KASSANDRA DAMGASI-EDEBİYATTA KASSANDRA MOTİFİ-HASAN KARACA

 

 

 

KASSANDRA DAMGASI

 


 Haz: Hasan KARACA

 


hasankaraca@patikalar.net

 

Edebiyatta Kassandra Motifi

 


Kassandra’yla ilk olarak Truva savaşında karşılaşıyoruz. Truva kralının güzel kızı Kassandra, şehrin helakını haber verir, Truva Atınının kabul edilmemesi için halkını uyarır; nafile, kimse kendisine inanmaz. Ünlü yunan şairi Homer, onun Agamemnon tarafından köle olarak alındığını ve ikisinin de cinayete kurban gittiğini anlatır. Doğru öngörülerine kimsenin inanmaması kaderini simge olarak ilk Pindar kullanır, ancak Kassandra Eskil’de asıl mahiyetine kavuşur: okuyalım:
Kassandra: Apollon, Kahin, verdi bu görevi bana,
Koro: Apollon mu dedin? Öyleyse… O Tanrı aşıktı sana.
Kassandra: Bir güreşçi misali, nefes nefese, aşkın körlüğüyle diledi beni.
Koro: Sen… Onun oldun o halde?
Kassandra: Hayır, sadece sözünü verdim. Ne ki… Yalan söyledim.
Koro: Ve kahin olmuştun bile?
Kassandra: Öyle, ve halkıma her belayı önceden haber verir olmuştum.
Koro: Nasıl cezalandırdı o tanrı seni?
Kassandra: Her ne dediysem, kimse inanmadı bana.
Evripidus’un da konu ettiği Kassandra’yla, Likofronus’un Aleksandra adlı eserinde tekrar karşılaşıyoruz. Kassandra’dan başkası olmayan Aleksandra, deli diye babası tarafından bir kuleye hapsedilmiştir. Eser, Aleksandra ile kulenin gardiyanı arasındaki konuşmayı anlatır. Konuşmanın ana konusu Aleksandra’nın Truva tarihini kehanetvari bir dilde anlatmasıdır.
Ortaçağın Truva anlatılarında Kassandra tekrar karşımıza çıkar. Bu kez Hıristiyanlığın etkisi altında kalmıştır. O, güzel, bakire ve bilge kadın olarak günahkar Helena’nın zıddıdır. Hıristiyanlığın etkisi o kadar büyüktür ki, 12. yy’ın sonlarında Fritzlars’ın Lied von Troja’sında Kassandra, Mesihin gelişini ve kıyamete kadar olacak olayları dahi haber verir.
Kassandra üzerindeki mistik örtüyü Bocaccio yırtmıştır: Bir yandan De claris mulieribus’ta mistik anlatıları uydurma diye vasıflandırırken, diğer yandan Filostrato’sunda Kassandra’yı sadece aşık kardeşini bir hatadan uyaran kadın olarak sunar.
Chaucer ve Shakespeare’de Kassandra’yla karşılaşsak da o artık önemsiz sayılacak bir karakter oluvermiştir. Onu tekrar ana konu olarak ele alanlar ise Almanya’dan çıkacak. Önce 1802’de Schiller’in Kassandra adlı şiiri, sonra 1856’da Zirndorf, 1877’de Gessler, 1890’da Kastropp ve 1903’de üç Alman yazar daha: König, Pischinger ve Eulenberg. Nihayet 1910’da ünlü Ispanyol romancı B. Pérez Galdós Casandra adlı bir eser yayımlar. 1915’te Ernsts Kassandra’yı farklı bir konuma oturtur. Bu kez Kassandra’nın trajedisi beşeri vasıflarının ağır basması neticesinde yeterince fedakar olamaması, Apollon’un sevgisini zararlı ve yıkıcı bulmasıdır. 1941’de ise Schwarz ele alır Kassandra Motifini: Kassandra, Agamemnon’a aşık olur ve halkına karşı işlediği bu ihaneti hem sevgilisini öldürmekle hem de kendi canıyla öder. Aytmatov’tan önce ise tekrar bir Alman ele almıştır konuyu, bu kez bir kadın: Christa Wolf. 1983’de yayımlanan Kassandra adlı anlatıda erkeklerin hakim olduğu bir dünyadan kurtulmaya çalışan kadının ölüm öncesi itiraflarını okuyoruz.(*)
Ve nihayet Aytmatov da aynı konuyu işlemek üzere Kassandra Damgası’nı kaleme alır.

 


Kassandra Damgası

 


Neyi anlatıyor Kassandra Damgası? Küçük dilsiz kızın, annesinin öldüğünü haber vermek için kendisini dışarı atıp çırpınmasını mı? Balinaların toplu intiharını mı? Yoksa doğmak istemeyen embriyoları mı? Hayır, asıl anlatılmak istenen dünyanın kötüye gidiyor olması. Dünya derken insanı kastediyor Aytmatov. Kötüye giden dünya -içine oturtulduğu hikayenin aksine- kurgusal değildir. Bilakis dünyada olanlara misal getirirken hep yakın tarihimizde gerçekten vuku bulmuş olayları ele alır Aytmatov. Dolaysıyla Kassandra Damgası aslında bir Kassandra Uyarısıdır. Aytmatov sanki dünyaya seslenmektedir ve bunu bir hikayeye oturtmaktadır. Ama Aytmatov sadece Kassandra değildir, veya sadece Kassandra Motifini işlemez. O aynı zamanda Sokrat Motifini de işler. İnsanların yüzüne gerçekleri haykıran ve bunun için ölüme giden adam motifine iki kez raslıyoruz Kassandra Damgasında. Biri, uzay mevkiinde bulunan ve araştırmalarıyla yeryüzünde kargaşa yaratan ‘uzay rahibi’ Filofey, diğeri dünyada Filofey’in tezlerinin doğruluğuna inanan futurolog Robert Bork. Peki nedir bu tezler? Filofey, embriyonların doğumlarının ilk haftalarında dünyaya gelip gelmeme gibi bir tercih belirttiklerini keşfetmiştir. Embriyonlar hayatı reddetmelerini annelerinin alnında çıkan ve uzay rahibi tarafından iyice belirgin kılınan sivilceyle belli ederler. Uzaydaki bilim adamının iddiasına göre, bu hayata karşı isteksizlik dünyadaki kötülüklerden kaynaklanıyor. Bunu demekle tüm insanları suçlamaktadır Filofey. Ve bunun neticesi olarak hayatına kıyar. Bu ölümü bir Kassandra Ölümü olarak alabiliriz, ancak onun dünyadaki takipçisi Robert Bork bir Sokrat uyarlamasıdır. Nitekim kendisini öldürecek olan kitlenin karşısına çıkmasını engellemeye çalışan hanımına „Beni durdurma. Bu kadehi içmeliyim“ (sy. 171) diye cevap verir, ki Sokrat’ın içtiği zehirli kadehe atıf aşikardır. Kassandra ve Sokrat tiplemelerinin yanı sıra bir de Şeytan tiplemesi buluyoruz eserde: Mevki için her şey göze alan siyasetçi(!) Ordok. Bork’la yaptığı telefon konuşmasında kendini ele veriyor: „Aniden mikrofonda biri beliriyor ve bana şunu soruyor: ‘Mister Ordok, lütfen söyler misiniz, sizinle şeytan arasında bir alaka var mı?’ Şaşırdım. Salon nefesini tutmuştu. -’Şeytan mı? Hangi şeytan?’- ‘Siz, Mister Ordok, siz şeytansınız!’ - ‘Bu da ne demek oluyor?’ - ‘Siz, Mister Ordok, Macar kökenlisiniz, Macarcada ise ‘ordog’ şeytan anlamına geliyor. Bunu bilmeniz gerekiyordu, Mister Ordok!’ Salon kahkahadan sarsıldı. Ben kan ter içindeydim. O yine ‘Affedersiniz, Mister Ordok, bunu tesadüfen söylemedim. Sizin, Amerika’da en popüler şeytan olmanızı çok arzuluyorum’ dedi. Yine salon kahkahalarla çınladı.“ (sy. 71). Yazarın Ordok ismini seçmesi tesadüf olmasa gerek, nitekim 137. sayfada da Ordok’un şeytan olduğu tekrar edilir, üstelik bizzat Robert Bork tarafından: „Sonra dönüp herkese Ordok’un aşağılık biri olduğunu; böyle birisini iktidara yaklaştırmanın çok tehlikeli olacağını; bunun şeytanın iktidara gelmesi ile aynı anlama geleceğini ve en korkuncu, hiç kimse bilmese bile onun bir şeytan olduğunu haykırmak istedi.“ (sy. 137). Aytmatov’un tiplemelerindeki bu tekdüzelik romanın zaafıdır. Eserde, iyiler sadece iyi, kötüler sadece kötüdür. Bunun örneğini Entoni Yunger’de de görebiliyoruz. O ne bir Sokrat’tır, ne Kassandra. Önce Ordok’un genç danışmanı olarak tanıdığımız Yunger, Ordok’un insafsızca iktidara koşmasına cesurca karşı çıkan bir kahraman oluverir. Kassandra Mesajını kitlelere ulaştırmak için canla başla çalışır. Gerçek bir havaridir.
Aytmatov’un iyiyi kötüden ayıran kıstası da son derece tekdüzedir: Kassandra Uyarısına inananlar iyi, inanmayanlar kötüdür. Kitle diye tanımlanan insanlar ise „Kassandra Embriyonlarını bir objektif gerçek olarak kabul edecek durumda değiller.“ (sy. 161). Tam bir Mihne olayı. Kassandra Embriyonlarının objektif bir gerçek olarak değerlendirilmesi Aytmatov’un bilime verdiği hakikat payından kaynaklanıyor, ki bizce bilim bu gerçekliği haiz değildir. Kaldı ki romanda Uzay Rahibinin ne şekilde Kassandra Embriyonları sonucuna vardığı açıklanmadığı gibi, onun bilimselliği hiç kimse tarafından sorgulanmaz. Romanda sadece Kassandra Embriyonlarının mesajı ve ona karşı olan tutum tartışılır. Oysa Robert Bork gibi bir bilim adamından onun objektif gerçekliği sorgulanmalı, Filofey’in bilimsel yöntemleri araştırılmalıydı, Ordok gibi bir siyasetçiden belki değil ama Yunger gibi bir zekadan ise Kassandra Embriyonlarının gerçekten var olup olmadığı bile tartışılmalıydı. Her şey Filofey’in basit bir uydurması olamaz mı? Elbette romanın vermek istediği mesaj bağlamında bu bilimsel tartışmalar gereksiz görülebilir. Buna rağmen onların ciddi manada romanın hiçbir yerinde tartışılmaması geçerli bir eleştiridir. Ancak romanın kendisini bir Kassandra Uyarısı olarak alırsak, yani onun bir roman değil de bir haykırış, bir öngörü, bir çırpınış olduğunu kabul edersek, yazarın bu tür tartışmalara girmemesini mazur görebiliriz. Bu durumda Aytmatov’un kendisi Kassandra veya Sokrat olur, ki hikayenin, kötülerin galibiyeti, iyilerin ise ölümüyle bitmesi buna ayrıca işaret eder. Aytmatov sanki Kassandra gibi haykırmaktadır: “Dünyanın kötüye gittiğini görüyorum ve uyarımı dinlemezseniz, o kötü sizin de başınıza gelecek“. Kitabın böyle bir uyarı olduğuna inanmak istemiyorsunuz belki, ama Kassandra’ya da kimse inanmamıştı. Bu haykırışta belki ayrıca Feuerbach’ın „Gerçek muharrirler, insanların vicdan azaplarıdır“ sözünü gerçekleştirme arzusu vardır, belki de bir ba’su ba’del-mevt ümidi. Netice olarak: Kassandra Damgası ciddi bir haykırış ama zayıf bir romandır.

 


Kassandra Damgası’nın tercümesine dair

 


Kassandra Damgası’nı Türkçe’ye Prof. Dr. Ahmet Pirvelioğlu kazandırmıştır. Rusçadan yapılan çeviri -Türkiye’de hala nadiren rastladığımız- başarılı bir tercümedir. Mütercim, kitabın başında bize hem Kassandra’ya, hem de romanın içeriğine dair bilgiler sunuyor. Hoş ve akıcı bir üslupla okuyorsunuz romanı. Ancak Pirvelioğlu da hatadan arı değildir. romanda geçen Almanca ifadeleri -Almanca diline vakıf olmadığından olacak- yanlış vermesi en ufak hatasıdır (mesela 14. sayfada „Merasforderung“ diye verdiği kelime Herausforderung olmalı). Mütercimden temennimiz, sansasyon (s. 56), konseptüel (s. 60), sarkofağının (s. 79), katastrofun (s. 90) gibi kelimelerin yerine, felaket, tabut gibi daha çok bizim olan ifadeleri kullanmasıdır.

*bkz.: Frenzel, E.: Stoffe der Weltliteratur. Stuttgart, 1988.
Heinemann, K.: Die tragischen Gestalten der Griechen in der Weltliteratur, 1920
Ledergerber, K.: Kassandra. Das Bild der Prophetin in der antiken und insbesondere der älteren abendländischen Dichtung. Freiburg, 1950.

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    534941 Ziyaretçi