CENGİZ AYTMATOV'UN HAYATI-MUSTAFA ÇETİN

 


CENGİZ

 

  AYTMATOV'UN

 

  HAYATI* 

 

 

Dr. Mustafa Çetin

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı
Kırgızistan'da Şeker adlı bir köyde doğdu.Babası Törekul Aytmatov at ye-
tiştiricisiydi. Kırgızistan'a,dağlık yörelere Ekim devrimi daha yeni ulaşıyordu.

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleşmeye başladığı yıllara
rastlar.Geçmişe bağlı yaşlı neslin yanında yeni düzene ayak uydurmuş genç
kuşak da toplumdaki yerlerini alıyorlardı.
Yazar kolhoz tarlalarında çalıştı.Çevresini,tabiatı,insanları o yıllarda tanımaya
 

başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bütün yetişkinler savaşta
oldukları için gençlere çok iş düşüyordu. Henüz on beş yaşındayken köyü-
sovyetinde sekreterlik yaptı,tarım makinalarının hesaplarını tuttu.
Daha sonra Kazakistan'daki Cambul veterinerlik teknik okulunda okudu

Ardından Frunze(bugünkü Bişgek tarım enstitüsünde okudu.Zooteknisyen
 olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan'ı dolaştı. Aynı zamanda da bir gaze-
teci sıfatıyla çalışıyor,sürekli gözlem yapıyordu. Pek çok genç nesil mensu-
bu gibi halkından uzaklaşmadı,insanına daha da yakınlaştı.
Kırgız gazetelerindeki yazıları,redaksiyon servislerinde aldığı görev-
ler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavaş yavaş edebi dünyaya hazırlıyordu.Ya-
zarın akıcı uslubu,kurgudaki başarısı bu ön araştırmalarıyla yakından ilgili-
dir. Ayrıca bu yıllar geçmiş ile geleceğin kesiştiği bir noktaydı.Her iki dün-
yayı ve her iki insan tipini çok iyi tanıyordu.


Süpeyçi adlı hikayesinin kahramanı baraj mühendisi Beknazar ve Beyaz Yağmur'un
 kahramanı Zeynepapa alışılagelmiş hayatı

temsil ederler.
Yeni ahlaki normlar ile eskiyi yaşamakta

direnen insanların çatışması eser-
lere hakim konudur.
Rakipler adlı eserin kahramanı Karatay,Baydamtal Irmağı'nın kahra-
manı Nurbek, yeni neslin uyanışını temsil eder Bugünle ve geçmişle, yaşlı

kuşaklarla çatışmaları anlatılır. Bu eserlerde yazar henüz heyecanıyla

yazmakta ne ciddi bir edebi endişe ne de teknik görülmemektedir.
Eserler genel çerçeveleri ile eski ile yeninin çatışması üzerine kurul-
duğu için estetikten çok didaktik bir endişeye rastlanmaktadır. Ama daha

sonraki eserlerinde gördüğümüz yapının ilk adımları olarak değerlendirebi-
leceğimiz bu çalışmalar çark içinde yer alma çabasını göstermesi açısından
önemlidir. Yazarın kendini ispat için zorlama düşüncelere saplandığını da
söylemek mümkündür.
Yazar bundan sonraki çalışmalarında 50'li yıllarda kaleme sarılan,
Sovyet yazarları arasındadır.Diğer pek çok yazardan farklı olarak yerel kül-
türe çok büyük önem ve değer verdiğini görürüz.Eleştirileri geçmişin hatalı

olduğuna inandığı ögelerinedir. Topyekün bir eleştiriye rastlamayız.

Daha önceki kuşağın yazarları milli bir edebiyatın temelini pek sağ-
lam olmasa da atmışlardı. Şimdi mesele yeni kuşağın, yeni düzenle barışık

olarak eserler vermeleriydi. Rus edebiyatının bütün dünyada da bilinen en-
gin ufuklarından da yararlanılmalıydı.


Unutulmaması gereken bir diğer gerçek ise yazılı edebiyat ürünü ol-
mamakla birlikte Kırgızların tarihinde, eşi benzeri görülmemiş bir destan,
halk ansiklopedisi olan Manas Destanı duruyordu.Bu destanların dilden dile
dolaşmaya başladığı yıllarda vahşi hayattan yeni yeni kurtulmaya çalışan
bir Rus toplumu vardı. Belki Kırgızlar yerleşik hayata yeni uyum sağlıyor-
lardı ama Er Manas bütün ihtişamıyla onların yanındaydı. Kuşaktan kuşağa
akıp gelen bu sınırsız mısralarla birlikte masal,efsane,türkü kültürü de ih-
mal edilemeyecek bir tabii hazine durumundaydı. Ve bu değerler bütünün-
den en iyi yararlanabilen yazar ise Cengiz Aytmatov'du.
Aytmatov'un ilk eserleri bu tarihi ögelere, kendi yöresinin, Talas Vadisinin
Kültürüne dayalıydı.Folklorik unsurlar ,masal kahramanları, geleneğin taşı-
dığı tecrübe ,yeni oluşan edebiyat dünyasında Rus edebiyatının yeri kadar
önemli zengin bir altyapı oluşturuyordu.
Yazarın 1956'dan itibaren devam ettiği Moskova Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü,

onun engin yerel kültürünü evrensel boyuta nasıl taşı-yabileceğini öğrenmesine

yardımcı oldu. Bu arada Moskova'nın kültür dünyasını da tanıma fırsatı buldu.
 Yazar bu yıllarını teorik çalışmalarla geçirdi.
Bu yıllarda,edebi değerleri yükselmeye başlayan Yüz Yüze(1957),Ce-
mile(1958),Selvi Boylum Al Yazmalım(1961),Deve gözü(1961) adlı eserle-
rin yazıldığını görüyoruz. Yazar 1952'de yazdığı Gazeteci Cyudo,Aşim gibi
Kırgız dergilerinde yayınlanan hikayelerinden çok daha ötelere gelmişti ar-
tık.Yüz Yüze,ve Cemile,Süpayçi ve Beyaz Yağmur,Rakipler ve Asma Köp-
rü (Baydamtal Irmağı'nda), Selvi Boylum ve Deve Gözü gibi ikili hikaye
grupları,benzer konu ve ilişkilerin anlatıldığı eserlerdir(1).
Yüz Yüze'de asker kaçağı kocasını ihbar etmek zorunda kalan Seyde'
nin trajedisini, I958'de yazılan Cemile'de farklı bir boyut ve ortamda görü-
rüz. Cemile'nin kocası askerdedir. Onu sabırla bekler. Am Danyar girer dünyasına.

Çok riskli ama "iyimser bir gelecek" ile karşılaşırız .Yeni bir dünya görüşü de

yansıtılır bu arada.Ama yer yer eskiye yöneltilen eleştirile-
rin dozunun çok iyi ayarlandığını,geçmişin yok edilmeye çalışılmadığını da
görürüz.
Selvi Boylum ve Deve Gözü'nün benzerlik arzeden yapısı,o dönem
Yazar ve dramturglarında da görülen bir durumdur (Axjanov, lipatov, Mar-
cinkivicius,Arbusov,Rosov gibi).Güçlü,karşı durmayı bilen, haklarını koru-
maya çalışan kahramanlar göze çarpar.Cemile ve Deve Gözü'nde felsefi bo-
yutun gerçekçi bir şekilde eserlere yerleştirildiği görülür.Ciddi tesbitler var-
dır. Burada Cengiz Aytmatov'un yeni bir yol denediğini söyleyebiliriz.Fel-
sefi unsurların verilişinde Rus edebiyatı ve Sovyet edebiyatının etkilerin-
den söz edilebilir.
Cemile'de geleneksel Kırgız edebiyatının tipleme anlayışı kullanıl-
saydı ,Kırgız efsanesi Olcabay ve Kisimcan'dan farklı bir şey göremezdik.
Cemile ve Danyar'ın hiç istenmeden gelişen ilişkileri geleneksel yapıdan
hayli uzak bir uslupla ele alınmıştı.Danyar'ın görüşleri ,derin duyguları Ce-
mile'yi etkilemiştir.Danyar sadece düşünceli,savaşta sakatlanmış biri olarak
değil,bir gücün temsilcisi olarak karşımızdadır.Danyar'ın Cemile'nin aklına
düşürdüğü şey yönlendirme şeklinde vasıflandırılamaz. Onlar birbirleri için
karar vermişlerdir.
Aytmatov,1956'da Sovyet yaazarlar Birliği üyesi olur.Moskova Ede-
biyat Enstitüsü'nde Maksim Gorki adlı incelemesini yazdı.Enstitüdeki dip-
loma çalışması olan Cemile onun ilk zirvesiydi.
!959'da Komunist Parti'ye üye oldu.Taşkent'te yapılan Asya-Afrika Yazarlar

 

 

 

Konferansı'na katıldı. Kırgızistan Edebiyatı adlı yayın organında
redaktörlük yaptı.Pravda'nın Kırgızistan masasında görev yaptı.
Aytmatov, hikayelerinde(Uzun hikaye) okuyucusuyla doğrudan iliş-
ki kurabileceği bir yapı peşindedir.Okuyucunun eserden etkilenmesini değil
katılmasını hedefler. İlk eserlerinden itibaren gelişen bu arayış her eserde
yeni bir formda karşımıza çıkar.Zamanla subjektif karakterlere de rastlarız.
Kişileştirme önceki eserlerden farklı bir hal almaya başlar.
60'lı yıllardan itibaren Kırgız geleneklerine bağlılığı konusundaki ba-
kışını netleştirirken ,bir yandan da Radlow'un 19.Yüzyıldaki çalışmaların-
dan etkilenerek Kırgız kültürünün, epik ögelerini inceliyordu. Bu gücün
kaynağına inmeye çalışıyordu.Manas ile ilgili çalışmalar yapıyor, yapılan

çalışmaları izliyordu.
İşte yazarın bu dönemdeki ilk eseri İlk Öğretmenim(Öğretmen Duyşen)
(1962)'dir.Kahramanlar olgunlaşmış,sistemle uyumlu idealist kişiler olmuş-
tur .Ama Duyşen'in bir parça Er Manas tarafı olduğu da inkar edilemez.İlk
Öğretmen hem teknik hem işleniş açısından önemli bir aşamadır.Bu özellik
Daha eserin girişinde kendini gösterir."......Biz gülüşerek çığlıklar atarak te-
peye tırmanırken iki yana sallanan kavaklar ,serin gölgesiyle,tatlı hışırtıla-
rıyla sanki bizlere "Hoş geldiniz"derlerdi. Biz baldırı çıplakların derdi kuş

yuvalarıydı, birbirimizin omzuna basarak hemen kavaklara çıkardık.Ürken
kuşlar sürü sürü tepemizde uçmaya başlarlardı .Fakat bize ne kuşlardan,on-
lar ne halleri varsa görsünler !Biz yükseldikçe yükselirdik dallara basa basa.
Kimin daha gözüpek,becerikli olduğu o zaman anlaşılırdı.Derken kuş uçuşu yüksekliğinde ,büyülü bir değnekle dokunmuşçasına ,önümüzde şaşırtıcı bir
Sesizlik ve ışık dünyası açılırdı...."(2).
Bu satırlarda eserin sonuna ve kavak ağaçlarına bağlanan müthiş bir
kurgu ustalığı görürüz. Akıcılık ise başka bir değer.60'lı yıllarla başlayan bu
yeni bakış pek çok yazar,yönetmen ve dramaturga da örnek teşkil ediyordu.
Aytmatov'un 1963 yılında yazdığı Toprak Ana adlı eseri ona Lenin
Ödülü'nü kazandırdı.1964 yılında Al Elma adlı hikayesini yazdı.1965 yılın-
da Kırgız Sinemacılar Birliği Başkanı oldu. Aynı yıl Beyrut'taki, 1966'da
Delhi'deki Asya Afrika Yazarlar Konferansı'na katıldı. Aynı yıl bir diğer
önemli eseri olan Gülsarı'yı,Rusça olarak yazdı.
Gülsarı bir bakıma geçmişin muhasebesi gibidir.Yapılan hatalar,alı-
nan mesafe bir bir sorgulanır.Gülsarı ile birlikte Tanabay'ın silinişi bir dev-
ri olanca hüznüyle gözler önüne serer. O yılların sıkıntıları geride kalmıştır
ama bu arada heyecan da kaybolmuştur.
Eser o yıl çok sayıda eleştirmenin dikkatini çekti. Nesir dalında en iyi çalışma

olduğu konusunda herkes hemfikirdi (3). Fakat muhasebe yapılır-
ken yazarın açık tavır olması pek çok çevreyi rahatsız etti. Leonov, Belov
gibi yazarların da eserlerinde geçmişe yönelik eleştirilerinde aynı keskin di-
li kullandıklarını görürüz.
Aytmatov,zengin bir kültür geleneğinin,üretmeye elverişli yapısının
Edebiyat geleneğinin gelişmesinde çok önemli bir rolünün olduğunu eserle-
riyle ispat etti.Çünkü pek çok kişi geçmişin tamamiyle silinmesi gerektiğine
inanıyordu. Yazarın 60'lı yıllarda kaleme aldığı eserleri bu ön yargılı görüş-
leri yok etmişti.Bu arada yazarın bu tavrı dolayısiyle sıkça takibata uğradığı
da bilinmektedir.
1967'de Sovyet Yazarlar Birliği İdare Heyeti Üyeliğine seçildi.1968'de
Büyük Sovyet Ödülünü aldı. Aynı yıl Kırgız Halk Edipleri adlı çalışması yayınlandı.

1970'te Beyaz Gemi,Askerin Oğlu,Oğulla Görüşme adlı eserleri
Moskova'da yayınlandı.
70'li yıllarla birlikte yazarın geleneksel motif, efsane ve masallara yaklaşımı çok

özel renkler kazanmaya başlar. "........Efsane ve mitoslar üze-
rine düşünelim bir.Onlar halkın canlı hafızası,hayat tecrübesi, felsefesi, tari-
hidir.Maslımsı fantastik dünyaları önemli değerler taşır. Mesela Geyik Ana
(Beyaz Gemi) bugünkü gerçeklerle bütünlük arzeder. .........." (4).Yazar bu
sözleriyle gerçekle masalın dünyasını nasıl birleştirdiğini ifade eder.
Beyaz Gemi'de Orazkul ve Seydahmet bir tarafı, Mümin Dede ve Çocuk diğer

tarafı temsil eder. Seydahmet ve Mümin Dede pasiflikleriyle
birbirlerine yaklaşırlarken ,Çocuk ve Orazkul zıt kutupları temsil ederler.
Yazar çocuğa bir"ad" bile vermez.Çünkü onu bütün çocukların tem-
silcisi olarak görür ve masal kahramanlarıyla özdeşleştirir. O, capacanlı bir
masal kahramanıdır. Ama gerçektir de.Ölümü de son derece destansıdır.Onun

ölümü bir kurtuluş gibidir.Pek çok Rus eleştirmenin görüşlerinin aksine bu

ölümde ve ölüm şeklinde bir karamsarlık yoktur.
Orazkul'un yalnız kaldığında çocuğu olmayışının acısını yaşaması ay-
rıca enteresandır.O eserin kötüyü temsil edenlerindendir.Onun bu iç muha-
sebesi onu bir kahraman olmaya doğru götürür. Bu durumu Çocuk ve oku-
yucu bilir.Diğer tip ve kahramanların haberi yoktur.
Eserde iyiler ve kötüler masalsı bir işleyişle birbirinden ayrılırken edebi

anlamda birer karakter olduklarını görürüz. Müthiş bir kurgulama ile
Okuyucu masal ve gerçek arasında dolaştırılır. Ve okuyucu aynı zamanda
katılımcı olduğu için gerçeğin veya masalın hangisi olduğunu ayırmakta
güçlük çeker.
Yazar geçmişte,din,felsefe,ilim adına insanların birbirine düşürüldü-
ğünü ,bunun bugün de yarın da böyle olacağı görüşünü savunuyor.Edebiya-
tın bu noktadaki görevinin büyük olduğunu,insanlar arasında ortak dünyalar
oluşmasına yardım ettiğini, edebiyatın öneminin her geçen gün daha da art-
ğını vurgulamaktadır(5). "...........Nesrin iki tarzı var bugün. Biri spekulasyonlara

açık olan,diğeri ise gerçek nesirdir.Kalıcı bir eser için bilinen edebi
kaidelerin yanında sanatçı ruhu ve dürüst bir kişiliğe ihtiyaç vardır....."(6).
Yazarın bu sınıflaması ,yazarın yazdığına inanmasının gerekliliğini en açık
şekliyle ifade etmektedir.
Sanat dünyasındaki dejenerasyona yazar şu sözleriyle tepki göster-
Mektedir: "......Okuyucunun beklentisi,ilgisi de nesrin başka bir yönlendiricisi .

Okuyucunun seviyesi yükseldikçe,sanatçı da kendini yenilemek,bir üst
basamağa geçmek durumundadır . Bugün batıda ekonomideki rekabete

benzeyen sanat rekabeti, pornografiyi bile sanat sınıfına sokacak kadar tu-
haflaşmıştır....." ( 7). Aytmatov, yeni nesirle ilgili bir diğer gelişmeyi ,nes-
rin drama havasına bürünmesini, seviyenin yükselmesi olarak değerlendiri-
yor. Yazarın sıkça bir senarist veya yönetmen gibi davranması gerektiğini
savunur. Bunun da yaşamakla, uzun yaşamakla ilgili olduğunu, Ernest He-
mingway'in "Büyük bir yazar olabilmek için uzun yaşamak gerekir"(8)
şeklindeki sözlerini hatırlatarak savunmaktadır. Tabii ki burada uzun yaşa-
maktan, insanın değişmesinin takibi, karşılıklı etkileşimin önemi kastedil-
mektedir.
Cengiz Aytmatov'un babası 1937 yılında Milli Kırgız Partisi sekrete-
riydi. Yazar,o günleri anlatan,babasının kuşağını işleyen , otobiyografik bir
çalışma yapmak istediğini bir kaç konuşmasında ifade etmiştir (9).Yazar
kendi şeceresini şöyle dile getiriyor:".......Baba adı Törekul, dede Aytmat,

onun babası Kimbildi,onun babası Kuncuyok ...." (10).Gelenek ve görenek-
lerine gösterdiği sadakatın bir diğer belirtisi de kendi geçmişi ile ilgili bilgi

sahibi olmasıdır.Atalarının mezarlarına,uzak akrabalarına,onların meslekle-
rine ve detaylı hayat hikayelerine kadar herşeyi bilmektedir.
Baba Törekul Aytmatov,daha sonra mevcut partinin lağvedilmesiyle
birlikte Komunist Parti'ye üye olur. Parti görevlisi olarak gönderildiği Mos-
kova'da ihanet suçundan tutuklanır,ardından ölüme mahkum edilir.Ölümün-
den sonra yapılan araştırmada suçlu olmadığı kanaatine varılır.Ancak bu
iadei itibar hadisesinden sonra aile tekrar Kırgızistan'a dönebilir. Orada yazar

ve annesi halaları Karagözapa'nın evinde kalırlar. Bu yıllar aile için son
derece zorlu geçer.Aytmatov ailenin büyük çocuğuydu,pek çok sorumlulu-
ğu vardı.Güçlü bir kadın olan annesi onun yetişmesinde,edebiyatla tanışma-
sında çok etkili oldu.Ona hem Rus edebiyatını hem de Kırgız kültürünü öğ-
retmeye çalıştı.
Birkaç yıl burada kalındıktan sonra annesinin işi dolayısıyle Kirovs-
kaya adlı bir Rus köyüne taşındılar.Yazar orada Rus okuluna başladı.Anne-
sinin de katkılarıyla hareketli bir gençlik yaşadı,gerek gittiği okullarda, ge-
rekse kendi çabasıyla ciddi bir yetişme süreci geçirdi.
Aytmatov,bilinen eserlerini kaleme almadan önce işe tercümeler ya-
parak başladı.Valentin Kateev'den(1897-1986)Alay'ın Oğlu,Mikhail Buben-
kov'dan (1909-1983) Huş Ağacı adlı eserleri Rusça'dan Kırgızca'ya çevirdi.
Bu çalışmaların o dönem için önemi çok büyüktü(11).
Yazar,bir konuya son derece eğlenceli bir şekilde yaklaşılabileceği
gibi,çok ciddi bir gerçekçilikle de aynı konunun ele alınabileceği görüşün-
dedir.Bu arada esas olanın alt yapı ve uzun süren bir ön araştırma olduğunu
da vurgular(12). Kendisinin savaşı, ilk gençlik yıllarında ve cephe gerisinde
de olsa yaşadığını,o yıllarda insanların heyecanla, bütün güçleriyle çalıştık-
larını,hayatın insanlar üzerinde en zor şartları tecrübe ettiğini, yazarken hep
bu hususları göz önünde bulundurduğunu söylemektedir(13). Pek çok eleş-
tirmen de yazarın bu özelliğini vurgulamaktadır (14). Eserler gözden geçi-
rildiğnde bu husus çok açık olarak da belli olmaktadır.
Mit ve efsanelerin eserin genel kurgusuyla başa baş, aynı özenle iş-
lenmesi yazarın bir diğer üstünlüğüdür. Onları halkın hafızası, yazılmamış
tarihi olarak görür. Felsefi yapıları kadar fiktif yapılarından da etkilendiği
açıktır.
Kırgız topraklarında sözlü edebiyat ürünleri derin bir geçmişe sahip
olmasına rağmen ilk basılı edebi ürün Moldogazi Tokobayev'in Sessiz Ka-
kay adlı tiyatro eseridir.Bunu Kasımali Bayalinov,Tugalbeg Sadıkbekov ve

Mukay Elebayev'in eserleri izler.
Modern edebiyatta mitolojik öge ve efsanelerin kullanılışı çok yeni değildir.

Thomas Mann,James Joyce,J.P.Sartre,Albert Camus'da da görürüz.
Ama Aytmatov'un bu ögelerin toplumsal gerçekçi yaklaşımdaki en başarılı
kullanıcısı olduğunu söyleyebiliriz(15).
Yazar Türkçe ve onun tarihte kullanıldığı en hacimli eser olan Manas Des-
tanı'na çok büyük önem vermektedir. "......Bundan bir süre önce uzun yıllar
Rusya'da sürdürülen bir çalışma tamamlandı. Bu çok hacimli bir Türkçe
sözlüktür. Yüzyıl önce Petersburg'da hazırlanmaya başlanan bu sözlük be-
nim el kitabımdır.Sürekli ondan yararlanırım.Bu sözlük sayesinde Türk ata-
larımla konuşabiliyorum ......" (16). ".......Kırgız destanları beni çok etkiledi.
Hala da etkiliyor.Her eserim bir ucundan bu destanlara dayanır.Manas Des-
tanı bir milyon mısradan oluşur. Dört ciltlik bu destan yirmi yılda bir araya
toplanabilmiştir.Bu destanın özü insan duygularıdır. Tekrarlıyorum her

eserim bu Kırgız destanlarına dayanır....." (17).
Yazar Kırgız edebiyatının kaynağını da eski sözlü gelenek,halk hika-
yeleri,özellikle de Manas Destanı olarak gösterir. İkinci kaynak olarak ise
modern Sovyet edebiyatından söz eder.Bu sayede iki kaynaklı,geçmişle bu-
günü bir arada sürdüren bir edebiyata sahip olduklarını belirtir (18).
Aytmatov,pek çok edebi sima üzerine çalışmalar yapmış,dikkate de-
ğer edebi araştırmalara imza atmıştır. Türk dili ve edebiyatı, halkbilimi,sos-
yoloji sahalarında eserler vermiştir(19).
1973 yılında ilk ve tek tiyatro eseri olan Fujiyama'yı Kazak drama-
turg Kaltay Muhammedcanov ile birlikte yazdı. Yazarı da şaşırtan bir ilgi
gören eser pek çok dile çevrildi,bazı ülkelerde sahnelendi.Ayrıca Kırgızfilm
tarafından sinemaya da uyarlandı.
1980'de yazarın hayatında eserleri açısından büyük bir birikim sonu-
cu ortaya çıktığı anlaşılan Gün Uzar Yüzyıl Olur yayınlanır.Hikaye ve uzun
hikayelerin ardından gelen bu roman başta Sovyetler olmak üzere bütün
dünyada heyecanla karşılandı. Bu eserde aşağı yukarı on yıl öncesinden

bugün olanlara dair ipuçları görürüz. O ana kadar rejime yapılan en yoğun
 eleştirilere burada rastlarız.Ama edebi tavizler olmadan bunun yapılabilme-
si de ayrıca önemlidir.
Yazarın bu eserinin ardından uzunca bir süre için edebi çalışmalarına ara

verdiğini,politik konumuyla ilgili çalışmalar yöneldiğini görüyoruz.
Sovyetler Birliği'ni ve Kırgızistan'ı ülke içi ve dışında defalarca temsil etti.
1986 yılında yazarın öncülüğünde Kırgızistan'da gerçekleştirilen ve
olumlu(20) olumsuz(21) pek çok eleştiri alan Isık Göl Forumu düzenlendi.
Dünyanın doğusu ile batısını birleştirmeyi amaçlayan bu forum çok büyük bir

uluslararası katılımla gerçekleştirildi. Yapılmak istenen şey tabii ki çok

önemliydi ama dünyanın gidişatına çok uygun değildi. Sonraki yıl bu forum

Peter Ustinov'un desteğiyle İsviçre'de yapıldı ama gereken ilgiyi görmedi.
1986 Isık Göl Forumu'nda Cengiz Aytmatov'un Gün Uzar Yüzyıl
Olur'dan daha hacimli bir eser olan Dişi Kurdun Rüyaları'nın ilk haberleri-
nin duyulduğunu görüyoruz.Bu eser yazarın Deniz Kıyısında Koşan Alakö-
pek'ten sonra Kırgız -Kazak dünyasından ikinci çıkışıdır. Romanın kahramanı

yeni bir Hristiyanlık anlayışının peşinde olan Abdias adlı bir Rus mis-
yonerdir.Tabiatın geleneğin temsilcisi ise dişi kurt Akbar'dır. Abdias'ın tra-
jedisi ,esrar mafyası,çevre düşmanlığı,Akbar'ın sabır yüklü yolculuğu müt-
hiş bir kurgu ile anlatılır.Bütün dünyada çok büyük ilgi gören eser,ülkemiz-
de ilginin dağılmaya başladığı 1990 yılında Ötüken Yayınevi tarafından ya-
yınlandı(22).
I990 yılında Sovyetler Birliği'nin Lüksemburg büyükelçiliği göre-
vinde bulunan yazar bir süre sonra birliğin dağılmasından sonra bütün yurt
dışı temsilciliklerin Rusya'ya devriyle bir süre Rusya büyükelçisi sıfatıyla
görev yapmak durumunda kalmıştır.
Yazar 90'lı yıllarda edebi anlamda birkaç küçük ama önemli esere im-
za atmıştır.Cengiz Han'a Küsen Bulut ve Yıldırım Sesli Manasçı bunlar ara-
sında sayılabilir. 90'lı yıllarda İlesam tarafından kendisine verilen ödülü almak

ve İstanbul Sinema Günleri'nde adına düzenlenen günlere katılmak
 için ülkemizi ziyaret eden yazar çok büyük ilgi görmüştür.1970'lerdeki
ilk ziyaretinde ona ilgi gösterenler ile bu gelişlerinde yoğun ilgi gösterenle-
rin farklı olması da dünyada değişen bir şeyler olduğunun göstergesidir.
60'lı yıllarda yazara yöneltilen eleştirilerin yorumu da ayrı bir çalışma
olabilecek niteliktedir(23).Bize göre her şeyi kendi dönemi, norm ve değer-
leri çerçevesinde değerlendirmek doğru olacaktır.Şu anda,21.Yüzyıldan ge-
riye dönüp bakıldığında değişime uğramayan hiç bir şeyin kalmadığını gö-
rüyoruz. Bu anlamda geçmiş, birkaç söz ve olayla anlaşılamayacak yoğun-
luktadır.
Lüksemburg'daki görevinin ardından Kırgızistan'a dönen yazar bir
sessizlik dönemi geçirdikten sonra tekrar aktif politik hayata dönmüş,halen

Fransa'da Kırgızistan'ın Paris büyükelçisi olarak görev yapmaktadır.

*YAZARIN HAYATIYLA İLGİLİ  İKİNCİ BÜLÜM DAHA SONRA EKLENECEKTİR.(M.Ç.)


KAYNAKLAR

1- A.Latchinian,Bibliographische Kalender,Nr:12,1978(Tekst).
2- C.Aytmatov,İlk Öğretmenim,Cem Yay.,İst.,1982,s.9.
3- A.Latchinian, "Tradition und Neuertum;Im Scharf Tschingiz
Aitmatow",Weimerer Beitraege,Nr:2,1985.
4- A.g.e.,s.III.
5- H.Plavius,"Gespraech mit Tschingiz Aitmatow",W.Beitraege,Nr:2
1977,s.21.
6- A.g.e.,s.23.
7- A.g.e.,s.27.
8- A.g.e.,s.63.
9- C. Aitmatov, "A Responsibility To The Future",Time To Speak
Out, Progress,Moscow,1980,s.17.
10- C.Aitmatov,Notes About Myself,A.g.e.,s.20.
11- A.g.e.,s.27,295.
12- C.A.,N.Kholkow,A Joy To Live On Earth,Time To Speak.....s.124.
13- A.g.e.,s.125.
14- Irmtraud Gutschke,Menscensfragen,Maerchen,Mythen Zum Werk Aitmatows,Mitteldeutscher Verlag,Leipzig,1986,s.5-34.
15- A.g.e.,s.37.
16- Zeynep Oral,Cengiz Aytmatov İle Konuşma,Nesin Vakfı Yıllığı,İst.,1976,

s.411.
17- A.g.e.,s.412.
18- Kemal Özer,Aytmatov'a Göre Edebiyatın Görevi.....,A.g.e.,s.414.
19- Weiss Dampfer,Abschied von Gulsary,Über Literatur......,William
Shakespeare üzerine, s.353-358, Dostoyevski üzerine s.359-361,Gorki
üzerine,s.362-366,Muhtar Ayvazov üzerine s.367-372. Tahavi Ahta-
nov üzerine ,Boran, Yar Yay.,İst.,1972,s.5-20,Puşkin Üzerine,Time To Speak

Out s.184-187 vs....

20-Z.Livaneli,Gorbaçov İle İki Saat,Hürriyet Ga., 22.11.1986.
21-C.Aydan,Soytarılar Zirvesi,Y.Diriliş Ga.,01.01.1987,s.4.
22-C.Aytmatov,Dişi Kurdun Rüyaları,Çev:R.Özdek,Ötüken Yay.,İst.,1990.
23-Timurbek Devletşin,Prof.,Kırgızistan'da Milliyetçilik,Dergi,1965,
Nr:41,s.22-23.
Bkz.,ayrıca Dr.M.E.Kırımal,S.Türkistanı'nda Milliyetçilik,A.g.dergi,s.3-21.

 

 




AYTMATOV'UN ESERLERİ,ESERLERİNDEKİ ORTAK TEMALAR VE EDEBİ ANLAYIŞINDA MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER-M. Ç.

RUS VE SOVYET EDEBİYATINA GENEL BAKIŞ-MUSTAFA ÇETİN
SOVYET EDEBİYATI'NIN KIRGIZ EDEBİYATI'NA ETKİLERİ-MUSTAFA ÇETİN
CENGİZ AYTMATOV'U ANLAMAK VE SİNEMASINA TÜRKİYEDEN BAKIŞ-FATİH ÜNİVERSİTESİ-KONFERANS-2007-MUSTAFA Ç
CENGİZ AYTMATOV'UN ESERLERİNDEN YAPILAN FİLMLER,YÖNETMENLERİ VE FİLMOGRAFİLERİ-HAZ. MUSTAFA ÇETİN
CENGİZAYTMATOV'UN ESERLERİ(KISA ÖZET VE DEĞERLENDİRME)-HAZ:MUSTAFA ÇETİN
SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM ROMANI VE FİLMİ ÜZERİNE-MUSTAFA ÇETİN
  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980682 Ziyaretçi