DOÇ.DR. YUNUS BALCI,BEYAZ GEMİ'DE GEÇMİŞ VE GELECEK-TÜRK YURDU SAYI:258,EYLÜL 2008,S.81-84

 

Beyaz Gemi'de Geçmiş ve Gelecek

(Türk Yurdu, C.28, nr.253, 2008, s.81-84'te yayımlanmıştır.)

         Cengiz Aytmatov, önce Kırgız edebiyatının, sonra Türk dünyasının ve en son da tüm dünya edebiyatının önemli yazarlarından biri olmuş; bu çerçevede önce Kırgız Türklerinin, sonra tüm Türklerin ve ardından da evrensel anlamda insanın var oluş macerasını roman ve hikâyelerinde işlemiştir. Eserlerinin değeri işte bu noktada, milli ve mahalli konuları, evrensel anlam taşıyan insanın problemlerine dönüştürebilmesinde yatmaktadır.
            Bu bağlamda insanın temel problemlerinden biri de geçmiş ve gelecek arasında bilinç sahibi bir varlık olarak kurduğu ilişkidir. İnsanı diğer varlıklardan üstün kılan tarafı kendisinden önceki insan tecrübesini kendi pratiğine dönüştürebilme becerisidir.       Bu mantıkla bakıldığında aslında her edebi eser bir anlamda geçmiş ve gelecek arasında bir köprüdür ve aynı zamanda ürünü olduğu yazarın, ardından toplumunun ve ardından çağının ve ardından tüm insanlığın bilinç taşıyıcı, aktarıcı bir formudur.
            Ele alacağımız Beyaz Gemi[1] romanı ilk planda çevre, kahraman ve olay örgüsü bakımından tamamen Kırgız hayatına ait gibi görünüp 7-8 yaşlarındaki bir çocuğun çevresinde dönen olaylar zinciri gibi algılansa da aslında söz konusu edilen problemler açısından evrensel mesajlar taşımaktadır. Adı belirtilmeyen ve annesi ve babasının ayrılıp başkalarıyla evlenmeleri üzerine dedesinin yanında yaşayan çocuk, Santaş vadisindeki birkaç evlik çevrenin de aslında tek çocuğudur. Bu anlamda dede ve torun arasındaki ilişki güçlü bir geçmiş ve gelecek arası bilinç aktarımına dönüşür. Çocuğun dünyasının büyük bir kısmını dedesi Mümin'in kendisine anlattığı Boynuzlu Maral Ana masalı ile babasının çalıştığını düşündüğü Beyaz Gemi'ye ulaşma hayalleri doldurur. Mümin Dede'ye göre Kırgızlar varlıklarını Boynuzlu Maral Ana'ya borçludurlar. Çocuk, ara sıra ormanda gördükleri bir maralı Boynuzlu Maral Ana sanmaktadır ve onun, çocukları olmayan halası Bekey'e altın boynuzları arasında bir çocuk getireceğini ve kendisini de babasının çalıştığı Beyaz Gemi'ye ulaştıracağını hayal ettiği için sever. Böylece kendi hayatında eksikliğini kuvvetle duyduğu iki motif anne ve baba motifi maral ve gemi imgelerinde birleşir. Fakat romanın sonu hiç de alışılan ya da bir çocuğun etrafında döndüğü için buna bağlı olarak beklenen mutlu sonla bitmez. Masalı kendisine anlatan Mümin Dede, damadı, fakat daha çok amiri sıfatıyla karşımıza çıkan Orozkul'un baskıları sonucu Boynuzlu Maral Ana'yı öldürür. Bir balık olup kendisini ırmağın sularına bırakmak ve oradan da Isık Göl'deki Beyaz Gemi'ye ulaşmak isteyen çocuk için bu olay tüm var oluş anlamını yok eder ve kendisinden beklenemeyecek bir tutumla gerçekten sulara atlayıverir. Çünkü masalı bizzat kendisine veren el, yine onu kendisinden almıştır; bu durumda elinde sadece kendisinin kurguladığı masal kalmıştır. Bu beklenmeyen sonun gerçekten anlamı nedir? Anne ve baba yerine koyduğu figürlerden birinin kaybolması üzerine kafasındaki diyalektiğin otomatik olarak bozulması ve annesiz kalınınca babanın da reddedilmesi midir? Dünya gerçekliğinin sert, katı, acımasız baskılarına kendi masal gerçekliğine kaçarak bir sessiz isyan mıdır? Yoksa o dönem Rusya'sının baskılarına gizli bir yazar tepkisi midir? Bütün bunlar açıktan gizliye daha da çoğaltılıp yorumlanabilir ancak romanın geçmiş ve gelecek bağlamında bize sunduğu birkaç nokta vardır: 

1- Masaldan Romana Bir Metin Olarak Beyaz Gemi:

            Beyaz Gemi bir roman olmakla birlikte içinde Kırgız kültürüne ait masal unsurları da bulundurmaktadır. Bilindiği üzere roman, modern mantığın, daha farklı bir ifadeyle dünya gerçekliğine gözlerini çeviren insanın bir edebi ürünüdür. Özellikle 19. ve 20. yüzyıl romanı bu gerçekliğin aktarılması konusunda oldukça değişik teknikler ve metotlar uygulamıştır ve bu romanlar içinde de Cengiz Aytmatov'un da beslendiği Rus romanının önemli bir yeri vardır.[2] Bu açıdan bakılınca Beyaz Gemi, vaka kuruluşundan, karakter tahlillerine, mekan tasvirlerine kadar modern roman anlayışının başarılı örneklerinden biri sayılabilir. Ancak romanda yer alan masal unsurları, zaman zaman masalın anlatım üslubu içerisinde verilir ve bir anlamda romanın modern insan gerçekliğine dayalı yapısı ihmal edilir. Bu durum romanın ana karakterlerinden birinin çocuk olmasıyla örtüşmekle birlikte, yazarın niyeti açısından bakıldığında masal ve roman arası bir metni ortaya çıkarır. Bu konuda batının tarihsel macerası bir tecrübe olarak romanda özetlenirken asıl önemlisi geçmiş zamanların sosyal tecrübesini üzerinde taşıyan figürler ve diğer açıdan yerel, mahalli, milli bir metin, evrensel bir form çerçevesinde, tüm insanlığın ortak bir problemi görünümünde geleceğe doğru akan evrensel kronolojik düzleme aktarılır.
            Daha romanın başlangıcındaki "Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz."(s.5) veya "Neyse, bu konu da, dedesinin yaptığı gölcük de sonraya kalsın..."(s.5) cümleleri ve benzerleri, bir modern roman yazarıyla değil de sanki bir masal anlatıcısıyla karşı karşıya olduğumuz intibaını vermektedir. Yazarın modern mantığın gerçeklik anlayışını delip okuyucuya hitap etmesi hem geçmiş zamanların metnini ve hem anlatıcı figürünü hâlihazırın roman formuna taşırken aynı zamanda geçmişin hayat tecrübesini ve insan tipini de hem kendi toplumunun gelecek nesillerine ve hem de evrensele ulaştırır. Diğer taraftan eserin inkâr edilmez güçlü roman karakteri; güçlü dramatik yapısı, karakter tahlillerindeki başarısı, mekân tasvirlerindeki zenginlik Beyaz Gemi'yi geçmiş zamanların metin özelliklerini de içinde barındıran ve böylece hem mahalli, milli ve hem de evrensel özellikler taşıyan bir esere dönüştürür. Yazarın başarısı da işte bu noktada içinden çıktığı toplumun kültürel değerlerini üst kültür alanına taşıyabilmesinde, buna bütün insanlığı ilgilendiren bir görünüm verebilmesinde yatmaktadır.
            Romanın bu acıdan bir başka tarafı da mahalli/milli bir takım masalları, hikâyeleri, türküleri, gelenek ve görenekleri işlemesidir. Romanın dramatik yapısında da önemli bir yer tutan Boynuzlu Maral Ana masalı bu tarzda bir özellik taşımaktadır. Bu masalı çocuğa anlatan Mümin Dede, kendisinin de mensup olduğu Buğu sülalesinin kökeninin Boynuzlu Maral Ana'dan geldiğine ve bundan dolayı maralların kutsal olduğuna inanmaktadır:
            "çok eskiden olmuş bu olay. Çok çok eski zamanlarda, yeryüzünde ormanların otlardan ve bizim ülkemizde de suların karalardan çok olduğu çağlarda, derin ve serin suyu olan bir nehir kıyısında, bir Kırgız kabilesi yaşarmış. Bu nehrin adı Enesay imiş... bugün bu nehrin adı Yenisey'dir... Kırgız kabilesinin terafı da düşmanlarla doluymuş. Bir gün biri saldırırmış, bir gün öteki. Bazen de Kırgızlar onlara baskın yaparmış. Malları yağmalar, evleri yakar, insanları kovarlarmış. Önlerine kim çıkarsa öldürür, kimseye aman vermezlermiş. O zaman böyle bir zamanmış... ve bir gün korkunç felaket gelip çatmış. O gün Enesay kıyısında, Kırgızlar, ölen yaşlı başbuğlarını gömüyorlarmış... hiç beklenmedik olay işte o zaman oldu. Enesaylılar birbirleriyle ne kadar kanlı bıçaklı olurlarsa olsunlar, bir başbuğun cenaze töreninde komşularına saldırmazlardı.
            Ama o gün, düşman komşulardan biri, hiç görünmeden Kırgız ordugâhını kuşatmıştı... Hiçbir Kırgız atına binecek, kılıç kuşanacak vakit bulamadı. Görülmemiş derecede korkunç bir soykırım başladı... Hiçbiri sağ kalıp bu olayı hatırlatmasın, kalleşliklerini duyurmasın ve öç almaya kalkışmasın, törelere aykırı bu olay unutulup gitsin, bütün izler savrulan kumlar arasında yok olup silinsin istiyorlardı. İşte böyle yaptılar..."(s.54-57)   fakat yeniden doğuş masallarının çoğunda olduğu gibi burada da bahsi edilen soykırımdan kurtulan iki çocuk vardır. Sabahın erken saatlerinde ormana giden biri kız biri erkek bu iki çocuk döndüklerinde her şeyin yok olduğunu, evlerinin yerle bir edildiğini, anne ve babalarının öldürüldüğünü görürler. Düşman askerlerinin ardından onların obalarına giderler ve düşman obanın hanı onların da öldürülmesi işini Topal Çopur Nine'ye verir. Topal Çopur Nine tam onları bir uçurumdan atacakken konuşan bir maral ana ona engel olur:
            "-Bekle ey ulu bilge kadın! Bu günahsız yavruların canına kıyma!
            Topal Çopur nine ardına dönüp baktı ve gözlerine inanamadı: şaşakalmıştı. Çünkü orada durup konuşan bir ana buğu (maral) idi. Hüzün dolu kocaman gözleriyle sitemli sitemli bakıyordu ona...
            -Sen de kimsin? Niçin insanların diliyle konuşuyorsun? Dedi Topal Çopur nine.
            -Ben Ana Maral'ım. Maralların anası. İnsanların diliyle konuşmazsam ne dediğimi anlamaz, beni dinlemezsin.
            -Peki ne istiyorsun Ana Maral?
            -Serbest bırak bu çocukları ey ulu bilge kadın. Onları bana ver."(s.61-62)
Masalın bundan sonrasında Topal Çopur Nine çocukları maral anaya verir ve Maral Ana da onları alarak uzak bir ülkeye götürür; besler, büyütür:
           "Boynuzlu maral ana onları sütü ile beslemeseydi, geceleri vücudu ile ısıtmasaydı, o kadar uzun bir yolculuğa dayanamazlardı. Gittiler, gittiler ve gittikçe eski vatan Enesay'dan uzaklaştılar. Ama yeni vatan olacak olan Isık-Göl'e de daha çok yol vardı. Az gittiler, uz gittiler, bir yaz, kış, bahar ve sonbahar, sonra yine bir kış, yaz, bahar ve sonbahar... insan ayağı değmemiş ormanlardan, kızgın çöllerden, ayak batan kumlardan, yüksek dağlardan, çağıl çağıl ırmaklardan geçtiler...
-İşte yeni yurdunuz burasıdır, dedi Boynuzlu Maral Ana. Artık burada yaşayacak, ekin ekecek, balık avlayacak, hayvan yetiştireceksiniz. Orada barış ve huzur içinde, binlerce yıl yaşayın..."(s.63-64.)
           Romanın ortalarında anlatılan bu masal bütün kurguyu şekillendiren temel figür özelliği de taşımaktadır. Masalda maral ana ve çocuk arasında kurulan ilişki, hem çocuğun dünyasında ve hem de okuyucunun da yer aldığı sosyal ortamda geçmiş ve geleceği birbirine iki türlü bağlayan bir değer kazanır. Her ne kadar çocuk romanda suya atlayarak hayatına bir son verse de, bu sonlu hayat, okuyucu nezdinde sonsuz bir kültürel devamlılık kazanır. Çarpıcı bir son kurgunun dramatik özelliğini bir taraftan güçlendirirken,  bu son aynı zamanda okuyucunun zihnine geleceğe aktarılacak milli/mahalli motifler bırakır ve romanın kendisi bir Maral Ana anlatısı değeri kazanır.
            Bunun haricinde romanın içerisine yedirilmiş olan başka masallar, halk hikâyeleri, türküler, modern bir metin formu içerisinde hem evrensel bilince ve hem de milli/mahalli varlığın gelecek nesillerine taşınırlar.

            "Senden geniş nehir var mı Enesay?
            Senden aziz bir yurt var mı Enesay?
            Senden derin bir dert var mı Enesay?
            Senden özgür olan var mı Enesay?"(s.54)

Veya
            "kızıl dağlardan geldim ben, kızıl dağlardan
            Altımda kızıl aygır hey.. kızıl küheylan
            Aç kapını ey bezirgan, kızıl bezirgan
            Gel içelim seninle  kızıl şaraptan."(s.149)

Gibi türkü örnekleri, halk hikayelerinden alınan parçalar; gelenek ve göreneklerle ilgili dolaylı bilgiler geçmişin bilgisini bir kurgu dünyada geleceğe taşır.
 
2-Bir Geçmiş ve Gelecek İmgesi Olarak Dede ve Torun

            Romanın temel iki karakteri olan isimsiz çocuk ve Mümin Dede ele aldığımız geçmiş ve gelecek problemini de üstlerinde taşırlar. Şüphesiz ki burada dede yaşı itibariyle geçmişin birey ve toplum hayatında etkisi bulunan kültürel bilgisini temsil ederken torun ise bütün bunları alıp geleceğe taşıyacağı umulan bireydir.
            Romanda çocukla birlikte ön planda bulunan Mümin Dede, milli/mahalli çevrenin geleneğe bağlı değerlerini iyi bilen ve bunları torununa aktarmaya çalışan birisidir. "masal miğferi etrafında geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında bir ilişki kurulur. Bu çocuğun muhayyilesinde milli hafızanın teşekkülü demektir."[3]
            Fakat romanın sonu, yazarın bu geçmiş bilgisini geleceğe taşıma konusunda karamsar düşündüğünü göstermektedir. Çocuğun anne ve babası ayrılmış, her biri başka kimselerle evlenerek şehre gitmiş; çocuğun bakımı da Mümin Dede'ye ve onun, çocuğu pek de sevmeyen ikinci eşi üvey nineye kalmıştır. Kendisinin de amiri durumundaki Orozkul'la evli olan diğer kızı Bekey ise çocuğu olmadığı için mutsuzdur ve bu yüzden sık sık kocasından kötü muamele görmektedir. Burada dikkat edildiğinde geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden torun arasındaki hâlihazırda bir problem bulunmaktadır. Milli/mahalli değerin içinde bulunan zamandaki dağılmışlığı, baskı altına alınmışlığını temsil eden bu durum ister istemez yazarda bir gelecek endişesi yaratmış olmalıdır. Romanda kötülüğün, şiddetin, baskının, rüşvetin temsilcisi Orozkul'un imalı adı, hâlihazırdaki kopukluğun sebebini açıkça ortaya koymaktadır. Bu politik ve sosyal göndermeler, dede ve torun, geçmiş ve gelecek arasındaki iletişimin kopmasının da açıklaması durumundadırlar. "Aytmatov'un eserlerinde, iletişim belleğinin sağlıklı işleyişi önündeki başlıca engel; ceberut ve mütecaviz bir merkeziyetçi anlayışın, insanları önceden belirlenmişlik çıkmazına tutuklayan sloganik dayatmalarıdır."[4]
             Fakat burada metnin kendisi aradaki boşluğu doldurup bir bağlantı sağlayan figür yerine geçer. Bu bilinç taşıyıcı form bir anlamda gerçek dünyadaki gelecek nesillerin babası değeri kazanır. Romanın büyük bir kısmında masallar, hikâyeler, gelenek ve görenekle ilgili unsurlar çoğunlukla Dede'nin ağzından verilir. Dolayısıyla burada konuşan, geçmişin bir karaktere dönüşmüş sesidir. Fakat bu ses, içinde bulunulan zamanın baskısından, kötücül yapısından dolayı zaman zaman kendisini yeterince duyuramamaktadır. Dede'nin şahsında Boynuzlu Maral Ana geçmişin temel motifi iken çocuğun şahsında bu, ulaşılması beklenen ve bir anlamda geleceği temsil eden Beyaz Gemi ile birleştirilir. Çocuğun, babasını Beyaz Gemi'de çalışıyor olarak tasavvur etmesi ve ona ulaşmak istemesi gelecek için bir baba arayışının imasını da taşır. "yazar Çocuk'a iyi bir isim verebilirdi, fakat o sembolik bir anlama sahip...Gölün mavi ucundan Beyaz Gemi yüzerek gelmektedir...Çocuk hayali ile balık olarak gemiye doğru yüzer ve levent babasını karşılar. Ona içindeki bütün dertlerini anlatır. Bu eserde baba ile oğul meselelerine yeteri kadar yer verilmiştir.[5] Yazarın düşüncesi, sadece geçmişin masalsı/folklorik bilgisinin buna babalık etmede yeterli olmayacağıdır. İçinde bulunulan zamanın zorbalık, baskı ve kötülükle simgelenen baskın bilgisinin de açıkça olmasa da dolaylı olarak reddedildiği görülür. Bu durumda çocuğun baba arayışının aslında yazarın kendisindeki bir gelecek endişesinden kaynaklandığı ve konuda duyduğu karamsarlıktan ileri geldiği söylenebilir. Çocuğun masumiyeti ve edilgenliği, henüz gelmemiş, biçimlenmemiş olan, zihinde tasarlanmış olan geleceği işaret eder. Her sosyal yapıdaki gelecek tasarısı ister istemez geçmiş bilgisine dayanır. Romanda da bu yüzden Boynuzlu Maral Ana'nın Mümin dede eliyle de olsa öldürülmesi, yani geçmişin yok edilmesi veya yok edilmek istenmesi otomatik olarak gelecek bilgisini de kendiliğinden ortadan kaldırır. Bu açıdan bakıldığında romanın sonunda çocuğun kendisini bir balık olup Beyaz Gemi'ye, yani geleceğe gitmek üzere suya bırakması ve hayatını kaybetmesi bir tezat yaratmaz. Çünkü bir toplumda eğer bir geçmişten bahsedilemiyorsa, o toplum için bir gelecek tasavvurundan da bahsedilemez.
            Sonuç itibariyle Beyaz Gemi romanı gerek bir metin olarak ve gerek işlediği konu itibariyle teknik ve içerik özellikleri çerçevesinde güçlü bir geçmiş bilgisi taşımaktadır. Bu noktada önemli bir kültür taşıyıcısıdır. İçerik karamsar bir sonla sonlandırılmış olsa bile bir balığa dönüşmek isteyen çocuk gibi roman da kendi dar sınırlarını aşıp okuyucularının zihninde devam eden bir sosyo kültürel koda dönüşerek geleceği kuran bir değer kazanır.

Kaynaklar

AYTMATOV, Cengiz, Beyaz Gemi (Çeviren: Refik Özdek), Ötüken Yayınları, İstanbul 1993.
AKMATALİYEV, Abdıldacan, Cengiz Aytmatov'un Dünyası, Atatürk Kültür merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 1998.
KOLCU, Ali İhsan, Bozkırdaki Bilge Cengiz Aytmatov, Akçağ Yayınları, Ankara 2002.
KORKMAZ, Ramazan, Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, Türksoy Yayınları, Ankara 2004.
İBRAYEVA, Dilya "Çıngız Aytmatov'un Çocukluğu ve Eserlerindeki Çocuk Tipleri", Doğumunun 70. Yıl Dönümünde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 1999.

 

[1] Bu yazıda Beyaz Gemi romanının şu baskısı esas alınmıştır: (Çeviren: Refik Özdek), Ötüken Yayınları, İstanbul 1993.
[2] Cengiz Aytmatov'la ilgili  kaynakların birinde şöyle yazmaktadır: "Çıngıs Aytmatov, yetenekli edebiyat muallimi Yulina Petrovna İlina ve muallim Aleksey Vaseliyeviç Ştubendorf'la sürekli fikir alış-verişinde b.ulunup Rus klasiklerini, her nasıl olursa olsun edebiyatın zirvesindeki kitapları alıp okuyarak edebiyatın denizlerinde yelken açmıştır." (Abdıldacan Akmataliyev, Cengiz Aytmatov'un Dünyası, Atatürk Kültür merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 1998, s.16-17.)
[3] Ali İhsan KOLCU, Bozkırdaki Bilge Cengiz Aytmatov, Akçağ Yayınları, Ankara 2002,  s.196.
[4] Ramazan KORKMAZ, Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, Türksoy Yayınları, Ankara 2004, s.53.
[5] Dilya İBRAYEVA, "Çıngız Aytmatov'un Çocukluğu ve Eserlerindeki Çocuk Tipleri", Doğumunun 70. Yıl Dönümünde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, Atatürk kültür merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 1999, s.109.
  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    984302 Ziyaretçi