KASSANDRA DAMGASI-PAPANDÜYŞÖNBAEV

 

Cengiz Aytmatov'un Kassandra Damgası romanı ile ilgili olarak ilginç bir yazı!..


Yazar Orhan Söylemez
Cengiz Aytmatov'un Kassandra Damgası romanı ile ilgili olarak ilginç bir yazı yayınlandı Kırgızistan'da. Yazının okuyucularımızın ilgisini çekeceğini umarak Türkiye Türkçesine aktardık ve buraya aldık. Yeni bir ufuk açması dileğiyle...

 

KASSANDRA DAMGASI



CENGİZ AYTMATOV’UN EVLİYALIĞI KANITLANIYOR MU?
(Papan Düyşönbaev, Kırgız Tuğu gazetesi. 3-6-Şubat 2006)


Günümüzde bilimde ve teknolojide ulaşılan seviye, endüstriyel toplumun en büyük başarısı olarak kabul edilmektedir. Bugün yaşanan gelişmelerin bir çoğuna yaklaşık olarak 150-200 sene evvel, bazılarına ise; bu tarihten daha da öncesinde yazılmış olan sanat eserlerinde rastlanılmaktadır. Henüz dizel ile çalışan gemiler icat edilmeden önce July Vern, romanlarında gelecekte su altında gezecek olan gemilerin olabileceğini yazmıştır. “Kömür tükendiği zaman insanlar neyi yakacaklar?” sorusuna “Suyu yakacaklar.” cevabını veren de odur. Uzay füzesinden bilgisayara hatta robotlara varıncaya kadar, günümüzde yaşanan bu gelişmelerin hemen hemen hepsine geçen asrın başında fantastik tarzda eserler veren yazarlar, bugünkü gelişmeleri eserlerinde çeşitli şekillerde işlemişlerdir. Bu bağlamda, yine ünlü bir bilim adamının dediği gibi, “Bilim, her zaman sanatın peşinden koşmaktadır.” Sanat, kaşiflerin ideallerini ortaya çıkarma görevini yerine getiriyorsa, bilim de onları zamanla maddileştirerek hayata geçirmektedir.

Cengiz Aytmatov’un bundan yaklaşık on sene önce yayınlanmış olan “Kassandra Damgası” adlı romanında embriyolar (anne rahmindeki embriyolar) kendilerinin gelecekteki kaderlerini önceden hissediyorlar. Eğer, embriyolar kötü bir hayat yaşayacaklarını sezerlerse dünyaya gelmek istemiyor ve bunu annelerinin alınlarında çıkan bir leke aracılığıyla belli ediyorlar. Bu lekeyi ancak özel bir ışınla görmek mümkündür. İşte bu eseri, ilk bakışta fantastik bir eser olarak değerlendirenlerin nasıl bir hata yaptıklarını ve aslında bu eserin hayalî olmanın aksine gerçekle ne kadar çok örtüştüğünü günümüzdeki bilim çalışmaları kanıtlamaktadır. Bu fikrin doğruluğunu ispatlar mahiyette Moskova bölgesinin Krasnogorsk şehrindeki tıbbî ve ekolojik teknolojiler vakfının başkanı V. Paponov bir makale yazdı. Günümüzde bilim adamları yeni doğan bir bebeğin göbek kanını analiz ederek gelecekte ne gibi sağlık problemi yaşayabileceğini ve sağlık durumunun ne olacağını tahmin edebiliyorlar. Bilim adamları bu konuyu şöyle açıklıyorlar: “Eğer, kanda akyuvarların albümin oranı çoksa, gelecekte bu gibi çocukların hastalıklara yakalanma riski diğer çocuklara göre daha fazla oluyor. Bu hastalığı yenebilmek için ise; perhiz yapma ve özel tedavi yöntemlerinin uygulanması önerilmektedir. Fakat, bu süreçte çok titiz davranılması ve mutlaka bu sürecin doktor kontrolünde olması gerekiyor. Örneğin, bu durumdaki yetişkin bir insana soğuk geçtiği zaman veya başka bir mikroorganizma vücuda zarar verdiği zaman akyuvarların kandaki albüminleri çoğalıyorsa, aynı zamanda bu kişinin kendini sağlıklı hissetmemesi için hiçbir dış etmen yoksa ve bu kişide o an için hiçbir hastalığın belirtisi görülmemiş olsa dahi, bu kişi ciddî bir hastalığa yakalanmıştır. Onun vücudundaki bu durum, er ya da geç bir çeşit hastalık olarak kendisini gösterecektir.” diyorlar.
Bunların haricinde bir de yeni doğmuş olan çocukların sağlıkları yer altındaki fay hatlarıyla, litosfer ile atmosferin arasındaki gaz değişim durumlarıyla da bağlantılıdır. Bir bölgede yeni doğmuş olan çocukların sağlıklı doğum oranı % 65 iken, buraya komşu olan başka bir bölgede bu rakamın % 22 olması da bu fikri kanıtlar mahiyettedir. Doğal afetlerin olma olasılığının yüksek olduğu yerlerde doğacak bebeklerin sağlıklı olma oranları düşüktür.
Buna sebep olarak ise; çocukların daha anne rahmindeyken kendilerini gelecekte nelerin beklemekte olduğunu sezmesi ve bundan fiziksel olarak etkilenmesi gösterilebilir.
Embriyoların veya anne rahmindeki çocukların gelecekteki kaderlerini önceden seziyor olabilecekleri ve bunun onların sağlıklarına tesir ettiği daha yeni yeni ispatlanıyor. Fakat, hayvanların çoğunun doğal âfetleri önceden bildikleri bilim adamlarınca bundan çok daha önce ispatlanmıştır. Aralık 2004’te Güney Doğu Asya’da gerçekleşen ve ‘‘Tsunami’’ olarak adlandırılan sel felaketi bu hipotezi birkez daha doğrulamıştır.
İki yüz otuz bin kadar insanın hayatını kaybettiği bir felakette tek bir hayvanın dahi (kafesteki hayvanlar hariç) hayatını kaybetmemiş olması herkesi şaşırtırken, daha sonradan yapılan bir araştırmada, kafesteki hayvanlar haricindeki bütün hayvanların Tsunami’nin başlanmasından bir gün önce güvenli yerlere kaçıp gittikleri anlaşılmıştı. Bu yönüyle değerlendirdiğimiz zaman; Kassandra Damgasındaki balinalar da kainatın canlı radarları olarak yeryüzünde olacak felaketleri önceden duyup bağırıyor ve bu çığlıklarına kulak vermeyen insan oğlunun doğaya verdiği zararın farkına varması için hepsi birden kendilerini karaya vurarak intihar ediyorlar” diye tasvir edilen bu sahne de tabiat, insan ve hayvan arasındaki kuvvetli bir bağ bulunduğunun kanıtıdır.
Hayvanların yanı sıra, bugün bilim adamları ağaçların, çiçeklerin ve doğadaki diğer bitkilerin insanların hareketlerine ve niyetlerine göre tepki verdiklerini de kanıtlamışlardır. Örneğin, bilim adamları bazı ağaçlara çok duyarlı vericiler yerleştirip, onların yanlarına şarkı söyleyen veya morali iyi olan birisini gönderdikleri zaman yaprakların hoş sesler çıkarttıklarını, elinde baltası olan veya testeresi olan birisi gidip ağaçlara kötü sözler söylediği zaman ağacın yapraklarının korkarak titremeye başladıklarını ve tepkisinin çok farklı olduğunu ispatlamışlardır.Yine eskiden Çinlilerin anne karnındaki çocuklarla konuştuğu da halk arasında bilinmektedir.
Kıtlık veya savaş zamanalarında karınlarındaki çocuklarının dünyaya gelmemesini arzu eden annelerin çocuklarının ölü doğdukları hakkında da bilgiler mevcuttur. Cengiz Aytmatov’un biyolojik sorunlara bakış açısını nasıl yansıttığını, yazar hakkında yazmış olduğumuz eserin “Cengiz Aytmatov’un Ekolojik Etiği” konu başlıklı 8. bölümünde daha önce genişçe bahsetmiştik. Fakat, bu bölümde işlenen konu, bilim adamı V. Paponov’un makalesindeki konu ile aynı olduğu için sadece her iki makaledeki benzerliklerden söz etmekle yetindik.
Makalenin yazarı V. Paponov, günümüzdeki demokratik durum veya bazı ülkelerin nüfusu azalırken, bazı ülkelerin ise; nüfusunun artmakta olmasıyla embriyoların ayaklanmasının bir alâkası olabilir mi? sorusunu ortaya atar. Şu veya bu ülkede nüfusun artması veya azalması ekonomik ve sosyal durumların iyiliği ile doğru orantılı değildir. Aksine ters orantılıdır. Normal şartlarda, ekonomik ve sosyal şartarı en fazla gelişmiş olan ülkelerde nüfusun artması beklenirken tam tersine nüfus azalmaktadır. Ekonomik durumu zayıf ve yeni gelişmekte olan ülkelerde ise; nüfus ekonominin tam tersine hızla artmaktadır.
Belki de bizim gelişmiş diye hayranı olduğumuz ülkeler, etnik olarak yaşlandıkları için tabiat tarafından çoğalma oranları azaltılmış veya bizim bilmediğimiz bir katmanın sınırına yaklaşmış oldukları için içgüdüsel her türlü ayarları değişmiş olabilir? Demokratik yönden hızla gelişmekte olan ülkeler, kendi altın çağlarına yaklaştıklarından dolayı belki de tabiat onları da kamçılayıp hız kazandırmaktadır? Tabiat milyonlarca yılda meydana gelen tek organizmadır. İnsan ise; onun sadece küçük bir parçasıdır. Tabiatta önceden hesabı yapılmayan ve plan dışı olan hiçbir şey gerçekleşmez. Onun programına hiçbir şey engel olamaz. İnsanın planınlarını gerçekleştirmek için günler, aylar veya yıllar yeterli iken, tabiat insan gibi planlarını gerçekleştirmek için acele etmez. Onun sevdiği ya da nefret ettiği hiçbir şey yoktur. Yine o, tek bir biyolojik veya etnik türün ebedî hegemonyasına da izin vermez. Buna tarih şahittir. O, kozmik temponun oluşmasında sadece kozmik hakikati ve gerçeği meydana getirir.
Makalenin yazarı V. Paponov, Cengiz Aytmatov’un velayetinin bilimsel olarak bu şekide ispatlandığı sonucunu çıkartır.

Türkiye Türkçesine aktaran: Mustafa Ocakbeği. (Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türkoloji bölümü, Yüksek Lisans öğrencisi. Halit Aşlar’a da tavsiyeleri için teşekkürler. O.S)




  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980768 Ziyaretçi