KIRGIZ EDEBİYATI'NA GİRİŞ-KEMAL GÖK

 

 

Kırgız Edebiyatı'na Giriş,

 

Kırgız Edebiyatı'nın

 

Oluşum Yılları

 

KEMAL GÖK

 

MİNA DERGİSİ,SAYI:2

 


Çağdaş Kırgız Edebiyatı adını verdiğimiz kavramın neyi ifade ettiğini tam manasıyla anlayabilmek için bu edebiyatın temellerinin atıldığı yıllardaki siyasî ve sosyolojik gelişmeleri tarafsız bir gözle incelemek zorunluluğu vardır. Çarlık Rusya’sının 1914 yılında I. Dünya savaşına girmesiyle bozulan ekonomisi, Türk ordusunun Çanakkale’de İtilaf devletlerine geçit vermemesinden dolayı müttefiklerinden yardım alamayınca daha da zayıflamış ve meydana gelen ekonomik buhranın sonucunda oluşan otorite boşluğu Çarlık rejiminin devrilmesine neden olmuştur. Bolşeviklerin yaptıkları bir ikinci darbe ile iktidara gelmeleri ve kendi rejimlerini kurmaları uzun uzadıya irdelenmesi gereken tarihî bir süreçtir. Nitekim rejim değişikliğini hazırlayan unsurlar bir anda ortaya çıkmamıştır. Ekonomik olarak güçsüz düşen Çarlık Rusyasının umduğunun aksine Batılı devletlerden yardım alamaması, sosyal eşitsizlik, yıllar yılı süren savaşlar ve Rus yazarların reailizm prensipleri doğrultusunda yüzlerini sefalet içerisinde yaşayan Rus halkına çevirmesi bu devrimin temellerini atan belli başlı unsurlardır.Bu yazının kaleme alınış amacı Rusya'daki rejim değişikliği olmadığından dolayı konuyu tarihçilere bırakıyoruz. Fakat bir meseleyi de burada gündeme getirmekte fayda vardır. Neticede Bolşevikler bir şekilde devrimlerini yapmış ve iktidara gelmişlerdir. Fakat Çarlık rejimi devrilmiş olsa da ülkede var olan otorite boşluğu yeni rejim tarafından tam manasıyla doldurulamamıştır. Zira ekonomik olarak güçsüz olan yeni rejimin Batı devletlerini (Emperyalizmi) karşısına alması ve bazı Batılı devletler ile yapılan gizli antlaşmaları bütün dünyaya duyurması Sovyet yönetimine Batıdan gelmesi muhtemel yardımların önünü tıkamış, Lenin ve arkadaşlarının devrimlerini yaparken halka verdikleri sözleri tutmaları bu ekonomik koşullar altında imkânsız hale gelmiştir. Sonuç olarak izahına çalıştığımız sebeplerden dolayı Bolşeviklerin ülkeye hâkim olması ve devrimin temelini dayandırdıkları prensiplerine bağlı kalmaları olabildiğince zorlaşmıştı. Durum Çarlık Rusyasından yeni rejime miras kalan Orta Asya’da özellikle de Kırgız topraklarında ise daha kötü idi. Halkın çoğu okuma yazma bilmediği ve göçebe bir hayat sürdüğü için komünizm denilen şeyden bi haber yaşıyordu. Bazı yerlerde rejim değişikliği bile duyulmamıştı[1]. Ayrıca Komünizm denilen şeyin ne olduğunu sadece normal halk tabakası değil bölgenin önde gelen aydınları dahi bilmiyordu.(Hayit 1995) Toprak ağalarının sosyal hayat içerisindeki etkileri olabildiğince fazla idi ve bu bölgelerde yaşayan halklarda bir millet olma şuuru özellikle göçebeler arasında oluşmamıştı. Orta Asya toplumları arasında kabilecilik ön planda idi. Kabilelerin bir arada hareket etmeleri ise neredeyse imkânsızdı[2].Bu şartlar altında ülkede doğan otorite boşluğunu doldurmak ve yeni rejimi son derece geniş olan ülke toprakları içerisinde yaşayan halklara kabul ettirebilmek için Lenin'in zamana ihtiyacı vardı. Bu yüzden ilk olarak komünizm doktrinine ters olmasına rağmen şahsî teşebbüslere izin vermiş böylelikle hem ekonominin düzelmesi için zaman kazanmış hem de bir hayli güçlü olan Rus burjuvazisinin en azından kurmuş olduğu rejim güçlenene kadar yeni yönetime cephe almasını engellemeye çalışmıştı. Diğer taraftan kurulan rejimin gücünü halktan alması gerektiği prensibi doğrultusunda bir eğitim kampanyası açılmıştı. (Artıkbaev 2004) Zira zamanın en etkili ve inandırıcı propaganda araçları süreli yayın organları ve kitaplardı. Ayrıca eğitim kurumlarının müfredatı da yeni rejimin idealleri doğrultusunda hazırlanacaktı.Fakat okuma yazma oranı özellikle Orta Asya halkları arasında çok düşüktü. Doğrulanması mümkün olmayan kaynaklara göre Ekim devriminden sonra Kırgızlar arasındaki okuma yazma oranı ancak % 06. idi. Bu oran Özbekler arasında % 2, Taciklerde % 1, 2, Kazaklar arasında ise % 1 idi. Süreli basın yayın devlet tarafından sağlanan malî destekle hayat geçirilecek olsa bile ulaşabileceği kitlelerin sayısı çok sınırlı idi. Bu yüzden Komünist parti yöneticilerine göre en kısa zamanda okullar açılmalı ve halkın okuma yazma oranı yükseltilmeli idi. Ancak bu şekilde propaganda faaliyetleri amacına ulaşacak ve yeni rejim gücünü tam manasıyla emekçi halk kitlelerinden alacaktı. Ayrıca partinin ihtiyaç duyduğu yerli kadroları yetiştirmek için eğitim-öğretim faaliyetlerine önem verilmesi gerekiyordu.Nitekim 14 Mayıs 1918 yılında yapılan Türkistan ASSR Halk Komiserleri toplantısında "Sovyetlerin 5. Bölgesel kurultayında alınan kararları yerine getirmek için halk kitlelerinin yararlanabileceği okulların açılması işlerine süratle başlanıldı. Bu yüzden Türkistan Sovyet Cumhuriyetindeki herhangi bir okulun herhangi bir sınıfında okumak isteyenlere kesinlikle bir engel çıkarılmayacak, çeşitli nedenlerle okullara alınmayanlara hiçbir şekilde engel olunmayacak. Bütün giriş sınavları kaldırılacak. Derecesi ne olursa olsun bütün okulların kapısı okumak isteyenlere açılacak. Okullara girecek olanların yaşı, dini, dili ve kimlik bilgileri kesinlikle göz önüne alınmayacak. Bundan sonra Türkistan Cumhuriyetinin herhangi bir okulunun herhangi bir sınıfından eğitim almak için tek şart eğitim alma isteği olacak" (Cigitov 1984: 14) şeklinde bir karar alınmıştır.Görüleceği gibi son derece cesaretle alınmış ve uygulanması büyük maddî fedakârlıklar isteyen bu kararın hayat geçirilmesi aşaması da en az alınan karar kadar iddialı olmuştur. Örneğin Türkistan ASSR'inde 15 Eylül 1919 yılında kaleme alınan bir dokümanda ilköğretim seviyesindeki okulların sayısı 1897 (öğrenci sayısı 133.598), ortaöğretim seviyesindeki okulların sayısı ise 36 (öğrenci sayısı 1933) olarak belirlenmiştir. (Bendrikov 1960, Cigitov 1984: 14'ten nakil;). Her ne kadar bu dönemde eğitim öğretim faaliyetleri açısından sonra derece önemli gelişmeler kaydedilmiş olsa da bu süreç 1921–22 yılları arasında sekteye uğrayacak ve açılan okulların bir kısmı yeniden kapanacaktır. 1924–25 yılları arasında ise eğitim öğretim faaliyetleri önceki yıllara göre biraz daha düzelecektir. Şimdiki Kırgızistan toprakları içerisinde açılan birinci okul ise 1919 yılında eğitim öğretim faaliyetlerine başlamıştı. 1921–22 yılları arasında Pişpek'te (Sonraları Bişkek) 75, Prcevalsk'da (şimdiki Karakol) 50, Narın'da 55 okul açılmış 1923 yılına geldiğimizde ise bütün Kırgızistan'daki okulların sayısı 251'e çıkmıştır. (Daniyarov 1972; İzmaylov 1957, Cigitov 1984: 21; 'den nakil).Ayrıca açılan bu okullarda görev yapacak yetişmiş eleman bulmak da başlı başına bir sorundu. Neticede 1918-19 yılları arasında Türkistan bölgesinin çeşitli şehirlerinde kısa süreli öğretmen kursları açılmış, sonraki yıllarda bu kursların sayısı giderek çoğalmıştı.Ayrıca orta ve yüksek öğretim konusunda da ciddî adımlar atıldı. Zira devlet kademelerinde görev alacak yetişmiş elemanlar yok denecek kadar azdı. Parti organlarının çeşitli bünyelerinde çalıştırılacak yerli kadroların yokluğu sıkıntı yaratıyordu. Neticede 1918 yılında Taşkent'te Türkistan Halk Üniversitesi açılmış bu üniversite 1920 yılında ise Orta Asya Devlet Üniversitesine dönüştürülmüştür. Dört tane pedtehnikum kurulmuş, 1921 yılında ise Türkistan İşçi-Köylü ve Türkistan İşçi-Çiftçi üniversiteleri açılmıştır. (Sonraları SAGU- Orta Asya Komünist Üniversitesi) Pedtehnikumların sayıları ise 1921 yılında 11, 1923 yılında 14'e yükselmiştir. (İnoyartov 1969, Cigitov 1984: 16’dan nakil)Diğer taraftan yeni açılmış olan köy ve küçük yerleşim birimlerindeki ilköğretim okullarında verilen eğitimin düzeyi son derece düşük kalmıştır. Şayet orta ve yüksek öğretim kurumlarına öğrenci kabulü için öğrenciden istenil şartlara tam olarak uyulsaydı birçok yerli öğrenci bu okullara giremezdi. Bu konuda da kolaylıklar getirilmiş, 1920 yılında Türkistan Devlet Üniversitesi bünyesi içerisinde kurulan İşçi Fakültesi yüksek öğrenim almaya istekli olan yerli gençleri yüksek öğretim kurumlarına hazırlamak maksadıyla faaliyetlerine başlamıştır. 1922 yılında adı geçen üniversiteye girmek isteyenlerden ortaöğretim diploması ve Rusçayı iyi bilme şartlarının aranmamasına dair bir hükümet kararı da bu amaç doğrultusunda alınmıştır. ( Daniyarov 1972, Cigitov 1984’ten nakil)Uzun uzadıya izahı yapılan eğitim öğretim faaliyetlerini tamamlayacak bir diğer unsur ise süreli basın yayın organları idi. Zira eğitim öğretim faaliyetleri ile paralel olarak yürüyecek olan süreli basın yayın işleri sayesinde hem propaganda faaliyetleri rahat bir şekilde yapılabilecek hem de bölge ağızlarına dayalı olarak oluşturulan yazı dillerini işleyebilmek için yeni bir alan ortaya çıkacaktı. Fakat bahsini ettiğimiz sav sadece meselenin bir yönüdür. Zira süreli basın yayın organlarının hayat geçirilmesini ve Türkistan'da yürütülen eğitim öğretim faaliyetlerini Çarlık zamanında arka plana itilmiş, hizmet götürülmemiş ve cahil bırakılmış Türkistan halkını aydınlatma kampanyası olarak yorumlayanlar da vardır. Nitekim bu yorumların sahiplerine göre Türkistan’da yaşayan yerli halkların kendi ana dillerinde yayınlanacak olan gazete ve dergiler, kitaplar yayınlamak ve okullarda okutulacak ders kitaplarını hazırlayarak eğitim öğretim sürecinde bu kitaplardan faydalanmak suretiyle ancak geniş halk kitleleri aydınlatılabilirdi. Elbette bütün bunlar bölgede yüzyıllardan beri işlenerek geçerlilik kazanmış ve Türkistan yöresinin ortak yazı dili haline gelmiş olan Çağatayca yerine neden bölge ağızlarına dayalı yazı dilleri oluşturulduğu sorusunun cevabını vermekten uzaktır. Ayrıca büyük malî kaynakların ayrılması suretiyle bu yazı dillerinin neredeyse zorlama olarak işletilmesi ve her birinden ayrı ayrı yazılı edebiyatlar çıkarılması da teması ilginç olan başka bir konudur. Bütün bu soruların cevabını Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsızlığını kazanan Türk devletlerinin birbirleri ile olan bozuk ilişkilerinde ve düşmanca tavırlarında aramak yerinde olur.Nihayetinde Türkistan Komünist Partisi 17-25 Haziran 1918 yılında yapılan birinci kurultayında "Yerli halkların dilleri Rus dili gibi devlet dili olarak kabul edilsin. Gazete ve dergiler Rus dilinde ve yerli dillerde çıkarılsın, parti edebiyatı Müslümanların dilinde de basılsın" şeklinde bir karar alır. (Cigitov 1984: 17)Neticede 1918 yılına gelindiğinde Özbek dilinde yayın yapan 11 gazete ("İştirakiun", "İşçilyar Kalkani", "Mehniyatkeşler Tavuşi" vs) ve 2 dergi ("Maorif", İşçilyar Dunyasi") yayınlanmaya başlamış ve bu dergi ve gazetelerin sayısı her geçen yıl daha da artmıştır. Yine 1918 yılında Kazak dilinde yayınlanan "İştirakiun" (Taşkent) ve "Cetisu İsşi Halık Muhbırı" 1919 yılında "Kömek" (Alma Ata), 1920 yılında "Ak Col" gazeteleri yayın hayatına başlamış, 1919 yılında Semerkant'da Tacikçe "Şulai İnkilobi" dergisi, 1920 yılında Taşkent'te Türkmen dilinde "Türkmönstan" 1921 yılında Taşkent'te (sonraları Alma Ata'da) Uygurca "Kambagallar Avazi" gazeteleri yayınlanmaya başlamıştır. Genel olarak bahsi geçen yıllarda yayın hayatına başlayan gazetelerin sayısı on sekiz dergilerin sayısı ise on dörttür. (Cigitov 1984: 17) Ayrıca kitap yayınlarına da son derece önem verilmiştir. 1920 yılında kurulan Türkistan Yayın Evi 66'sı Özbek Türkçesinde, 45'i Kazak Türkçesinde, 11'i Türkmen Türkçesinde, 3'ü Tacikçe, 4'ü de Kırgız Türkçesinde kaleme alınmış olan yüzden fazla kitap basmıştır. (Nazarov 1968, Cigitov 1984'ten nakil) Kazak ve Özbek aydınlarının çok olması, bu halkların hayat şartlarının Kırgızlarınkine göre daha iyi olmasından kaynaklanan sebeplerden dolayı, 1917-18 yılları arasında hem Kazakça hem de Özbekçe gazeteler yayınlanmaya, kitaplar basılmaya başlanmıştı. Fakat Kırgızların kendi dillerinde gazete çıkarmaya başlamaları ancak Ekim Devriminden 7 sene sonra olmuştur. İlk ve orta dereceli okullarda eğitim alan Kırgız çocuklar, yüksek öğrenim alan Kırgız gençler Kazak, Özbek veya Tatar dillerinde eğitim görüyorlardı. Bu dillerde basılan ders kitaplarından faydalanıp bu dillerde basılan gazeteleri okuyarak yetişen bu gençler arasında sonraları Kırgız Edebiyatı tarihlerine girecek olan Sıdık Karaçev, ilk eserlerini Tatar Türkçesinde kaleme alarak Tatar gazetelerinde yayınlatırken, Kasım Tınıstanov[3] da ilk şiirlerini Kazak Türkçesinde yazmış ve bu şiirler dili Kazakça olan gazetelerde yayınlanmıştı. Üniversitelerde okuyan Kırgız gençleri Kazak, Özbek ve Tatar lehçelerinde basılan ders kitapları, gazete ve dergiler karşısında, “Neden Kırgızca basılan gazete, dergi veya kitap olmasın?” diye kendi kendilerine sormaya başlamışlardı. Taşkent’teki üniversitelerde okuyan Kırgız öğrenciler tarafından “Erkin Caş” adındaki duvar gazetesi, Orta Asya Komünistlik Üniversitesi öğrencileri tarafından “Tunguç Adım” adındaki el yazısı ile çoğaltılarak yayınlanan dergi, Alma-Ata’daki Kazak-Kırgız Halk Eğitim Enstitüsünde okuyan Kırgız öğrenciler ise “Caş Kalem” adındaki el yazısı ile çoğalttıkları dergiyi, “Şoola” adındaki duvar gazetesini yayınlamaya başlamışlardı. Bu gazete ve dergilerde Kırgızca şiirler, makaleler, kısa öyküler yayınlanıyordu. Sadece yüksek okullarda değil köylerdeki okullarda da eğitim alan öğrencilerin ve öğretmenlerin Kırgızca’yı yazı dili haline getirme çabaları mevcuttu. Kırgızca kaleme alınan şiirler, makaleler Kırgızca olarak Kazakça yayımlanan gazetelerde basılmıştı. Örneğin 1919-24 yılları arasında Alma-Ata’da “Kömek” adlı Kazakça yayımlanan gazetede ve Taşkent’te “Ak Col” gazetesinde, “Şolpan”, “Cas Kayrat” dergilerinde genç Kırgız yazarlar Kasım Tınıstanov, Sıdık Karaçev, O. Lepesov, A. Tokombaev, K. Bayalinov, C. Tülögabılov, İ. Kudaybergenov, M. Bayçerikov’un şiirleri ve öyküleri yayınlanmaya başlamıştı. Yapılan bütün bu gayretlere rağmen Kırgız millî yayınevinin olmamasından dolayı okullarda okutulan ders kitaplarının Kazakça, Özbekçe veya Tatarca olması, düzenli aralıklarla yayımlanan bir gazete ve derginin bulunmamasından kaynaklanan meselelerin çözümü sonraki yıllara kalmış, Kırgızcanın işlenerek edebî bir yazı dili olma özelliği kazanması zaman almıştır. Bu, Ekim Devriminden sonra Kırgızca kitap, gazete ve dergi yayımlayacak kişilerin yetişmemiş olmasından kaynaklanıyordu. Kırgız gençlerinin eğitimlerini tamamlayarak yavaş yavaş okudukları meslek okullarından mezun olmaya başlaması ve Türkistan Özerk Cumhuriyeti yöneticilerinin Kırgızca gazete, dergi ve kitap basılmasının ihtiyaç olduğunu görmesiyle, 1923 yılında Türkistan Özerk Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığı bünyesinde bir alt komisyon kuruldu. Eski maarifçi Eşenaalı Arabayev’in başkanlık yaptığı bu komisyon 1924 yılında Arap harflerinden oluşan ilk millî yazı dilinin alfabesini çıkardı. Aynı komisyon kullanılacak terimler meselesinin, Kırgız okullarında okutulacak Kırgızca ders kitaplarının yazılmasının ve Kırgızca olarak neşredilecek ciddî bir gazetenin temellerini attı. Kurulan alt komisyonun üyelerinin tecrübesiz olması, sağlam bir ilmî dilin temellerini atacak kadroların azlığı ve yüksek okullarda okuyan gençlerin yazarlık istidatlarının tam manasıyla gelişememesinden kaynaklanan problemler dolayısıyla bir yıla yakın bir zaman hazırlık devresi geçirilmiş, basılacak olan kitapların metinleri hazırlanmış ve neticede 1924 yılının sonuna kadar iki ders kitabı, iki ilmî el broşürü, “Erkin Too” gazetesinin üç sayısı çıkmış, çeşitli konularda elle yazılmış yedi kitap ise matbaada basılması için hazır hale getirilmiştir. Bunlar, “Semetey”in bazı bölümleri, Moldo Kılıç’ın yazdığı “Kanattuular”, Togolok Moldunun yazdığı “Nasıyat”, Abılkasım Cutakev’in yazdığı “Lenin Koşogu”, poemaları (manzumeleri) ve Kasım Tınıstanov’un yazdığı “Kasım Irlarının Cıynagı ” adlı şiir kitabıdır.***Elbette Komünist partinin edebiyata bakış açısı bu noktada çok önemli idi. Komünist parti edebiyattan ne anlıyor? Edebiyattan ve onu ortaya koyan yazarlardan ne bekliyordu? V. İ. Lenin'in 1905 yılında kaleme aldığı "Parti Kurumu ve Parti Edebiyatı" adlı makale bu bakış açısında temel prensip olarak kabul edilmişti. "Toplumda yaşadığı halde toplumda uzak kalmak, toplumu görmezlikten gelmek imkânsız. Burjuva yazarının, ressamının ve artistinin özgürlüğü denilen kavram paraya satılmaktan, hayatta kalabilmek için paranın gösterdiği doğrultuda sanat yapmaktan başka hiçbir şey değildir. Çünkü üstün olan sınıf, matbaaları, edebî eserleri dağıtan ve satan insanları, edebî tenkidi, şayet yazarlar içinde yaşamış olduğu toplumu net bir şekilde eleştirmeye başlarsa başlarına bela olan mahkemeleri de ellerinde tutuyorlar… Edebiyat denile şey artık kurumlaşan sosyal demokrat parti işinin ayrılmaz bir parçası olmuştur" Görüldüğü üzere partinin edebiyattan beklediği meseleler çok farklı idi. Bu prensipler dâhilinde ortaya konulan edebiyat dış dünyaya kapalı, sadece partinin izin verdiği esaslar dâhilinde yalancı bir realizm ile oluşturuluyordu. Yazarlar ve şairler eserlerini bu esaslar dâhilinde kaleme almak zorundaydı. Böylelikle ortaya kolhozda inek sağan kızların emeklerinin kutsallığı, Lenin'in[4] yüceliği, komünizmin toplumu ne derece mutlu kıldığı vs. gibi konuları işleyen bir edebiyat çıkmış, Sovyet yazarları giderek dünyanın geçirmiş olduğu değişimden habersiz kapalı bir kutu içerisinde kalmıştır. Meseleye Kırgızlar açısından bakıldığında ise durum öyle değildir. Sovyet rejiminin yoksulluk içerisinde yaşarken eğitim imkânı verdiği, birçoğu yetim olan yazarlar, içinden çıktıkları halkın kendi alfabesi olan sınırları çizilmiş bir devlet olmasını, uzak yerleşim birimlerine kadar yayılacak olan eğitim ağını, getirilen modern yenilikleri, toplum içerisinde meydana gelen değişikleri hayallerinde bile göremeyecek iken bunlara bir anda kavuşmuşlardı[5]. Sovyetler bu edebiyat adamlarına yazdıkları her mısra başına hatırı sayılır miktarlarda telif ücretleri ödüyor, bu kalemlere iş imkânı sağlıyordu. Fakirlik içerisinde büyüdükleri ortamlardan bir anda sosyal tabaka içerisinde dikey geçiş yaprak en üst tabakaya yükselen bu gençlerde doğal olarak bir minnet duygusu oluşmuştu. Bütün bunlar göz önünde tutulduğunda kaleme alınan edebi eserlerde şiir olsun nesir olsun Sovyetleri öven ve eskiyi kötüleyen bir üslup izlenmiş olması şaşırtıcı olmamalıdır. Ayrıca bu dönem edebiyatçıları rejim ile alâkalı herhangi bir unsura eleştirel bir bakış açısı ile bakmayı akıllarına bile getirmemişlerdir.Fakat yine de edebiyat kendi haline bırakılmamıştı. Komünist parti kongrelerinde edebiyata dair alınan kararlara göre yazar milyonlarca çiftçi ve işçinin sözcüsü olmalı idi. Edebiyat eleştirmeni ise ortaya çıkarılan eserlerin ideolojik olarak hatasının olup olmadığını saptamakla görevliydi ki eleştirmenler en başta yazarlara ideolojik açıdan yol gösterici bir anlayışla kalemini eline almalıydı. Kısacası komünist partiye göre sanat sanat için yapılamazdı, sanat toplum için bu bakış açısını biraz daha darlaştırarak ifade edecek olursak komünist parti ve propagandaları için yapılmalıydı. Lenin'in ölümünden sonra türlü oyunlarla Komünist parti genel sekreteri olan Stalin'in olaylara bakış açısı ise çok farklı idi. En başta Lenin'in kazanmak istediği zaman kazanılmıştı. Rejim güçlenmiş ve yüzünü burjuva olarak adlandırdığı zengin kesime çevirmişti. Özel mülklere ve şahsî teşebbüslere verilen izin artık bitmişti. Bütün mülk ve şahsî teşebbüsler devletin hesabına geçirilecekti. Stalin zamanında uygulanan bu ekonomik politikalar ülke çapında açılan propaganda kampanyaları ile desteklenmeli ve böylelikle toplumun bir kesiminden tepki çeken bu politikaları destekleyen kitleler oluşturulmalıydı. Basmacılık hareketi ise Sovyetler Birliği yönetimine göre toprakları alınan orta ve zengin sınıfın rejime karşı göstermiş olduğu tepkinin bir neticesiydi.[6] Basmacaların halktan destek almasını engellemek için kullanılan yollardan birisi de yine propaganda yani edebiyattı. Yukarıda anlattığımız gibi zamanın en etkili propaganda araçları süreli basın yayın organları ve kitaplardı. Bu kampanyalarda işlenilen konuları ise çok halklı Sovyet ülkesine tek bir dil aracılığı ile ortaya çıkarılan edebî metinler vasıtasıyla anlatmanın imkânı yoktu. Ayrıca Türk halklarını bölerek ayrı ayrı yönetmek prensip olarak zaten kabul edilmişti. Komünist parti tarafından oluşturulan siyasî yapılanma en azından yönetim şekli olarak bu halkları bölmüştü. Nitekim birlik içerisinde birçok Sovyet Cumhuriyeti ve Özerk Cumhuriyet vardı. Fakat kültürel açıdan da sağlanacak bir bölünme özellikle Türk kökenli halkların ileride bir arada hareket etmesini engelleyecek yegâne unsurdu. Zira İsmail Gaspıralı gibi aydınların başlattığı ve Tatarların başını çektiği Türk aydınlanma hareketi bu coğrafyanın geleceği için Ruslar açısından tehlike teşkil ediyordu. Diğer taraftan Orta Asya'da hâkim olan kabilecilik ve toprak ağlarının hâkim olduğu bir sosyal yapılanma bu şartlar altında Komünist partinin kuruluş doktrini açısından kabul edilemez bir gerçekti. Ayrıca kadınlar bir mal gibi alınıp satılıyor, zenginler arasında çok eşlilik sıkça görülüyordu. Partiye göre kadın da toplum içerisinde yer almalı ve eşitlik ilkesine sonuna kadar bağlı kalınmalı idi[7]. Bahsi geçen bu sosyal yapıya karşı devlet tarafından açılacak olan karşı kampanyaların yegâne meşalesi yine edebiyat ve süreli basın yayındı. Bütün bunların neticesinde bahsini ettiğimiz dönemde Kırgız edebiyatı genel itibariyle aşağıdaki konuların işlenmesi üzerine kurulmuştur.Lenin'i ve Ekim devrimini öven eserler[8] Sınıf mücadelesine dair kaleme alınan eserler[9] Kadınların eşitliğini işleyen eserler[10]Yapılan medeniyet devrimini konu alan eserler[11].Hükümetin uyguladığı kolhozlaştırma politikalarını öven ve genellikle zenginlere karşı düşmanca duyguların beslendiği eserler.[12]Eski geleneklerin çağ dışılığını konu alan eserler. Eski feodal hayatı eleştiren eserler. ***Aslında sözlü edebiyat geleneğinin çok güçlü olması nedeni ile Kırgız Edebiyatının temellerini atan birçok kalem edebiyata şiir ile başlamıştır. Hatta Çağdaş Kırgız edebiyatının şiirle başladığını söylemek bile mümkündür[13]. Hikâye, uzun hikâye ve roman gibi düz yazıya dayalı türler ise geçmişte örnek alınabilecek eserler olmadığından dolayı bir anda ortaya çıkarılamamış ve bu türlerde verilen eserlerin teknik açıdan olgunluk seviyesine ulaşması uzun yıllar almıştır[14]. Nitekim yeni oluşturulan bir yazı dilinde kaleme alınacak eserlerde tecrübesiz yazarların gerek dikkatsizliğinden gerekse kullandıkları dilin yeni yeni yazı dili olmaya başlamasından kaynaklanan bazı teknik hatalar mutlak surette olacaktı.. Bu bağlamda hocam Prof. Dr. Salican Cigitov'un Kırgız şairlerinden Mukay Elebaev'i konu alan "Adabiyatka Adal Kızmat" adlı makalesinden yapacağımız alıntı son derece yerinde olacaktır: "Bizim ilk yazarlarımız hem eğitim açısından hem de yazarlık denilen mesleğe bakış açıları bakımında gereken kriterlerin çok uzağında bir çizgide edebî ürünler ortaya çıkarma gayreti içerisine girmişlerdir. Aslında bu kalemler yazarken de; sanat eseri yaratmak, millî edebiyatın temellerini atmak ya da isimlerini ortaya koydukları eserler vasıtasıyla ölümsüzleştirmek gibi ideallerden ziyade, kendilerine yeni bir hayatın başlangıcını veren Sovyet yönetimine hizmet etmek, karanlıkta kalan halkı aydınlatmak, fakirlerin kederi ile kederlenip şarkısını söylemek şeklinde ifade edebileceğimiz ideallerle yola çıkmışlardır." Görüleceği üzere işleyebilecekleri konu açısından partinin gösterdiği madde başı konuların dışına çıkamayan yazar ve şairler, tam oluşmamış bir yazı dilini kullanmak suretiyle edebî eserler kaleme almıştır. Diğer taraftan bu genç edebiyatçıların birçoğu köyde doğup büyümüş ve okuma yazmayı ileri yaşlarda öğrenmişlerdir. Birçoğu Rusça bilmediği için dünya klasikleri ortaya çıkarmış Rus edebiyatını da kendilerine örnek alamamıştır. Diğer taraftan bu kalemler köylülükten kendilerini kurtaramamışlar, kendi aralarında lüzumsuz çekişmeler içerisine girerek her biri birer "kızıl kamçı" edebiyat eleştirmeni haline gelmişlerdir. Elbette bu durumun ortaya çıkmasında parti tarafından alınan kararların etkisi de vardır. Mesela 18 Haziran 1925 yılında Merkez Komitesi tarafından alınan "Körköm Adabiyat Boyunça Partiyanın Sayasatı" başlıklı kararda, Sovyet yazarlar feodal-milliyetçi yazarlarla mücadeleye çağrılmışlardır.(Kerimcanova. vd. 1979) Alınan bu tür kararlar yazarlar arasındaki bazı şahsî çekişmelere alet olmuştur. Bazı yazar ve şairleri eserlerinde milliyetçi ve Turancı temaları işledikleri gerekçesi ile acımasızca eleştiren bu devir edebiyatçıları bazen iftira derecesine varan iddialarda bulunarak birbirlerinin hayatlarına mal olacak hatalar da yapmışlardır. Nitekim şimdilerde bile polemik konusu olan Aalı Tokombaev ve Kasım Tınıstanov arasındaki çekişme Kasım Tınıstanov'un başına kurşun sıkılmak suretiyle idam edilmesi ile noktalanmıştır. Yine Tokombaev tarafından eserlerinde Turancılık temasını işlediği gerekçesi ile eleştirilen Sıdık Karaçev de idam edilerek öldürülmüştür. Ayrıca bu genç kalemlerin yaptıkları işin ciddiyetini da tam manasıyla idrak edemediğini söylemekle yanlışa düşmüş olmayacağımı sanıyorum. Nitekim yine Salican Cigitov tarafından kaleme alınan şu satırlar çok ilginçtir: "Mukay şahsî eserlerini son derece titiz bir şekilde, kendisine azap verircesine eleştirel bir bakış açısıyla ortaya çıkarırken birçok meslektaşı, irticalen şiir söyleyen halk âşıkları gibi kâğıt üzerine olmak farkıyla o an aklına geldiği gibi yazmış, ortaya çıkardığı çalışmayı baştan sona kadar bir kez daha okuma zahmetine dahi katlanmadan o haliyle yayınlamıştır. “Tutkun Marat” adlı poemayı Moskova’ya giderken trende yazdım” demektedir Aalı Tokombaev, “Ben bu poemayı iki üç gün içerisinde yazdım. Doğrusunu söylemek gerekirse bu poemanın mısralarını düzelttiğim de söylenemez. İlk yazdığım haliyle yayımlandı”. Kubanıçbek Malikov ise yakın arkadaşı Coomart Bökönbaev ile alâkalı yazdığı hatıralarında şu sözlere yer vermektedir:“1931 yılının Ocak ayından başlayarak bir taraftan okula devam etmek kaydıyla bir taraftan da “Kızıl Kırgızstan” gazetesinde işe alınıp ikimiz iki ayrı bölümün müdürlüğüne atandık. Her sayıda hızla karaladığımız makaleleri bir biri ardına yayımlıyoruz. Bize “durun! Ne yapıyorsunuz” diyen yok, ne kadar şiir istersek o kadar yazıyor, ne kadarını istersek o kadarını gazetede yayınlıyoruz. Dünya Kadınlar günü (8 Mart) kutlamalarına az bir gün kalmıştı. Coomart şiir yazacak ben ise küçük bir hikâye kaleme alacaktım. Mesai saatinde bu şekilde anlaştık. Ertesi gün sabahleyin gazete binasına geldiğimde Coomart çantasını açtı, bir dosya çıkardı ve: “Cibek Saamay” diyerek elindeki dosyayı masanın üzerine bıraktı... Sonradan öğrenecektim ki sözleştiğimiz günün akşamında iki saat kadar oturup “Cibek Saamay” adlı bir poema yazmış. Coomart, bu poemayı ilk yazdığı haliyle herhangi bir düzeltme olmadan bize okudu. Bu poema Coomart’ın okuduğu haliyle gazetede yayınlandı”.Yine Salican Cigitov'un kaleme aldığı son makalesindeki fikirleri konu ile alâkalı tartışmalara son verecek niteliktedir. "Kırgız edebiyatı - genel olarak herhangi bir entelektüel temeli olmayan, yazarlık meziyetleri açısından yetersiz ve dünya standartlarının altında eğitim almış yazarlar tarafından ortaya konulan edebiyat.Elbette her şeyin bir başlangıcı vardır. Kırgız edebiyatı da bir noktadan başlamış, gelişme yoluna girmiştir ki takdir edileceği gibi bu başlangıcı yapacak olan kalemler olmadan bunun olması düşünülemez. İlk yazarlarımızın en büyük eksikliği ise kendilerinden önce örnek alabilecekleri bir temelin olmamasıdır. Temeli onlar atmış, bu yüzden eğitim aldıkları yıllarda ders kitaplarında Kırgız edebiyatı diye bir kavramla karşılaşmamışlardır. Modern manada eğitim almamaları, şahsî olarak düşünme yetilerinin çeşitli sebeplerden dolayı gelişememesi, düşünmek denilen şeyin insana verdiği azabı, bu azabı kâğıt üzerine dökme ıstırabını çekmemeleri gibi eksiklerine rağmen millî bir edebiyatın temellerini onlar attılar.Sonraki nesillerde eğitim açısından iyileşme görülse de, genel kültür, dünya görüşü ve orijinal düşünme yetileri açısından bu yazar nesilleri, ne Batı’nın ne de Sovyet Rusya’nın kendileri ile zamandaş kalemlerinin düzeyine denk olabildiler. Elbette bunun sebepleri vardı. Şehirde doğup büyüyen bir ikisi haricinde bu yazarların çoğu köy ilköğretim okullarından, ideolojinin ayyuka çıktığı ders kitaplarından, yetersiz öğretmenlerden ilim almış, üniversite yıllarında ise geriye dönük bu eksikliği kapayamamış, bilgi fakiri ana dillerini işleme gayretindeki kalemlerdi. Bu yüzden bu kalemler ne kadar gayret ettiyse de Batı medeniyetinin yetiştirdiği kalemlerin seviyesine hiçbir zaman ulaşamamıştır. Diğer taraftan hayatını yüksek miktarlardaki akademik burslarla kazanan ve geçindirmesi gereken bir ailesi olmayan Alıkul Osmonov[15], Komünist rejim tarafından Kırgız halkının içerisinden çıkan Sovyet yanlısı ilk yazarlar olmaları sebebiyle şımartılan ve çeşitli ayrıcalıklar verilen T. Sıdıkbekov ile A. Tokombaev ve nihayetinde millî gururumuz Cengiz Aytmatov[16] haricindeki diğer yazarlarımız ise gündüzleri hükümet dairlerindeki işlerinde çalışmış eserlerini ise ancak boş vakitlerinde yazabilmiştir. Yani yazarlarımızın büyük çoğunluğu için edebî yaratıcılık işi tam manasıyla geçimlerini sağladıkları profesyonel bir meslek olmaktan çok boş vakitlerini değerlendirdikleri bir uğraş, ek olarak gelir elde edebilecekleri ikinci bir iş olarak görülmüş, esasında içinde bulundukları şartlar bunu zorunlu kılmıştır."***Sonuç olarak yukarıda izahı yapılmaya çalışılan bu dönem Kırgız dilinin ve edebiyatının ortaya çıkarıldığı bir sürecin sadece başıdır. Sovyetlerin edebiyata olan bakış açısı sınırları dışına kesinlikle çıkamayan bu dönem edebiyatçıları ortaya çıkardıkları eserleri hâkim olan ideolojik görüşün istediği doğrultuda kaleme almışlar ve birçok açıdan minnet borcu duydukları rejimin propagandasını yapmışlardır. Son derece sancılı geçen bu dönemde birçok değerli aydın milliyetçi ve feodal olduğu gerekçesi ile öldürülmüş, yaratılan korku ortamı hem edebiyatı hem de edebî tenkidi tamamıyla bir propaganda aracına dönüştürmüştür. Bu tek taraflı gelişme sanat kaygısından ziyade konu kaygısı taşıyan yazar ve şairler ortaya çıkarmıştır. Zira eğer bir kadın övülecekse bile güzelliği yüzünden değil de Sovyet toplumunun ileri gitmesi için çok çalıştığından dolayı övülmüş, ideal komünist kitaplarda tarif edilmiştir Kaçkınbay Artıkbaev'in "XX Kılımdagı Kırgız Adabıyatının Tarıhı" adlı kitabında geçen şu cümleler konuya son noktayı koyacak derecede açıktır: "…böyle olsa da bahsini ettiğimiz hayat gerçekliğinin içerisinde her bir Kırgız şairinde, yazarında çok sıcak, çok hoş bir gerçek daha vardı. Bu gerçeği ister genç ister ihtiyar olsun, ister küçük ister büyük olsun kısacası kim olursa olsun yazmadan edemezdi… Bu Lenin'di. Bu Komünist parti idi. Bu Ekim ayaklanmasının başarısını konu alan gerçeklikti." Ayrıca teknik açıdan kusurlu, herhangi bir sanat değeri taşımayan eserlerin ortaya konulduğu bu dönemde yazarlar Batı'dan giren türleri tanımışlar ve Kırgız dilini kullanmak suretiyle bu türlerde eserler verilebileceğini kanıtlamışlardır.Kemal GÖZ


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kaçkınbay Artıkbaev bunun aksini iddia etmektedir. Artıkbaev'e göre 1905-7 yılları arasında Taşkent ve Alma-Ata gibi şehirlerde kurulan matbaalarda basılan Marksist yayınların Orta Asya'nın birçok bölgesinde dağıtıldığını belirterek devrim için gerekli alt yapının bu yıllardan itibaren oluştuğunu yazmaktadır. Diğer taraftan aynı yazar tarafından verilen istatistiklere göre ise 1913 yılı itibariye bütün Türkistan bölgesindeki fabrika ve madenlerde çalışan işçi sayısının 20905 olduğu bunların içinden ise ancak 944'ünün Kırgız olduğu bilgisi yer almaktadır.
[2] Geniş bilgi için bkz. Abdrahmanov Yu. "1916 Dnevniki pisma k Stalinu", Frunze, Kırgızstan 1991.

[3]Hayatı ve eserleri ile alâkalı geniş bilgi için bkz. Cigitov S."Kasım Tınıstanov (1901-1938)". Türk Yurdu Dergisi, Türk Dünyasından Esintiler Özel Sayısı III, Ağustos 2005. Akt. Kemal Göz.; Ploskih V. "Tagdırdagı Belgisiz Baraktar", “Ala-Too” 1991 No. 9-10, s. 270.; Dcanıbekov Ç. "KasımTınıstanov:Cizn i Tvorçestvo", Bişek, Obşestvennıy Fond Kasıma Tınıstanova, 2003.; Bektenov Z. "Zamandaştarım Cönündö Eskerüü" Bişkek, Plyus, 1996, s. 30-31.; Cigitov S. Töl Başı “Ala-Too” 1991 No. 9-10, S. 257. ; Artıkbaev K. "Magcan. Mukay. Kasım". “Talant Sırrı”, Bişkek, Kırgız Entsiklopediyasının Başkı Redaktsiyası, 1994, s. 87.; Cigitov S. Kasımdın Akındık Önörü “Keçeekinin Sabaktarı Azırkının Talaptarı”, Bişkek, Adabiyat 1991, s. 68-69.; Tınıstanov K. Kırgızstandagı Cañı Alfabit Üçün Küröştün On Cılı “Ala-Too”, 1991 No: 9-10, s. 259.
[4] Stalin'in Lenin'in yerini almasından sonra bu tür şiirler onun için de yazılmıştır. (K.G)

[5] Artıkbaev K. "XX Kılımdagı Kırgız Adabıyatının Tarıhı", s 16. "TAS", Bişkek 2004. (1500 adet basılmıştır. K. G)
[6] Bir kısım ilim adamları Basmacıların esasında ülkelerini Ruslara karşı savunan bağımsızlık savaşçıları olduğunu yazmaktadırlar.
[7] Salican Cigitov'un eşinden ayrılan Komünist parti yöneticilerinin sicillerine geçen bu durumu anlatan makalesini bu dipnota koyalım. (K. G)
[8] Lenin'i konu alan şiirler için bkz. "Lenin Bizdin Künübüz" Kırgızstan Basması, Frunze 1970. (5000 tiraj)

[9] Tokombaev A. "On Çılık", "Artık Baştar", "Bardıgı da Men Bolsom" vs…
[10] "Ayaldar Aynegi" adlı şiir kitabı.
[11] Elebaev M, "Zarıgam", (Daha fazla örnek verilmeli)
[12] Tokombaev A. "Atka Miner", "Kalpak Bay", Bökönbaev C. "Orokçular", "Kırmanda" Malikov K. "Sen Koysoñ da Men Koysom", "Men Kandaymın", "Atası menen Balası" vs…
[13] Edebiyat araştırmacısı Prof. Dr. Keneşbek Asanaliev de Çağdaş Kırgız Edebiyatının şiirler başladığı konusunu "Tartışmasız bir gerçek olarak" nitelendirmektedir. Asanaliev K. "Door menen Birge", Kitapta "Kırgız Añgemesinin Ayrım Maseleleri" Kırgızstan, 1981. s. 193-217.

[14] Her ne kadar durum böyle olsa da Cengiz Aytmatov'un eserleri kesinlikle Kırgız edebiyatı için bir kıstas olarak değerlendirilmemelidir.

[15] Alıkul Osmonov'un hayatı ile alâkalı geniş bilgi için bkz. Cigitov. S, İkinci Ömre Giden Yol, Alıkul Osmonov,. Türk Dünyası Tarih ve Kültür Dergisi, Eylül 2004, s. 48-57. Akt: Kemal Göz. (Kırgızcadan); Kazıbaev P. Ş.(Derleyen), "Mezgil Cana Alıkul" Adabiyat, Frunze 1990.
[16] Cengiz Aytmatov'un eserleri, hayatı ve şimdiye kadar Türkiye Türkçesine aktarılmamış ilk hikâyeleri için bkz. Cengiz Aytmatov Doğumunun 75. Yılı İçin Armağan Kitabı, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Yayınları, Bişkek, 2004.

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    984258 Ziyaretçi