GENÇLER

 

Balkanlar.Net

Genel Kültür => Edebiyat => Konuyu başlatan: Can Destan üzerinde Nisan 12, 2007, 10:09:57



Konu Başlığı: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Nisan 12, 2007, 10:09:57
CENGİZ  AYTMATOV- “Dişi kurdun  rüyaları”
*NOBEL ÖDÜLÜ ALMASI GEREKMEYEN BİR YAZAR, BİR  ESER*

Kuzey Kafkasyada rastladığım, İdil adlı,akıllı gözlerini kalbimde taşıdığım, dişi kurdun anısına…

Cengiz Aytmatov
Yaşayan en büyük Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov, 1928'de Kırgızistan'ın Bişkek kentinde doğdu. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin bitirdi. Doğduğu toprakların insanlarını, onların geleneklerini ve yaşam biçimlerini, sevinçlerini ve acılarını, duygulu olduğu ölçüde gerçekçi bir dille ve evrensel boyutlarda anlattığı roman ve öyküleriyle kısa zamanda tanındı. 1963'te Lenin Edebiyat Ödülü'nü kazanan Aytmatov'un yapıtları çeşitli dillere çevrildi ve ona uluslararası ün kazandırdı
                                     ***
                             “Dişi kurdun  rüyaları”
-20 y.y. 80 yıllarında ,dünya karalarının 6/1-ni  kaplayan Sovyetler Birliği ,devlet ve toplum olarak dikiş yerlerinden çatırdıyor,sökülmeye hazır  oluyordu.Dünya tarihinde en büyük sosyal deney,insanlığın tarihince süren,-”adil toplum” kurulması hayali-hüsranla bitecekti.Sovyet toplumu hem ekonomi bazda,hem sosyal hayatında değişim dönemi-“perestroyka” ya (yeniden yapılanma) girmeye hazırlanıyordu.Değerler çatışması başlamıştı…
 Ve o yıllarda  Cengiz Aytmatovun bir kitabı çıktı.
 Rusça adı “Plaha” (Плаха= “Cellat kütüğü”)idi.Kitabı basan dergiler kapış kapış  kapışılıyordu.Hemen yabancı dillere çevrildi. 
Almanca başlığının “Kıyamet” olduğunu dostlarım anlattı ..         
Bulgarcası “Голгота” başlığı ile basıldı. ”Golgotha” – Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği
tepenin adıdır.Çile,ıstırap  yeri…
 Kitap  beni çok  etkilemişti ,eser günah,suç,ilahi adalet  gibi insanın manevi hayatını ilgilendiren etrafında kurgulandığını okumuş ve hatta, o günkü aklımla, Türkçe’ye çevirmeye niyetlenmiştim.
 “Bozgun 89 yazında” buraya,İstanbula, getirdiğim Bulgarca nadir birkaç kitap arasında idi.Hatta Türkçe’ye 8-10 sayfasını  çevirdim bile…
Ama bir gün baktım Türkçe’si vardı artık…

     BOZKIRDAKİ   BİLGE’DEN MUHTEŞEM BİR ESER…
Bu kitapta Kötülük ile İyiliğin mücadelesi bir çift kurdun hayat serüveni ile anlatıl-mıştır.Kitaba kendi biçtiğim değeri, Rus dergisi “Noviy Mir”(Yeni Dünya) dergisinin, ”Literaturnaya gazeta” ( Edebiyat  gazetesi ) gazetesi okurlarının  değerlendirilmeleri  ile kıyaslandırmayı merak etmiştim.
Bunlar akademisyen çevrelerinden  ,”çok görmüş”,edebiyatı iyi tanıyan  kişilerdi. Yorumların bir tanesinde,Aytmatov’un Kırgız olmasaydı,bu romanı ile kesinlikle Nobel’i kazanacağını iddia ediyordu.
 Başka bir yorumda(Kiev-Ukrayna’dan Edebiyat profesörü olduğu kalmış hatırımda ):
 “ Bu KİTABI OKUMADAN ÖLMEYİN.” denilmişti…
*Bu kitap Dünyanın En güzel AŞK HİKAYESİ denilebilir mi bilmiyorum,ama okuduğum bunca kitap arasında en çarpıcı  olanı,aşkın en yansıtıcı olanıydı.Kitapta insana has olan yüce duygulardan bahsediliyordu.
ANNE OLMAK o kadar yüce bir duygu ki,kitapta insan veya hayvan fark etmiyordu,
bütün canlılar yavrularını aynı şekilde savıyordu.Bir annenin yavruları için her şeyi göze alabileceği, bir defa da bir dişi kurdun yüreğinden seslenilerek yazılması ,ne etkili olmuş!...Bozkırların Bilgesi,acımasızca hayvanları öldüren, Doğayı  yok eden,hatta günümüzde İnsan hayatını hiçe sayan, Büyük İnsanlığa haykırıyordu eserinde…
“Dişi kurdun rüyaları” slogansız,derin bir çevre romanıdır da adeta,kirlenen Dünya’ya
bir isyan,başkaldırıdır.
 Cengiz Aytmatov’un bu önemli romanında üç olay,birbirine, bazen paralel olarak, bazen iç içe gibi,bazen de sarmaşarak,yürütülmekte olduğu için,içimde bir polifoni
müziği etkisi bırakmıştı.Ve sonuç belli, sonuç kalbimize,belleğimize varan bir mesajdı.
Her üç,paralel olayda da,kötülüğün ve çürümüş toplumun sergilenmesi esas yer almaktadır.
Birincisi, enfes bir anlatım ve duygusallıkla Aknar ve erkek kurdun maceraları.İkinci bölüm ,Abdiasın gençleri uyuşturucu batağından kurtarmak istemesi ve hazin sonu.
Abdiasın sevgisini, sevgilisini tanımlanması nadir görünen bir tasvir örneği.Kitabı okurken ,Abdias keşke sevgilisine kavuşsa diye içimden geçirdim,ama Aytmatovun
hemen hemen tüm eserlerini okuyan birisi olarak,yine hüzünlü bir son bulacağım  hissi bırakmıyordu beni.Dişi kurt Akbar ile Çoban Boston arasındaki gelişen olaylar,daha doğrusu trajedi çok etkileyici.Akbar’ın doğurduğu  tüm yavrularını insanlar yüzünden yitirmesi,yaşadığı bunalımlı günler ve tabiatının verdiği vahşilik…Kitabın sonunda yine hüzün var, yine gözyaşı var...
Son bölüm ise kitabın can alıcı  aşk hikayesi.
Ama hepsinde de ortak nokta Dişi kurt Taşçaynar ve Aknarın hakimiyetidir.
Rus devriminin sosyal etkilerini Kırgız kır yaşamıyla anlatan Aytmatov
bütün olayları,kastettiğimiz gibi,bir kurt ailesinin kişiselleştirilmiş macerasıyla anlatılmıştır.Diğer kitaplarında  da olduğu gibi hikayelerle toplumun  geçmiş deneyimleriyle bugünkü olaylar arasında akılcı bir bağ kurulmuştur.İnsanın sorumluluk sahibi olduğunu sürekli hatırlatan bir kitap.
Bence Aytmatov  bu kitabında yazarlığın zirvesine ulaşmıştır ve hatta bu roman, yazarın şaheseri diyebilirim.İnsanın bir oturuşta bitiresi roman.
İlk okuduğumda kitabın bittiğine  üzülmüştüm adeta…
Bu kitabı  derya gibi algıladım.



Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: jiks üzerinde Nisan 12, 2007, 10:31:18
En son olarak BEYAZ GEMİ'yi okumuştum. Eserleri harika beğendiğim yazar yaşananları bire bir içinde gibi hissettim sürükleyici yazılar. Unutulmaz eserleri var TOPRAK ANA. Hikayelerinde milletinin temel mülkü olan milli hafızaya ait efsane, destan, masal, hikaye ve türküleri, bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikayeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, ps...olojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalışmıştır.
Paylaşım için saol Can Destan Abimiz. :perdono


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: fatneee üzerinde Nisan 12, 2007, 11:26:11
Üniversiteye gelene kadar Cengiz Aytmatov ‘u duymamıştım. Ben klas... herkesin bildiği yazarları bilirdim; Dostoyevski, Tolstoy , Balzac, Dickens vs.... Üniversitede hocamız (Hacettepe İ.İ.B.F nin Türk Dili ve Kompozisyonu derslerini  okutan hocası vardır, Dunarea da belki ders almıştır ondan.) ödev olarak vermişti okuyup inceliyorduk Cengiz Aymatov’un bir hikayesini. Öğelerine ayırıp ( zaman, mekan, kişiler vs.) diğer arkadaşlara sunuyorduk . O zaman “Yüzyüze” yi incelemiştik ordan biraz biliyorum. Detayları hatırlamasam da çok çarpıcı bir anlatımı olduğunu hatırlıyorum . Sonra arkadaşlardaki diğer kitaplarla değiş tokuş edip birkaç eser daha okudum ama onlar da kafamda çok net değil. Bir tanesindeki bir bölüm hariç. Aşağıda buldum alıntı yaptım...Daha sonra da bana biraz ağır geldi sanırım ve ya kolayına kaçtım bilemiyorum devam etmedim okumaya...

Mankurt; Cengiz Aytmatov'un 1980 yılında yazdığı Gün Uzar Yüzyıl Olur adlı eserinde Kırgız destanlarından yararlanarak güncelleştirdiği bir kişiliktir. Mankurt bazı işlemler sonucu öz benliğini yitirerek kendisini kimliksizleştiren düşmanının kuklası haline gelmiş bir zavallı insan tipidir.
Aytmatov'un "Gün Uzar Yüzyıl Olur" adlı şaheseri pek çok Batı diline ve Türk lehçelerine çevrilip yaygınlaşırken "mankurt" kavramı da kabul görerek literatüre girmiş ve “mankurt” ve “mankurtlaştırma” temaları yaygınlaşmıştır. Fransa'da V.Lackhine tarafından "yılın kitabı" olarak gösterilen Aytmatov'un "Gün Uzar Yüzyıl Olur" eserinden yapılan iktibasla "Mankurtizm" "sosyal kimlik değiştirme ve öz köküne yabancılaşma" temalarını karşılayan bir terim olarak sosyal ps...oloji literatüründe yerini almıştır.
Çağdaş Sovyet Şairlerinden Kazak Türk'ü Muhtar Şahanov "Ye¬nilen Galip ya da Cengiz Hanın Halası" konulu Otrar manzumesi’nin doğuşunu anlatırken şunları söylemekte¬dir: "Eserimizde kültür tarihimize derin kökler salmanın bizler için pek önemli olduğunu anlatmak istiyordum. Her insanın doğduğu yere sıkı sıkıya bağlı olması gere¬kir. Bunsuz büyük çaplı yazar olmaz. Köksüz insanlar ortaya çıkınca "mankurtizm" hali olur. (SANAT OLAYI, Aralık 1986, Sayı: 55)
________________________________________
"Gün Uzar Yüzyıl Olur"dan : MANKURT KİMDİR - NASIL MANKURT OLUNUR?..
"...Önce tutsağın kafasını kazırlar, kesilen bir devenin boyun bölgesinden yüzülen bir deri parçası tutsağın kafasına bir başlık gibi geçirilir. Kafasına deri geçirilen tutsak başını yere sürtmesin diye boyuna tahta kalıp takılır, yürek paralayıcı çığlıklarını kimse duymasın diye ıssız bir yere götürülürdü. Kolları, bacakları bağlı tutsak orada güneşin alnacında, aç-susuz birkaç gün kalırdı. Başına deri geçirilenlerden çoğu acıya dayanamayıp ölür, sağ kalanlarsa belleklerini yitirerek geçmişlerini anımsamayan birer "mankurt" -köle- olurlardı. Tutsakların ölüm nedeni açlık, susuzluk değildi. Zavallılar başlarına geçirilen taze deve derisinin güneş altında kuruyarak büzülmesi sonucu acıya dayanamadıkları için ölürlerdi. Sımsıkı sarılan deri kurudukça tutsağın kazınmış başını mengene gibi sıkıştırırdı. Bütün bu acılar sonunda tutsak aklını yitirmeye başlardı. Juanjuanlar işkencenin beşinci gününde sağ kalan var mı diye bakmaya gelirlerdi. İşkenceye tutulanlardan biri bile sağ kalsa amaçlarına ulaşmış sayarlardı kendilerini... "Mankurt" kim olduğunu, soyunun-sopunun nereden geldiğini, adını, çocukluğunu, anasını-babasını bilmezdi kısacası insan olduğunun bile farkında değildi. Benlik bilincini yitirdiği için efendisine iktisadi açıdan büyük avantajlar sağlardı... Herhangi bir köle sahibi için en büyük tehlike, kölesinin başkaldırmasıdır. Her köle fırsat bulunca isyan eder; oysa mankurt köleler arasında kaçmayı, karşı koymayı, başkaldırmayı düşünmeyen, alışılmışın dışında tek varlıktı. Köpeklerin sahiplerini dinlemeleri gibi mankurt ta efendisinin sözünden dışarı çıkmazdı. Efendisinden başkasının sözünü dinlemez, bedeninin gereksinmelerinden başkasını düşünmezdi.... En kirli, en ağır işler mankurtlara verilir, sonsuz sabır isteyen bıktırıcı, sıkıcı, sinir törpüleyici işler onlara yaptırılırdı."... (Cengiz Aytmatov ; "Gün Uzar Yüzyıl Olur"; s. 125-127, Cem yayınevi-İstanbul)


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: fatneee üzerinde Nisan 12, 2007, 12:32:50
Biyografisi:

 Kırgız Türk romancı. Kırgızistan'ın Şeker köyünde doğdu. Cumbul'da baytar okulunu (1946) ve Kırgızistan Tarım Enstitüsünü'nü bitirdi (1953). Deneme çiftliklerinde çalıştı. Bir müddet Moskova'da Gorki Enstitüsü'nde staj gördü. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde okudu. 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Kırgızistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkesini Lüksemburg'da büyükelçi olarak temsil etti.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: fatneee üzerinde Nisan 12, 2007, 12:41:46

Detaylı biyografisi, fotoğrafı ve eserleri hakkında bilgiler bulabileceğiniz bir link gönderiyorum..,
Epey uzun bir yazı olduğu için buraya kopylamadım...

http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=211


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: tatlı buse üzerinde Nisan 12, 2007, 13:20:20
Cengiz AYTMATOV, Kırgızların milli yazarlarından biridir..Edebiyat bölümünde okuduğum için çok daha iyi tanıyorum..
*BEYAZ GEMİ* adlı eseri de çok güzeldir,okumanızı tavsiye ediyorum.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: fatneee üzerinde Nisan 12, 2007, 15:06:30
Alıntı sahibi: tatlı buse üzerinde Nisan 12, 2007, 13:20:20
Cengiz AYTMATOV, Kırgızların milli yazarlarından biridir..Edebiyat bölümünde okuduğum için çok daha iyi tanıyorum..
*BEYAZ GEMİ* adlı eseri de çok güzeldir,okumanızı tavsiye ediyorum.

Çok imrendim sana tatlı buse :) Hem öğrencisin en güzel zamanlarından biriş hayatının  hem de çok zevkli bir bölümde okuyorsun.İnsan bunları öğrenmeye doyamaz be...


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Nisan 12, 2007, 17:00:32
 “Bozkırdaki Bilge’den muhteşem bir eser daha
…Berlin Kitap Fuarında 1993 yılında
“Dünyada yılın romanı” seçilen “Dişi Kurdun Rüyaları”,Aytmatovun enfes üslubuyle
tezyin ettiği iç içe hikayelerden oluşmakta.Özellikle Akbar ve Taşçaynar’ı anlattığı bölümler Kurtların hayatı üzerine araştırtma yapan bilim adamları tarafından da hayranlıkla karşılanmıştır. Aytmatov hayranlarına ve tabii ki onu tanımak isteyenlere
 şiddetle tavsiye edilir.”
  vvv.kitapyurdu.com



Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Finanzwesen üzerinde Nisan 12, 2007, 20:25:20
Üniversitede hocamız (Hacettepe İ.İ.B.F nin Türk Dili ve Kompozisyonu derslerini  okutan hocası vardır, Dunarea da belki ders almıştır ondan.) ödev olarak vermişti okuyup inceliyorduk Cengiz Aymatov’un bir hikayesini. Öğelerine ayırıp ( zaman, mekan, kişiler vs.) diğer arkadaşlara sunuyorduk . O zaman “Yüzyüze” yi incelemiştik ordan biraz biliyorum.

Hülya hocadan söz ediyorsun sanırım,evet ondan ders almıştım geçen sene,iki dönem A1 aldım.. :) Hatta sizin incelediğiniz Yüzyüze'den bir sonraki hikayeyi incelemiştik biz (Aynı kitaptalarmış.Tesadüf. :) ) 'Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek'.Bayağı da özenmiştik sunumumuza,bana dil ve üslubu incelemek düşmüştü.Çok etkileyici,sade bir anlatımı olan,dilimizi çok güzel kullanan bir yazar.Hikayelerinin içinde kendi halkının kültürüne dair ayrıntıları da bulabiliyoruz,bunları da anlatıyor.Ben çok beğenmiştim okuduğum hikaye kitabını. :)

Bu konuyu açtığı için Can Destan büyüğümüze teşekkürler.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: jiks üzerinde Nisan 13, 2007, 10:50:04
Yaa bu Hacettepeli hoca ne kadar meşhurmuş bende kendisi sayesinde öğrendim tanıdım Cengiz Aytmatov'u ::)


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: tatlı buse üzerinde Nisan 13, 2007, 11:11:50
Cengiz AYTMATOV, Kırgızların milli yazarlarından biridir..Edebiyat bölümünde okuduğum için çok daha iyi tanıyorum..
*BEYAZ GEMİ* adlı eseri de çok güzeldir,okumanızı tavsiye ediyorum.

Çok imrendim sana tatlı buse :) Hem öğrencisin en güzel zamanlarından biriş hayatının  hem de çok zevkli bir bölümde okuyorsun.İnsan bunları öğrenmeye doyamaz be...


 dışardan davulun sesi kulağa hoş gelirmiş  ;D bir de bana sor nasıl bu bölümde okuduğumu..Şöyle bir hafta derslerimize girsen anlardın beni.Yine de haklısın herşeye rağmen güzel bir bölüm ve gerçekten zor olsa bile zoru başarmak insana ayrı bir mutluluk veriyor  :) Edebiyat dersleri kolay ama dil dersleri gerçekten zor,inşallah mezun olurum  :)
  Beyaz Gemi' den bir parça yazayım,belkı heveslenip okuyan olur  ;)

  ---- Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz.
O yıl yedi yaşını doldurmuş, sekizine basıyordu.
Ona önce bir çanta aldılar. Kulpunun altında parlak madenden yaylı bir kilidi bulunan, siyah deri taklidi bir çanta. Ivır-zıvır şeyleri koymak için güzel bir üst cebi de vardı. Ahım şahım bir şey değildi ama yine de güzel bir okul çantasıydı işte. Aslında her şey bu çantanın alınmasıyla başladı.----

    Cengiz Aytmatov,toplumcu gerçekçilik akımını benimsemiştir ve yazılarında bu akımın etkisi görmek mümkündür.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: fatneee üzerinde Nisan 13, 2007, 11:26:26
Ah be tatlı buse işteki davulları görünce öğrenciliğinkiler hakkaten pek tatlı geliyor...Keşke o kadar uzakta olmasalardı...


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: tatlı buse üzerinde Nisan 13, 2007, 11:43:40
Ah be tatlı buse işteki davulları görünce öğrenciliğinkiler hakkaten pek tatlı geliyor...Keşke o kadar uzakta olmasalardı...


    Size katılmamak elde değil,her yaşın ve herşeyin kendine göre zorluğu var..Yaşamak,başlı başına hayat ile savaşmak mücadele etmektir.Hayat öyle ki güçlü olanlar zayıf olanları yok eder..Bu öğrencilik hayatında da böyledir iş hayatında da...


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Finanzwesen üzerinde Nisan 13, 2007, 20:15:34
Yaa bu Hacettepeli hoca ne kadar meşhurmuş bende kendisi sayesinde öğrendim tanıdım Cengiz Aytmatov'u ::)

Konu dışı bir yorum olacak ama,

Hacettepe İ.İ.B.F.li olmak ayrıcalıktır.. 8)

Zaten Hülya Hoca bütün fakültenin Türk Dili dersini veriyor. :)


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: sezen üzerinde Nisan 15, 2007, 00:07:37
Cengiz Aytmatovun kitaplarıyla tanıştığımda 6.ınci veya 7.nci sınıfa gidiyordum. Beyaz gemi- "Beliyat korab" ve Selvi boylum- "Topolçitse moye" adlı eserlerini okumuştum  . TR geldiğimde bu son eserin filmini de izleme imkanım oldu, yine etkilendim ve ağladım tabi  :) ,"sevgi emek ister" ana fikri üzerine kurulmuştu ,bu hikaye üzerine pek kafa yormuştum zamanında , Asyanın tercihi beni şaşırtmıştı ....ama  bugün okusam hak verirdim kendisine   :) . "Cemile" isimli eserini okuma imkanım olmadı ama filmini seyrettim  .Yazarın ,aşkı  ve hayatı  anlatışı  oldukça etkileyici, beğenmediğim ise hikayelerin hep hüzünlü oluşu, sonlarının hep istemediğim gibi bitiyor olması ,belki esas etkileyici olanda budur, hayatın toz pembe olmadığını hatırlatması....C. Aytmatov iyi bir yazar, ödüllü bir yazar, “Dişi kurdun  rüyaları” nı da okumam lazım olduğuna karar verdim, hatırlattığınız için sağolun.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Nisan 19, 2007, 11:04:07
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=211
sitesinde okuduğum aşağıdaki yazıyı, bizim sitede de ,alıntı olarak  görünmesini uygun
 buldum…..


HAYATI VE ESERLERİ
Dr. Mustafa Çetin *

Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'da Şeker adlı bir köyde doğdu.Babası Törekul Aytmatov at yetiştiricisiydi. Kırgızistan'a,dağlık yörelere Ekim devrimi daha yeni ulaşıyordu. Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleşmeye başladığı yıllararastlar.Geçmişe bağlı yaşlı neslin yanında yeni düzene ayak uydurmuş genç kuşak da toplumdaki yerlerini alıyorlardı. Yazar kolhoz tarlalarında çalıştı.Çevresini,tabiatı,insanları o yıllarda tanımaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bütün yetişkinler savaşta oldukları için gençlere çok iş düşüyordu. Henüz on beş yaşındayken köyü sovyetinde sekreterlik yaptı,tarım makinalarının hesaplarını tuttu. Daha sonra Kazakistan'daki Cambul veterinerlik teknik okulunda okudu Ardından Frunze(bugünkü Bişgek tarım enstitüsünde okudu.Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan'ı dolaştı. Aynı zamanda da bir gazeteci sıfatıyla çalışıyor,sürekli gözlem yapıyordu. Pek çok genç nesil mensubu gibi halkından uzaklaşmadı,insanına daha da yakınlaştı. Kırgız gazetelerindeki yazıları,redaksiyon servislerinde aldığı görevler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavaş yavaş edebi dünyaya hazırlıyordu.Yazarın akıcı uslubu,kurgudaki başarısı bu ön araştırmalarıyla yakından ilgilidir. Ayrıca bu yıllar geçmiş ile geleceğin kesiştiği bir noktaydı.Her iki dünyayı ve her iki insan tipini çok iyi tanıyordu. Süpeyçi adlı hikayesinin kahramanı baraj mühendisi Beknazar ve Beyaz Yağmur'un kahramanı Zeynepapaalışılagelmiş hayatı temsil ederler.Yeni ahlaki normlar ile eskiyi yaşamakta direnen insanların çatışması eserlere hakim konudur.

Rakipler adlı eserin kahramanı Karatay,Baydamtal Irmağı'nın kahramanı Nurbek, yeni neslin uyanışını temsil eder Bugünle ve geçmişle, yaşlı kuşaklarla çatışmaları anlatılır. Bu eserlerde yazar henüz heyecanıyla yaz-makta ne ciddi bir edebi endişe ne de teknik görülmemektedir.Eserler genel çerçeveleri ile eski ile yeninin çatışması üzerine kurulduğu için estetikten çok didaktik bir endişeye rastlanmaktadır. Ama daha sonraki eserlerinde gördüğümüz yapının ilk adımları olarak değerlendirebileceğimiz bu çalışmalar çark içinde yer alma çabasını göstermesi açısındanönemlidir. Yazarın kendini ispat için zorlama düşüncelere saplandığını da söylemek mümkündür.

Yazar bundan sonraki çalışmalarında 50'li yıllarda kaleme sarılan,Sovyet yazarları arasındadır.Diğer pek çok yazardan farklı olarak yerel kültüre çok büyük önem ve değer verdiğini görürüz.Eleştirileri geçmişin hatalı olduğuna inandığı ögelerinedir. Topyekün bir eleştiriye rastlamayız.Daha önceki kuşağın yazarları milli bir edebiyatın temelini pek sağlam olmasa da atmışlardı. Şimdi mesele yeni kuşağın, yeni düzenle barışık olarak eserler vermeleriydi. Rus edebiyatının bütün dünyada da bilinen engin ufuklarından da yararlanılmalıydı.Unutulmaması gereken bir diğer gerçek ise yazılı edebiyat ürünü olmamakla birlikte Kırgızların tarihinde, eşi benzeri görülmemiş bir destan,halk ans...lopedisi olan Manas Destanı duruyordu.Bu destanların dilden dile dolaşmaya başladığı yıllarda vahşi hayattan yeni yeni kurtulmaya çalışanbir Rus toplumu vardı. Belki Kırgızlar yerleşik hayata yeni uyum sağlıyorlardı ama Er Manas bütün ihtişamıyla onların yanındaydı. Kuşaktan kuşağa akıp gelen bu sınırsız mısralarla birlikte masal,efsane,türkü kültürü de ihmal edilemeyecek bir tabii hazine durumundaydı. Ve bu değerler bütününden en iyi yararlanabilen yazar ise Cengiz Aytmatov'du.Aytmatov'un ilk eserleri bu tarihi ögelere, kendi yöresinin, Talas VadisininKültürüne dayalıydı.Folklorik unsurlar ,masal kahramanları, geleneğin taşıdığı tecrübe ,yeni oluşan edebiyat dünyasında Rus edebiyatının yeri kadarönemli zengin bir altyapı oluşturuyordu.Yazarın 1956'dan itibaren devam ettiği Moskova Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü, onun engin yerel kültürünü evrensel boyuta nasıl taşı-yabileceğini öğrenmesine yardımcı oldu. Bu arada Moskova'nın kültür dünyasını da tanıma fırsatı buldu. Yazar bu yıllarını teorik çalışmalarla geçirdi.Bu yıllarda,edebi değerleri yükselmeye başlayan Yüz Yüze(1957),Cemile(1958),Selvi Boylum Al Yazmalım(1961),Deve gözü(1961) adlı eserlerin yazıldığını görüyoruz. Yazar 1952'de yazdığı Gazeteci Cyudo,Aşim gibiKırgız dergilerinde yayınlanan hikayelerinden çok daha ötelere gelmişti artık.Yüz Yüze,ve Cemile,Süpayçi ve Beyaz Yağmur,Rakipler ve Asma Köprü (Baydamtal Irmağı'nda), Selvi Boylum ve Deve Gözü gibi ikili hikaye grupları,benzer konu ve ilişkilerin anlatıldığı eserlerdir(1).Yüz Yüze'de asker kaçağı kocasını ihbar etmek zorunda kalan Seyde'nin trajedisini, I958'de yazılan Cemile'de farklı bir boyut ve ortamda görürüz. Cemile'nin kocası askerdedir. Onu sabırla bekler. Am Danyar girer dünyasına. Çok riskli ama "iyimser bir gelecek" ile karşılaşırız .Yeni bir dünya görüşü de yansıtılır bu arada.Ama yer yer eskiye yöneltilen eleştirilerin dozunun çok iyi ayarlandığını,geçmişin yok edilmeye çalışılmadığını dagörürüz.

Selvi Boylum ve Deve Gözü'nün benzerlik arzeden yapısı,o dönemYazar ve dramturglarında da görülen bir durumdur (Axjanov, lipatov, Marcinkivicius, Arbusov,Rosov gibi). Güçlü,karşı durmayı bilen, haklarını korumaya çalışan kahramanlar göze çarpar.Cemile ve Deve Gözü'nde felsefi boyutun gerçekçi bir şekilde eserlere yerleştirildiği görülür.Ciddi tesbitler vardır. Burada Cengiz Aytmatov'un yeni bir yol denediğini söyleyebiliriz.Felsefi unsurların verilişinde Rus edebiyatı ve Sovyet edebiyatının etkilerinden söz edilebilir.

Cemile'de geleneksel Kırgız edebiyatının tipleme anlayışı kullanılsaydı ,Kırgız efsanesi Olcabay ve Kisimcan'dan farklı bir şey göremezdik.Cemile ve Danyar'ın hiç istenmeden gelişen ilişkileri geleneksel yapıdan hayli uzak bir uslupla ele alınmıştı.Danyar'ın görüşleri ,derin duyguları Cemile'yi etkilemiştir.Danyar sadece düşünceli,savaşta sakatlanmış biri olarak değil,bir gücün temsilcisi olarak karşımızdadır.Danyar'ın Cemile'nin aklına düşürdüğü şey yönlendirme şeklinde vasıflandırılamaz. Onlar birbirleri içinkarar vermişlerdir.

Aytmatov,1956'da Sovyet yaazarlar Birliği üyesi olur.Moskova Edebiyat Enstitüsü'nde Maksim Gorki adlı incelemesini yazdı.Enstitüdeki diploma çalışması olan Cemile onun ilk zirvesiydi. !959'da Komunist Parti'ye üye oldu.Taşkent'te yapılan Asya-Afrika Yazarlar Konferansı'na katıldı. Kırgızistan Edebiyatı adlı yayın organında redaktörlük yaptı. Pravda'nın Kırgızistan masasında görev yaptı.Aytmatov, hikayelerinde(Uzun hikaye) okuyucusuyla doğrudan ilişki kurabileceği bir yapı peşindedir.Okuyucunun eserden etkilenmesini değilkatılmasını hedefler. İlk eserlerinden itibaren gelişen bu arayış her eserdeyeni bir formda karşımıza çıkar.Zamanla subjektif karakterlere de rastlarız.

Kişileştirme önceki eserlerden farklı bir hal almaya başlar.60'lı yıllardan itibaren Kırgız geleneklerine bağlılığı konusundaki bakışını netleştirirken ,bir yandan da Radlow'un 19.Yüzyıldaki çalışmalarından etkilenerek Kırgız kültürünün, epik ögelerini inceliyordu. Bu gücün kaynağına inmeye çalışıyordu.Manas ile ilgili çalışmalar yapıyor, yapılan çalışmaları izliyordu.

İşte yazarın bu dönemdeki ilk eseri İlk Öğretmenim(Öğretmen Duyşen)(1962)'dir.Kahramanlar olgunlaşmış,sistemle uyumlu idealist kişiler olmuştur .Ama Duyşen'in bir parça Er Manas tarafı olduğu da inkar edilemez.İlkÖğretmen hem teknik hem işleniş açısından önemli bir aşamadır.Bu özellik Daha eserin girişinde kendini gösterir."......Biz gülüşerek çığlıklar atarak tepeye tırmanırken iki yana sallanan kavaklar ,serin gölgesiyle,tatlı hışırtılarıyla sanki bizlere "Hoş geldiniz"derlerdi. Biz baldırı çıplakların derdi kuş yuvalarıydı, birbirimizin omzuna basarak hemen kavaklara çıkardık.Ürken kuşlar sürü sürü tepemizde uçmaya başlarlardı .Fakat bize ne kuşlardan,onlar ne halleri varsa görsünler !Biz yükseldikçe yükselirdik dallara basa basa.Kimin daha gözüpek,becerikli olduğu o zaman anlaşılırdı.Derken kuş uçuşu yüksekliğinde ,büyülü bir değnekle dokunmuşçasına ,önümüzde şaşırtıcı bir Sesizlik ve ışık dünyası açılırdı...."(2).

Bu satırlarda eserin sonuna ve kavak ağaçlarına bağlanan müthiş bir kurgu ustalığı görürüz. Akıcılık ise başka bir değer.60'lı yıllarla başlayan bu yeni bakış pek çok yazar,yönetmen ve dramaturga da örnek teşkil ediyordu.Aytmatov'un 1963 yılında yazdığı Toprak Ana adlı eseri ona Lenin Ödülü'nü kazandırdı.1964 yılında Al Elma adlı hikayesini yazdı.1965 yılında Kırgız Sinemacılar Birliği Başkanı oldu. Aynı yıl Beyrut'taki, 1966'da Delhi'deki Asya Afrika Yazarlar Konferansı'na katıldı. Aynı yıl bir diğer önemli eseri olan Gülsarı'yı,Rusça olarak yazdı.

Gülsarı bir bakıma geçmişin muhasebesi gibidir.Yapılan hatalar,alınan mesafe bir bir sorgulanır.Gülsarı ile birlikte Tanabay'ın silinişi bir devri olanca hüznüyle gözler önüne serer. O yılların sıkıntıları geride kalmıştırama bu arada heyecan da kaybolmuştur. Eser o yıl çok sayıda eleştirmenin dikkatini çekti. Nesir dalında en iyi çalışma olduğu konusunda herkes hemfikirdi (3). Fakat muhasebe yapılırken yazarın açık tavır olması pek çok çevreyi rahatsız etti. Leonov, Belov gibi yazarların da eserlerinde geçmişe yönelik eleştirilerinde aynı keskin dili kullandıklarını görürüz.Aytmatov,zengin bir kültür geleneğinin,üretmeye elverişli yapısınınEdebiyat geleneğinin gelişmesinde çok önemli bir rolünün olduğunu eserleriyle ispat etti.Çünkü pek çok kişi geçmişin tamamiyle silinmesi gerektiğineinanıyordu. Yazarın 60'lı yıllarda kaleme aldığı eserleri bu ön yargılı görüşleri yok etmişti.Bu arada yazarın bu tavrı dolayısiyle sıkça takibata uğradığıda bilinmektedir.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Nisan 19, 2007, 11:10:42
1967'de Sovyet Yazarlar Birliği İdare Heyeti Üyeliğine seçildi.1968'deBüyük Sovyet Ödülünü aldı. Aynı yıl Kırgız Halk Edipleri adlı çalışması yayınlandı. 1970'te Beyaz Gemi,Askerin Oğlu,Oğulla Görüşme adlı eserleriMoskova'da yayınlandı.

70'li yıllarla birlikte yazarın geleneksel motif, efsane ve masallara yaklaşımı çok özel renkler kazanmaya başlar. "........Efsane ve mitoslar üzerine düşünelim bir.Onlar halkın canlı hafızası,hayat tecrübesi, felsefesi, tarihidir.Maslımsı fantastik dünyaları önemli değerler taşır. Mesela Geyik Ana(Beyaz Gemi) bugünkü gerçeklerle bütünlük arzeder. .........." (4).Yazar bu sözleriyle gerçekle masalın dünyasını nasıl birleştirdiğini ifade eder.Beyaz Gemi'de Orazkul ve Seydahmet bir tarafı, Mümin Dede ve Çocuk diğer tarafı temsil eder. Seydahmet ve Mümin Dede pasiflikleriylebirbirlerine yaklaşırlarken ,Çocuk ve Orazkul zıt kutupları temsil ederler.Yazar çocuğa bir"ad" bile vermez.Çünkü onu bütün çocukların temsilcisi olarak görür ve masal kahramanlarıyla özdeşleştirir. O, capacanlı birmasal kahramanıdır. Ama gerçektir de.Ölümü de son derece destansıdır.O-nun ölümü bir kurtuluş gibidir.Pek çok Rus eleştirmenin görüşlerinin aksine bu ölümde ve ölüm şeklinde bir karamsarlık yoktur.Orazkul'un yalnız kaldığında çocuğu olmayışının acısını yaşaması ayrıca enteresandır.O eserin kötüyü temsil edenlerindendir.Onun bu iç muhasebesi onu bir kahraman olmaya doğru götürür. Bu durumu Çocuk ve okuyucu bilir.Diğer tip ve kahramanların haberi yoktur.

Eserde iyiler ve kötüler masalsı bir işleyişle birbirinden ayrılırken edebi anlamda birer karakter olduklarını görürüz. Müthiş bir kurgulama ileOkuyucu masal ve gerçek arasında dolaştırılır. Ve okuyucu aynı zamandakatılımcı olduğu için gerçeğin veya masalın hangisi olduğunu ayırmaktagüçlük çeker.

Yazar geçmişte,din,felsefe,ilim adına insanların birbirine düşürüldüğünü ,bunun bugün de yarın da böyle olacağı görüşünü savunuyor.Edebiyatın bu noktadaki görevinin büyük olduğunu,insanlar arasında ortak dünyalar oluşmasına yardım ettiğini, edebiyatın öneminin her geçen gün daha da artğını vurgulamaktadır(5). "...........Nesrin iki tarzı var bugün. Biri spekulas-yonlara açık olan,diğeri ise gerçek nesirdir.Kalıcı bir eser için bilinen edebikaidelerin yanında sanatçı ruhu ve dürüst bir kişiliğe ihtiyaç vardır....."(6).

Yazarın bu sınıflaması ,yazarın yazdığına inanmasının gerekliliğini en açıkşekliyle ifade etmektedir.Sanat dünyasındaki dejenerasyona yazar şu sözleriyle tepki gösterMektedir: "......Okuyucunun beklentisi,ilgisi de nesrin başka bir yönlendiri-cisi .Okuyucunun seviyesi yükseldikçe,sanatçı da kendini yenilemek,bir üstbasamağa geçmek durumundadır . Bugün batıda ekonomideki rekabete benzeyen sanat rekabeti, pornografiyi bile sanat sınıfına sokacak kadar tuhaflaşmıştır....." ( 7). Aytmatov, yeni nesirle ilgili bir diğer gelişmeyi ,nesrin drama havasına bürünmesini, seviyenin yükselmesi olarak değerlendiriyor. Yazarın sıkça bir senarist veya yönetmen gibi davranması gerektiğini savunur. Bunun da yaşamakla, uzun yaşamakla ilgili olduğunu, Ernest Hemingway'in "Büyük bir yazar olabilmek için uzun yaşamak gerekir"(8)şeklindeki sözlerini hatırlatarak savunmaktadır. Tabii ki burada uzun yaşamaktan, insanın değişmesinin takibi, karşılıklı etkileşimin önemi kastedilmektedir

Cengiz Aytmatov'un babası 1937 yılında Milli Kırgız Partisi sekreteriydi. Yazar,o günleri anlatan,babasının kuşağını işleyen , otobiyografik birçalışma yapmak istediğini bir kaç konuşmasında ifade etmiştir (9).Yazarkendi şeceresini şöyle dile getiriyor:".......Baba adı Törekul, dede Aytmat, onun babası Kimbildi,onun babası Kuncuyok ...." (10).Gelenek ve göreneklerine gösterdiği sadakatın bir diğer belirtisi de kendi geçmişi ile ilgili bilgi sahibi olmasıdır.Atalarının mezarlarına,uzak akrabalarına,onların mesleklerine ve detaylı hayat hikayelerine kadar herşeyi bilmektedir.Baba Törekul Aytmatov,daha sonra mevcut partinin lağvedilmesiyle birlikte Komunist Parti'ye üye olur. Parti görevlisi olarak gönderildiği Moskova'da ihanet suçundan tutuklanır,ardından ölüme mahkum edilir.Ölümünden sonra yapılan araştırmada suçlu olmadığı kanaatine varılır.Ancak bu iadei itibar hadisesinden sonra aile tekrar Kırgızistan'a dönebilir. Orada ya-zar ve annesi halaları Karagözapa'nın evinde kalırlar. Bu yıllar aile için sonderece zorlu geçer.Aytmatov ailenin büyük çocuğuydu,pek çok sorumluluğu vardı.Güçlü bir kadın olan annesi onun yetişmesinde,edebiyatla tanışmasında çok etkili oldu.Ona hem Rus edebiyatını hem de Kırgız kültürünü öğretmeye çalıştı.Birkaç yıl burada kalındıktan sonra annesinin işi dolayısıyle Kirovskaya adlı bir Rus köyüne taşındılar.Yazar orada Rus okulunasinin de katkılarıyla hareketli bir gençlik yaşadı,gerek gittiği okullarda, gerekse kendi çabasıyla ciddi bir yetişme süreci geçirdi.Aytmatov,bilinen eserlerini kaleme almadan önce işe tercümeler yaparak başladı .ValentinKateev'den (1897-1986)Alay'ın Oğlu,Mikhail Bubenkov'dan (1909-1983) Huş Ağacı adlı eserleri Rusça'dan Kırgızca'ya çevirdi.Bu çalışmaların o dönem için önemi çok büyüktü(11).

Yazar,bir konuya son derece eğlenceli bir şekilde yaklaşılabileceğigibi,çok ciddi bir gerçekçilikle de aynı konunun ele alınabileceği görüşündedir.Bu arada esas olanın alt yapı ve uzun süren bir ön araştırma olduğunuda vurgular(12). Kendisinin savaşı, ilk gençlik yıllarında ve cephe gerisindede olsa yaşadığını,o yıllarda insanların heyecanla, bütün güçleriyle çalıştıklarını,hayatın insanlar üzerinde en zor şartları tecrübe ettiğini, yazarken hepbu hususları göz önünde bulundurduğunu söylemektedir(13). Pek çok eleştirmen de yazarın bu özelliğini vurgulamaktadır (14). Eserler gözden geçirildiğnde bu husus çok açık olarak da belli olmaktadır.

Mit ve efsanelerin eserin genel kurgusuyla başa baş, aynı özenle işlenmesi yazarın bir diğer üstünlüğüdür. Onları halkın hafızası, yazılmamıştarihi olarak görür. Felsefi yapıları kadar fiktif yapılarından da etkilendiğiaçıktır.Kırgız topraklarında sözlü edebiyat ürünleri derin bir geçmişe sahipolmasına rağmen ilk basılı edebi ürün Moldogazi Tokobayev'in Sessiz Kakay adlı tiyatro eseridir.Bunu Kasımali Bayalinov,Tugalbeg Sadıkbekov ve Mukay Elebayev'in eserleri izler.

Modern edebiyatta mitolojik öge ve efsanelerin kullanılışı çok yeni değildir.Thomas Mann,James Joyce,J.P.Sartre,Albert Camus'da da görürüz.Ama Aytmatov'un bu ögelerin toplumsal gerçekçi yaklaşımdaki en başarılıkullanıcısı olduğunu söyleyebiliriz(15).Yazar Türkçe ve onun tarihte kullanıldığı en hacimli eser olan Manas Destanı'na çok büyük önem vermektedir. "......Bundan bir süre önce uzun yıllarRusya'da sürdürülen bir çalışma tamamlandı. Bu çok hacimli bir Türkçesözlüktür. Yüzyıl önce Petersburg'da hazırlanmaya başlanan bu sözlük benim el kitabımdır.Sürekli ondan yararlanırım.Bu sözlük sayesinde Türk atalarımla konuşabiliyorum ......" (16). ".......Kırgız destanları beni çok etkiledi.Hala da etkiliyor.Her eserim bir ucundan bu destanlara dayanır.Manas Destanı bir milyon mısradan oluşur. Dört ciltlik bu destan yirmi yılda bir arayatoplanabilmiştir.Bu destanın özü insan duygularıdır. Tekrarlıyorum her ese-rim bu Kırgız destanlarına dayanır....." (17). Yazar Kırgız edebiyatının kaynağını da eski sözlü gelenek,halk hikayeleri,özellikle de Manas Destanı olarak gösterir. İkinci kaynak olarak isemodern Sovyet edebiyatından söz eder.Bu sayede iki kaynaklı,geçmişle bugünü bir arada sürdüren bir edebiyata sahip olduklarını belirtir (18).Aytmatov,pek çok edebi sima üzerine çalışmalar yapmış,dikkate değer edebi araştırmalara imza atmıştır. Türk dili ve edebiyatı, halkbilimi,sosyoloji sahalarında eserler vermiştir(19).

1973 yılında ilk ve tek tiyatro eseri olan Fujiyama'yı Kazak dramaturg Kaltay Muhammedcanov ile birlikte yazdı. Yazarı da şaşırtan bir ilgigören eser pek çok dile çevrildi,bazı ülkelerde sahnelendi.Ayrıca Kırgızfilmtarafından sinemaya da uyarlandı.

1980'de yazarın hayatında eserleri açısından büyük bir birikim sonucu ortaya çıktığı anlaşılan Gün Uzar Yüzyıl Olur yayınlanır.Hikaye ve uzunhikayelerin ardından gelen bu roman başta Sovyetler olmak üzere bütün dünyada heyecanla karşılandı. Bu eserde aşağı yukarı on yıl öncesinden bugün olanlara dair ipuçları görürüz. O ana kadar rejime yapılan en yoğun eleştirilere burada rastlarız.Ama edebi tavizler olmadan bunun yapılabilmesi de ayrıca önemlidir.

Yazarın bu eserinin ardından uzunca bir süre için edebi çalışmaları-na ara verdiğini,politik konumuyla ilgili çalışmalar yöneldiğini görüyoruz.Sovyetler Birliği'ni ve Kırgızistan'ı ülke içi ve dışında defalarca temsil etti.1986 yılında yazarın öncülüğünde Kırgızistan'da gerçekleştirilen veolumlu(20) olumsuz(21) pek çok eleştiri alan Isık Göl Forumu düzenlendi.

Dünyanın doğusu ile batısını birleştirmeyi amaçlayan bu forum çok büyük bir uluslararası katılımla gerçekleştirildi. Yapılmak istenen şey tabii ki çok önemliydi ama dünyanın gidişatına çok uygun değildi. Sonraki yıl bu forum Peter Ustinov'un desteğiyle İsviçre'de yapıldı ama gereken ilgiyi görmedi.

Isık Göl Forumu'nda Cengiz Aytmatov'un Gün Uzar YüzyılOlur'dan daha hacimli bir eser olan Dişi Kurdun Rüyaları'nın ilk haberlerinin duyulduğunu görüyoruz.Bu eser yazarın Deniz Kıyısında Koşan Alaköpek'ten sonra Kırgız -Kazak dünyasından ikinci çıkışıdır. Romanın kahra-manı yeni bir Hristiyanlık anlayışının peşinde olan Abdias adlı bir Rus misyonerdir.Tabiatın geleneğin temsilcisi ise dişi kurt Akbar'dır. Abdias'ın trajedisi ,esrar mafyası,çevre düşmanlığı,Akbar'ın sabır yüklü yolculuğu müthiş bir kurgu ile anlatılır.Bütün dünyada çok büyük ilgi gören eser,ülkemizde ilginin dağılmaya başladığı 1990 yılında Ötüken Yayınevi tarafından yayınlandı(22).I990 yılında Sovyetler Birliği'nin Lüksemburg büyükelçiliği görevinde bulunan yazar bir süre sonra birliğin dağılmasından sonra bütün yurtdışı temsilciliklerin Rusya'ya devriyle bir süre Rusya büyükelçisi sıfatıylagörev yapmak durumunda kalmıştır.Yazar 90'lı yıllarda edebi anlamda birkaç küçük ama önemli esere imza atmıştır.Cengiz Han'a Küsen Bulut ve Yıldırım Sesli Manasçı bunlar arasında sayılabilir. 90'lı yıllarda İlesam tarafından kendisine verilen ödülü al-almak ve İstanbul Sinema Günleri'nde adına düzenlenen günlere katılmak için ülkemizi ziyaret eden yazar çok büyük ilgi görmüştür.1970'lerdekiilk ziyaretinde ona ilgi gösterenler ile bu gelişlerinde yoğun ilgi gösterenlerin farklı olması da dünyada değişen bir şeyler olduğunun göstergesidir.60'lı yıllarda yazara yöneltilen eleştirilerin yorumu da ayrı bir çalışmaolabilecek niteliktedir(23).Bize göre her şeyi kendi dönemi, norm ve değerleri çerçevesinde değerlendirmek doğru olacaktır.Şu anda,21.Yüzyıldan geriye dönüp bakıldığında değişime uğramayan hiç bir şeyin kalmadığını görüyoruz. Bu anlamda geçmiş, birkaç söz ve olayla anlaşılamayacak yoğunluktadır. Lüksemburg'daki görevinin ardından Kırgızistan'a dönen yazar birsessizlik dönemi geçirdikten sonra tekrar aktif politik hayata dönmüş,halen Fransa'da Kırgızistan'ın Paris büyükelçisi olarak görev yapmaktadır.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Nisan 20, 2007, 22:01:18
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=211
fatnee arkadaşımızın gönderdiği linkten kopya edilen,
içeriğini çok beğendiğim bir yazıdır…

Yüzyılın yazarı: Cengiz Aytmatov

OLCAY YAZICI

Ünü ülkesinin sınırlarını aşan ve kitapları büyük bir beğeni ile okunan Cengiz Aytmatov, doğup büyüdüğü Kırgızistan coğrafyasının kültür damarından ve binlerce yıllık geçmişi olan gelenek ırmağından beslenerek, özgünlüğü, otantikliği, insanı yüreğinden yakalayan olağanüstü/büyüleyici üslup güzelliği ve entellektüel birikimi ile yaşadığımız yüzyılın müstesna yazarı sayılmayı fazlasıyla hak etmiş bir isim.

Aytmatov’u bütün derinliği ve yoğunluğu ile analiz etmek, eserlerini bir münekkid idraki ile irdelemek, tespit ve teşhis operasyonuna tabi tutmak, yorucu çalışmalar gerektirir.
Biz bu özgün ve farklı yazarın fikir dünyasına, ana başlıklarla ışık düşürmeye çalışacağız. Aytmatov’un eserlerine edebî ve estetik yaklaşım denemesi olacak bu.

Aytmatov en başta sıra dışı, özgün ve farklı bir yazar. Çünkü o sadece bir edebiyatçı, romancı değil; aynı zamanda ve özellikle de insanın, dünyanın gidişatı üzerine kafa yoran; daha erdemli bir dünya arzulayan; anti insanî yönelişleri onurlu bir karşı çıkışla sorgulayan, bunun için kaygılanan ve uyarıcı eserler üreten bir aydın.

AŞKIN LİRİK DESTANI
Ön planda, aşkın ve hüznün lirik destanının yazıyor gibi görünse de, onun usta bir sembolizmle bezediği ve âdeta şiir cümlesi gibi yoğun bir ps...oloji, yoğun bir sosyal gönderme/çağrışım, soyutlama, ve telmih yüklü anlatışının arka planını sezebilenler, ondaki insanı ezen sosyal baskılara karşı çıkışı, insanın tarafını tutuşu kolaylıkla görebilirler.

Aşk ve lirizm Aytmatov’da, insanı derinden yakalamak, düşüncesini sarsmak ve duygusallığa açılan pencereden ufuk ötesine açılarak; kültürel kimlik şuurlanışına uzanmak için bir vasıtadır.

Evet, Aytmatov aşkın yazarıdır belki, fakat aşkın ötesinde daha aşkın misyonlar, sosyal realiteler, ps...olojik bilenmeler besler ana kaynak olarak.

Aytmatov’un romanlarındaki bu derin damarı- müthiş bir üslup ustalığı ile gizlenen sosyal göndermeleri/ kültürel ve siyasî misyonu yakalayabilmek için, onu yetiştiren fizikî coğrafyayı, büyük dalgalanmaların hüküm sürdüğü bu coğrafyanın sosyal, siyasal ve kültürel dokusunu, o toprakların geçirdiği korkunç değişim serüvenini, kültür erozyonunu; insanın özüne yöneltilen her türlü şiddeti çok iyi bilmek ve çok iyi analiz etmek gerekir.

Bu eserleri, Andre Gide’in “sanat baskıdan doğar” sözü ışığında değerlendirmek doğru olur. Bütün klas... Rus edebiyatında olduğu gibi yasak ve sansürden/hürriyetsizlikten ötürü ortaya çıkan dolaylı ve sembolik söyleme mecburiyeti, beraberinde edebiyat ustalığını ve bir sanat-yoğun üslubu getiriyor.


Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, yasakların kalkması, hürriyetlerin zoraki de olsa verilmesinin ardından o coğrafyanın edebî ürünlerinde “düşüş” belirtileri başlamıştır. Bu da, yine Gide’nin ikinci cümlesiyle alâkalı: “Sanat hürriyet içinde ölür!”

SEMBOLLERİN DİLİ
Cengiz Aytmatov, bütün usta yazarlar gibi düz cümlelerle değil, sosyal ve ironik çağrışımları olan cümlelerle konuşuyor. Adeta insanın ve yaşadığı atmosferin röntgenini çekiyor. Bu güçlü ve özgün üslubuyla tabiata ve hayvanlara bile bir insan karakteri yüklüyor, onları kişileştiriyor. Bu yönü ile de, edebiyat dünyasında eşsiz ve tektir.

Cengiz Aytmatov yüzyılın tartışmasız en güçlü yazarıdır. En güçlülerden biri değil, biriciği. Tek olanıdır. Öyle ki, dünya edebiyatının devi diye nitelendirilen Dostoyevski bile, eğer yaşıyor olsaydı, Aytmatov’un insanı derinden sarsan büyüleyici üslubu karşısında hasedinden ölürdü.

Özellikle, “Gün Uzar Yüzyıl Olur” ya da özgün adı ile “Asra Bedel Gün”, romanın 20. Yüzyıldaki tartışmasız zirvesidir. Bu hüküm asla sübjektif ve hissi değildir. Romanı, edebiyatın evrensel kriterleri ile titiz bir şekilde kıyaslayarak söylüyorum bunu. Yani yazarımızı, tipleme, somutun olduğu kadar, soyutun da ince duyarlıklarla tasvir ve tahlilini yapma gücü, sağlam ve sarsılmaz karakterler oluşturma becerisi, etkileyici, şiirsel üslup üstünlüğü; insan denen meçhulü entellektüel mercek altında irdeleme kudreti, sosyal ve ps...olojik ruh çözümlemeleri maharetiyle, âdil bir şekilde değerlendirerek bu hükme varıyorum.

MANKURTİZM KAVRAMI
Cengiz Aytmatov’un, bir Kırgız efsanesinden esinlenerek dünya edebiyat literatürüne kazandırdığı “mankurt” ve “mankurtizm” kavramı bütün dillerde aynen kullanılmaktadır.

Sistemin baskısı ya da insanın kendi özüne yabancılaşması neticesinde şahsiyetini ve sosyal/kültürel hafızasını kaybetmesini; zihnî yönden köleleşmesini çarpıcı bir şekilde izah eden mankurtizm, Beyaz Gemi’de, Gün Uzar Yüzyıl Olur’da, Cengiz Han’a Küsen Bulut’ta, Dişi Kurdun Rüyaları’nda ve diğer romanlarda da kullanılır. Şüphesiz bu kavramı doğuran, o coğrafyanın sert ve acımasız sosyal yapısıdır.

Efsane ve mitik unsurlara da romanlarında sıkça yer veren Cengiz Aytmatov, son romanı “Kassandra Damgası”nda bir Yunan efsanesinden yola çıkarak, dizginsiz teknoloji ile azgın genetik mühendisliğine ağır eleştiriler yöneltiyor. Uzayda insan embriyonu üzerinde araştırmalar yapan bir bilim adamı aracılığıyla, kötülükler yüzyılını yergili bir dille tahlil ediyor.

Söz konusu efsaneye göre, bazı embriyonlar (minicik insan taslakları-cenin) yeryüzündeki kötülükleri önceden sezerek, doğmak, bu felaketler dünyasında yaşamak istemiyor. Bunun belirtisi olarak annenin alnında bir ter taneciği oluşuyor. Buna da Kassandra Damgası deniyor. Aytmatov böylece etik kaygılar taşıyan evrensel bir eleştiriyi dünyanın ve insanlığın gündemine getiriyor.

Eserin kahramanı vasıtasıyla şu tespitleri yapıyor Aytmatov:
“Yeryüzünde silah durmadan artıyor. Her yerde herkes silahlanmak istiyor. Hamile kadınların yüzündeki Kassandra Damgası, yeryüzünde doğan her kişi için en az yüz tane dom dom kurşunu üretildiğinin, şimdiden onların kaderine ölmek ve öldürmek yazıldığının işareti değil mi? Ana rahmindeki Kassandra embriyonları da sessizce bunu haykırmıyor mu?”

Böylece yeni yüzyılın, yeni bin yılın en korkunç yönünü oluşturan “genetik tehlikeye” dikkat çekiliyor. İnsanın, fizik çevresi ve metafiziği ile hiç bu kadar şiddete maruz kalmadığı vurgulanıyor. Kurtuluş için çıkış yolları öneriliyor.

Aytmatov’un bütün bu özgün ve üstün yönlerini vurgulamakla birlikte, gerek ona, gerekse meslektaşı Takavi Aktanov’a (Aytmatov’un romanlarıyla benzerlikler taşıyan “Boran”ın yazarı) yöneltilen bir eleştiri var. O da, merkezî hükümetin yazarlar için biçtiği, “görünüşte milliyetçi, muhtevada sosyalist” gömleğini giymiş olmalarıdır.

UYANIŞ VE DİRİLME
Ancak Aytmatov’un yakın arkadaşı Prof. Dr. Tevfik İsmail’in de belirttiği gibi, Aytmatov’u dünya çapında şöhret yapan faktörlerin başında, kitaplarını çok büyük bir coğrafyada konuşulan ve dönemin edebî mahfillerinde etki uyandıran Rusça ile yazmış olmasıdır. Eğer romanlarını Kırgız Türkçesi ile yazsaydı, bugünkü Aytmatov olmaya bilirdi.

Bir yanı ile sisteme eklemliymiş gibi görünse de, Aytmatov’un hemen bütün romanlarında kimlik arayışının/köklerle yeniden buluşmanın, satır aralarına gizlenmiş edebî, estetik çığlığını duymak mümkündür.

Olanı anlatır Aytmatov. Cemiyete tutulan ayna gibi gerçeği yansıtır. Mankurtlaştırmaya karşı çıktığı kadar, kendiliğinden/gönüllü olarak mankurtlaşmaya (güdülmeye müsait mizaca, pasifliğe) de karşı çıkar. Dirilmeye, uyanmaya, aktif olmaya çağırır insanı. Töresine, örfüne, geleneğine ve geleceğine sahip çıkmasını ister.

Yazar, kendi eserinden beyazperdeye aktarılan “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminde başrol oyuncusunun ulu dağlara karşı öyle bir “Asyaaaa!” diye höykürmesi var ki. Bu çığlık bütün o coğrafyanın/o yaslı diyarın yüreğinden; yüzyıllık, bin yıllık yaşantısından fışkıran bir sestir. Şark’ı sarsan bu sayha, filmin Asya isimli kadın oyuncusu vasıtasıyla, bütün bir “Asya”ya/Avrasya’ya sesleniştir. Uyanma ve dirilme çağrısıdır. Bir aşkın yoğun lirizmi içinde, koca bir kıtayı özdeşleştirmek, ancak Aytmatov’a yakışan bir ustalıktır.

Aytmatov, aslında “Gün Uzar Yüzyıl Olur”a ait bir bölüm iken, yasak olduğu için kullanılamayan ve daha sonra “Cengiz Han’ a Küsen Bulut” ismi ile yayınlanan kitabında hürriyetsiz ve kuşatılmış insan trajedilerinin en bâkir fotoğrafını çizer. İstasyondan bir tren geçimi sürede, eşini ve çocuğunu görebilmeyi çılgınca arzulayan adamın destanlık hikayesidir bu. Bir Aytmatov klasiği...

Özetlersek, kitapları bütün dünyada hayranlık duyularak okunan Cengiz Aytmatov, lirik, mitolojik ve kozmik unsurlar taşıyan seçkin, çarpıcı eserleriyle olağanüstü bir yazar, bir fikir adamı ve çağdaş bir bilgedir. Fikir ve edebiyat dünyasının, önünde saygıyla eğileceği bir yazar. Yüzyılın tartışmasız en güçlü yazarı...


.






Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Mayıs 16, 2008, 23:01:52
 -   http://www.rambler.ru/news/events/incidents/562242959.html

-   16.05.2008-, 20:30
-   CENGİZ AYTMATOV  HASTANEYE KALDIRILDI
-   
-   Tataristanın başkenti Kazan şehrinde ünlü Kırgız yazarı  Cengiz Aytmatov hastaneye kaldırıldı.Yazarın programı,Tataristan cumhurbaşkanı Mintimir Şaymiev ile görüşmesi dahil,iptal edilmiştir.
-   Tataristan  Sağlık Bakanlığı sözcüsü Albina Garifullina  Büyük yazarın Cumhuriyet Klinik Hastanesinin Yoğun Bakım bölümünde bulunduğunu  bildirmiştir.79 yaşında yazarın durumu ağırdır.Doktorların teşhisi  karaciğer yetmezliğidir.
-   Tataristanda yazarın hayatı  hakkındaki “ Yüzyıldan uzundu gün” adında filmin kimi kısımları çekilecekti.
-   “Beyaz gemi”,”Dişi kurdun rüyaları” ve diğer dünyaca ünlü kitaplar yazan,
-   20 y.y. en bilge ,insanı seven ve geleceğini içinden yaşayan yazar  1928 yılında,Kırgızistan’ın Şeker kışlağında  (köyünde) doğmuştur.
-   


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Mayıs 16, 2008, 23:20:46
wow bu konuyu gormemistim

raqmat Can Destan.

Cingiz Aymatov Turk dunyasinin aksakallarindandir.

Allah tez sifa versin!



Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: gürcan üzerinde Mayıs 17, 2008, 01:10:23
Cengiz AYTMATOV'a Allah'tan acil şifalar diliyorum, bir kitabını okuma fırsatı bulurum bir gün.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Mayıs 17, 2008, 14:08:19
Gün Olur Asra Bedel

Tataristan'ın başkenti Kazan'da böbrek rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı hastanede yoğun bakıma alınan Türk Dünyası'nın  yaşayan en büyük Yazarı Cengiz Aytmatov'un sağlık durumunun iyiye gittiği bildirildi. Tataristan'ın başkenti Kazan'da böbrek rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı hastanede yoğun bakıma alınan Kırgızistan'ın dünyaca ünlü yazarı Cengiz Aytmatov'un sağlık durumunun iyiye gittiği bildirildi.

Praga'dan Kırgızca yayın yapan Azattık Radyosu'na açıklamada bulunan yazarın kız kardeşi Roza Aytmatova, abisinin sağlık durumunun iyiye gittiğini söyledi. Aymatova, ünlü yazarın hastaneye kaldırılmasının ardından kanındaki zehirli maddelerin temizlendiğini ve yazarın böbrek destek ünitesi diyalizine bağlandığını belirtti. Bu arada ünlü yazarın Bişkek'e getirilmesi için eşi Mariya ve üvey oğlu Sancar'ın Tataristan'a gittiği bildirildi.

Tatar haber kaynakları ise ünlü yazarın tedavi altında tutulduğunu ve sürecin Tataristan Sağlık Bakanı Ayrat Farrahov'un bizzat gözetiminde olduğunu belirtiyor.

Aytmatov, bir Rus TV kanalının ünlü yazarın "Gün olur asra bedel" romanına uyarlanan filmin çekimleri için gittiği Kazan'da böbrek ağrıları nedeniyle dün aniden rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmıştı. Yapılan kontrollerde Kırgız yazara böbrek yetmezliği teşhisi konulmuştu.



Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Mayıs 20, 2008, 12:35:07
Cengiz Aytmatov Almanya'ya nakledildi

Türk Dünyasının en Meşhur Yazarı Cengiz Aytmatov'un tedavisine Almanya'da devam edilecek. Aytmatov Tıbbi donanımlı bir uçakla bugü Tataristan'ın başkenti Kazan'dan Almanya'ya götürdü.
Kırgızistan'ın Rusya'daki Büyükelçisi Rayımbek Attokurov Aytmatov'un sağlık durumunun normalleştiğini söyledi.
18 Mayısta Tataristan Sağlık Bakanı Ayrat Farrahov'un başkanlığındaki doktorlardan oluşan heyet, Aytmatov'un tedavisinin Almanya'nın önde gelen kliniklerinin birinde devam edilmesini kararlaştırılmıştı.
18 Mayısta Aytmatov'u Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev ziyaret etti. Ziyareti esnasından Cumhurbaşkanı ünlü yazara acil şifalar diledi.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Mayıs 22, 2008, 15:24:57

 http://www.rambler.ru/news/culture/highlife/562377769.html

Cengiz Aytmatov’un durumu  istikrarlıdır
              *  *  *
21.05.2008 11:35 | www.rian.ru

Almanya’daki Kırgızistan  elçiliği Cengiz Aytmatov’un durumunun  istikrarlı olduğunu bildirdi.
Büyük yazar Tataristan’ın Kazan şehrinden Almanya’daki  ”Klinikum Nürnberg Züd “ Tıp Merkezinin 4.Kliniğine  değiştirilmişti.
Alınan bilgilere göre ,burası Almanya’nın en ünlü böbrek ve hipertoni hastalıkları tedavi merkezidir.
Türkçede ,“Gün olur asra bedel” başlığı doğrusu olarak kabul edilen kitabı ,diğer eserleri gibi , Türk dünyamızın,İnsanlığın yaşayan bir Bilgenin,Aksakalın  çağımızda ne kadar da değerli olduğunu bize yeniden hatırlattı.
Sene sonunda Kırgızistan ve Dünya büyük yazarın 80. yıldönümünü kutlayacaktır.
Zaten bu sene Kırgızistan’da Cengiz Aytmatov’un yılı olarak ilan edilmişti.
Büyük Kırgıza,büyük Türke,büyük İnsana  acil şifalar dilerim.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Mayıs 22, 2008, 23:02:02
Gün Olur Asra Bedel

Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov'un bir romanıdır. Roman geleneklerini korumaya çalışan insanları anlatır. Komünizm sırasında yaşanan anılar, insanların kutsal saydığı şeylerin yok sayılması, aşkın sorgulanması romanın değindiği konulardır. Kitaba kısaca mankurtlaşma ile geleneklerini koruma arasındaki insanların hikayesi de denebilir.

 Romanın Özeti 
Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir...gider gelirdi.. Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi. Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi...

Aytmatov'un çok tanınan eserlerinden biri olan "Gün Olur Asra Bedel", diğer adıyla "Gün Uzar Yüzyıl Olur" esas itibarıyla Sovyetler Birliği döneminde yaşanan sosyal ve kültürel sorunların bir öz eleştirisidir. Aytmatov, romanında, geçmişin efsaneleriyle geleceğin bilim kurgusunu harmanladığı çok özel bir teknik uygulamıştır.

Çağdaş romancılığın başyapıtlarından biri olan Gün Olur Yüzyıl Olur, aslında yalın bir kurguya dayalıdır. Uçsuz bucaksız bozkırların kuş uçmaz kervan geçmez köşelerinin birinde, belki ayda bir trenin geçtiği istasyonda görevli iki arkadaştır, Yedigey ve Kazgangap.

Aytmatov romanında, sıradan bir yaşamdan, ulusal ve toplumsal sorunlara gönderme yapar.Yer, Sarı Özek bozkırıdır...Kırgızistan'ın uçsuz bucaksız bozkırlarının birinde Sarı Özek'teki basit ve tekdüze bir yaşamın; demiryolcu Yedigey'in, İkinci Dünya Savaşı'ndan beri arkadaşı ve en yakın dostu Kazangap'ı, vasiyeti üzerine, atalarından miras kaldığına inandığı ve kutsal bildiği Sarı Özek bölgesinde bir mezarlığa gömmek istemesinin ve bu süreçte yaşadığı çelişkilerin öyküsüdür. Çevre ve kişiler, bize pek yabancı olmayan, Orta Anadolu bozkırlarının ve halkının adeta bir kopyasıdır.

Aytmatov'un yapıtlarında başlangıç, aynı zamanda bitiştir. Başlayan her şey biter, biten her şey de yeni bir başlangıçtır. Zamanın erdiği bozkırlarda, gün, yüzyıl kadar uzun; geçen yüzyıllar ise bugün kadar yakındır aslında. Aytmatov tren raylarının sonsuzluğa uzayıp giden kıvrımları arasında yiyecek arayan bir tilkinin yaşadıklarını adeta empatik yaklaşımla yaşatır bizlere.

Kazgangap, sağlığında, Kırgız efsanelerinin birinde adı geçen Nayman Ana türbesinin yer aldığı Ana Beyit bölgesine gömülmek istediğini söylemiştir. Her şey, bir devenin sırtında Ana Beyit mezarlığına yol alan cenaze konvoyunun en önünde giden Yedigey'in bilincinde oluşur ve gelişir. Sarı Özek'teki istasyondan kutsal mezarlığa giden cenaze konvoyunun başını çeken Yedigey, can dostu Kazgangap'la yaşadıklarını, bu kısa yolculuk sırasında geri dönüşlerle bilinç üstüne çıkarır. Romanın ilerleyen sayfalarında, anlatılanların, bu yolculuk boyunca tahayyül edilenlerin ürünü olduğu ortaya çıkar. Yedigey, koca ömrü, bir güne hatta saatlere sığdırır; geçmişin, şu anın ve geleceğin aynı şey olduğunu, deve sırtındaki bilinç akışlarında yaşar ve yaşatır.

Gün Olur Yüzyıl Olur, dönemin yönetim anlayışına, Stalin diktatörlüğüne eleştirel bir bakış getirir. Bu eleştirel bakış, devlet kademelerinde görev yapan kişilere olumsuz karakterler çizilmesiyle kendisini gösterir. Roman kahramanlarında Sabitcan, bozkırın karşısında şehri, sıradan Kırgızın karşısında ise yönetime yakın, toplumsal yabancılaşmaya örneği temsil eder. Aytmatov'un yapıtlarında olumsuz kişilerin şahsında, sistemin yozlaşmış uygulamaları, üstü kapalı da olsa acımasızca eleştilir.

Yedigey, can dostu Kazgangap'ın naaşını vefa borcunu ödemek üzere küçük bir cenaze konvoyuyla Ana Beyit'e götürmektedir. Ancak, destan kahramanı Nayman Ana'nın mezarının bulunduğu Ana Beyit'te, Sovyet yönetimince bir uzay üssü kurulmuştur.Yedigey,aynı zamanda yaşadığı yasak aşkı yani Zarifeyi hatırlar.Zarife ve kocası Abutalip ıssız Sarı Özek bozkırına sürgün edilmişlerdir.Sebebi ise Abutalip´ín savaş sırasında esir düşmesidir.Bir bakımdan hain görülüyor.Abutalip eski hatıralarını yazıp tutuklandığı için cezaevindeyken ölür.Kısa süre sonra Zarife´de Yedigeyden şüphelendiği ve Abutalip´in acısına dayanamadığı için Sarı Özek´i terkeder. Sonradan Yedigey Zarife´nin evlendiğini öğrenir.

Cengiz Aytmatov, romanında "mankurt" kavramını bir sosyoloji terimi yapacak derecede çarpıcı sosyolojik saptama yapar. Mankurt, Aytmatov'dan sonra, geçmişini unutmuş, bedeniyle ve ruhuyla karşı tarafın buyruğu altına girmiş, yeni efendisine yaranmak için kendi değerlerine, ailesine ihanet edenlerin ortak adıdır.

Nayman Ana, mankurt olan oğlunu kurtarmaya çalışan, umut ve korku dolu bir yürekle çalkalanan bir Kırgız anasıdır. Onun mücadelesi, trajediyle bitse de, sonraki yüzyıllarda yaşanacaklara âdeta geçmiş çağlardan, ötelerden bir uyarıdır.

Kırgız ananın trajedisi, bulduğu sandığı bir anda, oğlunun okuyla öldürülmesiyle, efsaneden modern topluma bir projeksiyon tutar. Tarihsel mankurtlaşma, aslında, modern zamanlarda yaşanan mankurtlaşmanın iz düşümüdür âdeta.

Gün Uzar Yüzyıl Olur'da geçmiş ile şu an, gerçekler ile destanlar iç içedir. Juan Juanlar, Sarı Özek bozkırında yaşayan Naymanların topraklarını istilâ eder. Tutsak aldıkları Nayman gençlerinin kafalarına yaş deve derisinden bir başlık geçirirler. Güneş altında kurumaya ve daralmaya başlayan deri, esirlere korkunç acılar verir.Ayrıca çıkan saçlar deve derisine giremediğinden dönüp kurbanın kendi kafa derisine girer böylece tutsaklar hafızalarını kaybeder. Tutsaklar bu işkencenin sonunda ya ölürler ya da mankurtlaşırlar yani belleklerini ve bilinçlerini yitirirler. Juan Juanlar, tutsakların anılarını belleklerinden silmekle, insanlığın bilincini yok etmekle insanlık onurunu ayaklar altına almayı başarmış (?) bir topluluktur.

Mankurtlaşan tutsak artık efendisinden başkasını tanımaz. Ne anasını, ne babasını, ne de bir başka şeyi hatırlar. Ağzı var, dili yoktur artık; isyanı ve itaatsizliği hiç düşünmeyen tek varlıktır yeryüzünde.,

Yedigey'in Kazgangap'ı gömmek istediği yer, Nayman Ana'nın mezarı artık uzay üssüdür. Romanda yerleşik sistemin değerlerini simgeleyen Kazgangap'ın oğlu Sabitcan ise babasının cenazesine dahi zorla gelmiştir; herhangi bir sorun çıkmadan bir an önce törenin bitmesini ve şehre dönmeyi istemektedir.

Üsse yaklaşan cenaze konvoyunu durduran nöbetçiler, buranın askerî bölge olduğunu söyleyerek cenaze konvoyunun Ana Beyit'e girmesine izin vermek istemezler. Tartışma sürerken Nöbetçi subay gelir. Nöbetçi subay Kırgız kökenli bir delikanlıdır. Kendi halkından bir muhatapla karşılaşan Yedigey sorunu çözeceği inancıyla konuyu açıklamaya başlar. Nöbetçi subayın cevabı çok kısa ve çarpıcıdır: "Yoldaş, Rusça konuş" . Yedigey afallayarak niçin Kırgızca konuşmadığını sorar. Kırgız subay görevde olduğunu, görevde iken Kırgızca konuşamayacağı cevabını verir.

Konvoy çaresizlik içinde, kutsal topraklardan uzaklaşır. Yedigey başka bir yerde cenazeyi yaparak gömer; ancak Kırgız geleneklerini, tam olarak bilmeden ve uygulayamadan gömmek onu çok rahatsız etmiştir.

Aytmatov, baskıcı bir rejimin yerel ve ulusal değerleri silmeye çalıştığı bir zamanda alegrofik imgelerle ulusal kimliğini örten perdeyi aralamayı bilmiş, toplumsal sorunları ve bu sorunların derin yapılarını zamanın gündemine taşıma olanağını yaratmış ve romanlarıyla insanlığın hizmetine sunmuştur.

Romanda geçen Orman-Göğüslü gezegeni aslen Aytmatov'un zihninde yaratmak istediği coğrafya ve bu coğrafyada yaratmak istediği insanların izdüşümüdür. Yıllarca Rus mahkumiyeti altında yaşayan Kazaklar'ın aslında layık olduğu coğrafya, Orman-Göğüslü gezegeni tadında bir coğrafyadır. Elbette bu coğrafya her hangi birisi tarafından Kazaklara sunulacak değildir. Bu gezegen tadında bir coğrafya için çabalamak gayret sarfetmek gereklidir.



Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Mayıs 23, 2008, 01:12:26
(http://www.adamjahiel.com/images_kyrg/Landscape_1_bgp.jpg)

berkutlarin , kokkaskirlarin , cilkilarin ozgurlugu gibi...


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Liman üzerinde Mayıs 24, 2008, 22:00:50
Cengiz Aytmatov’un hayatından ilginç bir ayrıntı.Onun adına altın madalya tertiplenmesi,bunu kendisi kabul etmesi, onu daha da iyi tanımamın gerektiğini fısıldadı…
Ne derin bir yazar," insana ait bir şeye" yabancı olmadığını mı gösteriyor?
Yoksa benim düşüncem mi sıvı ?
“Kassandra’dan Tavro” mu o son kitabının adı?
Yeniden okuyacağız kimi yerleri.
Çok değerlidir benim için onun yazdığı "hayat felsefesi"

   

 http://www.abop.su/rus/news/321/index.php
Rusça'dan  çeviridir.

03.05.2005 14:51
ВСЕМИРНЫЙ КОМИТЕТ ПО ПРИСУЖДЕНИЮ ЗОЛОТОЙ МЕДАЛИ ИМЕНИ ЧИНГИЗА АЙТМАТОВА
CENGİZ AYTMATOV  ADINA ALTIN MADALYA  DÜNYA KOMİTESİ
                      *    *   *
CENGİZ AYTMATOV ADINA ALTIN MADALYA  VERİLMESİ HAKKINDA
RUSYA  FEDERASYONU--MOSKOVA
GÜVENLİK,SAVUNMA VE YASAL DÜZEN PROBLEMLERİ AKADEMİSİ
 BAŞKANI V.G.ŞEVÇENKO’ya

Sayın Viktor Grigorieviç!
ALTIN MADALYA  DÜNYA KOMİTESİ  BAŞKANLIĞI  CENGİZ AYTMATOVUN 75 YILDÖNÜMÜ ARİFESİNDE  SİZE
“DÜNYA TOPLUMU GÜVENLİĞİNİN KORUNMASINDA  ÜSTÜN KATKILAR”  NEDENİYLE  CENGİZ AYTMATOV ADINA ALTIN MADALYA TEVCİH ETMİŞTİR.
CENGİZ AYTMATOV  ADINA ALTIN MADALYA  DÜNYA KOMİTESİ 12 ARALIK 1998 YILINDA TERTİPLENMİŞTİR.BU KOMİTENİN KURUCULARI 23 SEÇKİN DÜNYA AYDINIDIR.BUNLARIN ARASINDA –GABRİEL GARSİYA MARKES,MİHAİL GORBAÇOV,XIV DALAY  LAMA,NAGİB MAHFUZ,JOZE SARAMAGO-KLOD SİMON,ŞEYMİS HİNİ,JORES ALFEROV,ARİAS OSKAR SANÇES,VİDİA NAYPOL GİBİ NOBEL ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLMÜŞ AYDINLAR VARDIR.
1999- 2003 YILLARI ARASINDA BU ALTIN MADALYAYA   UNESKO GENEL MD.FEDERİKO MAYOR(İSPANYA),AKADEMİSYEN  DMİTRİY LİHAÇOV ( RUSYA),”SOKA-GAKKAY” BAŞKANI DAYSAKU İKEDA,RUSYA SANATLAR AKADEMİSİ BAŞKANI ,AKADEMİSYEN ZURAB TSERETELİ,,FEYLESOF YURGEN HABERMAS (ALMANYA)PAPA  2.YOAN PAVEL( VATİKAN), PARİS ŞANZ ELİZEE “MARİNİ” TİYATROSU BAŞ REJİSÖRU ROBER OSSEİN,ABD KONGRE  KÜTÜPHANESİ MÜDÜRÜ PROF.CEYMS BİLLİNGTON,İNGİLTERE ŞAİRİ  UOLTER  MEY,ABD MALİYECİSİ  CORC  SOROS,BMT GENEL SEKRETERİ  KOFİ A. ANNAN (ABD),AFRİKA BD ŞAİRİ SULTAN AL UVEYS,FRANSA YAZARI MORİS DRÜOON,İTALYAN YAZARI UMBERTO EKO,İSVEÇ SİNEMA REJİSÖRU İNGMAR BERGMAN  LAYIK GÖRÜLMÜŞTÜR.
 TEBRİKLERİMİZİ KABUL EDİN  VE LÜTFEN   ALTIN MADALYAYI  KABUL ETMEK ÜZERE SİZE EN UYGUN ZAMANI BİLDİRİNİZ.
SAYGILARIMLA,.

ALTIN MADALYA  DÜNYA KOMİTESİ  BAŞKANI
 -   AKADEMİSYEN,PROFESÖR
      RUSTAN RAHMANADİEV
 -FELSEFE BİLİMLERİ DOKTORU
 -TARİH BİLİMLERİ DOKTORU

Not: Ruslarda pröfesör ünvanından sonra "akademik" (akademisyen)ünvanı gelir.En üstündür,son ünvandır.
       Bizde,bildiğim kadarı ile "ordinarius profesör"






Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Mayıs 24, 2008, 22:31:07
15. Hazar Şiir Akşamları Programı
 “CENGİZ AYTMATOV ONURUNA”
(25–26–27 – Ekim 2007)



2006 Yılı Türk Dünyası Hizmet Ödülü:

Türk Dünyasını ortak kültür değerler etrafında buluşturmak, kaynaştırmak; hızla gelişen ve değişen dünya dengeleri karşısında ortak tarih, kültür ve birlik şuuru oluşturmak gayesi ile Türk dünyasının mümtaz şahsiyetlerine 2003 yılından bu yana Elazığ’da bir şükran ifadesi olan “Türk Dünyası Hizmet Ödülü” verilmektedir.

Elazığ Valiliğinin himayelerinde, Elazığ Belediyesi, Fırat Üniversitesi, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası ile bütün dernek ve vakıfların katılımlarıyla bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen Türk Dünyası Hizmet Ödülü’nün birincisi, 2003 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ’a verilmişti. Türk Dünyası Hizmet Ödülü’nün ikincisinin 2004 yılında İskeçe Müftüsü Mehmet Emin AGA ile Gümülcine Müftüsü İbrahim ŞERİF’e verilmesi uygun görülmüştü. 2005 yılında Türk Dünyası Hizmet Ödülü’nün sahibi Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nursultan NAZARBAYEV oldu.
Başkanlığını Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M.Hamdi MUZ’un yaptığı “Türk Dünyası Hizmet Ödülü Değerlendirme Kurulu” tarafından; 25 Ekim 2007 günü yapılacak törenle sunulacak olan “2006 Türk Dünyası Hizmet Ödülü”nün, dünyaca ünlü Kırgız Türkü Yazarımız Cengiz AYTMATOV’a verilmesi uygun görmüştür.
Eserleri dünyanın 154 diline çevrilen Cengiz AYTMATOV, her biri biribirinden güzel eserleri ve çalışmalarıyla; zaman, mekân ve siyasi sınırlamaları aşarak Türk Dünyası’nın ortak bir tarih ve kimlik şuuru etrafında birleşmesini ve bu şuurla geleceğe yönelmesini gaye edinmiştir.
Cengiz Aytmatov; ömrü boyunca Türk Dünyası’nın dil, edebiyat ve kültür birliğini savunurken; aynı zamanda ortak bir dünyalılık şuuru oluşturarak, doğayı çevre felaketlerine karşı korumayı hedeflemiştir.
Cengiz AYTMATOV “Ötekileştirme / Mankurtlaştırma” gibi gibi çağımızın temel problemlerine, “kendisi olma” çaresini sunarak, sanat dünyası içerisinde çözümler aramış ve bu problemlere dünyanın dikkatini çekmeyi başarmıştır.
Cengiz AYTMATOV, Türk Dünyası’nı uyandırma, aydınlatma, ortak bir dil ve edebiyat ikliminde buluşturma konusundaki üstün gayretiyle zirveye yükselmiş; Türk Edebiyatı’nı uluslararası seviyede başarıyla temsil etmiştir.
İşte bütün bu gayret ve hizmetlerinden dolayı “Türk Dünyası Hizmet Ödülü Değerlendirme Kurulu” 2006 Yılı Türk Dünyası Hizmet Ödülü’nün, Kırgızistan’la birlikte Türk Dünyası’nın sesi ve demokrasi ve insan hakları konusunda da nefesi olan ünlü Yazarımız Sayın Cengiz AYTMATOV’a verilmesini oybirliği ile kararlaştırmıştır.
2006 Yılı Türk Dünyası Hizmet Ödülü, 25–26–27 Ekim 2007 tarihleri arasında 15’incisini gerçekleştireceğimiz Uluslararası Hazar Şiir Akşamları’nda düzenlenecek büyük bir törenle Cengiz AYTMATOV’a takdim edilecektir. Bu vesile ile 15. Uluslararası Hazar Şiir Akşamları da Cengiz AYTMATOV adına düzenlenmiştir. Bu etkinliğin kültür hayatımıza önemli katkılar sağlayacağına inanmaktayız
Türk Dünyası’nın kucaklaşacağı bu birlik ve dayanışma günlerinde, ülkemizin ve diğer Türk ülkelerinin önde gelen şair, yazar, sanatçı ve ilim adamlarıyla birlikte; Türkiye Cumhuriyeti ve kardeş Kırgızistan Cumhuriyeti’nden, hizmetleriyle sembolleşmiş devlet adamlarımızı da kültür, sanat ve tarihin kucaklaştığı Elazığ’ımızda konuk etmenin coşkulu gururunu, heyecanını ve sevincini yaşıyoruz.

Muammer MUŞMAL
Elazığ Valisi


Türk Dünyası Hizmet Ödülü Gerekçeli Kararı:

Başkanlığını Fırat Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.M.Hamdi MUZ’un yaptığı Değerlendirme Kurulu’nun 2006 Türk Dünyası Hizmet Ödülü’nün Cengiz Aytmatov’a sunulması hakkındki gerekçeli kararı:
“Cengiz AYTMATOV, tüm zaman, mekan ve siyasi sınırlamaları aşarak Türk Dünyası’nın ortak bir tarih ve kimlik bilinci etrafında birleşmesini ve bu bilinç düzeyi ile geleceğe yönelmesini amaçlamıştır. Eserleri dünyanın 154 diline çevrilen Kırgızistanlı yazar Cengiz AYTMATOV, özelde Türk Dünyası’nın kültürel birliğini savunurken; genelde de ortak bir dünyalılık bilinci yaratarak, doğayı çevre felaketlerine karşı korumayı hedefler. “Ötekileştirme/Mankurtlaştırma” “kendisi olma” ve “çevre felaketleri” gibi çağımızın temel sorunlarına, sanat dünyası içerisinde çözümler arayan ve bu sorunlara dünyanın dikkatini çekmeyi başaran Cengiz AYTMATOV, Dünya’nın yaşayan en büyük yazarlarından biri olarak da kabul edilmektedir. Kurulumuz Türk Dünyası’nı uyandırma, aydınlatma, ortak bir dil ve edebiyat ikliminde buluşturma gayretleri ve genel anlamda Türk Edebiyatını uluslararası düzeyde başarıyla temsil etmesi nedeniyle 2006 Yılı Türk Dünyası Hizmet Ödülü’nün Kırgızistanlı Yazar Cengiz AYTMATOV’a verilmesini oybirliği ile kararlaştırmıştır.”

Hazar Şiir Akşamları’nın Kısa Tarihçesi:

Elazığ’da, Kültür Bakanlığı Elazığ Kitap Satış Mağazası’nda bir elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki edebiyat gönüllülerinin yüreklerini ortaya koyarak 5 Aralık 1992 tarihinde “Fırat Şiir Akşamları” adı altında ilk faaliyet gerçekleştirildi. Bu faaliyet sanatsever Elazığ halkı tarafından kısa sürede benimsenip desteklendi. Şehirde büyük yankı uyandıran bu ilk etkinlik Fikret Memişoğlu anısına düzenlenmişti. 17-19 Aralık 1993 tarihinde Fırat Şiir Akşamları ikinci defa yapıldı. Türk Edebiyatı’nın birçok önemli isminin de davetli olarak iştirak ettiği bu faaliyete Ahmet Kabaklı, Bahattin Karakoç, Ali Akbaş, Yahya Akengin, Beşir Ayvazoğlu, Prof. Dr. Sadık Tural başta olmak üzere birçok şair, kültür ve adamı ile birlikte Azerbaycan’dan da Nebi Hezri katılmıştı…
1994 yılında çeşitli sebeplerle yapılamayan bu etkinlik, 1995 yılında şehrin kültür insanları tarafından bütün yönleriyle tartışıldı. Neticede faaliyetin devam ettirilmesi ve Hazar Gölü kıyısında yapılması, adının da gölün ismiyle bütünleştirilerek Hazar Şiir Akşamları adına dönüştürülmesine karar verildi. Böylece Şiir Akşamları 3. defa 22–25 Eylül 1995 tarihinde, Elazığ’a 28 km. uzaklıktaki Hazar Gölü kıyısında yapıldı.
Hazar Şiir Akşamları işte bu tarihten itibaren “Uluslararası” bir organizasyon olarak her yıl düzenli olarak Elazığ Valiliği’nin himayelerinde devam etti.
Elazığ Belediye Başkanlığı, Fırat Üniversitesi Rektörlüğü, Sivrice Kaymakamlığı, Sivrice Belediyesi, Elazığ Mus...i Konservatuarı Derneği gibi çok sayıda kurum ve kuruluş da bu etkinliğin gerçekleşmesinde önemli sorumluluklar üstlendi.
Hazar Şiir Akşamları’nın büyüyüp gelişmesindeki bu gayretli çalışmalara; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA), Türk Edebiyatı Vakfı, Avrasya Yazarlar Birliği ve birçok kuruluş önemli katkılar sağladı.
Hazar Gölü kıyılarında, gönülleri şahlandıran bu şiir fırtınası; 4. Hazar Şiir Akşamları’yla birlikte, (30 Mayıs–2 Haziran 1996), 5. Hazar Şiir Akşamları (14–16 Haziran 1997), 6. Hazar Şiir Akşamları (26–28 Haziran 1998), 7. Hazar Şiir Akşamları (25–26–27 Haziran 1999), 8. Hazar Şiir Akşamları (13–15 Haziran 2000), 9. Hazar Şiir Akşamları (27–28 Eylül 2001) ve10. Hazar Şiir Akşamları’nda da devam etti.(27–28 Eylül 2002)
11. Hazar Şiir Akşamları “Küçük Hazar’dan Büyük Hazara” 8–12 Nisan 2004 tarihleri arasında Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’de gerçekleştirildi.
12. Hazar Şiir Akşamları “Büyük Hazar’dan-Küçük Hazar”a, kendi mekânına taşınarak 23–25 Eylül 2004 tarihleri arasında yapıldı. 13. Hazar Şiir Akşamları ise yine büyük bir başarıyla 22–24 Eylül 2005 tarihlerinde yapıldı. Ve en son etkinlik olan 14. Uluslar arası Hazar Şiir Akşamları da 20–21–22 Eylül 2006 tarihlerinde gerçekleştirildi.
Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, İran, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kosova, Romanya, Makedonya, Bulgaristan, Arnavutluk, Altay , Kabartay Balkar , Kırım, Batı Trakya, Gagavuzya, Doğu Türkistan Kerkük ve daha birçok ülke ve illerde Hazar Şiir Akşamları konuşulmakta ve bir yenisinin yapılış tarihi de merakla beklenmektedir.

Onur Konukları:

CENGİZ AYTMATOV
Köksal Toptan
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Cemil Çiçek
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Sultan Raev
Kırgızistan Cumhuriyeti Kültür Bakanı
Ertuğrul Günay
Kültür ve Turizm Bakanı
Prof. Dr. Sadık Tural
Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı
Polat Otunbaev
Kırgızistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı
Ruslan Kazakbaev
Kırgızistan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu
Bakıt Asangul
Kırgızistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Kültür Ataşesi

============================================================

ruslarin ve sistemlerinin mankurtlastiramadigi

kyrghyz kokqashqyrgy Chingiz Aytmatov.....

(http://www.zeytinburnuocak.com/1/resim/cengizaytmatov2.jpg)


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Mayıs 25, 2008, 14:16:09
 Uygar İnsanlığın büyük bir kısmı için,(kendimi de katmak isterim),
CENGİZ TOREKULOVİÇ  AYTMATOV
 20 yüzyılın ikinci yarısında yaşamış ve yaratmış   EN BÜYÜK düşünürü ve yazarıdır.
 Dünyada , bizim çağımızda yaşayan bir Klas...tir.
 Bilgeliği,sorumluluğu,insanoğlunu  sevgisiyle ve geleceğini düşünüşü ile bana
Dede Korkut’u  anımsatır.Eserlerini  incelerken , derinliğini
Anlatmaya sözümüz yetmez.O ,Türk Dünyasının, kendi başına, halk biliminin bir dalıdır.
Eserlerinde milli Kırgız, Türk şeklinde  düşündükleri,anlattıkları -Evrensel  ,hatta  Kozmik boyutlara
 varmaktadır.
 Eserleri konusunda  konular bitmez.Aksakalımızın  yaşam kronolojisinden bahsedelim.
                      *  *  *
12.12.1928 tarihinde doğdu.Bu sene 80. yılını kutlayacağız.
Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinde doğdu.Babası Kızıl Profesörlük Enstitüsünde okudu.
1937 yılında Stalin rejiminin baskı kurbanı oldu.Aytmatov  “zoo veteriner”/ bilimsel hayvan bakımı/  teknik
 lisesini ,Kırgız Tarım Enstitüsünü bitirdi.
1958 yılında Moskova Edebiyat Enstitüsü yanındaki Yüksek Edebiyat Kurslarında okudu.
Kırgızistan Bilimler Akademisinde “akademisyen”dir(en yüksek bilim unvanı-“profesör ordinarius” gibi)
,Eski Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) azası.Kırgızistan Komünist Partisi Merkez Komitesine
 üye  seçilmiştir.
Çok genç(harp yıllarında başladı)-19042-1953 y. Köy şürası  sekreteri (idareci) olarak çalıştı..
Kırgızistan Hayvancılık Bilim Araştırma Enstitüsünde “kıdemli zooteknik” sıfatında çalıştı(1953-56 y.)
“Kırgızistan Edebiyatı” dergisinin baş redaktörlüğünü yaptı ve aynı zamanda  “Pravda” gazetesinin
Kırgızistan özel muhabirliğini yaptı.(1959-1965)Bu yaşlarda ,31-37 arası ,böyle bir görevde bulunması,
 “O” zamanlarda  Hızlı ve Parlak  bir kariyer vaat etmektedir..
1964-86 yıllarında  Kırgızistan Yazarlar Birliği sekreteridir.(Başkan Yrd.statüsü)
1976-90 yıllarında Sovyetler Birliği Yazarlar Birliğinin  İdare Kurulu sekreteridir.
1986 yıllında  Kırgızistan Yazarlar Birliği Birinci sekreteridir.(Başkan .statüsü)
1988-90 yıllarında çok meşhur “İnostrannaya Literatura”(Yabancı edebiyat) dergisinin
Baş redaktörüdür.
SSCB Cumhurbaşkanı Şurası üyesi (mart- ekim 1990)
SSCB (sonra Rusya) Lüksemburg  elçisi( 1990 kasım- 1994)
Kırgızistan Cumhuriyeti Belçika elçisi.
* Eserleri 1952 y. bu yana basılmaktadır.”Gazeteci Dzüydo” eseri 150 dilde 650 defadan fazla basılmıştır.
1982-84 y.y.Moskova’da  3 ciltlik Seçilmiş eserleri çıkmıştır.
 1998 y.Kaliforniya Uluslar arası Bilimler Akademisi Kırgız Şubesi  Seçilmiş Eserlerini 7 ciltte
toplayıp  basmıştır.
 Yeni Rusya’da  basılan eserleri:”Kar tipili küçük istasyon”(Ve gün asra bedel)- Moskova,
”Sovyet Yazarları” yayınevi,;”Dişi kurdun rüyaları”( aslı- “Plaha”-bunun başlığı Türkçe –
“Cellat kütüğü” olmalıydı)Moskova -1987y.; Makaleler,Demeçler,Diyaloglar,Mülakatlar,
 Moskova- APN ajansı,1988 y.; “Kasandra’nın damgası”,Moskova,1EKSMO” yayınevi,1995;
“Uçurum önünde avcının gözyaşları”,Alma Ata,”Sovtek” yayınevi 1997( M.Şahanov ile beraber)
•   Sovyetler Birliği Yazarlar Birliği üyesi.İdare Kurulu azası,İdare Kurulu sekreteri seçilmiştir.
(1976-91) 1991 eylülde Sovyetler Birliği Yazarlar Birliği  Eşbaşkanı   olarak seçilmiştir.
 Valentin Kataev ‘in Edebi eserleri mirası Komisyonu Başkanı.(1986)
 “İnostrannaya Literatura” dergisinin Uluslar arası Heyeti Başkanı,1967 redaktörler heyeti üyesi,
“Literaturnaya Gazeta”(Edebi Gazete) Toplum Heyeti üyesi,1990-97,”Fenix-XX”,”İnsan”,”Elita”,
“Kırgızistan Edebiyatı”,”Avrasya Edebiyatı”(1999), seçkin okurlar için çıkarılan  “Panteon” kitap dizisi
redaksiyon heyeti,”Terra” yayınevi-1995 y. başlangıcı,SSCB Yüksek Şürası(1966-92 y.) üyesi,
SSCB millet vekili(1989- 92);Uluslar arası ”Isıık –Kul  Forumu”***  harekatı kurucusu,”Askerlere Ebedi
Anı” Vakfı vasisi, 1992 y. bu yana ”Yaratıcılık Akademisi” Başkan Yrd.,”Orta Asya Halkları  Amsamblesi”
Başkanı (1995); Rus Dili Akademisinde akademisyen (1996),Roma Kulübü üyesi,Avrupa Bilim,Sanat
 ve Edebiyat Akademisi,Dünya Bilim ve Sanat Akademisi  üyesi,
Sosyalist Emek Kahramanı (1978),
Taltif edildiği madalyalar :
 “Lenin” madalyası ( 1978);”Kızıl Bayrak Emek” madalyası;”Halklar arası Dostluk” madalyası(1984)
“Ekim Devrimi” madalyası(1988);”Dostluk” madalyası(1998).
“Kırgızistan SSC Halk Yazarı” unvanı,1963 y. “Lenin Ödülü”;SSCB Devlet Ödülleri ( 1968,1977,1983)
Kırgızistan Devlet Ödülü(1976),Cavarhalal Neru adına düzenlenen  Uluslar arası “Lotos” ödülü,
ABD Ekumenik Vakfın “Vicdana Çağrı” Ödülü (1989);  Almanya Fr.Rükart Ödülü ( 1991);
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Ödülü; “Barış  ve Dünyada Refah Uğruna Katkıları” nedeni ile Tokyo
Doğu Felsefeleri Enstitüsü Ödülü;A.Menya adına Ödül (1997)

Kaynak:
Источник: Словарь "Новая Россия: мир литературы" («Знамя»)
=”Znamya” dergisi.Sözlük:”Yeni Rusya: Dünya edebiyatı”
•   *  *
Rusya”da  “60-lar kuşağı” bir deyim vardır / поколение шестидесятников/Bizim “68 kuşağı” gibi./
  Cengiz Aytmatovun  bu kuşak arasında çok özel bir yerde olduğunu  daha yıllar önce
düşünmüşümdür.O yıllarda ana dili Kırgızca  ve Rusça yaratan yazar yanında,içinde taşıdığı  halk
yaratıcılığından kopmamış ,adeta bundan güç alıyordu.,”Fiil dişi kuleleri”ne kapanmış değil  -Günümüzün hayatından ,değerlerinden bahsediyordu.
Onun yaratıcılığını inceleyen Türk araştırmacılarına  bu “nesilde” de (“60-lar kuşağı”) yerini
araştırılmasını önermek isterim.O bu “neslin” en güçlü sesi olmuş ve kalmış,
en derin düşüncesini ifade etmiştir.

** ”60 kuşağı-“pokolenie şestidesyatnikov”/ поколение шестидесятников/


       


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Mayıs 25, 2008, 21:37:37
Kazan'a Geri Dönecğim

Dünyaca ünlü yazarımız Cengiz Aytmatov’un yardımcısı Alimhan Mirzayev, Aytmotov’un şu anda kendisini daha iyi hissettiğini belirterek: “Böbrekleri sağlığına kavuşuyor, onun için dua ediyoruz.” dedi.

Mirzayev Aytmatov’un Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev ile yaptığı görüşmede Tataristan’ın başkenti  Kazan’a geri dönmeye ve belgesel çalışmalarına devam etmeye söz verdiğini de dile getirdi.
Türk Dünyası’nın en ünlü romancısı olan Aytmatov “Gün Olur Asra Bedel” adlı bir belgeselin çekimleri için 15 Mayıs’ta Tataristan’ın başkenti Kazan’a gitmiş, 2 günlük ziyaretinde Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev ile görüşmüş ve atalarının bu bölge ile bağlantılı olduğunu söyleyerek Tataristan’ın Kukmorski bölgesindeki  yaşayan akrabalarını ziyaret etmek istemişti.
Ancak 16 Mayıs’ta kendisini kötü hisseden Aytmatov Kazan’da hastaneye kaldırılmış ve daha sonra yakınlarını isteği ile tedavi için Almanya’ya götürülmüştü.



Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Haziran 03, 2008, 14:48:34
CENGİZ AYTMATOV NOBEL ödülü adayı
              * * *
12 Nisan 2007 yılında bu konu açılırken
CENGİZ  AYTMATOV- “Dişi kurdun  rüyaları”
-"NOBEL ÖDÜLÜ ALMASI GEREKMEYEN BİR YAZAR, BİR  ESER" diye yazmıştım.
  Şimdi de aynı düşüncedeyim."Ciddi işler" dandanasız da olur,kendileri değerdir.
                Nasıl sular aktı köprü altlarından…

29.05.2008 11:05 | www.rian.ru
BİŞKEK,29 Mayıs.-RİA Haberler.Yuliya Orlova
Türk Dili konuşan ülkelerin Kültür Bakanları Komitesi-TÜRKSOY.bütün Türk Dünyası adına CENGİZ AYTMATOV NOBEL ÖDÜLÜ ADAYI göstermeyi karar vermiştir.Geçen perşembe Kırgız Devlet Haber Ajansı “KABAR” bunu dünyaya bildirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Ankara’da Türk dünyası Kültür bakanlarına hitap ederken “Cengiz Aytmatov tüm Türk Dünyasının Manevi Değeri ve Vicdanı olduğunu ,eserlerinin bütün dünya çapında  önem kazandığını vurgulamıştır.
TÜRKSOY 24. toplantısında beş yılda bir kez verilen ödülü  Cengiz Aytmatov’a  vermiştir.
Yazarın eserleri dünyaca tanınmaktadır,150 den fazla dile çevrilmiştir.
Cengiz Aytmatov’un son ,“Sonsuz (ebedi)gelin” romanı geçen sene çıkmıştı.






Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Sunguray üzerinde Haziran 06, 2008, 18:48:12
Cengiz  Aytmatov’un durumu öncesi gibi ağırdır.
**************************************
03.06.2008 09:17 | Росбалт
Cengiz Aytmatov’un durumu öncesi gibi ağırdır.Almanya’daki Kırgızistan Elçiliği görevlileri  Nürnberg hastanesi doktorlarından aldığı bilgileri basın mensuplarına iletmişlerdir.
16 mayısta Kazan şehrine gelen yazar hastaneye kaldırılmıştı.
19 mayısta,Kazan Devlet Hastanesinde  böbrek yetmezliği teşhisi konulan  Cengiz Aytmatov Almanya Nürnberg şehrine gönderilmişti.
Doktorların bildirdiğine göre ak ciğerleri  yeterince çalışmayan büyük yazara suni soluma sistemleri takılmıştır,halen yoğun bakımdadır.
Büyük Kırgız’a,
Türk ırkının Bilgesine,Aksakalına,
 Büyük İnsana  acil şifalar dileriz!
 


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Haziran 11, 2008, 08:47:09
Bu sabah Rusya-Sankt Peterburgs
   RTR-Planeta  televizyonu,
  Almanya Nürnberg şehri Hastanesinde,
  Cengiz Aytmatovun vefat ettiğini bildirdi.
Çok büyük bir Kırgızı,Bir Türkü,bir İnsanı kaybettik.
  Kırgız Halkının , Türk Dünyamızın başı sağ olsun!


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: dobruca34 üzerinde Haziran 11, 2008, 10:17:58
Türk Dünyasının başı sağ olsun, edebiyata yapmış olduğu katkılar için sonsuz teşekkürler.Allah gani gani rahmet eylesin! :((


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: muazzam yangın üzerinde Haziran 11, 2008, 10:23:58
evet,ben de haberi dün gece öğrendim.çok üzüldüm.Türk dünyasının,Türk edebiyaının ve dünya edebiyatının başı sağ olsun.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: balkanturk89 üzerinde Haziran 11, 2008, 14:05:02
Türk milleti çok değerli bir evladını kaybetti. Cengiz Aytmatov, Dünya'nın nadide değerlerinden biriydi.  .  2006 Yılı Türk Dünyası Hizmet Ödülü almış ve eseleri 157 dilde tercüme edilmiş ender bir yazarımızdı.   Bazı kopyacılardan çok daha fazla Nobel Edebiyat ödülünü hak etmiş ama ne yazıkki belli çevrelereden(!)  destek görememiştir.   Ruhu şad olsun.  Allah mekanını cennet eylesin. Türk milletine yine böyle değerli bir insan nasip olur inşallah.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: balkanturk89 üzerinde Haziran 11, 2008, 14:08:32
“21. asır, Türk Dünyası’nın yükselme ve gelişme asrıdır. Atatürk, Türkiye’nin yüksek bir medeniyet olmasını sağladı. Atatürk’ün dünyaya nasıl bir tarihi etki yaptığını yeni yeni öğreniyoruz. Benim için dünyada en önemli hadise, Türkiye’nin Atatürk önderliğinde büyük bir devlet olması ve bizim bağımsızlığımızı kazanmamız. Ben bunu Türk Dünyası’nın 20. yüzyıldaki senfonisi olarak görüyorum. Yeni dönemde Kırgız, Kazak, Özbek tüm aletlerin sesinin ortak çıkması gerekiyor. ABD, küreselleşme çerçevesinde Türk devletleri üzerinde gücünü giderek artırıyor. Buna karşı Türk halkları ortak mücadele etmeli. Küreselleşmeye karşı önce kendimiz bir araya gelmeliyiz Türk dünyası olarak.”

Cengiz Aytmatov


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: balkanturk89 üzerinde Haziran 11, 2008, 14:10:32
Rahmetli Cengiz Aytmatov'dan günümüz -sahte- değerlerine tapan ve onların liderlerinin peşinde koşturan "Mankrutlar" için yazılmış muhteşem bir eser...

MANKURT EFSANESİ

Ana-Beyit mezarlığının bir efsanesi, Juan-Juanlar'ın bozkırı işgal ettikleri çağlara dayanan bir hikayesi vardı: Sarı-Özek'i işgal eden Juan-Juanlar tutsaklara korkunç işkenceler yaparlarmış. Bazen de onları komşu ülkelere köle olarak satarlarmış. Satılanlar şanslı sayılırmış, çünkü bunlar bazen bir fırsatını bulup kaçar, ülkelerine dönerek Juan-Juanlar'ın yaptığı işkenceleri anlatırlarmış. Ama asıl işkenceyi, genç ve güçlü oldukları için satmadıkları esire yaparlarmış. İnsanın hafızasını yitirmesine, deli olmasına yol açan bir işkence usulleri varmış. Önce esrin başını kazır, saçları tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken usta bir kasap oracıkta bir deveyi yatırıp keser, derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri boyun kısmı imiş ve oradan başlarmış yüzmeye. Sonra bu deriyi parçalara ayırır, taze taze, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Böylece sarılan deri, bugün yüzücülerin kullandığı kauçuk başlığa benzermiş. Buna "Deri geçirme işkencesi" derlermiş. Böyle bir işkenceye maruz kalan tutsak ya acılar içinde kıvranarak ölür, ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir MANKURT yani geçmişini bilmeyen bir köle olurmuş. Bir devenin boynundan beş-altı kişinin başını saracak deri çıkıyormuş. Bundan sonra, deri geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürtmesin diye, bir kütük ya da tahta kalıp bağlar, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı, aç, susuz, yakan güneşin altında öylece bir kaç gün bırakırlarmış. Bu tutsaklar birer mankurt olmadan yakınları bir baskın düzenleyip onları kurtarmasın diye, yanlarına gözcüler koyarlarmış. Açık bozkırda her taraf kolayca görüldüğü için gizlice gelip baskın yapmak kolay olmazmış.

Juan-Juanların bir tutsağı mankurt yaptıkları duyulur, öğrenilirse, artık onu en yakınları bile gerek zorla, gerek fidye vererek kurtarmak istemezlermiş. Çünkü bir mankurt, eski vücuduna saman doldurulmuş bir korkuluktan farksız olurmuş onla riçin.

Bununla birlikte bir defasında, adı tarihe Nayman Ana olarak geçen bir göçebe kadın, oğlunun başına gelenlere dayanamamış, onu kurtarmak istemiş. Efsane böyle anlatır. Ana-Beyit mezarlığının adı da buradan gelir. "Ana-Beyit" 'ana barınağı, ana huzuru' demektir.

Sarı-Özek'in kızgın güneşine 'mankurt' olmaları için bırakılan tutsakların çoğu ölür, beş-altı kişiden ancak bir ya da ikisi sağ kalırmış. Onları öldüren açlık ya da susuzluk değil, başlarına geçirilen soğumamış deve derisinin güneşte kuruyup büzülmesi, başlarını mengene gibi sıkıp dayanılmaz acılar vermesiymiş. Bir yandan deve derisi büzülüyor, bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp başına batıyormuş. Asyalılar'ın saçları fırça gibi sert olur zaten. Kıllar üste doğru çıkamayınca içeri doğru uzar ve diken gibi batarmış. Bu dayanılmaz acılar sonunda tutsak ya ölür ya da aklını, hafızasını yitirirmiş. Juan-Juanlar'ın işkencenin beşinci günü 'sağ kalan var mı?' diye gelip bakarlarmış. Bir teki bile sağ kalmışsa, amaçlarına ulaşmış sayarlarmış kendilerini. Hafızasını yitirmiş tutsağı alır, boynundaki kalıbı çıkarır, ona yiyecek verirlermiş. Köle zamanla kendine gelir, yeyip içerek gücünü toplarmış. Ama o bir mankurt imiş artık ve böyle bir köle, pazarlarda , güçlü-kuvvetli on tutsak değerinde sayılırmış. Hatta Juan-Juanlar'ın arasında bir gelenek varmış ki buna göre , aralarında çıkan bir kavgada bir mankurt öldürülürse, bunun için ödenecek bedel, hür bir insanın ölümü için ödenecek bedelden üç kat fazla olurmuş.

Bir mankurt kim odluğunun, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu bilmezmiş. İnsan olduğunun bile farkında değilmiş. Bilinci, benliği olmadığı için efendisine büyük avantaj sağlarmış. Ağzı var, dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı düşünmeyen, bu yüzden de hiç tehlike arz etmeyen bir köle imiş. Köle sahibi için en büyük tehlike, kölenin başkaldırması, kaçmasıdır. Ama mankurt isyanı, itaatsizliği düşünemeyen tek varlıkmış.Efendisine köpek gibi sadık, onun sözünden asla çıkmayan, başkalarını dinlemeyen, karnını doyurmaktan başka bir şey düşünemeyen bir yaratık.. En pis, en güç işleri, büyük sabır isteyen çekilmez işleri gık demeden yaparlarmış. Sarı-Özek'in ıssız, engin, kavurucu çöllerine ancak bir mankurt dayanabileceği için, buralarda deve sürülerini gütme işi onlara verilirmiş. Böyle yitik yerlerde, bir mankurt bir kaç kişiye bedelmiş. yanına yiyeceğini, içeceğini verince, kış demeden, yaz demeden , o ilkel hayata dönüşten dolayı sızlanmayı düşünmeden kalabilirmiş bozkırda. Onun için düşünmeden kalabilirmiş bozkırda. Onun için önemli olan tek şey efendisinin emirlerini yerine getirmekmiş. Açlıktan ölmemesi için yiyecek, donmaması için eski püskü giyecek verdiniz mi, başka bir şey istemezmiş...

Bir tutsağın içine korku salmak için ona kafasının uçurulacağını ya da başka bir yerinin kesileceğini bildirmek; onun hafızasını silme, son nefesine kadar taşıyacağı ve başkalarının anlayamayacağı yegane kazancı olan bilincini kökünden yok etme cezası yanında hiç kalır.

Cengiz AYTMATOV



Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Haziran 13, 2008, 09:25:02
Turk Dunyasinin basi sagolsun, aqsaqalini kaybetti...

Qudai raqmat qilsin!


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Haziran 13, 2008, 12:45:45


"SELVİ BOYLUM ALYAZMALIM " YETİM KALDI...ı

Uzak çağlardan zamanımıza kadar, günler kum gibi aktı; sayısız geceler ve dönüşsüz tören alayları geçip gittiler; yıllar, yüzyıllar, kervanlar gibi uzak ufuklara gidip kayboldular. Sonra biz onların izlerini bulduk...
O çağlardan beri nice nice insanlar yaşadı bu dünyada!
 Kuşkusuz yeryüzündeki taşlar kadar, belki daha çok... Bunların arasında ünlüler vardı, silik olanlar vardı.
 İyiler vardı, kötüler vardı. Bazıları dağlar kadar güçlü idiler, bazıları da kaplan kadar cesur, kahraman... Her şeyi bilen bilgeler vardı; üstün yeteneklerle donanmış sanat dahileri vardı. Nice milletler nice zamanlardan beri yok olup gittiler ve onların yalnız adları kaldı...
Ama dünyada, insan hafızası zamana meydan okur. İnsanın kendi hayatı, göz açıp kapatıncaya kadar geçen zaman kadar kısadır.
 ÖLÜMSÜZ  OLAN   DÜŞÜNCEDİR, FİKİRDİR. VE BU FİKİRLER İNSANDAN İNSANA GEÇER...
 Ölümsüz olan Manas’tır, çağdan çağa geçen Manas’ın sözleridir..
Manas destanı, bir ozan-milletin kendini ifadesi. Bin yıldır dilden dile, nesilden nesile aktarılan, bir milletin tarih boyunca varoluş mücadelesini, zaferlerini, acılarını, kahramanlıklarını anlatan bir Kırgız destanı. Manas, Kırgız Türkünün her şeyi. Milyona varan mısra adedi ile, dünyanın bu en büyük destanı, Kırgız’ın dilinde atasını, tarihini, değerlerini, hülasası kendini anlatan bir değerler arşivine dönüşmüştür. Bu dev arşiv şifahidir, yani yüzyıllardır manasçı ozanların dimağlarındadır, onu insanların önünde büyük coşkuyla ezberden okur, onu yeniden yaşıyormuşçasına oynarlar. Manas’ı zihinlerinde her nesilde yenileyerek, yeni şeyler katarak büyütür, takip eden kuşaklara aktarırlar. Manas kapsayıcıdır, her yeni kuşak için söyleyecekleri, her yeni hâl için başvurulabilecek hikayeleri vardır.
Manas’ı günümüze ulaştıran ozanlar arasında yüzyıllardır niceleri gelip geçmiş, her biri atasından öğrendiğine kendi ustalığını da katıp, takip eden kuşağa aktarmış. Bu usta manasçılar bu devasa destanı kalabalıkların önünde, sesini daha uzaklara duyurmaya çalışarak büyük bir coşkuyla ezberden okurlar, onu yaşar, yaşatırlar. Dinleyenleri Manas’ı, oğlu Semetey’i, savaşlarda rüzgardan hızlı koşan tulpar atları, savaşı, zaferi, yenilişi, kahramanlığı manasçıların dilinden tanıyıp, bilirler. Bu büyük Manas destanını yüzyıllardır yaşatan, onu günümüze ulaştıran manasçılar içinde biri var ki sesini en uzaklara duyurmayı başarmış, Kırgız kültürü ve Manas destanından feyz alan eserleri, yüzü aşkın dile tercüme edilmiş. Son yüzyılda, bu edip milletin bir çocuğu, kendinden önceki manasçıların Manas’ı sadece kendi evlatlarına anlatmalarından farklı olarak, onu kalıp olarak değil, içerik olarak dünyaya tanıtmayı başarmış, kendi eşsiz milli birikimini diğer milletlerle paylaşmanın yollarını bulmuştur. Onun hikaye ve romanları, Kırgız kültürünün, tarih ve medeniyetinin başka bir deyişle Manas’ın, yazılı edebiyattaki tezahürleridir. O, ünlü yazar Cengiz Aytmatov’dur.
“O uzak çağlardan zamanımıza kadar, sözler sözleri, fikirler fikirleri doğurdu. Ve türküler başka türkülere karıştı. Olaylar ve bu olayların öyküsü bir destana dönüştü. Manas’ın ve Kırgız aşiretlerini birleştiren, bu birliğin simgesi olan Manas’ın oğlu Semetey’in hikayeleri, Kırgızların sayısız düşmanlarıyla yaptıkları savaşlar, kahramanlıklar, bize işte böyle ulaştı...
Biz bu destana babalarımızın, bütün ecdadımızın seslerini verdik. Bu sesleri hep duyacağız: Çok eski zamanlarda buraları terk eden kuşların uçuşunu, nice zamandır artık toprağı dövmeyen toynakların sesini, savaşta ölen batırların naralarını, ölenler için yakılan ağıtlarımızı, zaferler için sevinç çığlıklarımızı duyacağız. Bu destan, yaşayanların övüncü, hepimizin övüncü için, geçmişi canlandıracak, gösterecektir...”
Yapıtları yüz ellinin üstünde dile çevrilen Aytmatov’un eserleri arasında Zorlu Geçit (1956), Yüzyüze (1957), Cemile (1958), İlk Öğretmenim (1962), Dağlar ve Steplerden Masallar (1963), Elveda, Gülsarı (1966), Beyaz Gemi, Selvi Boylum Al Yazmalım (1970), Fuji Dağının Tepesi (1973), Gün Olur Asra Bedel (1980), Darağacı - Dişi Kurdun Rüyaları (1988), Toprak Ana, Cengiz Han’a Küsen Bulut, Çocukluğum, Kırmızı Elma ve Rusya ve Kırgızistan’da pek çok ödül alan Dağlar Devrildiğinde-Ebedi Nişanlı bulunmaktadır.

Ünlü Fransız şairi Louis Aragon, üne kavuştuğu eseri “Cemile” için “en güzel aşk romanı” demişti.

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Kırgızistan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra, edebi çalışmalarının yanı sıra ülkesini Lüksemburg, Belçika ve Hollanda’da büyükelçi olarak temsil eden Aytmatov, AB, NATO, UNESCO ve Benelüks ülkelerinin Kırgız delegeliğini de üstlendi. Oğullarından biri eski Dışişleri Bakanıydı. Kırgız yetkilileri, 80. doğum günü dolayısıyla 2008 yılını Aytmatov yılı ilan etmişti.
                                                                                ***
Eşi hayatta olan Aytmatov’un 3 oğlu ve bir kızı bulunuyor. Aytmatov’un cenazesinin perşembe günü Almanya’dan ülkesine götürülmesi ve cenaze töreninin cumartesi günü yapılması bekleniyor.

*Kaynak: Alıntılar ve kendi yazım, derleme toplamadır.



Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Haziran 15, 2008, 01:29:50
In Memoriam
        *
CENGİZ  AYTMATOV  MİLLİ KAHRAMAN  GİBİ  DEFNEDİLDİ
                    * * *
14.06.2008 18:07 | © Вести.Ru

Bugün  Cengiz Aytmatov   Müslüman adetlerine göre defnedildi.Bişkek yanı ”Ata – Beyit” anıt- mezarında yazarın akrabaları,dostları,meslekdaşları ,siyasetçiler toplanmıştı.Müslüman adetine göre anıt- mezarda sırf erkek vardı.Onların sayısı 20.000 kişiyi aşıyordu.Daha önce şehir Filarmoni binasında on binlerce kişi matem merasına katılmışlardı.
 Kırgızistan’da  Milli Yas ilan edilmiştir.
Aytmatov  1958 yılında “ Oktyabr” dergisinde “ Yüz yüze” eserini basarak yazarlar saflarına katılmıştı.”Dişi kurdun rüyaları”(“Plaha”= Cellat kütüğü) onun en derin ,felsefi kitabı olarak kabullenmekte,kendisi ise kahin,bilge adam olarak  bilinmektedir.
 Doğayı,çevremizi  en derininden tanıyan yazar  ilk planda insan  ve insan  karakterlerini tutuyordu. Aytmatov’a göre en mükemmel  bilgisayar bile insan karakterini,yaşamını çizemez. Kırgız kızı Cemilenin yaşadıkları dünyada yaşanmış en güzel aşk örnekleri arasındadır.

(kısaltılmıştır)
© Вести.Ru

http://www.rambler.ru/cgi-bin/news_search?oe=1251&set=media&words=Чингиз%20Айтматов






Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Haziran 15, 2008, 01:38:46
(http://d.yimg.com/us.yimg.com/p/rids/20080614/i/r1153101819.jpg)

(http://d.yimg.com/us.yimg.com/p/ap/20080614/capt.f9b5058e2c834398af49444afc7817c5.kyrgyzstan_aitmatov_funeral_mosb101.jpg)


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Haziran 21, 2008, 03:27:56
Aytmatov’un son vasiyeti: Türk dünyası yeniden yapılanmalı 
Dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, ciğer yetmezliği nedeniyle vefat etti. Yaklaşık bir aydır Almanya’nın Nürnberg kentindeki Klinikum Nord’da tedavi gören 80 yaşındaki ünlü yazar komada bulunuyordu. Cengiz Aytmatov, vasiyeti üzerine, babasının kabrinin bulunduğu Ata–Beyit Anıt Mezarlığı’nda toprağa verildi. Türk halkının Cengiz Aytmatov ile tanışıklığı Yeşilçam klasiği ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filmiyle başladı. Hafta içinde kaybettiğimiz Aytmatov, dünyanın kabul ettiği romancılığının yanında Türk dünyasına yönelik vizyonu ile de unutulmayacak bir isim.

 
İki ay önce Ömer Erdem’e verdiği röportaj, Aytmatov’un fikir dünyasına dönük önemli ipuçları içeriyor. Türkçenin çağdaşlaştırılması yolunda Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nın örnek bir organizasyon olduğuna dikkat çeken ünlü yazar “Kendi dilini ve diğer dilleri iyi bilen bireyler 21. asırda kendilerini ispatlayabilir.” diyor. Azeri Türkçesi ile Türkiye Türkçesinin aynı ve Kazak dili ile Kırgız dilinin ikiz dil olduğunu ifade eden Aytmatov, Türk dünyasının anlaşması için yeni bir yapılanmanın gerekliliğine işaret etti.

Kırgızistan’da yas var

Cengiz Aytmatov için Kırgızistan’da cenaze töreninin yapıldığı 14 Haziran’da bir günlük yas ilan edildi. Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev’in imzaladığı kararname uyarınca cumartesi günü ülkede bayraklar yarıya indirilerek eğlence programları ve önemli etkinlikler iptal edildi.

Ülkesinde en son Türk Lisesi’ni ziyaret etmişti

Aytmatov, ülkesinde en son Bişkek’teki Uluslararası Sebat Eğitim Kurumları’na bağlı Cengiz Aytmatov Kırgız Türk Erkek Lisesi’ni ziyaret etmişti. 7 Mayıs’ta, doğumunun 80. yılı münasebetiyle düzenlenen programa katılan yazar, gençlerin, ellerindeki imkânları en iyi şekilde değerlendirmeleri ve en az iki yabancı dili iyi derecede konuşmaları gerektiğini söylemişti.

[AYTMATOV’UN ARDINDAN... ]

Abdullah Gül (Türkiye Cumhurbaşkanı)

“Cengiz Aytmatov’un vefatı sadece Türk dünyası için değil, tüm dünya için büyük bir kayıp olmuştur. Türk kültürünün tanıtılmasına ve gelişmesine önemli hizmetlerde bulunan Aytmatov, Türk dünyasını oluşturan ülke ve topluluklar arasında adeta bir köprü görevi üstlenmiştir.’’

Vladimir Putin (Rusya Başbakanı)

“Cengiz Aytmatov hepimiz için yeri doldurulamaz bir kayıp. Hepimizin hatırasında büyük bir yazar, düşünür, entelektüel olarak kalacak.”

Kurmanbek Bakiyev

(Kırgızistan Devlet Başkanı)

“Aytmatov, tüm dünyada büyük ilgiyle takip edilen eserlerinde okuyucularını akıl ve iyiliğin zaferine inandırdı, milli değerleri en iyi şekilde yansıttı. Bıraktığı eserler en iyi şekilde korunacak.”

80 yıllık yazar

Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan’da Şeker adlı bir köyde doğdu. Adı Cengiz Han’dan esinlenerek konulmuştur. Babası Törekul Aytmatov at yetiştiricisiydi. Kırgızistan’a, dağlık yörelere Ekim devrimi daha yeni ulaşıyordu. Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleşmeye başladığı yıllara rastlar. Kazakistan’daki Cambul Veterinerlik Teknik Okulu’nda okudu. Ardından Frunze’de (Bugünkü Bişgek Tarım Enstitüsü) okudu. Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan’ı dolaştı. Aynı zamanda da bir gazeteci sıfatıyla çalışıyor, sürekli gözlem yapıyordu. Pek çok genç nesil mensubu gibi halkından uzaklaşmadı, insanına daha da yakınlaştı. Diğer pek çok yazardan farklı olarak yerel kültüre çok büyük önem ve değer verdi. Geçmişin hatalı olduğuna inandığı ögeleri eleştirdi. Topyekün bir eleştiriye rastlanılmaz. Aytmatov’un ilk eserleri kendi yöresinin, Talas Vadisinin kültürüne dayalıydı. Folklorik unsurlar, masal kahramanları, geleneğin taşıdığı tecrübe, yeni oluşan edebiyat dünyasında Rus Edebiyatının yeri kadar önemli zengin bir altyapı oluşturuyordu. Yazarın 1956’dan itibaren devam ettiği Moskova Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü, onun engin yerel kültürünü evrensel boyuta nasıl taşıyabileceğini öğrenmesine yardımcı oldu. Bu arada Moskova’nın kültür dünyasını da tanıma fırsatı buldu. Yazar bu yıllarını teorik çalışmalarla geçirdi. Bu yıllarda, edebi değerleri yükselmeye başlayan Yüz Yüze (1957), Cemile(1958), Selvi Boylum Al Yazmalım (1961) ve Deve gözü (1961) adlı eserleri yazdı. 1964 yılında Al Elma adlı hikayesini yazdı. 1965 yılında Kırgız Sinemacılar Birliği Başkanı oldu. Aytmatov, zengin bir kültür edebiyat geleneğinin gelişmesinde çok önemli bir rolünün olduğunu eserleriyle ispat etti. Çünkü pek çok kişi geçmişin tamamiyle silinmesi gerektiğine inanıyordu. Yazarın 60’lı yıllarda kaleme aldığı eserleri bu ön yargılı görüşleri yok etmişti. Bu arada yazar bu tavrı dolayısıyla sıkça takip edilir.

Eserleri 157 dile çevrildi 

Eserleri 157 dile çevrilen ve 60 milyon adet basılan Cengiz Aytmatov, 20. asrın en büyük romancılarından biri olarak kabul ediliyor. Kendisi hayatta iken kitapları dünya klas...leri içine giren Kırgız yazarın romanlarından bir kısmı filme de aktarıldı. ‘Cemile’ adlı kitabı ‘Bütün insanlık tarihindeki en güzel aşk romanı’ diye tanımlanan Aytmatov’un kitaplarından bazıları şunlar: Zorlu Geçit, Yüzyüze, Cemile, İlk Öğretmenim, Elveda Gülsarı, Beyaz Gemi, Selvi Boylum Al Yazmalım, Gün Olur Asra Bedel, Dişi Kurdun Rüyaları, Toprak Ana, Cengiz Han’a Küsen Bulut, Dağlar Devrildiğinde–Ebedi Nişanlı. Azamat Damir, Nürnberg, Atıf Ala, Taşkent; Marat Ömürov, Bişkek, Cihan

 


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: tonyuluk üzerinde Haziran 21, 2008, 03:48:22
HEPINIZE TESEKUR EDIYORUM KESKE BULGARISTANDAKI TURKLERIN HEPSI SIZIN GIBI OLSA ARKADASLAR.BEN DOBICLIYIM TURKUM AMA BIZIM SEHRIMIZDE TURKUM DEMEKTEN  TURKCE KONUSMAKTAN UTANAN BICOK ARKADASIMIZ VAR SEN TURKSUN DENDIGINDE BEN TURK DEGILIM TATARIM DIYENLER VAR.TURKCE KONUSTUGUNDA ANLAMIYORUM DIYENLER VAR.DOBRICE POMAK ARKADASLARIMLA GIYORUM ONLARLA TURKCE KONUSUP TATAR TURKU ARKADASLARIMLA BULGARCA KONUSMAK BENIM ZORUMA GIDIYO. YANLISAM DUZELTIN BIZ HEPIMIZ TURKUZ BEN TURKMEN KOKENLIYIM AMA TURKUM TATARI KIRGIZI AZERISI TURKMENI  HEPIMIZ TUKKUZ BUNULA GURUR DUYMALIYIZ VE ANADILIMIZI TURKLUMUZU KORUMALIYIZ


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Haziran 21, 2008, 04:23:37
HEPINIZE TESEKUR EDIYORUM KESKE BULGARISTANDAKI TURKLERIN HEPSI SIZIN GIBI OLSA ARKADASLAR.BEN DOBICLIYIM TURKUM AMA BIZIM SEHRIMIZDE TURKUM DEMEKTEN  TURKCE KONUSMAKTAN UTANAN BICOK ARKADASIMIZ VAR SEN TURKSUN DENDIGINDE BEN TURK DEGILIM TATARIM DIYENLER VAR.TURKCE KONUSTUGUNDA ANLAMIYORUM DIYENLER VAR.DOBRICE POMAK ARKADASLARIMLA GIYORUM ONLARLA TURKCE KONUSUP TATAR TURKU ARKADASLARIMLA BULGARCA KONUSMAK BENIM ZORUMA GIDIYO. YANLISAM DUZELTIN BIZ HEPIMIZ TURKUZ BEN TURKMEN KOKENLIYIM AMA TURKUM TATARI KIRGIZI AZERISI TURKMENI  HEPIMIZ TUKKUZ BUNULA GURUR DUYMALIYIZ VE ANADILIMIZI TURKLUMUZU KORUMALIYIZ

oncelikle hosgeldin
bende dobricliyim herseyden once de kirim tatariyim bu benim milli kimligimdir, kirim tatarlari da zaten turktur daha dogru terim ile turkidir.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Haziran 21, 2008, 16:13:41
senol

bulgaristandaki tatarlarin cogunun fikrini nasil ogrendin bilmiyorum ama haklarinda rahat konusuyorsun , hayatinda kac tanesi ile karsilastin.

bu meseleler basit meselerdir ama sloganci basmakalip tiplere bunlari aciklamak zaman kaybidir.

hah neymis efendim turklerin tek vucud olmasi falan filan bulgaristandan karsina oyle kirim tatarlari cikarki sizin gibilere turkluk icin ders verirler...



Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Haziran 21, 2008, 20:23:03

Bulgaristan da ki Tatarların Çoğu Türklüğünü inkar eder.  Biz Türk değliz  Tatarız derler. Onlara göre Tatarlık Türklükten farklı bam başka bir ırktır. İçlerinde Türklüğünden Kompleks duyanlar, Türklüğünü gizleyenler de vardır.
 

BG de ki Tatarlar,  kendi başına ayrı bir milletmiş gibi Türklükle alakaları yokmuş gibi bir izlenim vermeye çalışırlar. Ama işte bu da Bulgaristan daki Türklerin tek vücüt olmasını, birlik ve beraberlik içinde olmasını engeller.



bu teshisi



Karşılaşmışım ki yazıyorum. Geçtiğimiz yaz Bulgaristan da Dobricte 3 tane hafif çekik gözlü, isminden ve soy adından  TATAR olduğu anlaşılan gençlerle karşılaştım. Merhaba Gençler dedim Bulgarca Siz Tatarsınız dedim.  Bizlerle Soydaşsınız dedim. Böyle yüzüme aval aval baktılar. Biz Bulgarız dediler. Türk olmaya da niyetimiz yok dediler. Böyle dedikleri için ve bana sıcak davranmadıkarı için bende daha fazla Diyalog kurmamıştım o gençlerle

buna gore mi veriyorsun?
yuzune aval aval bakmalarinin sebebi potansiyelinin etrafa sactigi ishiktan gozleri kamasmistir.


herneyse konu cok sapti zaten seninle bosuna vakit harcayamam, tonyuluk ta damdan duser gibi bu basliga alakasiz seyler yazmis konu nerelere sapti...


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Haziran 21, 2008, 22:06:12
Bağımsız Devletler Topluluğu .Sovyetler Birliğini çöküşünden sonraki,Çağdaş Rusya’nın  kendini aradığı ,”kuduz kapitalizmin” her  akla  gelen yola baş vurarak “sermaye yığma” yılları.Yasa = para.Manevi değerlerinin  dönüşüm yılları.Yenileri-hatırlanan eskiler  artı muğlak ,belirsiz,deneme yolu ile gelenler.Acımasız,katı gerçekler.Bu huzursuz yıllarda,1994 yılında ,”Zname”(Bayrak) edebiyat dergisinde Cengiz Aytmatov’un “KASSANDRA’NIN  DAMGASI”  kitabı basılır.
     Bu romanında Aytmatov Dünyaya yukardan,kuş uçuşu yüksekliğinden değil,kozmik mesafeden bakmıştır.Romanın baş kahramanı Rahip Filofey Dünya etrafında  dönen  bir yörünge istasyonundadır.Daha önce Rahip Filofey  bir sivildi-Andrey  Andreeviç  Kriltsov adında bir bilim adamıydı.Bedava denekler-mahkum kadınlar rahminde “suni insanlar”- “iksdoğanlar” yetiştirmekle uğraşıyordu.Bilim adamı, bu işin Hakka,Doğaya  karşı olduğunun farkına vardı-Embriyonlar  Kötülüğün hükmettiği Dünyaya gelmek istemiyordu,bu Dünyaya gelmiyordu.
Dünyada Doğa ve İnsanlık  çatışmaya girmiş,Doğa kendini savunmak üzere kan emici İnsanlığın önüne  set çekmiş,ürememeye -yok olmaya  mahkum etmişti.Bu hükmün kapsamında bir İnsan,Aile,Soy,Millet değil tüm İnsanlıktı. Facia Evrensel boyda,çaresi İnsanlık sınırlarındaydı.
İnsanlığın tarihinde Bilge adamlar,Aksakallar ,Cengiz Aytmatov şüphesiz öyle biridir, çok anlamlılık kazanma çabasında efsanelere,destanlara, mitoslara dayanmışlardır ki buradaki simgeler dili,semantik anlamı evrenseldir.
*KASSANDRA- Kadim Yunan mitolojisinde Truva çarı Priam ve eşi Hekuba’nın kızıdır.Onun dehşet dolu kehanetlerine kimse inanmıyordu.
P.S.1.Bu kitabın Türkçe’sini bilen,okuyan varsa lütfen bilgi mahiyetinde başlığını,yayınevini yazsın.Ben Rusçasını bilsem de  Türkçesini ,maalesef ,çıkaramadım.
2.Cengiz AYTMATOV’un  “Cengiz Han’a  küsen bulut”(ÖTÜKEN yayınevi) kitabını  Çemberlitaş  yolundaki  “Türk Ocağı”nda  da  halen bulabilirsiniz.
3.Lütfen bu büyük İnsana,büyük Türke ait konuyu  bambaşka ayrıntılarla  doldurmayalım. Alperen Kırım farkında olduğuna göre,sözüm diğerleri içindir.






Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: tonyuluk üzerinde Haziran 22, 2008, 04:04:40
evet sayin arkadasim damdan duser gibi oldu ama benim icin onemli bir konu ve benim soyledim sadece tatar turkleri degil bulgaristan turkleri dedim.niyetim kimseyi kirmak degil konuyu tartismak guzel ama bunu birbirimizi uzmeden yapsak daha iyi olur


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Haziran 22, 2008, 12:43:17
KABUKLARI  KIRIP  AŞAN  BİLGE  ADAM
Cengiz Aytmatov’un  küresel düşünme kavrayışını  yalnız eserlerine  değil toplum eylemlerinde de görürüz.
Cengiz Aytmatov ,SSCB Bilimler Akademisi yanındaki Yönetim Problemleri  Enstitüsünde sosyolog  olan Rustem Hairov ile birlikte o zaman Sovyetler Birliği başındaki Andropova
“3.bin yıllığı Karşılama Komitesi” tertiplenmesi önerisinde bulunmuşlardır.
(Yuriy Andropov 15 yıl boyunca Sovyet haberalma örgütü KGB'nin şefiydi.1982'de Leonid Brejnev öldüğünde onun yerine geçerek ülkede yeni bir dönemi başlatmış, ancak 15 ay sonra ölmüştü.
Gorbaçov’u idareye getiren güçler Andropov tarafından modernleşmeyi teşvik edilen güçlerdir)
Yeniliklere açık  ,mecbur olan,görünmek isteyen Sovyet idarecileri bu öneriyi kabul etmiştir.
Cengiz Aytmatov bu işe kolları sıvamıştır ve Dünya Kamu oyu önünde otoritesini,ismini koymuştur.
1986 yılında Kırgızistan’da “Issık –Kuul  Forumu” düzenlenmiştir. “Issık –Kuul”   bu ülkenin en güzel,Temiz ve berrak dağ göllerinden biridir.Bunun kıyılarına UNESKO temsilcileri, futurologlar (Dünya geleceğini inceleyen bilim adamları),yazarlar,ressamlar,farklı ülkelerden  ünlü aydınlar katılmıştır.
Olayları Bulgaristan’dan,”İzvestiya” gazetesi üzerinden izleyebiliyorduım.

Türkiye katılımcısı olarak Zülfü Livaneli’yi hatırlamaktayım.Sorsak Anılarını yazar mı acaba?

Dünya aydınları,“Issık –Kuul  Forumu”nda Küresel Düşünme Tarzı yaratılması gereğini dile getirmişlerdi.
              Sorumluluğumuz Küresel çapta olmalıydı.
 Ufukta Total Küresel tehlikeler görünüyordu.Ve bunları anlamak, karşıt tedbir almak için “sınıflar savaşı”,”ülkeler,askeri bloklar savaşı”   seviyesinde  düşünce tarzlarını aşmak gerekiyordu.
       Mesele İnsanlığı korkutmak değil –ONU korumaktı.
 Ve Asya bozkırlarındaki BİLGE ADAM bunu görmüştü.Halkından taşıdığı En derin adet, geleneklere  göre İNSANLIĞIN AKSAKALLARINI  bir yere getirmeye çalışmıştı.
Ve bunlar politikacıları sıkıştırmıştı.Askeri,Ekoloji ve Ekonomide Karşıt kalmaya karşı çıkmıştı.Dünyadan-Yorgandan yer kapmaya çalışanlar “yorganı” yakacaktı,yakabilirdi.
...Ve BİLGE ADAM buna çare arıyordu.
Ve BİLGE  ADAM eserleriyle kalplerimize girdi,fikirleriyle TARİHE girdi ve artık orada kaldı.
                                           *  *  *


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Haziran 22, 2008, 20:47:17
ASRA BEDEL GÜN

10 Haziran 2008 günü kaybettiğimiz Cengiz Aytmatov'un cenaze töreni bugün saat 09:00'da başladı. Sevenleri, törenin yapılacağı T. Satılganov Ulusal Flarmonya binasının önüne erken saatlerde gelmeye başladı. Flarmonya binasının çevresinde on binlerce kişi toplandı. Bina içinde Aytmatov'un naaşı törene gelenlere gösterildi.
Devlet töreniyle son yolculuğuna uğurlanan Aytmatov'un cenazesinde Kırgızistan Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev ve çok sayıda bakan hazır bulundu. Türkiye'den, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü temsilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof.Dr. Mustafa İsen ve T.C. Kültür Bakanlığı Müsteşarı İsmet Yılmaz törene katıldı.
Aytmatov'un naaşı daha sonra Ala-Too meydanına götürüldü. Buradaki saygı duruşunun ardından cenaze Çong Taş Köyü'ndeki Ata-Beyit Anıt Mezarlığı'na nakledildi. Bilindiği üzere Cengiz Aytmatov'un babası Törekul Aytmatov 1938 yılında Çong Taş'ta kurşuna dizilen 137 Kırgız aydınının arasında yer alıyordu.
Aytmatov saat 15:24'te babasının mezarının yanına defnedildi.

(http://www.manas.kg/uploads/images/DSC_0601.jpg)

(http://www.manas.kg/uploads/images/DSC_0609.jpg)

(http://www.manas.kg/uploads/images/DSC_0679.jpg)

(http://www.manas.kg/uploads/images/DSC_0765.jpg)

(http://www.manas.kg/uploads/images/DSC_0768.jpg)

(http://www.manas.kg/uploads/images/DSC_0790.jpg)

(http://www.manas.kg/uploads/images/DSC_0806.jpg)

(http://www.manas.kg/uploads/images/DSC_0882.jpg)

(http://www.manas.kg/uploads/images/DSC_0937.jpg)


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Haziran 29, 2008, 13:27:16
(http://www.aksiyon.com.tr/resim/706/70.jpg)

Issık Göl'ün ölmeyen parsı: Aytmatov


Cengiz Aytmatov’u büyük yapan sır, nesilden nesle aktarılan ne varsa, sanatçının o kolay erişilmez özünde toplamış ve yalnız Sovyet insanlarına değil, yeryüzü sakinlerine yollamış olmasıdır.

Sevgi neydi? Sevgi emekti. Sevgi iyilikti… ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminin en yakıcı cümleleriydi bunlar, daha doğrusu Cengiz Aytmatov’un kalbimize sorup yanıtladığı soru. Ajanslar Cengiz Aytmatov’un ölüm haberini geçerken, dünya, tam 157 dilde Issık-Göl’e dalan isimsiz çocuğa ne olduğunu, bu çocuğun isminin ne olduğunu konuşuyor. Hâlbuki İkinci Dünya Savaşı’na eşlik eden yokluk yıllarının babasız bir bozkır çocuğudur o. 1928’de Kırgız köyü Şeker’de doğan, Stalin kırımından nasiplenmiş bir coğrafyanın temsilcisi. Kırgızlar üzerinde bir kültür soykırımı yaşanırken, hesapların tutmadığı da aşikârdır. Sonradan Aytmatov’un romanlarında görüleceği üzere bu kırım, bakir kalan Kırgız halk edebiyatına dokunamamıştır. Ninniler kalır köylerde. Masallar anlatılır. İsyancı babalar toprakta olsalar da, bir milletin evrensel özünü hikâyelerinde, beşiklerde saklayabilen nineler vardır.

Cengiz Aytmatov’u büyük yapan sır, nesilden nesile aktarılan ne varsa sanatçının o kolay erişilmez özünde toplamış ve yalnız Sovyet insanlarına değil, yeryüzü sakinlerine yollamış olmasıdır. Bir milletin bin yıllık öyküsü, adeta Aytmatov’un kalemine sarılmıştır kendisini anlatması için. Onu seçmiştir. Bizim bozkır kurdu öyle yeni şeyler söyleyecektir ki, Fransız şairi Aragon, Cemile için ‘Dünyanın en güzel aşk hikâyesi’ diyecektir. Hikâyeleri iyi yapan şey, anlatılanların harikuladeliği değil, anlatanın olaylara duru bir suya bakar gibi bakıvermesidir. Aytmatov romanı, okurun avucuna bırakılan kâğıda sarılı bir kalp gibi, sakince düşer. Etkisi düşerken değil, düştükten sonra görülür. ‘Mankurt’ gibi okuyana isyanları oynatan hararetli bir konu bile bağırıp çağırmadan uzak bir sakinlik içinde sunulmamış mıdır?

Cengiz Aytmatov, içinde Selvi Boylum Al Yazmalım’ın da yer aldığı kitabıyla 1963 yılında Lenin Edebiyat Ödülüne layık görülür. 1968’de Büyük Sovyet Edebiyat Ödülü’nü kazanan yazar, artık Kırgızistan’ın da millî yazarıdır. Yazı hayatına hikâyeleri ve romanlarıyla devam eden Aytmatov 1970’de yayımladığı Beyaz Gemi adlı romanıyla bütün dünyanın gözdesi bir yazardır. Avrupa’da uzun yıllar büyükelçilik yapan Aytmatov, Gorbaçov’un danışmanlarından da biridir.

Cengiz Aytmatov’u bugünkü tahtına oturtan, küçük şeyleri, büyük bir kalple anlatabilmesidir. Dili o kadar sadedir ki, bu ancak bir kalbin konuşabileceği lisandır. 157 dile tercüme edilebilen bir eser, ancak ‘kalpçe’ yazılmıştır. Öyle olduğu için bugün dünyanın her yanından insanlar, bu romanların ne söylediğini anlamaktadır.

Aytmatov, 75. doğum günü için tertip edilen merasimde Beyaz Gemi’yi anlatmıştı. Issık-Göl’de kaybolan çocuğa ne oldu? Bütün davetliler bu sorunun peşindeydi. Aytmatov Ebedi Nişanlı-Dağlar Devrildiğinde isimli son romanıyla ayrıldı aramızdan. Bir selamlama gibiydi. Bir son söz belki… Elazığ’ı yazacağını söylüyordu. Hazar Şiir Akşamlarında, daha bir yıl önce. ‘O bir Elazığlı artık’ diye yazılıp çizilmişti. Fakat Aytmatov sanatın sınırları aştığı düşüncesiyle, “asra bedel gün”leri özlüyordu. Son romanına bir daha baktım ölüm haberi üzerine. Bir veda gibiydi. Ölmek için inine çekilen bir pars vardı karşımda. Düşüne düşüne, savaşa savaşa çekilen bir pars. Hesap eden, hayata bakan, sonunda anlayan ve ölürken de en derin mesajını veren. İran mitolojisinde, ölümsüzlük iksiri içen ve kendisine geçmiş ve geleceği aynı anda gösteren Cam-ı Cem’i koynuna alıp ıssız bir mağaraya çekilen ve orada ruhunu teslim eden Keyhüsrev gibi tıpkı.

Aytmatov’un kitaplarında bilge nineler, aklıselim sahibi amcalar, anneler, dedeler ve masumiyetin kıyısına vurmuş çocuklar vardır hep. Hayat çok benden, çok sizdendir orada. Öyle diye zaten, o bir dünya yazarıdır. Nobelsiz bir Nobelli… Demir perde’nin dünyaya hediye ettiği yazarı Issık-Göl kenarında bekleyenler boşa telaş ediyorlar bence. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın onuruna düzenlediği doğumunun 75. yıl töreninde, bu ‘Türk dünyasının kalbi’, İstanbul’daydı. Marmara’dan çıkmış, kendisini alkışlayanları güleç yüzü, şakacı hâliyle selamlıyordu. Babasını bulmak için Issık-Göl’e dalan çocuk burada, aramızda, aranızda. Dünyanın her yerinde o isimsiz çocuklar. Şimdi herkes Aytmatov’un bıraktığı yerde, eserlerinin okunduğu 157 dilde, orada bekliyorlar. Beyaz bir gemi, asra bedel günlerin yolcularını bırakıyor isimsiz limanlara.

Harun Tokak Beyefendi, gecede yaptığı konuşmada ‘O çocuk burada’ diyordu. O çocuk göle çalınan bir mayaydı; aramızdaydı işte. Ve Beyaz Gemi’de bir baba vardı. Cengiz Aytmatov öldüğü gün, bir zamanlar daldığı gölden bir baba edasıyla çıkıyor.


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Temmuz 01, 2008, 11:29:51
(http://www.gencturkhaber.com/images/haber/163786.jpg)

Toprağın ipek olsun!
Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in Cengiz Aytmatov ile ilgili taziye mesajı.
KazAkparat Haber Ajansının bildirdiğine göre, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev’e yolladığı mesajinda ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un ani ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Mesajda şu sözlere yer verildi:
Kırgız halkının yüce evladı, dünya edebiyatının abidevi şahsiyeti, Kazak halkının büyük dostu, tüm Türk Dünyasının büyük gururu Cengiz Aytmatov’un vefatı dolayısıyla Size, Sizin şahsınızda tüm Kırgız halkına ve merhumun ailesine, yeri doldurulamaz bu kayıp dolayısıyla, acılarınızı paylaşıyor ve başsağlığı diliyorum.

Eserleri dünyada 165 dile çevrilen “İnsanlığın Aytmatov’u” ünvanına layık tek bilge yazar ve büyük düşünürün dünya edebiyatındaki yeri benzersizdi. Onun kaleminden çıkan eserleri dünyadaki kitapseverler her zaman sabırsızlıkla bekler ve onlardan büyük manevi haz alırlardı.

İnsan sevgisi dolu, insanlık ile vatanseverliği, Kırgız ve Kazakların yüce dağları ile geniş bozkırlarını ince lirizm ve derin tefekkürle kurgulayıp ayırımcılık yapmadan tasvir eden yazarın yüce Muhtar Avezov’dan bir zamanlar destek ve himaye görmesi bizim için büyük övünç kaynağıdır.

Cengiz Törekuloğlu daha geçenlerde Kazakistan’a özel olarak gelmiş ve ikimiz bugünkü küreselleşme devrinde millet ve vatanın geleceği, edebiyat ve kültür meseleleri hususlarında uzun uzadıya sohbet etmiştik. Kazakistan Aytmatov’un [80. yaş günü] kutlamalarının layık olduğu biçimde düzenlenmesi için çalışmalara baslamış bulunuyordu. Ne yazık ki, ecel değerli şahsiyetimizi aramızdan aniden çekip aldı. Aytmatov güçlü yeteneği, sarsılmaz itibarıyla kardeş Kırgız ülkesinin bugünü ile gelecegi için son nefesine kadar durmaksızın hizmet etti.

Yarım asra yaklaşan zaman boyunca dünya edebiyat arenasında tek başına gür sesiyle tozu dumana katan Cengiz Aytmatov için bu hayattan göçüp gitti diyemeyiz. Onun insanlık ve iyiliğe davet eden ve yüce insanlık değerleriyle dolu eserleri ve aydınlık yüzü, her zaman insanlık ile birlikte yaşayacağına şüphe yoktur. Şimdi onun ikinci ve sonsuz hayatının başlayacağı muhakkaktır.

Merhumun toprağı ipek olsun, nuru cennette taşsın!
Yolun açık olsun, sevgili Cengiz ağabey!”

Abdülvahap Kara
http://www.gencturkhaber.com/nazarbayev-aytmatov-taziye.html,04ad7


Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: Can Destan üzerinde Ekim 25, 2008, 10:32:01
MANKURT  NEDİR?
     ***
Türk dünyasının en büyük yazarlarından biri olan ve eserleri  150  den fazla  dile çevrilip milyonlarca kişi tarafından okunduğu,Lev Tolstoy ile dünyada en çok çevrilen yazar olan bir Kırgızistan Türkü‘nün, yani Cengiz Aytmatov‘un 1980 yılında yazmış olduğu “Gün Uzar Yüzyıl Olur” (Gün Olur Asra Bedel) adlı romanında yer verdiği bir Kırgız efsanesinde “mankurt” sözcüğü ve “mankurtlaştırmak” deyimi geçmektedir. Yirminci yüzyılın en büyük romancılarından biri olan Cengiz Aytmatov tarafından bütün dünya dillerine ve edebiyatına olduğu gibi dilimize ve edebiyatımıza da kazandırılan bu sözcük ve deyimin bir öyküsü vardır.

“MANKURT”= beyni boş ve annesini ,ÖZ ANASINI  öldürebilecek hale getirilmiştir.Ama bunlar Çek Karel Çapek'in,geçen y.y. 40. y., “robot” dediği yaratıklar ,insan tarafından yaratılan  yaratıklar  gibidir.
/BİZİM DELİORMAN'DA "MANKAFA" SÖZÜ VARDIR,BENDE BÖYLE  BENZER ÇAĞRIŞIM YAPSA DA SANIRIM ÇOK YUMUŞAKTIR)

“KÜSKEMEN”= bunun daha da ötesi,bilip şuurlu  olarak(!) İHANET EDEBİLEN biridir.Daha büyük nesillerimiz Bulgaristan’da  kimi tanıdıklarını ,bildiklerini ,BERABER YAN YANA YAŞADIKLARINI (İnsan  sözünü yazamadım) hatırlayabilirler.

Alıntıdır:
http://www.bilgicik.com/yazi/mankurt-mankurtlastirmak-nedir/#devami
     *  *  *
Bizde “Avarlar“, Avrupa’da ise “Juan-Juan” olarak bilinen ve Kırgızistan Türkleri’nin baş düşmanı olan acımasız bir topluluk vardır.
1. Bu topluluktaki insanlar, çevrelerindeki büyük küçük topluluklara, fırsat buldukları zaman saldırırlar, onların yerleşim yerlerini yakıp yıkarlar, insanları öldürdükten sonra çevrede ne varsa yağmalarlar ve bazı kişileri de tutsak ederlermiş. Tutsak ettikleri kişileri kendi bölgelerine götürüp incelerlermiş.
2.Güçlü ve dayanıklı olanları , “mankurtlaştırmak” için ayırırlarmış. Geri kalan güçsüzleri ise başka yerlere satmaya çalışırlarmış. Satılanlar bir bakıma şanslı sayılırlarmış; çünkü onlar belki bir gün götürüldükleri yerlerden kaçıp yurtlarına dönebileceklerdir. Fakat geride kalanlar, mankurtlaştırılarak sonsuza dek köle olarak yaşayacaklardır.


Mankurtlaştırılacak kişiler belirlendikten sonra bu kişinin önce diri diri kafa derisini yüzer, daha sonra da tek kıl kalmayacak biçimde bütün saçlarını yolarlarmış. Kişinin kafasını tamamen temizledikten sonra bir deve kesilir ve bu devenin boyun tarafından 3 alınacak bir deriyi, sıcak sıcak genç tutsağın kafasına geçirirlermiş. Zaten kafa derisi yüzülürken kafası kan içinde kalan tutsağın başına geçirilen deve derisi, hemen tutarmış kafatasını. Tıpkı bugün yüzücülerin saçları ıslanmasın diye taktıkları kauçuk başlıklara benzermiş bu. Kafatası deve derisiyle tamamen kaplandıktan sonra, hem daha çabuk kurusun hem de tutsağın çığlıkları duyulmasın diye tutsak bir çöle götürülürmüş. Kafasını yere sürüp deriyi çıkartmaması için de, tutsağın boyun kısmına kütüğe benzer bir şey geçirir, ellerini ayaklarını bağlar ve onu yere eğilemeyecek biçimde bir ağaçla sabitlerlermiş.
Normalde tutsağın yakınları onu kurtarmak için bazen yola koyulurmuş; fakat kaçırılan yakının “mankurt” olacağını / olduğunu duyunca artık onu aramazlarmış. Çünkü mankurtlaştırılan birinin artık anne babasına bile bir hayrının olmayacağını biliyorlarmış. Fakat yine de tutsakların kaçırılma olasılığına karşı, onların yanına bir iki tane gözcü dikilirmiş. Neyse, tutsak günlerce kızgın güneşin altında beklediği için, deri kafasında kurumaya başlar, kurudukça büzülür, büzüldükçe de kafatasını aynen mengene ile sıkar gibi gerermiş. Bunun yanı sıra kökünden kazınan saçlar yeniden çıkmaya başlayınca, kafada kuruyan deriye çarpıp geri döner ve böylece kıllar üste doğru çıkamayınca alta doğru iner, beyne saplanmaya başlarmış. Hem kafatasının gerilmesi hem de kılların beyne batması tutsağa anlatılması çok güç bir acı yaşatırmış. Eğer tutsak çok güçlü ve dayanıklı değilse acıya dayanamayarak ölürmüş. Hatta mankurtlaştırılmak için çöle bırakılan beş tutsaktan en az biri ölmezse, bunları kaçıranlar kendilerini şanslı görüyorlarmış.
Tutsak, eğer yaşamayı başarabilirse hem çektiği acılar hem de kılların beyne batması nedeniyle bilincini (hafızasını / şuurunu) kaybedermiş. Juan-juan‘lar onu çölden alıp getirir, boynundaki kalıbı çıkarır ve ona yemek verirlermiş. Annesini, babasını, boyunu, doğduğu yeri, adını… unutan tutsak, artık kendisini karnını doyurmaya çalışan bir varlık olarak görmeye başlarmış. Tutsağın sahibi olarak gördüğü kişi, ona sıkça yemek verip onu kendine bağlarmış. Artık bir “mankurt” olan bu kişi, sahibinin sözünden çıkamayacak sadık bir “köpek“ten veya emirleri eks...siz yerine getirecek bir “robot“tan farksızdır. Sahibi ne kadar zorlu, sıkıntı verici işler yapması için ona emir verse de, o onları yapmaktan çekinmezmiş.
O dönemde mankurtlar, normal kölelerden daha değerliymiş. Bir mankurt, güçlü ve dayanıklı on tutsakla eş değermiş. Hatta bir olay sonucunda bir mankurt öldürülürse bunun için ödenecek bedel, hür bir kişinin ölümü için ödenecek bedelden üç kat fazla olurmuş. Çünkü “Sarı-Özek“in kavurucu çöllerindeki sıcaklara, o çölde deve gütmek için günlerce sıcağa dayanabilmeye ancak bir mankurt dayanabilirmiş. Açlıktan ölmemesi için yiyeceğini ve suyunu; donmaması için de üzerine yırtık pırtık birkaç parça giysi verince, başta kavurucu çöllerde deve gütmek olmak üzere bütün işleri çekinmeden yaparlarmış. İşte bunun için o dönemde bu vahşice eziyetler, sıkça görülürmüş.
Mankurtlaştırma ile ilgili “Nayman Ana” adında bir kadının çocuğunu mankurt olmaktan kurtarması için yaptığı mücadelenin anlatıldığı bir söylence (efsane) de vardır. Bu söylenceye göre; Nayman Ana‘nın oğlu Juan-Juan’lar tarafından kaçırılmıştır. Nayman Ana, yetişkin oğlunu mankurt olmaktan kurtarabilmek için -diğer birçok annenin aksine- çocuğunun peşine düşmüştür. Araya taraya oğlunu Juan-Juan’ların develerini gütmekle görevlendirdikleri bir yerde bulmuş ve gizlice oğlunun yanına kadar sokularak onun karşısına çıkmıştır. Fakat oğlunu bulduğunda, o çoktan “mankurt” olmuştur. Annesi oğluna her ne kadar kendi adını, babasının adını falan söylemişse de, artık her şey için geçtir. Çünkü oğlu, artık eskiye dair her şeyi unutmuş bir mankurttur. Annesi bunu bildiği hâlde bıkmadan, usanmadan oğluna her fırsatta “Senin atan (baban) Dönenbay‘dır. Sen Dönenbay‘ın oğlusun.” demiştir.
Bir gün oğlunun efendisi sayılan Juan-Juanlar, bu durumdan kuşkulanmış ve köleye karşısına çıkacak her kim olursa olsun, onu oklayıp öldürmesini emretmişlerdir. Annesi yine oğlunun yanına gelip “Senin atan Dönenbay…” demek isteyince, köle hiç duraksamadan okunu çekip annesinin göğsüne saplamıştır. Söylenenlere göre zavallı Nayman Ana‘nın ruhu, bir kuş olup havalanmış ve oğlunun başının üstünde dönmeye başlamıştır. Havada dönerken bile oğluna “Senin atan Dönenbay, senin atan Dönenbay, senin atan…” diye seslenip durmuştur. Hatta bu olaydan ötürü, o kuşun adına “dönenbay kuşu“ demişlerdir.
Geçen yıl “Hazar Şiir Akşamları” etkinliği için Elazığ’a gelen, benim de yakından görüp beraber fotoğraf çekilebilme şansı bulduğum büyük Türk Cengiz Aytmatov, romanında işlediği bu söylenceyle (efsaneyle), Sovyetler döneminde “komünist” düşüncenin dogmalar hâlinde Türkler’in beynine sokma çalışmalarını vurgulamak istemiştir. Gerçekten bugün de bolca örneğine rastladığımız “mankurtlar“, ulus bilincinden uzaklaştırılmış birer “köle” durumuna sokulmuş durumdadırlar. Bilmedikleri bir amaç uğrunda, sırf “karınlarını doyurmak” için mankurtlaştırılmış binlerce insan, tanımadıkları varlıkların “köleliğini” yapıyorlar. İşte mankurtluğun en acı tarafı da burada ki, bu bilinçsiz insanlar ne durumda olduklarını bile bilmiyorlar.
Kuşkusuz Aytmatov Ata, romanında yer verdiği bu söylence ile, sadece geçmiş dönemdeki olaylara değil; günümüzdeki olaylara da ışık tutmak istemiştir. Bugün Juan-Juanlar (Avarlar) gibi başka toplumlardan iş görür insanları kaçırıp mankurtlaştıran devletler yok mu dersiniz?

Yavuz Tanyeri
 
            *  *  *
 1.Avarlar’ın Türk olup olmadıkları konusunda farklı görüşler bulunmaktadır
2.Not: TÜRK DİLLERİ BAYRAĞI,TÜM TÜRK KÜLTÜRÜNÜN DEHASI  CENGİZ AYTMATOV’UN  80. YILDÖNÜMÜ  YAKLAŞIYOR.




Konu Başlığı: Ynt: CENGİZ AYTMATOV- “Dişi kurdun rüyaları”
Gönderen: AlperenKIRIM üzerinde Ekim 25, 2008, 15:11:29
Cengiz Aytmatov Anılıyor

"Aytmatov ve Günümüz" konulu uluslararası forum Bişkek'te başladı.


Türk dünyasının bilge yazarı Cengiz Aytmatov anılıyor.
Doğumunun sekseninci yılı dolayısıyla düzenlenen "Aytmatov ve Günümüz" konulu uluslararası forum, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te başladı.

Forumda önce Cengiz Aytmatov'un hayatına ilişkin filmler gösterildi.

Kırgızistan Kültür Bakanlığı için Diyalog Avrasya Platformu tarafından düzenlenen uluslararası foruma Türksoy'a üye ülkelerden çok sayıda devlet ve bilimadamı katıldı.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kırgızistan Devlet Sekreterinin açış konuşmasının ardından, kürsüye başkonuk olarak davet edildi.

Konuşmasına "iki Cengiz vardı, biri dünyayı kana buladı, biri kardeşliği sevgiyi aşıladı" diye başlayan Ertuğrul Günay'ın, tercümanın yanlış çevirisini farkederek düzeltmesi takdir topladı.

Aytmatov'un öğrettikleri ile yaşayacağını anlatan Ertuğrul Günay, Türksoy dönem koordinatörü olarak bu yönde yeni çalışmalar başlatacaklarını anlattı.

Toplantıda yapılan konuşmalarda da Aytmatov'un kültür, sanat, edebiyat, sinema ve hayata bakışı dile getirildi.

"Aytmatov ve Günümüz" adlı Uluslararası forum iki gün sürecek.

 

 

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980722 Ziyaretçi