DAĞLAR DEVRİLDİĞİNDE-ZAMAN GA. TANITIM

 


DAĞLAR DEVRİLDİĞİNDE



On yıl aradan sonra kalemi eline aldı
Cengiz Aytmatov’un fildişi kulesinden inerek okurlarıyla yeniden buluşmasını, dünyanın 157 diline çevrilmiş eserlerine bir yenisini ilave etmesini 10 yıldan fazla bekledik. Açıkçası onun yeni bir eserle bizimle buluşacağını, yeni bir çehre ve farklı bir edayla karşımıza çıkacağını pek ümit etmiyor gibiydik.
Bu ümitsizlik onun ilerlemiş yaşından değil, bugüne kadar ortaya koymuş olduğu zengin edebi haz ve derin felsefi içeriğe sahip olan eserlerin sayısından kaynaklanıyordu. Çünkü edebi yaşantısına bir göz gezdirdiğimizde ilk eserinden son eserine kadar realizmden romantizme, düşüncenin değişik kulvarlarında yol alan yazarın artık mürekkebini tükettiğini ve kalemini kırdığını düşündü çoğu kimse. Oysa yazarın yaşadığı her dönemin sanat, edebiyat ve düşünce dünyasının aktüalitesine uygun olayları, kahramanları ve bu perdeler arkasına gizlediği mesajları Kassandra Damgası’ndaki Pontiy Pilat’tan; benliği ve kimliği yok edilmiş, geçmişi silinmiş Mankurtlara kadar mükemmel bir çizgide yansıttığını görürüz. Eksilmek, azalmak ve yok olmak yerine her yeni eserinde gerek söz gerek sanat yönüyle yeniden çoğaldığına, yürümek yerine koşarcasına yol aldığına şahit oluruz. İşte bu çoğalış ve yükseliş bir yoğunlaşmayı, ilhamın yeni bir esintisiyle buluşmayı sağladı. 10 yıllık yoğunlaşma, “Aytmatov, bitti, tükendi” diyenlerin rağmına yeni bir Aytmatov klasiğinin gün yüzüne çıkmasını sağladı.

Yeni kitabı Dağlar Devrildiğinde/Ebedi Nişanlı’da yeni dünyanın yenilenmiş sorunlarını ortaya koyuyor Aytmatov; yaşayan ve yaşanan dünyanın en büyük sorunu olarak gördüğü ve modern hayatın acı bir gerçeği olan globalleşme, manevi fakirlik ve kirlilik, “her şeyini satışa sunmuş insanlık” dramını gözler önüne seriyor. Romanın baş kahramanı, bağımsız gazeteci olan ve dürüstlüğü ile karşımıza çıkan Arsen Samançin. Arsen, bir opera sanatçısına âşık olmuş ve âşık olduğu kadının, kendi yazdığı Ebedi Nişanlı adlı operayı sahneye koyacağı günün hayaliyle yaşamaktadır. Ne yazık ki, parlayan bir yıldız olan sevdiği kadın, aşkına karşılık vermek yerine zengin bir pop yapımcısını, yüksek sanatın seçkin sevdalıları yerine de stadyumlarda bağırıp çağıran kalabalıkları seçmiştir. Arsen için acısını kalbine, hayallerini de geçmişe gömmekten başka bir yol kalmamıştır. Acılarından, acıtan gerçeklerden kaçmak, kine dönüşen nefretinin karanlık dehlizlerinde boğulmamak için amcasının kıyısına yanaşma ve kendini oyalama yolunu seçmiştir. Amcasının yanında, Kırgızistan dağlarında zengin yabancı turistlere hizmet verecek, içini burkan bir meslekte, nesli tükenen kar parslarının av sporu uğruna katledilmesine yardım edecektir. İçindeki kanı kurutmak, dışındaki kana göz yumabilmek için…

Roman, aşırı dramatize edilmiş ve karamsarlığın karanlıklarına fazla bulaşmış hissi uyandırabilir okurda. Fakat ince bir zekâya sahip olan Aytmatov, birbirinden oldukça farklı ve kopuk motif ve unsurları paralel iki düzlemde (mesela; gözden ırak Pamir doruklarında kar parslarının aşkları, diğer yanda düz ovada iki insanın karşılıksız sevdaları) usta bir söyleyişle kaleme almış ve ortak bir kaderle sonlandırmış. Okuru bir düzleme çekerken paralelindeki düzlemin merak ve heyecanıyla soluk soluğa okumaya itiyor. Okur, okumaktan değil, merak etmekten yoruluyor adeta.

Yetmiş dokuz yaşındaki yazar, çeyrek asır önce daha okul sıralarında ve çocukluk çağındaki okurlarının düşünce ve gönül dünyalarında yer etmiş, “mankurt efsanesi”yle geleceğin büyüklerine kendi milli kültür, inanç ve medeniyetlerine bağlı kalmayı salık vermiş, kendisi de hem yaşantısı hem de eserlerindeki vizyon ve misyonuyla buna sadık kaldığını ispatlamıştı. Son eseri olan Dağlar Devrildiğinde/Ebedi Nişanlı da bunun açık delili sayılabilir. Çünkü 1990 yılından beri diplomatik görevi gereği Brüksel’de Kırgızistan büyükelçisi olarak görev yapan ve görevi gereği yaşantısını orada sürdüren yazar, Kırgız olma ve Kırgızca yaşama çizgisinden asla taviz vermedi. Aytmatov’un yeni eseri de buram buram Kırgızistan kokuyor. Roman boyunca tüm olaylar Bişkek ve Pamir dağlarında gerçekleşiyor.

Dağlar Devrildiğinde/Ebedi Nişanlı, Güzel Sarıgül Şonbaeva’nın Rusçadan çevirisi ile yayımlandı. ‘Öldürmek-Öldürmemek’ adlı oldukça ilginç ve sürükleyici bir Aytmatov öyküsünü de içerisinde barındıran eser, Aytmatov okurlarının zihninde farklı bir tat bırakacak.
On yıl aradan sonra kalemi eline aldı

AHMET SARIGÜL
Cengiz Aytmatov’un fildişi kulesinden inerek okurlarıyla yeniden buluşmasını, dünyanın 157 diline çevrilmiş eserlerine bir yenisini ilave etmesini 10 yıldan fazla bekledik. Açıkçası onun yeni bir eserle bizimle buluşacağını, yeni bir çehre ve farklı bir edayla karşımıza çıkacağını pek ümit etmiyor gibiydik.
Bu ümitsizlik onun ilerlemiş yaşından değil, bugüne kadar ortaya koymuş olduğu zengin edebi haz ve derin felsefi içeriğe sahip olan eserlerin sayısından kaynaklanıyordu. Çünkü edebi yaşantısına bir göz gezdirdiğimizde ilk eserinden son eserine kadar realizmden romantizme, düşüncenin değişik kulvarlarında yol alan yazarın artık mürekkebini tükettiğini ve kalemini kırdığını düşündü çoğu kimse. Oysa yazarın yaşadığı her dönemin sanat, edebiyat ve düşünce dünyasının aktüalitesine uygun olayları, kahramanları ve bu perdeler arkasına gizlediği mesajları Kassandra Damgası’ndaki Pontiy Pilat’tan; benliği ve kimliği yok edilmiş, geçmişi silinmiş Mankurtlara kadar mükemmel bir çizgide yansıttığını görürüz. Eksilmek, azalmak ve yok olmak yerine her yeni eserinde gerek söz gerek sanat yönüyle yeniden çoğaldığına, yürümek yerine koşarcasına yol aldığına şahit oluruz. İşte bu çoğalış ve yükseliş bir yoğunlaşmayı, ilhamın yeni bir esintisiyle buluşmayı sağladı. 10 yıllık yoğunlaşma, “Aytmatov, bitti, tükendi” diyenlerin rağmına yeni bir Aytmatov klasiğinin gün yüzüne çıkmasını sağladı.

Yeni kitabı Dağlar Devrildiğinde/Ebedi Nişanlı’da yeni dünyanın yenilenmiş sorunlarını ortaya koyuyor Aytmatov; yaşayan ve yaşanan dünyanın en büyük sorunu olarak gördüğü ve modern hayatın acı bir gerçeği olan globalleşme, manevi fakirlik ve kirlilik, “her şeyini satışa sunmuş insanlık” dramını gözler önüne seriyor. Romanın baş kahramanı, bağımsız gazeteci olan ve dürüstlüğü ile karşımıza çıkan Arsen Samançin. Arsen, bir opera sanatçısına âşık olmuş ve âşık olduğu kadının, kendi yazdığı Ebedi Nişanlı adlı operayı sahneye koyacağı günün hayaliyle yaşamaktadır. Ne yazık ki, parlayan bir yıldız olan sevdiği kadın, aşkına karşılık vermek yerine zengin bir pop yapımcısını, yüksek sanatın seçkin sevdalıları yerine de stadyumlarda bağırıp çağıran kalabalıkları seçmiştir. Arsen için acısını kalbine, hayallerini de geçmişe gömmekten başka bir yol kalmamıştır. Acılarından, acıtan gerçeklerden kaçmak, kine dönüşen nefretinin karanlık dehlizlerinde boğulmamak için amcasının kıyısına yanaşma ve kendini oyalama yolunu seçmiştir. Amcasının yanında, Kırgızistan dağlarında zengin yabancı turistlere hizmet verecek, içini burkan bir meslekte, nesli tükenen kar parslarının av sporu uğruna katledilmesine yardım edecektir. İçindeki kanı kurutmak, dışındaki kana göz yumabilmek için…

Roman, aşırı dramatize edilmiş ve karamsarlığın karanlıklarına fazla bulaşmış hissi uyandırabilir okurda. Fakat ince bir zekâya sahip olan Aytmatov, birbirinden oldukça farklı ve kopuk motif ve unsurları paralel iki düzlemde (mesela; gözden ırak Pamir doruklarında kar parslarının aşkları, diğer yanda düz ovada iki insanın karşılıksız sevdaları) usta bir söyleyişle kaleme almış ve ortak bir kaderle sonlandırmış. Okuru bir düzleme çekerken paralelindeki düzlemin merak ve heyecanıyla soluk soluğa okumaya itiyor. Okur, okumaktan değil, merak etmekten yoruluyor adeta.

Yetmiş dokuz yaşındaki yazar, çeyrek asır önce daha okul sıralarında ve çocukluk çağındaki okurlarının düşünce ve gönül dünyalarında yer etmiş, “mankurt efsanesi”yle geleceğin büyüklerine kendi milli kültür, inanç ve medeniyetlerine bağlı kalmayı salık vermiş, kendisi de hem yaşantısı hem de eserlerindeki vizyon ve misyonuyla buna sadık kaldığını ispatlamıştı. Son eseri olan Dağlar Devrildiğinde/Ebedi Nişanlı da bunun açık delili sayılabilir. Çünkü 1990 yılından beri diplomatik görevi gereği Brüksel’de Kırgızistan büyükelçisi olarak görev yapan ve görevi gereği yaşantısını orada sürdüren yazar, Kırgız olma ve Kırgızca yaşama çizgisinden asla taviz vermedi. Aytmatov’un yeni eseri de buram buram Kırgızistan kokuyor. Roman boyunca tüm olaylar Bişkek ve Pamir dağlarında gerçekleşiyor.

Dağlar Devrildiğinde/Ebedi Nişanlı, Güzel Sarıgül Şonbaeva’nın Rusçadan çevirisi ile yayımlandı. ‘Öldürmek-Öldürmemek’ adlı oldukça ilginç ve sürükleyici bir Aytmatov öyküsünü de içerisinde barındıran eser, Aytmatov okurlarının zihninde farklı bir tat bırakacak.

Ebedi Nişanlı benim efsanem

Cengiz Aytmatov, kitap yayımlamadan geçen 10 yıllık zaman aralığını ve yeni romanının doğuş serüvenini şöyle anlatıyor: “Bu, gerçekten çok uzun bir zaman aralığı. Edebiyat, sanat ve sinema dünyasında bakışlar ve anlayışlar öyle değişiklikler gösterdi ki, her şeye yeniden başlamak zorunda kaldım. Açıkçası gün yüzü görmemiş birçok düşüncemi hayata geçirmek, yeni bir başlangıç yapmak için kendimle sayısız mücadele verdim, ne yazık ki bu düşüncelerin hepsi hayal dünyamın raflarında öylece kalakaldı. Dağlar Devrildiğinde adlı romanımı ise sadece 4 ayda bitirdim. Evet, araya uzun yıllar girdi, farkındayım; ama bu arayı kapatmak için gücümün yettiği ölçüde çaba harcayacağım. Kendimi yenilemek adına sık sık sıla-yı rahim yapıyor, yazarlık çizgimi ve üslubumu bulmamda en büyük rolü oynayan Moskova’ya gidiyorum.

Son romanımda globalleşmeye karşı bakışım tamamen eleştirel olmakla beraber ben globalleşmeye karşı değilim. Bunun bir realite olduğunu kabul ediyor, göz ardı edilemeyeceğini de biliyorum. Çünkü bu, insanın varlığıyla ortaya çıkmış bir süreçtir. Ne var ki, bu süreç bütünleştirici faktörleri beraberinde getirmesi ve sunmasının yanı sıra büyük zorlukları ve sıkıntıları da getirmiştir. Ben eserimde sadece globalleşmenin ülkeme ve ülke insanıma yaptığı etkileri gözler önüne seriyorum. Öyle ki, globalleşme en uçtaki köylerimize kadar ulaştı; hatta geçmişi çok eskilere dayanan yabani hayvan avcılığı bile bundan nasibini aldı. Basit bir hayat yaşayan çobanlar bile bu talandan bir pay elde etmek için ihanete varan gayretler içine girdiler. Böylece insanların özel hayatları bile kendiliğinden globalleşmenin anaforunda bu sürecin girdabına kapılıp gitti.

Ebedi Nişanlı’ya gelince; bu benim efsanem. Ebedi Nişanlı hakkında değişik kültürlerde motif bazında, farklı söyleyişlere rastlamak mümkün. Fakat hiçbiri benim eserimde yansıttığım gibi değil. Ebedi Nişanlı bir motif değil, tamamıyla mitolojik bir kahramandır. 200-300 yıl geçti; ama o, iftiraya uğramış gencecik kız hâlâ dağlarda başıboş dolaşmakta ve sevgilisiyle buluşacağı anın hasretiyle yanmakta, ona olan sadakatini anlatmaya ve ispatlamaya çalışmaktadır. Bana göre bu efsanenin sembolleştirdiği tek değer var: Aşk; insanın sahip olduğu en yüce değerdir…”

ZAMAN - KİTAP


  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980399 Ziyaretçi