KAZAKİSTAN JIRŞILIK GELENEĞİ

 

KAZAKİSTAN JIRŞILIK GELENEĞİ VE BİR ÖRNEK:

 

RUSLAN AHMETOV

 

İsmet ÇETİN

 

*

 

ÖZET

 

Kazakistan sahası sözlü edebiyat geleneğinin temsilcilerinden biri jıravlardır.

 

Şâir, bilge ve toplum lideri olan jıravlar, hayatın çeşitli yönlerini konu edinen şiirler

 

söylerler. Söyledikleri şiirlerden biri de terme adı verilen türdür. Ruslan Ahmetov,

 

Kazak Türklerinin jıravlarından biridir. Söylediği terme ile bunun sanatkârlık yönü

 

örneklenmiştir.

 

ANAHTAR KELİMELER

 

Kazakistan, Jırav, Terme, Ruslan Ahmetov

 

JIRAV TRADITION IN KAZAKHISTAN AND AN EXAMPLE:

 

RUSLAN AHMETOV

 

ABSTRACT

 

One of the representatives of oral literature tradition in the region of Kazakhstan

 

is “jravs”. Jravs who are poets, omniscients, and leaders of their communities recite

 

poems about various reflections of life. One of their poems is called “terme”. Ruslan

 

Ahmetov is one of the jiravs of Turkish Kazakh. His style has been exemplifred by the

 

“terme” he has recidet.

 

KEY WORDS

 

Kazakhistan, Jırav, Terme, Ruslan Ahmetov

 

Kazakistan sahası Türk edebiyatı geleneği, özellikle sözlü ürünleri

 

bakımından Türk dünyasında zenginliği itibariyle dikkat çeken bir

 

alandır. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar sözlü kültür ortamını yaşayan

 

Kazak Türkleri’nin edebî verimleri, çeşitli araştırmacılar tarafından

 

yazıya aktarılmış ve bu verimler, 20. yüzyılın başından itibaren Kazak

 

sahası yazılı edebiyat geleneğinin temellerini oluşturmuştur. Sovyet

 

Sömürgesi döneminde millî bir edebiyat yaratma maksadıyla gösterilen

 

çabalar, sözlü kültürde yaşayan ve sömürgeye bir tepki olarak toplumda

 

korunan edebî ürünlerden , bu ürünleri yaşatan gelenekten - tekamülün

 

dışında- fazla bir şey koparamamıştır. Dolayısıyla Kazakistan

 

* Dr., Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi.

 

402

 

İsmet ÇETİN

 

bağımsızlığına kavuştuktan sonra bu müesseseler ve temsilcileri yeniden,

 

kaldıkları yerden geleneğin devamına, canlanmasına çalışmışlardır.

 

Bunlardan birisi, Kazakistan’ın Akmescid (Kızılorda) vilayetinde

 

tanıdığımız ve bu yazıda örnek olarak verdiğimiz Ruslan Ahmedov’dur.

 

Jırav kelimesi, ır/yır, yır/cır, yırla-cırla- kökünden türeyip joktav,

 

öleñ, tolgav, vb. sözlü edebiyat ürünlerini yaratan ve söyleyen; hikâye ve

 

destan tasnif eden ve anlatan sanatkâr anlamlarında kullanılmaktadır.

 

Türkiye sahasında âşık tipinin muadili olarak ifade edebileceğimiz

 

jıravlar, Türkistan sahasında, destan ve hikâye anlatıcısı olarak

 

bilinmektedirler. Özbekistan, Kazakistan,

 

Kırgızistan, sahasında

 

jırav/cırav, Kazan sahasında cıruçı olarak adlandırılmaktadır. Jıravlar,

 

kopuz/ komız/kobız veya dombra ile destan ve hikâye anlatan şâir

 

anlamındadır.

 

Jırav, edebiyat terimi anlamıyla, sözlü edebiyatın eski

 

temsilcilerinden biridir. Şâir tipi olan jıravlar, büyük sosyal konuları ele

 

alan tolgav-jrlarının müellifleri ve icracısıdırlar. Jırjı olmanın yanında

 

bilge ve kâhindirler. Kaynaklarda 11. yüzyıldan itibaren geçen jırav

 

terimi, 15.-18. yüzyıllarda büyük sanatkâr ve danışman olarak tanınmaya

 

başlar. Jıravın bu özellikleri yanında, siyasî, askerî ve diplomatik işlerde

 

danışmanlık görevi üstlendiği de bilinmektedir.Ancak jırav,

 

son

 

dönemde bütün bu fonksiyonlarını kaybedip, akın-jırşı ve kahramanlık

 

şiirlerini icra eden sanatkârlar için kullanılmaya başlamıştır.

 

1

 

Jıravlar, özellikle 15.-18. yüzyıllar arasında Kazakistan sahasında

 

büyük şöhrete ulaşmışlardır. Gerek dışa karşı, gerek kendi iç

 

mücadelelerinde savaşlara katılan jıravlar “bata” vermeleri ile

 

ünlenmişlerdir. Siyasî, askerî diplomatik işlerde

 

ülke/cüz/uruğ/ru

 

liderinin yardımcısı, onun danışmanlığı yapan şahıslar olarak

 

bilinmektedir.

 

2

 

Jıravların, ilk zamanlarda ağıt, şildehane (yeni doğan

 

1

 

Z. AHMETOV-T.ŞANBAYEV, Ädebiyettanu Terminderinin Sözdigi, Almatı

 

1996, s.98

 

2

 

AHMETOV –ŞANBAYEV,

 

age., s.98; Mehmet AÇA, Kazak Türklerinin

 

Destanları ve Destancılık Geleneği, Konya, 2002, s.75

 

Kazakistan Jırşılık Geleneği ve Bir Örnek: Ruslan Ahmetov

 

403

 

çocuğun beşiğe konma töreni), kelin tüsüru (gelin alma töreni), kız

 

uzatu (kız evlendirme töreni), sırasında söylenen geleneksel pratiklerle

 

ilgili kısa şiirler ile jar jarları söyleyen akınlar olduğunu ve daha geç

 

dönemlerde destan anlatıcısı olarak gelenekte yer aldıkları ifade

 

edilmektedir. “Vak’aya dayalı jırlar önceleri avız edebiyatında küçük

 

jırlar-salt jırları ile çıkmış. Kapsamlı büyük destân hemen oluşmamıştır.

 

Kazakların salt jırları şildehane (yeni doğan çocuğun beşiğe konma

 

merasimi), kız uzatu (kızı evlendirme), kelin tüsüru (gelin almak), vb.

 

geleneğine bağlı ortaya çıkan kısa salt jırlar zamanla genişlemiş ve

 

vak’alı bir epos şekline dönüşmüştür.

 

Joktav (ağıt) jırlarının

 

çoğunluğunda ölen insanın başından geçenler anlatılmıştır. Fakat eposu

 

jırşı veya jarşı söylemiştir. Jarşı, jokşı, jar-jarlardan sonra epos

 

derecesine yükselterek anlatan jıravlar olmalıdır. Çünkü önceki batırlar

 

jırında çoğunlukla jıravların adı geçer. İşte o jıravların söylediklerini

 

değiştirilmeden halka yayanlar da jırşılardır.”

 

3

 

Akın tipinin en eski temsilcisi olan jıravlar, toplumun birlik olduğu

 

dönemlerde, mensubu bulundukları oymak veya boyun temsilciliğini

 

yapmaktan ziyade bütün toplumun temsilcileridir. Bu temsilci

 

kimliklerinden dolayı hanın çevresinde bulunurlar. Türkistan sahası

 

destancılık geleneği ile ilgili tespitlerde bulunan Karl Reichl;

 

Karakalpak destan anlatıcıların bir tipi için kullanılan jırav terimi

 

Kazaklar arasında da bulunur. Bu terim Abılay Han’ın (1711-1781)

 

sarayında yaşamış olan Buhar Jırav (1693-1789) gibi daha eski Kazak

 

destancılar için kullanılmış bir terimdir. Buhar Jırav gibi şahıslar,

 

sadece şair değil aynı zamanda hanın yönetim işlerinde danışmanlık

 

yapan ve han meclisinde üyelik yapan kişiler olarak yönetimle de

 

ilişkilidir.Jırav terimi, daha yakın dönemlerde özel olarak kahramanlık

 

destanî şiiri söyleyicisi anlamına gelip sınırlı bir mahallî kullanıma

 

geçilmiştir

 

4

 

ifadeleri ile jıravların fonksiyonlarını izah etmektedir.

 

Margulan da, jıravların devlet yönetiminde üstlendikleri fonksiyon ve

 

aldıkları görevler ile halk içindeki konumlarına paralel olarak söyledikleri

 

şiir veya anlattıkları destanlar konusunda şunları söylemektedir; “Jıravlar

 

3

 

Kazak Ädebiyatının Târihi, I.Tom, Almatı 1964, s.382

 

4

 

Karl REİCHL , (Çev. Doç. Dr. Metin Ekici),Türk Boylarının Destanları , Ankara

 

2002, s.77

 

404

 

İsmet ÇETİN

 

günlük hayatın küçük şeyleriyle az uğraşmış. Çoğunlukla dönemin yapısı,

 

insanlığın problemleri, gelecek, vb. büyük şeyleri anlatmış. Bunlar da

 

lirizm azdır. Atasözü, deyim, terme, vb. çok kullanılır. Bazı jıravlar

 

hanları, bazıları da halkı anlatır.

 

5

 

Mehmet Aça da jırav hakkındaki

 

tespitlerinde, onların tasnif ettikleri/ anlattıkları türlerin kahramanlık

 

konulu olduğunu açıklarken, konu ile toplumda edindikleri yer ile bir

 

paralellik kurmaktadır:”Cıravlar bir dönem ozanlarda olduğu gibi sadece

 

kahramanlık destanlarını kopuz eşliğinde terennüm eden, irticalen

 

manzumeler meydana getiren sanatkarlardır. Bu adı alan sanatkarlar

 

kazak geleneğinde destan meydana getiren ve kahramanlık destanlarını

 

en güzel şekilde terennüm eden destancılar olarak kabul edilmektedir.

 

Kazak hanları ve bayları her zaman için cıravları yanlarında bulundurup

 

himaye etmişlerdir. Cıravlar tıpkı ozanlarda olduğu gibi savaşlarda

 

orduları, kahramanlık destanları ve şiirleri söyleyerek coşturmuşlardır.

 

Nogaylı devrinde teşekkül eden pek çok destan cıravlar tarafından

 

teşekkül ettirilmiştir.

 

6

 

Jıravların daha çok asker kökenli şahıslar olduğunu aktaran Ergun,

 

tarihî destanlar, şiirler, tolgav, ösiyet, terme gibi şiirler terennüm eden,

 

savaşlarda ordu ile birlikte hareket eden, savaş anında onların

 

maneviyatını yükseltmek için şiirler ve destanlar söyleyen tipler

 

olduğunu ifade ederken, Sıpıra Cırav ile Bukar Cırav örneğini vererek,

 

jıravların hanların nezdindeki posizyonlarının önemini de

 

açıklamaktadır.

 

7

 

Jıravlık, usta-çırak ilişkisi ile kazanılan bir sanat dalı olarak telakki

 

edilmektedir. Türkiye sahası âşıklarında olduğu gibi jırav olmak isteyen

 

birisi, usta bir jırava çırak olur. Çıraklığın süresi, jırav adayının

 

kabiliyetine bağlıdır. Aday, ne zaman bu sanatı öğrenirse çıraklık süresi

 

biter. Ancak, adayın jıravlıkta olgunlaşıp olgunlaşmadığı, usta jırav (üstaz

 

tarafından tespit edilir. Aday, usta jırava çıraklık yapmaya başladığı

 

andan itibaren, yetişinceye kadar, ustasına hizmet eder. Hizmet, onun her

 

gittiği yere gitmesi, ustasının jır söyledeği zaman hizmetinde bulunması,

 

5

 

Kazak Ädebiyatının Târihi, I.Tom, s.379

 

6

 

Mehmet AÇA, age., s.73-74

 

7

 

Metin ERGUN, Kopuz Sarını, Ankara 2002, s.114-115

 

Kazakistan Jırşılık Geleneği ve Bir Örnek: Ruslan Ahmetov

 

405

 

onun söylediklerini ezberlemesi gibi hususlar da hizmetten sayılmaktadır.

 

Ayrıca usta jırav, çırağına jırın esaslarını, konusunu, mazmununu;

 

geleneksel çalgıları olan kopuz yapımı ve kopuz hakkında anlatılan

 

efsaneleri öğretir.

 

Çıraklık süresi, aynı zamanda jırav adayının, jırşılık öğrenim

 

süresidir de. Ustalaştığına kanaat getirilen aday, ustası tarafından kopuz

 

yontmakla haberdar edilir. Çırağın yaptığı kopuz, kendisine ustası

 

tarafından bir törenle verilir. Çıraklık süresince kopuz tartmayan çırak,

 

ustasının kendisine verdiği kopuzu tartar. Usta jırav, kopuz çalmaya

 

başlayan çırağa, destan küylerini (ezgi) öğretir. Bundan sonra çırak,

 

kopuz tartıp tolgav, terme ve destanlardan bölümler söylemeye başlar.

 

Bir kopuzu ile kısa manzumeler söyleyen aday, kopuz çalmayı ve kopuz

 

eşliğinde destan söylemeyi iyice öğrendikten sonra ustası tarafından

 

sanatını icra edebileceğine kanaat getirilirse , yalnız başına çalıp

 

söylemesine izin verilir.

 

Bazen de ölen bir usta jıravın kopuzu çırağa verilir. Bu, jıravın

 

ustasını temsil ve geleneği devam ettirmesi anlamındadır.

 

8

 

Yukarıda çeşitli yollarla jırav olunduğunu ifade etmiştk. Hangi

 

yolla jırav olunursa olunsun, Türk dünyasında görülen rüya motifi zaman

 

zaman jıralıkta da görülür. Kam, manasçı, âşık, bahşi olmak için görülen

 

hazırlık rüyası jıravlık geleneğinde de görülür. Jırav olma ve rüya motifi

 

ile ilgili Karl Reichl’in de tespitleri şu şekildedir:”Genelde bir şâir-

 

destancının çıraklığı, erken denilecek bir yaşta, çok sık olarak da çocuk

 

(genellikle erkek çocuk, fakat kız çocukları da olmak üzere) daha on

 

yaşına girmeden başlar. Bazı geleneklerde çırak çocukların pek çoğunda

 

destancılık mesleği aileden gelmektedir. Fakat, bazı toplumlarda olduğu

 

gibi, çocuğun kabiliyeti .bir başlangıç rüyası veya bir hayal ile mesleğe

 

girişi açıklanır (Kırgız, Azerbaycan ve Türkiye Türkleri örneklerinde

 

olduğu gibi).

 

9

 

8

 

ERGUN age.,111-117

 

9

 

REİCHL, age., s.94

 

406

 

İsmet ÇETİN

 

Hakkında kısa bilgi verdiğimiz jıravlar, sözlü kültür ortamından

 

yazılı kültür ortamına geçen Kazak Türk toplumunda, özellikle Sovyet

 

sömürgeciliği döneminde, merkezî idare ve idarenin ideolojisi paralelinde

 

eser vermeye zorlanmış, bu zorlama sonunda da gelenekli yapısında

 

değişikliğe uğramıştır. Daha önce resmî kurumlarda görev almayan,

 

kendi yetenekleri, bilgelikleri sayesinde hayatlarını kazanan jıravlar, bu

 

dönemde- toplumun yerleşik hayata geçmesi ile de-resmî kurumlarda

 

görev almışlar ve hayatlarını bu yolla kazanmışlardır. Kazakistan’ın

 

Akmescid (Kızılorda) vilayetinde görüştüğümüz Ruslan Ahmetov da

 

hayatını resmî bir kurumda çalışarak, ancak kendi mesleği olan jıravlığı

 

öğreterek kazanmaktadır.

 

Ruslan Ahmedov, 1977 yılında Akmescid’e bağlı Karmakşı

 

avdanında doğmuş genç bir jırav. Babasının adı, Cumabay; annesinin adı

 

Hadişa’dır. Dede Korkut efsanelerinin anlatıldığı ve türbesinin bulunduğu

 

yer olarak bilinen, Korkut Ata ile aynileşen Karmakşı avdanı Ruslan’ın

 

jırav olması için gerekli birikimi sağlamış olmalıdır.

 

Bala Jırav olarak da tanınan Ruslan Ahmetov, Kızılorda Korkut

 

Ata Devlet Üniversitesi’nde jırav öğretmen olarak çalışmaktadır.

 

Evli ve Batırhan adlı bir çocuk babası olan Ruslan, on üç yaşından

 

itibaren jıravlığa merak salmış, dombra ve şan kobız (ağız kopuzu)

 

çalmayı öğrenmiştir. Özellikle dedesi olan Rahmat Jırav, Ruslan’ın

 

jıravlık hünerini öğrenmesinde etkili olmuştur. Karmakşılı Jabbar

 

Tonguşbay ve Bidas Üstünbay’ın,

 

Kızılordalı Almas Ahmatov’un

 

çıraklığını yapan Ruslan, Seyit Amangeldi ve Almasbek Jırav’ın

 

ustasıdır. Jıravlarla ilgili kitabî bilgileri küçük yaştan itibaren okuyan

 

Ruslan, jıravlıkla ilgili bilgilerden bir kısmını da buradan öğrenmiştir.

 

Bazar Jırav’ın Emine Kız, Omar Jırav’ın Şorayak Üç Yumurtkası ve

 

Köroğlu’nun bazı bölümlerini anlatabilen Ruslan, daha çok arnav

 

(karşılama, hoş geldiniz şiiri) söylemektedir. Bildiği şiirleri ustalarından

 

öğrendiğini ifade eden jırav, irticalinin de olduğunu söylemesine rağmen

 

zaman ve mekanın buna uygun olmadığını söyleyerek, kendi şiirlerinden

 

örnek vermedi. Burada verdiğimiz örneğin kime ait olduğunu

 

Kazakistan Jırşılık Geleneği ve Bir Örnek: Ruslan Ahmetov

 

407

 

sorduğumuzda ise kendisinin olduğunu ve bunu ezberden söylediğini

 

ifade etti. Çeşitli yarışma ve akınların toplantılarına katıldığını söyleyen

 

Rusklan Ahmetov, Karakalpakistan, Özbekistan ve Türkiye’de bulunup

 

buralarda yarışmalara ve toplantılara katılmış. Katıldığı toplantılarda

 

birçok ödül alan Ruslan Jırav’ın Kızılorda çevresinde tanınan bir

 

şahsiyet olduğunu müşahede ettik.

 

Ruslan Ahmetov ile ilgili bilgileri, Kazakistan’ın Kızolarda

 

vilayetinde mülakat yapmak suretiyle edindik. 15 Nisan 2001 tarihinde,

 

Dr. Ayşe YÜCEL ÇETİN ve Dr. Tahsin PARLAK ile birlikte

 

görüştüğümüz Ruslan Ahmetov ile ilgili bilgi edinmek maksadıyla,

 

hazırladığımız “Jırşı Turalı Melimetter” adıyla düzenlediğimiz 46

 

soruluk bir anket doldurduk. Anket soruları, jırşının biyografik bilgileri

 

ile icra ettiği sanatı ve gelenek hakkında bilgi edinmeye yönelik biçimde

 

hazırlandı. Görüşmemizde uyguladığımız anket yanında, ses kaydı da

 

yaptık. Tespit ettiğimiz termeyi, Dinara DÜYSEBAYEVA yazıya

 

aktardı. Yazıya aktarılan metinde anlaşılmayan kısımlar “..........”

 

biçiminde gösterildi.

 

Ruslan Ahmetov ile görüşmemizde, kendisinin hikâye(liro-epos)

 

anlattığını ifade etti. Ancak, liro-eposların her zaman, her yerde

 

anlatılmadığını, bunun özel zamanlarının olduğunu ifade etti. Yine de

 

bize kısa bir hikâye anlatabileceğini ifade ederek bir “terme” söyledi.

 

Kopız eşliğinde söylediği terme yazımızın sonunda Türkiye Türkçesi’ne

 

aktararak verdik.

 

Kırgız, Özbek, Karakalpak halk şiirinde de olan Terme, kazak

 

sahası sözlü geleneğinde kalıplaşmış lirik şiir türüdür. Kopuz ve dombra

 

eşliğinde söylenen terme, daha çok nakil söz üzerine kurulmuş

 

şiirlerdir.

 

10

 

Terme, bundan dolayı da sadece bir konu çevresinde

 

kurulmayıp, çeşitli konuların bir araya gelmesi ile kurulan şiir türü olarak

 

ifade edilmektedir. Genellikle 7 ve 8’li hece ile söylenen/ yazılan terme,

 

ferdî ürün olmanın yanında anonim karakter de gösterebilir. Toplumu

 

eğitmek, bilgilendirmek maksadıyla söylenen terme, kendine has ezgi ile

 

icra edilmektedir. Hikaye veya destan anlatımında, anlatmaya başlandığı

 

10

 

AHMETOV – ŞANBAYEV, age., s.199

 

408

 

İsmet ÇETİN

 

zaman önce termenin söylenmesi, Türkiye ve Azerbaycan sahasında

 

söylenen hikâye döşemelerine benzemektedir.

 

11

 

E,e,e,ey, av,au…

 

E…,e,e,ey, av, au……

 

Asılı tüpsiz akımaktıŋ

 

Soyu köksüz ahmağın,

 

Ketti dep ul matkap kul matkap

 

Gitti deyip,oğul övüp kul övüp

 

Pıygılı bitip karalıp

 

Niyeti kötü olup, gözü kararıp

 

Kara jer turmak turaktap

 

Kara yer gibi durmaz istikrarlı

 

olmaz

 

Bilmey jürse jebedi (dep edi?)

 

Bilmezse….(bilmeden yaşarsa)

 

…….jırtaktap

 

………..sırıtıp

 

Sultan Avez bir küni

 

Sultan Avez bir gün

 

Batır er (edi?) turgan jaralıp

 

Bahadır bir er idi ezelden

 

Jabılıp kelse atadan

 

Sürüp gelse atadan

 

….mıktı bop sonda jüredi

 

olup o zaman yaşar (gününü

 

geçirir)

 

Balalıkpen jaltaktap

 

Çocuklukla onun bunun ağzına

 

bakıp

 

Akıl esi kiredi

 

Aklı olgunlaşır (aklı başına gelir)

 

On seggiz jaska kelgende

 

On sekiz yaşına geldiğinde

 

Utadan ulga….

 

Atadan oğla…..

 

Moynıŋa tüsken soŋ…

 

Boynuna yüklendikten sonra…

 

İlajıŋ jok kurtpakka

 

İlacın yok kurutmaya (Çare yok

 

bitirmeye, yok etmeye)

 

Jürersiŋ äri arkalap

 

Yaşarsın hem artık sırtlayarak

 

Bul dünyanıŋ kamı üşin

 

Bu dünyanın menfaati için

 

Oylaydı jigit är talap

 

Düşünür yiğit her türlü gayreti

 

Sonda küter tilersin

 

O zaman bekler dua dilersin

 

Ayırıp jaksı-jamandı

 

Ayırıp iyi-kötüyü

 

Basta abıroy tumşalap

 

Başta şerefini koruyup

 

Seherdiŋ samal jelindey

 

Seherin sam yeli gibi

 

Jigittin jıyganı

 

Yiğidin topladığı (tecrübesi)

 

Dürkirep jürer basında alşaktap

 

Saltanatlı geçirir başında mağrur

 

mağru

 

E…,e….ey, ey alşaktap ey…

 

E….,e….ey…,ey mağrur ey…

 

11

 

ERGUN,age., s.75

 

Kazakistan Jırşılık Geleneği ve Bir Örnek: Ruslan Ahmetov

 

409

 

Şaynap kiydi ökşesin

 

Çiğnercesine giydi ökçesini

 

Kön etiktin ıljaktap

 

Gön çizmeyi sırıtarak

 

Osılay eken äkeli….

 

Böyleyimiş yiğitlik ifadesi

 

Jigittiktin baykasaŋ

 

Yiğitliğin dikkat etsen

 

Jazgı javgan jaŋbırmen

 

Yazın yağan yağmur ile

 

Bäyşeşektay köpirip

 

Köpürerek yeşeren kardelen gibi

 

Jorgaday basar ayagın

 

Yorga (?) gibi basar ayağını

 

Erkek-äyel şalkaktap

 

Erkek –kadın mağrurlanarak

 

Düniya şirkin köşpeli

 

Dünya çirkindner göçmeli

 

Bir jerde turmas turaktap

 

Bir yerde durmaz istikrarlı

 

Bir küni keter basıŋnan

 

Bir gün gider başından(hayatından)

 

Tülkidey suluv kızday bop(?)

 

Tilkice, güzel kız gibi olur

 

Eki de kolı bulgaktap

 

İki kolunu da (elini kolunu)

 

sallayarak

 

…………..

 

……..

 

Adamazttı kasına

 

İnsanoğlunun karşısına

 

Oyın külki …arzan

 

Oyun ve gülünç ucuzdur

 

Erge de keler bir sävlet

 

Yiğide de gelir bir saltanat

 

Jerge de keler bir sävlet

 

Yere de gelir bir salltanat

 

Basıŋda dävir turganda

 

Başında devranın varken

 

Köp söyle tilim ırgaktap

 

Çok söyle dilim ezgiyle

 

Kayalı jok kurgırdı

 

Hayali olmayan uğursuzu

 

Uvakıtında şıgarmay

 

Vaktinde çıkarmayıp

 

Ne kılasıŋ kursaktap?

 

Ne yapacaksın tutarak

 

Kara jer degen kay jakka

 

Kara yer dediğin hangi tarafa

 

Aldıŋa şöp şıgadı

 

Önüne ot çıkar

 

Şıbanday bala şagıŋda

 

Sinek gibi çocukluk çağında

 

Jürgende kanşa ardaktap

 

Yürüyende ne kadar kıymetlendirip

 

…..belgisi

 

…..işareti

 

…..közdiŋ parkına

 

…. Gözün farkına

 

Kur küledi ırjaktap

 

Sadece güler sırıtıp

 

Opasız fani jalganıŋ

 

Vefasız fani dünyanın

 

Baykap tursaŋ akırı

 

Dikkatlice bakarsan sonu

 

Altayı tülki sekildi

 

Kurnaz tilki şeklinde

 

Aldıŋdan kaşkan jortaktap

 

Önünden düşerek kaçan

 

Adamnıŋ köŋli…….

 

Adamın gönlü…….

 

410

 

İsmet ÇETİN

 

Körgen soŋ……

 

Görünce……….

 

………..

 

………………..

 

Kos ayagı….

 

İki ayağı……….

 

Ornayın dese ogan da

 

Yerleşeyim dese ona da

 

…..ulgayıp ketti oŋ talap

 

…..büyüdü gitti doğru talep

 

Atanıŋ ………….

 

Babanın………….

 

Düniyeni jıydık tırnaktap

 

Dünyaca malını yığdık toplayıp

 

Arktasımen halkımnıŋ

 

Destekleriyle halkımın

 

Katar kurbı jürgen soŋ

 

Akranlarım yaşayınca

 

Men de jürmin işinde

 

Ben de yaşıyorum içinde

 

Tay kunanday oynaktap

 

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980438 Ziyaretçi