KIRGIZLARDA DESTAN ANLATMA GELENEĞİ

 

KIRGIZLARDA DESTAN

 

ANLATMA GELENEĞİ

 

 

MEHMET NURİ PARMAKSIZ

BERCESTE,MAYIS,2008

 

Kırgızlar Türk boyları içinde önemli bir yer teşkil ederler. Eski yazıt ve kitabelere göre en eski Türk boylarından biri de Kırgızlardır. Kırgızların kültürü çok uzun zaman içinde ve geniş topraklar üzerinde vücut bulmuştur. Araştırmacıların düşüncelerine göre, Kırgızların kültürü. en azından iki Merkezi Asya ve Yerli Orta-Asya etnik faktörlerinin kaynaşması sonucu ortaya çıkmıştır.(1).

Kırgızların ilk yerleştiği topraklar hakkında bilgiler çok çeşitlidir. “Çin tarihinin otoritesi sayılan Sim Tsyan’ın Tarihi Notları (M.Ö.99)nda Çinlilerin kuzey komşuları olan Hunlar tarafından M.Ö. 201 yılında Gegun Hanlığı'nın işgal edildiği belirtilmektedir. "Gegun" terimi Çinli ve Avrupalı araştırmacılar tarafından " Kırgız " kelimesi ile özleştirilmektedir. Dolayısıyla M.Ö. 201 yılındaki olaylar, bugüne kadar Kırgızlar hakkında ilk bilgi olarak tanımlanmaktadır".(2).

Kırgızların sözlü edebiyatı çok eski bir maziye sahiptir. Tahir al-Marvazi, Kırgız Kağanlarının telli aletler eşliğinde şarkı ve efsane söyleyerek eğlendiren sairleri olduğunu söyler. Muhtemelen bu kişiler, irticalen söyleyen ozanlar olmalıdır.

Kırgız halkının folkloru çok canlıdır ve tabi ki zirvesinde de dünyaca ünlü Manas Kahramanlık Destanı vardır. Manas destanına ve destan anlatıcılarına geçmeden önce, Kırgız edebiyatının diğer destanlarını kısaca tanıtalım.

Kırgızlarda destanlar sadece kahramanlık üzerine kurulmamıştır. Onların sosyal hayatı ele alan destanları da vardır. Mesela “Er Töstük” destanı, mitoloji-masal yapısında kurulmuş bir destandır ve diğer Türk boylarında, Türkmen Tatarları'nda (nesir şeklinde), Kazaklarda ve Al taylarda da var olan epik bir eserdir. Aynı şekilde sosyal hayatı ele alan "Kococaş" destanı, göçebe hayat tarzını ifade eden avcılık konusunu esas alarak kurulmuştur.

“Er Tabıldı” ve “Kurmanbek” destanlarında, toplum yapısı, Kırgızların kabile kavgaları, yabancı istilacılara karşı mücadeleleri anlatılır. “Canıl Mirza” destanı ise aynı Karakalpak halkının "Kırk Kız" destanı gibi, Kırgızların kahraman bir kızının bahadırlığını ifade eder.

"Canış-Bayış” destanı, konu ve fikir bakımından ayrı bir özelliğe sahiptir. Bu destanda Canış ve Bayış'ın, Kalmuk istilasına karsı mücadelesi anlatılır. Fakat destanda masal kalıplarıyla karşılaşılır. Bayış suda boğulmaz, ateşte yanmaz, kurşun işlemez bir özelliğe sahiptir.

Kırgız toplumunun tabakalaşma döneminde ortaya çıkmış ve sosyal yapıyı ele bir destanda "Hedeykan" (Fakirden çıkmış han) destanıdır. “Olcabay ile Kişimcan” ve ''Sarıncı Bököydü" destanlarında da, Kırgız boylarının çeşitli devirlerdeki sosyal problemleri ele alınmıştır.

Kırgız halkının en büyük destanı, “mertlik, askeri onur, vatana bağlılığı” esas alan Manas destanıdır. Manas destanı “göçebe halkın yazılı edebiyat ve sanatının çeşitli alanlarının, tiyatrosunun yerini tutmuştur. Bu sanatın hemen hemen bütün türlerini kapsayan genelleştirilmiş bir sanattır”. (3).

Manas destanı, Kırgızların dış düşmanlardan kurtulmak ve bağımsızlık kazanmak için yaptığı mücadeleyi esas alır. Milletin önderi ve ilham kaynağı ise kahraman Manastır. Olaylar bu temel kahraman çerçevesinde gelişir. Dağılmış Kırgız boylarının birleştirilmesi destanın baş idealidir. Destanın birinci bölümü Manas'ın Beecin'de yenilişi, en yakın dostları, aynı zamanda askerleri Almambet, Sırgak, Er Kökçö, Er Töştük’ün ölümü, kendisinin ağır yaralanması ve sonunda ölmesi ile sona erer. Manas’ın ikinci bölümünde Han Manas'ın oğlu Semetey ve onun çorolarının (savaş arkadaşları) intikam savaşları ifade edilir. Onlar Manas’ın kahramanlıklarını tekrarlar, yabancı düşmanlara karşı savaşır, zaferler kazanırlar.(4).

Manas destanı hakkında ünlü araştırmacıların söyledikleri de dikkate değerdir; "V. V. Radlov; "Manas destanının sanat yönüyle Homeros'un İlyada’sı ile denk bir değer" olduğunu ifade etmiştir. Çokan Valihanov; " Kırgız mitolojisi, masal ve menkıbelerinde kahramanların Manas’ın etrafında toplanmış ansiklopedik derlemelerdir. Kırgızların yaşamı, adet, gelenek ve görenekleri, coğrafyası, dini ve uluslararası ilişkilerinin hepsi bu güzide destanda yer almıştır." diye düşüncelerim ifade etmiştir.(5).

Hacim itibariyle de Manas, emsalsiz bir eserdir. O, Homeros'un İlyada Destanı’nından 16 defa, Firdevsi'nin Şehname adlı destanından 2 defa, Finlilerin Kalavela Destanı’ndan 10 defa daha büyüktür” ve genişliği ile yalnızca Kırgızların değil, bütün Türklerin ve Türk boylarının destanıdır.(6).

Manas'ı ilk defa onun corolarının ağıt şeklinde söylediği rivayet edilmektedir. Manas’ı bir destana dönüştüren meşhur şair Toktogul Satılganov'dur. "Toktogul hakkında elimizde kesin ve net bilgiler yoktur. Halk arasında yasayan "Toktogul gibi sair ol, Tolubay gibi göregen ol" diye yerleşmiş bir atasözü dışında yaşadığı dönem ile ilgili belgeler mevcut değildir. (7).

Manas'tan bahseden ilk tarihi belge 16. yüzyıla aittir. Seyf-ad Din tarafından Tacikçe olarak yazılan " Macmuat-Tavarih" adlı eserde Manas’tan bahsedilmektedir. Manas'ı ilk defa manzume şeklinde yazıya geçiren ise Kazak Çokan Valihanov ‘tur. Ünlü Türkolog Wilhelm R adloff'ta Manas destanını bir bütün olarak yazıya geçiren ilk araştırmacıdır.

Bütün bunların yanında bu destanın yüzyıllardır yaşamasını sağlayan en önemli faktörün onu çalıp söyleyen Manasçılar olduğu bir vakıadır. Sadece Kırgızlarda değil, bütün Türk boylarında destan türü ve destan anlatma geleneği önemli bir yer tutar. Türk destan geleneğinde, destancılara çeşitli adlar verilmektedir: "Olonghoust, çiçen, kayçı, haycı, toolcu, çırav, akın, üleğerşi, bagşı (bahşı), sesen, aşıg, çırçı, yırşı, korayşı, kıssahan, comokçu… ihl. bu terimlerden bazılarıdır. Aynı şekilde Manas destanını icra edenlere de “Manasçı” denilmektedir. (8).

Kırgız Edebiyatı Terimler Sözlüğü'nde, Manasçının tanımı: “Büyük destan Manas’ı yaratan, geliştiren, halk arasından çıkan kabiliyetli insan şeklinde yapılmıştır.” Kırgızlar için Manas'ı anlatmak çok önemli ve zor bir iştir. Manasçılık Kırgızlarda “mesleklerin yücesi, sanatların en üstünü olarak kabul edilir. Söyleyenden şairlik, üstün yetenek, akıl, ses, aktörlük yeteneği, kabiliyet gibi unsurlar dinleyiciler tarafından takip edilirdi. Çünkü Manas Destanı, Kırgızların tarihini, kültürünü, dinini, ilmini, yaşam tecrübesini yansıtan ve bir aktörün sahnesinde sergilediği muazzam bir oyundur. (9).

Manas'ı anlatırken Manasçının, destanı okuma yeteneği, üslubu ve destanı okurken yaptığı hareket ve mimikler çok önemlidir. "Manasçılar destanı tam olarak bilip bilmemelerine göre "Con Comokçu (Manasçı), Cınıgı Manasçı, Cala Manasçı, Üyrönçük Manasçı" şeklinde sınıflandırılırlar. (10).

Con Comokçular, Manas destanını söyleyen en tanınmış ve yetenekli ozanlar; onlar '”Manas'ı, başından sonuna kadar mısra mısra bilen, kendisinden yeni ilaveler yapan, aktörlüğü tam olan ve kopuzu mükemmel çalan kimselerdir. Bu gruba. Keldibek, Tınıbek, Balık, Coyuke, Sagımbay ve Sayakbay gibi efsanevi Manasçılar girer.” (11).

Cınıgı Manasçılar ise “destandaki olayları iyi bilen, fakat kendisinden ilaveler yapmayan, destanı duyduğu, öğrendiği gibi anlatan Manasçılardır. Bu tip Manasçılar, Manas trilogundan esas olarak birinci kısmı yani “Manas” kısmını tam olarak anlatırlar. Semetey ve Seytek bölümlerini ise tam olarak anlatamazlar. Bu gruba M. Musulmankunov, B.Sazanov, Togolog Moldo, S. Rısmendeyev, M.Çokmorov gibi Manasçılar girer.” (12).

“Cala Manasçılar", Manas’ın halka sevdirilmesinde önemli bir rol oynamışlardır. Bu terim "destandan belli epizotları, bölümleri söyleyenler için destanın yayılmasında ve sevdirilmesinde etkilidir.” (13).

“Üyröncük Manasçı”, Manas destanını söylemeye hevesli ve yetişme çağında olan gençlere verilen bir addır. Bu terim daha çıraklık dönemindeki genç Manasçılar için kullanılır. Bunlar bir epizotu bile tam olarak anlatamayan kişilerdir.” (14).

Bunların dışında, destanın "Manas" bölümünü bilmeyen, ancak “Semetey” ve “Seytek” bölümlerini bilen destan anlatıcılarına da “Semeteyci” denir. Ayrıca bu tip destancılara “Ircı" adı da verilmektedir. (15).

Manasçılar, “akım ve ırcılar” gibi düzenleme tarzı şiir söylemezler. Onlar sadece Manas' ı anlatırlar. Manas dışında başka bir şey anlatmaları hoş karşılanmaz. Atışırken de, Manas'ı en güzel kim anlatırsa o atışmayı kazanır. Fakat, daha sonraları, özellikle 19. yüzyılın sonlarında bu gelenek bozulmuş ve Manasçılıkla akınlık birleşmiştir.

Manasçılar, Manas destanını söyleme yeteneklerini bir sebebe bağlarlar. Manas okumaya başlamadan önce hemen hemen hepsi: “Düş gördük, düşümüzde Manas daarıdı, onun için Manas destanı okumaya başladım.” derler. Bu gelenek nesilden nesile aktarılmıştır. Genç Manasçı halkın önüne çıkabilmek, kendini kanıtlayabilmek için böyle bir nedene başvurur. Bütün Manaçıların gördükleri düş hemen hemen aynıdır. Buna göre, Manas; Kanıkey, Bokay, Almambet bazen de, Manas'ın kırk çorosu Manasçıların düşüne girer. Ayrıca Semetey, Kançoro, Külçoro gibi Manas’ın oğlu ve savaş arkadaşlarının da düşe girmesi mümkündür. Düşte görülen destan kahramanları, manasçının insanlara kendilerini anlatmasını isterler. Manasçılar söylenenleri yerine getirmezlerse, güçlü Manas'ın artık kendilerine yardım etmeyeceğine inanırlar.” (16).

Türk boyları arasında destancılık ve âşıklığa, görülen bir rüya ile başlama motifi çok yaygındır. Saha, Altay, Hakas, Tuva, Kazak, Karakalpak, Özbek, Türkmen, Anadolu-Türk destancılık ve âşıklık geleneklerinde de bu motif görülmektedir. (17).

Manasçılar, rüyalarında ya Manas'ın kendisini, ya da Manas ile birlikte kırk çorosunu görürler. Bazıları da Manas ile yüz yüze görüştüklerini söylerler. Semeteycilerle Seytekciler ise düşlerinde Manas'ı değil Semetey ya da Seytek'i görürler.

Düş görmeyle iyi bir Manasçı olunmaz. İyi Manasçı bu yeteneği çalışma neticesinde elde eder. “Büyük Manasçılar üstün yetenekli ozanlardır. Bu ozanlar daha küçük yaşta çeşitli şiirleri, manzumeleri öğrenirler ve etrafındakilere okurlar. K.Rahmatullin bu konuda şöyle demektedir: “Düş görerek büyük Manasçı olunmaz. Aksine manasçı olmak için özen gösterip, çalıştıktan ve eser vermeye başladıktan sonra düş görülür.”(18). Zaten daha sonra Sovyetler Birliği döneminde yetişen bazı Manasçılar, Manas söylemeye rüya sonucunda başlamadıklarını söylemişlerdir. Bu da tabi geleneğin bozulmasıyla doğru orantılıdır.

Kırgız Edebiyatı’nda Manasçıların "düş gördüm" demeleri üç sebebe bağlanmıştır:

1-Manas destanı içinde bazı bölümlerde İslam dinine aykırı motifler geçmektedir. Manasçılar, "mesleklerini din mensuplarının eleştirilerinden kurtarmak için, destanı kendi istekleriyle değil, düşlerine giren ruhların baskıları, korkutmalarından dolayı ve ruhlar emrettikleri için okuduklarını söylerler. (19).

2- Geleneğe göre, düş görmek Manasçı olabilmenin ilk şartıdır. Rüya görmeden Manas söylemeye başlayanlara halk itibar etmez.

3- Tanınmış Manasçı Keldibek, bu kabiliyetini düş görmesiyle açıklamış, onun ardından gelen manasçılar da bu motifi devam ettirmişlerdir.

Manasçılar arasında bir de üslup ve motif ayrılığından ortaya çıkan mektep meselesi vardır. İlk defa Manasçılık Mektepleri’nden bahseden Muhtar Avezov'dur. Avezov'a göre Manasçılar, “Narın” ve “Karakol” şeklinde iki ana mektebe ayrılmaktadırlar. Daha sonra K. Rahmatullin bu mekteplerin sayısını “Tiyanşan”,”Issık-Köl” ve “Tüştük” olmak üzere üçe çıkarmıştır. Rahmatullin, Manasçıları, “Tündük ve Tüştük” mektebi şeklinde de ayırmanın mümkün olacağını belirtmiştir. Manasçılık mektepleri üzerine son çalışan, Raisa Kıdırbayeva’ya göre Manasçılar,

a-Çuy Mektebi

b-Issık-Köl Mektebi

c-Tiyan-Şan Mektebi

ç-Tüştük Mektebi seklinde dört mektebe ayrılırlar.” (20).

Manasçılar bir de çıraklık sistemine göre, Sagınbay ve Sayakbay mektepleri şeklinde mekteplere ayrılırlar. Her ne kadar aralarında üslup, motif ve çıraklık sistemine göre ayrılık olsa da Manasçıların hepsi, Manas destanının yüzyıllardır nesilden nesile aktarılmasında başlıca rolü oynamışlardır. Büyük efsanevi Manasçılar hakkında fazla bilgi sahibi değiliz. Ancak 19. yüzyıldan itibaren Manasçılar hakkınca bilgilerimiz artar. 19. ve 20. yüzyılda yaşayan comokçular (Manasçılar) şunlardır: Keldibek, Akılbek, Nazar, Tınıbak, Balık, Dıykanbay, Surançı, Çonbaş, Teltay, Kalmirza, Donuzbay, Candeke, Çoodan, Togolok Moldo, Bağış, Moldobasan, Mambet, Sagımbay, Sayakbay, Şaabay, Kaaba.



KAYNAKÇA

1.Asan ABETEKOV. “Manas Destanı'nın Tarihi Kaynak ve Dayanakları”, Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, Sayı:3, Ekim 1995, s.15.

2.Moldobayev İmel BAKİYEVİÇ. “Kırgız ve Dünya Kültürünün Mirası Manas Destanı”, Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, Sayı:3, Ekim 1995, s.11.

3.Raise KIDIRBAYEVA. “Kırgız Folkloru”, (Aktaran: Al i Abbas Çınar), Milli Folklor, Sayı:26. Yaz 1995, s.43.

4.a.g.m., s.43.

5.Asan ABETEKOV. “Manas Destanı'nın Tarihi Kaynak ve Dayanakları”, Tür k Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, Sayı:3, Ekim 1995, s.17.

6.Hayrettin İVGİN. “Manas Destanını Türkiye’de Ne Kadar Tanıyoruz?”, Tür k Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, Sayı:3, Ekim 1995, s.24.

7.Gülzira CUMAKUNOVA. "Manasçı ve Manas Destanı Araştırmacıları", Tür k Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, Sayı:3, Ekim 1995, s. 90.

8.Metin ERGUN: “Manasçılar”, Türk Kültürü, Sayı; 389, Eylül 1995, s. 599.

9. Gülzira CUMAKUNOVA. "Manasçı ve Manas Destanı Araştırmacıları", Tür k Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, Sayı:3, Ekim 1995, s.91.

10. Metin ERGUN: “Manasçılar”, Türk Kültürü, Sayı; 389, Eylül 1995, s. 599.

11- a.g.m., s.600.

12. a.g.m., s.600.

13. a.g.m., s.600.

14. a.g.m., s.600.

15. a.g.m., s.600.

16.Meral GÖLGECİ. “Manas Ozanları”, Bozkırdan Bağımsızlığa Manas, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara-1995, s.64.

17.Metın ERGUN. “Kazak Akımlarında (Şairlerinde) Rüya Motifi", Milli Folklor, 1994, s.8-14.

18. Meral GÖLGECİ. “Manas Ozanları”, Bozkırdan Bağımsızlığa Manas, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara-1995, s.64.

19. a.g.m., s.65.

20. Metin ERGUN: “Manasçılar”, Türk Kültürü, Sayı; 389, Eylül 1995, s.602-603.

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980770 Ziyaretçi