CENGİZAYTMATOV'UN ESERLERİ(KISA ÖZET VE DEĞERLENDİRME)-HAZ:MUSTAFA ÇETİN

 

CENGİZ AYTMATOV'UN

 

ESERLERİ

 

 

HAZ: DR. MUSTAFA ÇETİN

 

(KISA ÖZET VE DEĞERLENDİRME)


YÜZ YÜZE(1957) :



Yüz Yüze, asker kaçağı İsmail ile karısı Seyde’nin hikayesidir. Yazar İsmail’i suçlamak yerine, onun psikolojik durumunu objektif olarak verip, hükmü okuyucuya bırakmıştır. Cemiyeti kontrol altında tutan ahlah müesesesi İsmail’i yeteri kadar cezalandırmış, yazar hemen hemen hiç müdahele etmemiştir.
Seyde, kaçak olmanın “ihanet” olduğunu bilmektedir ama İsmail kocasıdır, hala memeden kesilmemiş oğlu Amantur’un babasıdır. Ne olursa olsun onu koruyacaktır. Ama her şeye rağmen aptalca bir bağlılık değildir.
İsmail yaban olmuş, gözü hiçbir şey görmemektedir. Psikolojik baskı ona, insani duygularını unutturmuştur. Birgün eli yetimin rızkına uzanır. İşte o zaman Seyde’yi de, kendini de tüketir. Seyde bir anda çökmüş, saçları bembeyaz olmuştur. Kocasını saklandığı yeri askerlere gösterir. İsmail karısını o halde görünce tanımakta güçlük çeker. Pişman olmaya bile fırsat bulamaz.(8)


CEMİLE(1958):

     

 
Yazarın Kırgızca olarak yazdığı bu eseri aynı yılın sonlarında A. Dimitrieva tarafından Rusçaya çevrildi. Yazarı bütün dünyaya tanıtan ise Fransızca tercümesi ve şair yazar L. Aragon’un , eserle ilgili sözleri oldu(9).
Eserin belki de asıl kahramanı, Cemile’den çok, çiçeği burnunda delikanlı Seyit. Farkında olmadan Cemile’yi hep sevmiş, o gidince, Seyit de oradan uzaklaşmak istemiştir.

8-Cengiz Aytmatov, Yüz Yüze, 1981.
9-Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Cilt: 2, s.542

Uzun bir hikaye olan eser yazarın en çok tercüme edilen eseridir(11). Ülkemizde de en çok tanınan ve tercüme edilen eseri durumundadır.


İLK ÖĞRETMENİM(1961):



Altınay, amcasının yanında oturan, öksüz, yapayalnız bir kızcağızdır. Hayatı horlanmakla geçmiştir. Birgün köye okul açacağını söyleyen Duyşen adında bir adam gelir. Çocukları okula getirebilmek için, bir çok zorlukla karşılaşır.
Altınay’ın başına gelenler, eserin en vurucu kısmını teşkil eder. Altınay daha çok küçük olmasına rağmen, onu evlendirmek isterler. Bir gün zaten evli olan bir adam onu kaçırıp tecavüz eder. Duyşen sevgili öğrencisi Altınay’a yardım edememiştir. Altınay, başka bir yere gitmek mecburiyetinde kalır.
Güngelir, Altınay Süleymanova köyüne gelir. Duyşen iyice yaşlanmış, postacılık yapmaktadır. Yine eskisi gibidir. Kimseyle muhatap olmaz. En çok sevdiği öğrencisi Altınay’ın yüksek mevkilere gelmiş olması bile onu ilgilendirmemiştir. Tekrar birbirlerini görmezler ama tepedeki yıkık dökük okulları ve kendileri için diktikleri kavakları hala yerinde durmaktadır.


DEVE GÖZÜ (1961):



Kemal, liseyi bitirdikten sonra büyük ümitlerle, Anarhay ovasına gelmiş, toprak aşığı bir gençtir. Bilgisi azdır ama azimlidir.
Abekir ise aksi, sinsi, kendini beğenmiş, tecrübeli bir adamdır. Keaml’i her zaman küçümser, adam yerine koymaz. Tarih öğretmeninin anlattığı harika dünyayı bulamayan Kemal, çok sıkıntılı günler yaşar.


11-Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan MLA Index Translationun adlı yıllık yayın organlarında, eserin, bütün dünyada 85 defa basıldığı anlaşılmaktadır.(1961- 1980 yılları arasında ki sayıları)


TOPRAK ANA (1962-1963) :



Vatan sevgisidir Toprak Ana. Aslında toprak olduğumuzu hatırlatır Aytmatov bize. Eserde hepimizin adına Tolunay toprakla dertleşir(12).
Toprak Ana bir aşk hikayesidir. Kahramanımız Alimanın’ın Cemile’den farkı mutluluğu tadamamış olmasıdır. Eserde sevmek kadar sevgiye doyamamak da anlatılır. Bezginlik, evlat acısı, açlık v.s. gibi duygularla karşılaşırız. Yazar bize, Tolunay’ın, Savankul’un, Aliman’ın, Kasım’ın da sevmeye hakları olduğunu hatırlatır(13).


AL ELMA (1964) :


Al Elma adlı eser ilk defa Kızıl Elma adıyla, 1967 yılında Hasan Ali Ediz’in tercümesiyle yayınlandı (14). Eserde babasıyla beraber yaşayan Anara’nın annesine özlemi ve bir bahçede bulduğu büyük kırmızı bir elmayı babasına gösterdiğinde, babasının hatırladığı bir gençlik aşkı anlatılır.


GÜLSARI (1962- 1963)



Tanabay, hareketli bir gençlik yaşamış, “Dediğim dedik” aksi ama iyi niyetli bir insandır. Yeni düzene pek ayak uyduramamıştır. Planlı programlı işler pek ona göre değildir. Mazideki günlerini anarak ayakta durabilmektedir.
Gülsarı’nın tek özelliği rahvan bir at olmasıdır. Tanabay gibi o da geçmişle yaşamaktadır. Aşık olur, üzülür.

12-Altan Yalçın, Bir Kavga Türküsü, Yeni Dergi, Cilt :5, s. 18-19
13-Muzaffer Buyrukçu, Toprak Ana, Papirus Dergisi, sayı :26, s. 62
14-Hasan Ali Ediz, Maksim Gorki’den Cengiz Aytmatov’a Sovyet Hikayeleri, s.443

Bütün çektikleri aklında olan Gülsarı, tayken alabildiğine hür bir hayat sürdürmüş, zincire, boyunduruğa bir türlü alışamamıştır. Ona göre böyle şeylere hiç gerek yoktur. Çünkü o zaten çalışkandır. Gülsarı önce binek atı olmuş, sonra da onu arabaya koşmuşlardır. Yaşlanıp elden ayaktan düşünce de onu Tanabay’a tekrar verirler.
Gülsarı’nın ölümü aslında, Tanabay’ın ve neslinin de ölümüdür. Gülsarı ancak ölümle zincirlerinden kurtulabilmiştir. Artık hem o hem de Tanabay hürdür.


BEYAZ GEMİ (1970)



Beyaz Gemi, bir çocuğun zihninde canlandırdığı ufukları sınırsız bir dünyanın romanıdır (15). Bizi düşündüren çocuktur ama gördüklerimiz hiç de çocukça değildir.
Yazarın gerek Sovyet gerekse dünya edebiyatını en çok meşgul eden eserlerinden biri Beyaz Gemi’dir. Yazar menfi ve müsbet tenkidlere uğramış, eserle ilgili çalışmalar yayınlanmıştır. Genellikle de eserin ideolojik yönü üzerinde durulmuştur (16).




OĞULLA GÖRÜŞME(1969) :



Oğulla Görüşme, İkinci Dünya Savaşı’nda oğlunu kurban veren bir babanın hikayesidir. Oğlu, askere gönüllü olarak gitmiş, kız kardeşleri buna karşı çıkmış, ama o, oğluna engel olmamıştır.
Çordon, oğlunu kaybedeli yirmi yıl olmuştur ama içine oğlunun yaşadığına dair bir his doğmuştur. Oğlunu görmeye gidecektir. Savaştan önce öğretmenlik yaptığı okulda onu bulabileceğini düşünür. Yolda gördüğü bir dostuna oğlunu görmeye gittiğini söyler. O oğlunun yaşadığına inanmaktadır.

15-Elifsu Akdemir, Bir Dünya, Bir Çocuk ve “Beyaz Gemi”, Nilüfer Edebiyat Dergisi, sayı: 3,s.35- 38
16-Mahmut Şevket, Beyaz Gemi’nin İdeolojik Yönü, Hareket dergisi sayı: 75, s. 68- 72


ASKERİN OĞLU (1971- 1972):



Avelbek babasını savaşta kaybetmiştir. Annesi Ceyengül köy postahanesinde çalışmaktadır. Birgün köye bir sinema makinası gelir ve bir savaş filmi gösterilir. Çocuk filmdeki bir oyuncuyu babası olarak düşünür ve filmin arasında diğer arkadaşlarına babasının nasıl savaştığını anlatır. Çocuklar onunla alay ederler. Annesi duygulanmıştır. Oğlunun elinden tutar ve oğlunun dünyasını yıkmamak için “o senin babandı” der(17).



ERKEN GELEN TURNALAR(1975- 1976) :


Eserin en önemli kahramanı on beş yaşındaki Sultanmurat’tır. Sınıf arkadaşı Mirzagül’ü sever. O günlerde erkekler savaşa gittiği için bütün iş, kadın, çocuk ve yaşlılara kalmıştır. Çocuklar okuldan ayrılıp çalışmaya başlarlar(18).
Eserde Manas Destanı’ndan izlere rastlanır. Çocukların çalışma azimleri, yazar tarafından anlatılışları Manas’ın kahramanlarının tasvirlerine benzer.



DENİZ KIYISINDA KOŞAN ALA KÖPEK (1971) :


Eserin kahramanı Kirisk ilk defa denizle tanışacaktır. Köylerinin en iyi üç avcısı, Orhan Dede, babası Emrayin, amcası Milgun onunla beraberdir.
Yolda sise yakalanırlar. Yiyecek ve suları biter. Herkes birer birer sandalı terk eder, Kirisk yalnız kalır. Kirisk yaşayacaktır. Onların kendilerini suya bırakmaları umutsuzluktan değil, bilakis Kirisk’e, geleceğe olan güvenlerindendir.


GÜN UZAR YÜZYIL OLUR (1981) :



Eserde gerçekten de yüzyldan uzun bir günün hikayesi anlatılır.

17-Aytmatov, Oğulla Görüşme, Cem yay. , 1982
18-Aytmatov, Erken Gelen Turnalar, Cem Yay. , 1983

Boranlı Yedigey, sevgili dostu Kazangap’ın hikayesini anlatır(19). Neler olmamıştır ki bozkırda. Başına deve derisi geçirilen mankurtlardan, Nayman Ana’ya, uzay araştırmalarından, Kazangapın cenazesine, bozkırda yalnız dolaşan tilkiye kadar her şey……
İç içe bir çok hikayeden meydana gelen eser, hikayeler arasında kurulan bağlarla, son derece etkili hale gelmiştir. Eserde tarihi seyir anlatıldığı gibi, nesiller arası kopukluklar da anlatılmıştır. Buna en güzel örnek, Yedigey’in Kazangap’ın cenazesinde konuşurken, kendisi öldüğünde, dua edecek kimsenin bulunmayacağını söylemesidir(20).


DİŞİ KURDUN RÜYALARI (1985) :



Yazar bu eserinde hayatı boyunca kimseyle uyum sağlayamamış bir misyonerin hikayesini anlatır. Her şeyi yeniden keşfetme ihtiyacında olan bir misyoner, başarısızlıklarına bir yenisini daha ekler.(21)


TİYATRO:



FUJİYAMA (1975) :



Aytmatov, bu tiyatro eserini Kazak yazar Kaltay Muhammedcanov ile beraber yazmıştır. Bir vesileyle, bir tepede buluşan eski dostların, birbirleri ve bazı olaylarla ilgili zaafları anlatılır(22).

19-Atilla Birkiye, Yedigey, Çağımızın Emekçi İnsanı, Varlık Dergisi sayı: 915, s. 28- 29
20-Mustafa Uğurlu, Gün Uzar Yüzyıl Olur, Töre Dergisi, sayı: 134, s. 45-47
21-Aytmatov, Dişi Kurdun Rüyaları, Ötüken Yay. ,1990
22-Zeynep Oral, Fuji-Yama, Milliyet Sanat Dergisi, sayı: 314.

 

 

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980420 Ziyaretçi