildi, ama ben askerden kaçanları yazdım. Ben kendi gözümle gördüklerimi yazdım.

Eserlerinizde hangi konuları ele aldınız?

2'nci Dünya Savaşı'ndaki problemleri buldum. Savaş başladıktan sonra bunları yazdım. Ondan sonra Cemile'yi yazdım. O da savaş yılları ile ilgiliydi. Ondan sonra onları yazdım. Ardından Gülsarı'yı yazdım. Hepsi savaşa bağlı. Ben savaşı kendi gözümle gördüm. Onun için yazdım. Savaşı görmesem ben yazar olmazdım. Yani yazar olmak için kaynak bulmak lâzım. Kazanda kaynamamış gibi. Kaynak bulmanız lâzım. O zaman yazar olursunuz. Benim düşündüklerim bunlar.

Kolay mı yazıyorsunuz, zor mu yazıyorsunuz? Bir çalışmanız kitap haline gelinceye kadar kaç kere yazıyorsunuz?

Beş on onbeş parça yazıyorum ve yazdıklarımı tekrar okuyorum. Daha yazıyorum. Daha düzeltiyorum. On sefer onbeş sefer yazıyorum.

Gün Olur Asra Bedel romanını ne kadar bir sürede yazdınız?

Benim maksadım şudur. İnsan hayatında, kendi günlük hayatında ruhani meseleler var. Yarın başka problemler olacak. İnsan ömrü geçip gidiyor. Ben onu hissettim. Onun için yazacağım dedim. Ondan sonra, insanoğlu niçin dünyaya geldi? İnsanoğlunun dünyada ne işi var? Bütün problemleri insan yapar. İnsan hayatı iyi eder, iyilik yapar, birbirine akıl gösterir, birbirine yardım eder. Birbirinden birşeyler çalar, birbirini öldürür, birbirini döver, birbirine zorluk gösterir. Ne sebepten böyle olur. Onun için hayatı düşünmemiz lâzım. Onun için okumuş adam okuyup düşünüp kendine fikir alır. "Tefekkür İslâmiyet'te ibadettir" buyuruluyor değil mi?

En çok sevdiğiniz eseriniz hangisidir?

Benim en çok sevdiğim eserim Deniz Kıyısında Koşan Alaköpek. Bana bu yaradı.

Niçin onu seviyorsunuz, sebebi ne?

O bir kaza. Onda aldatmaca yok, birbirini zorlama yok. Hiçbir siyaset yok. Bir çocuk, deniz ve gökyüzü var.

Romanlarınız en çok hangi dile çevrildi?

Alman diline.

Eserleriniz kaç dünya diline çevrildi?

UNESCO'nun istatistiklerine göre 130 dilden fazla dile çevrildi. En son yakın zamanda Finlandiya'nın en soğuk tepesinde küçük bir halk yaşıyor. Sahabi diye bir halk yaşıyor. Onlar ilk defa kitap çıkartırken benim kitabımı kendi dillerine çevirmişler. En çok dile çevrilen kitabım Cemile.

Başta Cemile olmak üzere dünyanın en güzel aşk hikâyelerini yazdınız. Aşk kavramı hakkında neler düşünüyorsunuz. Bugün bu kavramın deforme edildiği söylenebilir mi?

Şimdi bir aşk hikâyesi yazıyorum. Bu hikâyede Cemile zamanında yaşayan bir aşk ile daha sonra yaşanan bir aşkı anlatıyorum. Böylece iki aşk arasında bir mukayese yapma imkânı bulunabilecek. Hikâye "Altın ve Kar" adını taşıyacak. Bir kız öğrenci ile bir delikanlının aşkını anlatıyor bu hikâye. İki âşık arasında bir problem Biri altını diğeri kar'ı sembolize ediyor. Sizin ülkenizin çepeçevresi deniz olduğu için su problemimiz bulunmuyor. Ama bizim suyumuz yok. Dağdaki kar erirse suyumuz olur, erimezse su yok. Ekolojide değişiklikler oluyor, ama sevgide değişiklik olmaz. Gerçek sevgi değişmez.

Bütün romanlarınızda sevgi ve barış teması ağır basıyor. Bu iki temanın dışında insanlığa başka hangi mesajları vermek istediniz?

Şimdi elime alacağım bir sürü konu var. Küreselleşme insanların başına o kadar çok mesele getirdi ki... Bunları önce anlamak, kavramak, sonra da tahlil etmek gerekiyor.

Büyük kavgaların, iç çatışmaların ve savaşların yaşandığı bir ülkede yaşadınız, yaşıyorsunuz, Bugün dünyanın birçok yerinde savaşlar devam ediyor. İnsanlar barışa niçin yanaşmıyor. Veya barışı ne engelliyor veya kimler engelliyor?

Dünyanın şu anda en büyük meselesi. Bundan daha büyük bir meselede olamaz. Ve bunun çözülmesi lâzım.

Yazarların, edebiyatçıların barışın sağlanmasında rolü olabilir mi?

Tabii ki biz yazarların, edebiyatçıların aydınların bu konuda önemli bir görevi var. Her fırsatta, her eserimizle barışın güzelliğini, savaşların çirkinliğini vurgulamalı ve anlatmalıyız.

Kırgız, Kazak, Türkmen, Azeri ve Özbek Türk aydınları arasında edebiyat, tiyatro, sinema adamları arasında ciddî bir diyalogtan söz edilebilir mi? Tercüme eksikliği. Çağdaş edebiyatlar aktarımı... Bunun geliştirilmesi için neler yapılabilir?

Zaten en büyük dileğim budur. Birbirimizi desteklememiz, birbirimizi tamamlamamız gerekiyor. Uluslararası platformlarda biraraya gelebilirsek, fikir alışverişinde bulunursak tabii ki çok iyi olur.

Başta Manas Destanı olmak üzere Kırgız kültürü, efsaneleri, roman ve hikâyelerinize aksediyor. Yerlilikten millîliğe, oradan da evrenselliğe uzanan çizgide, yazarın zorlukları nelerdir?

Herkesin özgün olması, kendi özelliklerini koruyarak, ilerleyebilmesi lâzımdır. Kendi kültürünü korumadan hiç kimse evrenselliğe ulaşamaz.

Dünya görüşünüzü özetler misiniz?

Benim düşüncem, totaliter rejimlere, ideolojilere karşı çıkmak.

CEMİLE'NİN YAZARI

Dünyaca ünlü Kırgız Türkü Cengiz Aytmatov 1928 yılında Kırgızistan'ın Şeker köyünde doğdu. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde okudu. 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Kırgızistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkesini Lüksemburg'da büyükelçi olarak temsil etti. Ülkemizi de en çok okunan yazarlardan biri olan Aytmatov, eserlerinin konusunu Sovyetler Birliği zamanında Kırgız köylülerinin yaşayışından aldı. Daha çok aşk ve savaşı işledi. Başlıca eserleri: Cemile, Masaldan Sonra, Beyaz Gemi, Elveda Gülsarı, Toprak Ana, İlköğretmenim, Gün Uzar Yüzyıl Olur."


Mehmet Nuri YARDIM / Romancılar Konuşuyor kitabından

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980697 Ziyaretçi