CENGİZ AYTMATOV'U ANLAMAK VE SİNEMASINA TÜRKİYEDEN BAKIŞ-FATİH ÜNİVERSİTESİ-KONFERANS-2007-MUSTAFA Ç

 

 

FATİH ÜNİVERSİTESİ-KONFERANS -2007

 

CENGİZ AYTMATOV'U

 

ANLAMAK VE SİNEMASINA

 

TÜRKİYE'DEN BAKIŞ

 

DR. MUSTAFA ÇETİN

 

 

 

-CENGİZ AYTMATOV KİMDİR ?



MİLLİYETÇİ,IRKÇI,VATANPERVER,VATAN HAİNİ,DEVRİMCİ,DEVRİM DÜŞMANI,TÜRKOLOG,HALKBİLİMCİ,ARAŞTIRMACI,POLİTİKACI,
DİPLOMAT,ŞAİR,YAZAR,FUTURİST,GELENEKÇİ,EVRENSELCİ,
BATICI,DOĞUCU,DEMOKRAT,PANTÜRKİST,FEMİNİST,ANTİ
FEMİNİST,İDARECİ,BÜROKRAT,FAŞİST,RUS UŞAĞI,
KOMUNİST,SOSYALİST,MÜSLÜMAN,ATEİST,HRİSTİYAN,ÇEVRECİ,
MİLİTARİST, SİNEMACI,TİYATROCU,ELEŞTİRMEN,
FELSEFECİ,KAPİTALİST,PSİKOLOG, SOSYOLOG,SOSYAL
ANTROPOLOG,DİLCİ,TARİHÇİ,SENARİST,OMBUDSMAN,
ANTİ KAPİTALİST,AYDIN,YENİLİKÇİ,GERÇEKÇİ,GERİCİ,ÜÇÜNCÜ DÜNYACI, VETERİNER,HUMANİST,FIRSATÇI,KAZANOVA,İKİ
YÜZLÜ,HER DEVRİN ADAMI,DALKAVUK,BENCİL,
MAKYEVELİST,AJAN,İDEOLOG,POPULİST.


Yukarıda sıralanan tanım ve yakıştırmaların eksiği var fazlası yok dersek yanlış bir hükme varmış olmayız. Görüldüğü gibi herkesin bir cümleden yola çıkarak ulaştığı bu ve benzeri tanımlar yazarı inanılmaz derecede garip çekişmelerin içine sürüklemiştir.Aslında söylenenler tek dünyalı insanların çok dünyalı bir insanla ilgili geçici sözlerinden ibarettir.


-CENGİZ AYTMATOV’U ANLAMAK



Aytmatov’un hiçbir eserini bilinen edebi eleştiri yöntemleriyle yahut rağbet gören modern eleştiri kalıplarıyla değerlendirmek imkansız gibidir.Takip edilen bildik yollarla Aytmatov ve ilgili eseri hakkında bir adım bile yol alınamamaktadır.
Kısmi başarısından söz edilebilecek tek yöntem klasik eleştiridir.Yani yazarı,dönemini,siyasi ve sosyal olayları harmanlayarak bir miktar yol alınabilmektedir.Yazarla ve eserleriyle ilgili bu kadar çok spekülasyonun olma sebebi de yazarın bir kalıba uymayan yatağını zorlayan gürül gürül bir nehir olmasıdır.

Aytmatov’u anlayabilmek için onunla birlikte siz de düşünmek ve çalışmak durumundasınız.Yüzeysel okumayla Cemile romanından anlayacağınız,
çok güzel bir aşk hikayesi olduğudur.Beyaz Gemi’den anladığınız hayalci
bir çocuğun baba özlemi olur.Gülsarı’da özgürlüğüne düşkün bir atın ve
sahibinin maceralarını görürsünüz.Bu şartlar altında Selvi Boylum Al Yazmalım’dan da anlayacağınız aşk önemlidir ama güven her eve lazım olur.

Prestroyka ve Glasnost hareketlerin teorisyenlerinden biriyken Gorbaçov’a ilk yıkılanın kendisi olacağını hatırlatan,Kırgızistan cumhurbaşkanı olabilecekken yerine Askar Akeyev’i seçtiren,bir gecede Sovyetler Birliği’nin resmen dağılmasıyla Rusya büyükelçisi durumuna düşen bir insandan bahsediyoruz.

Babası Stalin tarafından hain ilan edilen ve sürgünde ölen,amcaları hainin kardeşi olduğu için öldürülen,her fırsatta köyüne kaçan,Sovyetleri kırk yıl boyunca etkileyen,Kırgızistan’ın dünyaya açılan penceresi Cengiz Aytmatov’dan söz ediyoruz.

Farklı zaman ve zeminlerde birbiriyle çelişen sözler söylemekten çekinmeyen,her doğrunun bir yeri ve zamanı olduğunu savunan,hiç pişmanlık duymayan,gönül teli her daim titremeye hazır,Stalin dönemi hariç hayatının her döneminde
zirvede olan Aytmatov, devasa cüssesi ve karizmasıyla bugün 79 yaşında.Onun yetiştirdiği insanlar bugün eski Sovyet coğrafyası,özellikle de Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde hep köşe başlarındadır.

Bugün Manas destanı varsa ve dimdik ayaktaysa Bunu Kazak üstad Muhtar Avezov ve Cengiz Aytmatov’a borçluyuz.Avezov’un inadı ve karizması,Aytmatov’un dirayeti olmasaydı sadece halk arasında yaşayan kısımlarından öğrenebilirdik Er Manas’ı.



Otuz yıl önce Rusça’nın beşte birinin Türkçe kelimelerden oluştuğunu söyleyen de odur. Türk boylarının kardeşliğini hem sözleri hem de faaliyetleriyle yarım
asırdır dile getiren,halk edebiyatını daima destekleyen,bunu o yıllarda Sosyalizm adına,bugün ülkeler adına yapan da odur.

Aytmatov,doğuda nazmın,batıda nesrin daha güçlü olduğunu hemen hemen herkes gibi kabul eder.Bu noktada dinlerin toplumlara etkisine temas etmek gerekiyor.İslam’da varlar var,yoklar yoktur.Batı medeniyetinin temellerini oturduğu Hristiyanlık’ta ise Eski Roma ve Eski Yunan’ın etkisine de bağlı
olarak varların varlığı yokların yokluğu üzerinde durulur.Birlik,ikilik,üçlük,
teslis yani üçleme,Baba,Oğul,Kutsal Ruh.Buradaki Kutsal Ruh kavramının anlamının ne anlama geldiği Hristiyanlık’ta bile ortak bir anlayışla anlamlandırılamamıştır.Ya da Doğu’da anlaşılamadığı için anlaşılsın diye anlaşılmaz bir şekilde Tanrı,İsa,Meryem diye aktarılan anlayışa kadar uzanır bu konu.Bir görüşe göre roman türünün çıkışı da bu merkeze kadar uzanır.Yani roman tartışmadan doğar.

Dişi Kurdun Rüyaları’nda Abdias adlı “Hristiyan misyoner” diye tanımlanan kahramanın arayışı ve hazin sonuna telmihen,yazarın din arayışına girdiği akla ziyan bir şekilde yorumlanmış,Nobel ödülü alabilmek için ikinci bir teşebbüs olduğu düşünülmüş,yani koskoca roman,”roman havası”na döndürülmüştür.

Üzerinde durulması gereken konu Abdias ile kurtların kesişen hikayesidir.
Devamında da Dağlar Devrildiğinde-Ebedi Nişanlı adlı son eserindeki
Arsen Samançin ile Kar leoparının hikayesine bağlanılabilir.Bilindiği gibi yazarın temel temaları arasında çevre ve küreselleşme de vardır.




-CENGİZ AYTMATOV’UN KADINLARI




Altmışlı yıllardan itibaren Aytmatov’un eserlerinin yayınlandığını,özellikle entelektüel sanat dergilerinde adından ve çalışmalarından bahsedildiğini görüyoruz.Klasik tanıtım yazıları dışında olanlar onun nasıl da büyük bir sosyalist,devrimci,komunist,humanist,halkların birlikteliği için savaşan bir kahraman olduğunu söyleyen yazılardır.Özellikle 70’li yıllarda bu örnekler çoğalır.Kolhoz hayatını övenler,farkında olmadan sefalette eşitliği savunanlar vardır.

70’lerin sonlarında sonlarından itibaren Aytmatov’un aslında sıkı bir milliyetçi,pantürkist olduğunu,baskı altında olduğu için böyle yazmak mecburiyetinde olduğunu savunan farklı medya organlarına ve farklı yazar gruplarına tesadüf ederiz.Beyaz Gemi’deki Çocuk’un amcası Orazkul’un adının Rus’a kul tanımını çağrıştırdığı için seçildiğinin söylendiği yıllardır bu yıllar.

80’ler, Cengiz Aytmatov’un Türkiye’de anlaşılmaz bir şekilde polemiklerin ortasında kaldığı herkesin kendine göre değerlendirdiği yıllar oldu.Benim ise bu yıllarda Aytmatov ile ilgili ilk yazılarım yayınlanmaya başladı.Üniversite yıllarında çıkardığımız Nilüfer adlı dergi de bir de Aytmatov özel sayısı hazırladık.Gün Uzar Yüzyıl Olur ile yazarın Nobel ödülüne aday adayı olacağının söylendiği,kitabın da buna göre kaleme alındığının söylendiği yıllardı.

90’lı yıllar ise Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 60’lı,70’li yılların devrim şarkılarından eser kalmadı.Bu yıllar aslında iyi bir Müslüman olduğundan tutun da iyi bir dünya vatandaşı olduğuna kadar onlarca farklı bakışla değerlendirildi Aytmatov.Hatta Dişi Kurdun Rüyaları’ndan sonra din değiştirdiği bile söylendi.Tabiri caizse vur deyince öldüren onlarca kıymeti kendinden menkul çalışma ve görüşle karşılaştık.

2000’li yıllar Küreselleşmenin zirve yaptığı,soğuk savaş yıllarını mumla aradığımız yıllar.Kimin dost kimin düşman olduğunun bilindiği zamanlar çok gerilerde artık.Dağlar Devrildiğinde adlı eserin yayınıyla birlikte yazarın ne kadar büyük bir çevreci olduğu,Küreselleşmeye karşı olduğu,hatta Sovyet yıllarını
özlediği bile söylenir.



-AYTMATOV’U SEVMEK



Aytmatov,olduğu gibi kabul edilip ona göre anılması gereken bir yazar olduğu halde herkesin her yöne çektiği,bir cümleden,bir paragraftan yola çıkılarak mahkum edilen ya da anlamsız bir şekilde göklere çıkarılan bir yazar oldu.Yani onu sevmeyi öğrenemedik.Ona dair fikirler nefret ile aşk arasında gidip geldi hep.

Aslında bu tavrın mantığında yazarı herkesin kendi mantığıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışması var.Problemin ana kaynağı ise bütününü,yani büyük resmin değil,resimdeki bir bölümün referans olarak kabul edilmesiyle ilgili.Aytmatov,Sovyet ve Rus eğitim sistemiyle yetişmiştir,batı normlarına vakıftır.Ama doğulu bir yazardır.Ve resminde her zaman kompozisyonlar vardır.Yazar da ressamdır ve bütün renkleri kullanır.Favori renkleri ve temaları olmasına rağmen bütün tonlarıyla renk skalası emrindedir ve resmin tamamı ona aittir.

Yazar bazen dönemlere göre farklı anlaşıldığı halde hiç kimsenin yazarı olmamış,herkese ulaşmayı denemiştir.Bizleri yazar hakkında belirli sınırlara mahkum eden yazarın kendisi değil, yazarı tanıtan,tanıttığı için de onu
tanıdığını sandığımız kişilerdir.

Sonuç olarak bizim Aytmatov’u anlamamamızın ya da yanlış anlamamızın sebebi yazardan çok biziz.Mevlana’nın meşhur sözleriyle “Sen neyi ne kadar anlatırsan anlat,anlattığın karşındakinin anladığı kadardır”.Mesele özünde budur.Sevmekten ne anladığımızı bir defa daha kendimize sormamız gerekiyor.



-AYTMATOV’DAN SİNEMAYA




Selvi Boylum Al Yazmalım ekibi,özellikle de Arif Keskiner yazarın Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek adlı eserini filmleştirmek istemiş,yazardan da sözlü izin alındığı halde,o günün şartlarında Mosfilm izin vermediği için bu Kırgız ortak yapımı rafa kaldırılmış.Daha sonra bu eser çok başarılı bir şekilde Karen Gevorkyan tarafından sinemaya başarılı bir şekilde aktarıldı.Bilindiği gibi
bu Sibirya’da yaşayan Türk soylu topluluklardan Nivihlere ait bir hikayedir.
Vladimir Sangi adlı Nivih yazarın anlattığı bir hikayeden yola çıkılarak aleme alınmıştır.Ayrıca yazarın kendi toprakları dışında başka bir dünyaya ilk
uzanışı bu filmle olmuştur.

Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek yayınlandıktan sonra pek çok aklı evvel de Ernest Hemingway’in İhtiyar Balıkçı adlı romanı ile bağlantılar kurmaya çalışmıştır.Bu tavır her iki kitabın da satışlarını artırmaktan başka bir anlam kazanmamıştır.

Gün Uzar Yüzyıl Olur’daki malum Mankurt hikayesi Hocakulu Narliyev, yönetiminde Duru Film,Yılmaz Duru tarafından sinemaya aktarılmış,çok iyi bir ekip çalışması olmasına rağmen 90’ların ilk yıllarının hengamesi içinde kaybolup gitmiştir.Narlivev’in eşi Maya Aymedova’nın acılı anayı,Mankurtlaştırılan genci Tarık Tarcan’ın oynadığı filmin senaryosuna Cengiz Aytmatov’un eşinin de katkısı olmuştur.Ne yazık ki film vizyona bile girememiş,video film sektöründe kendisine yer bulabilmiştir.

İlk Öğretmenim ya da diğer adıyla Öğretmen Duyşen’in bir uyarlaması da geçtiğimiz yıllarda bir TRT uyarlaması olarak karşımıza çıktı.Bu filmin aslı ise muhteşem yönetmen Andrei Miikhalkov Konchalovski’nin 1965 yapımı çalışmasıyla sinemaya muhteşem bir şekilde uyarlanmıştır.

Konchalovski daha sonra ABD’ye göç etmiş,Tango and Cash,Maria’s Lover,Runaway Train gibi muhteşem box office filmlerine imza atmıştır.İlk Öğretmen de Altınay’ı canlandıran Natalia Arinbassarova yönetmenin eski eşidir.Yukarıda sözünü ettiğimiz Suymenkul Çokmorov’un hastalığında ona Arrinbassarova’nın ricasıyla kendi imkanlarıyla alıp gönderdiği böbrek yetmezliği cihazlarını göndermiştir.Cihazları getiren ise o dönem Amerika’da bulunan Tolomuş Okeyev’dir.

Görüldüğü gibi Aytmatov’la ilgili konuşmak demek ufuk turu yapmak demektir.Nereden nereye uçulacağını hesaplamak imkansızdır.Son derece
sıradan görünen bir konu sizi asla öngörülemeyecek bir sarmala iter,sonunda
da herkes gibi siz de kendi yorumunuzun en doğrusu olduğuna inanmaya başlarsınız.


Aytmatov her anlamda sinemanın içinde olmuş,Sovyet ve Kırgız dünyasının bu alanda sonsuz kaynaklarından biri olmuştur.Eserlerinin son dönem hariç tamamı sinema,tiyatro,bale,opera,müzikal,radyofonik oyun vs. gibi her sahada yeni
şekliyle geniş kitlelere ulaşmıştır.Kendi eserleri dışında da sinemaya senaryo,hikaye,konu anlamında katkılarda bulunmuş,bu sahada da en yetkili makamlarda görev yapmıştır.Başta Tolomuş Okeyev,Polat Şemsiyev gibi önemli yönetmenler olmak üzere çok sayıda insanın yetişmesine vesile olmuştur.Sovyet mantığında her şeyin propaganda fırsatı olarak algılandığı yıllarda sinemanın olabildiğince sanat olarak kalmasına da katkı sağlamıştır.

Benim yüksek lisans tezim Selvi Boylum Al Yazmalım.Eser Türkiye’de film olmadan önce konusu kullanılarak defalarca gündeme gelmiş,o yıllarda çok popüler olan fotoroman formatıyla ve Daha sonraları radyofonik oyun olarak Arkası Yarın programında radyo dinleyicisine ulaşmıştır.Eseri ilk sinemaya taşımak isteyen Zeki Ökten olmuştur. Daha sonra Arif Keskiner yapımcılığında Ali Özgentürk’ün senaryosuyla Atıf Yılmaz tarafından sinemaya tahminlerin çok ötesinde bir başarıyla uyarlanmıştır.Film birçok ülkede Türkiye’yi temsil etmiş,olağan üstü olumlu tepkiler almıştır.Film Bulgaristan’da Bulgaristan’ın nüfusun yarısına yakın bir seyirci kitlesi tarafından seyredilmiştir.Aytmatov dahil herkes tarafından övgüyle karşılanmıştır.Çeşitli vesilelerle filmin en başarılı Cengiz Aytmatov uyarlaması olduğu söylenmiştir.Türkan Şoray,Kadir İnanır,Ahmet Mekin’in oynadıkları filmi seyretmeyen,
etkilenmeyen yok gibidir.

Ben şimdi sizlere bu filmin,bir anlamda da Cengiz Aytmatov’un ulaştığı veya bulunduğu ortamlara nasıl etki edebildiğini anlatmaya çalışacağım.Birinci etki senaryo aşamasında olmuştur.Bilinen yakınlıklarına rağmen aralarında sanat ve detaylarda da olsa dünya görüşü farklılıkları olan yapımcı Arif Keskiner,Senarist Ali Özgentürk ve yönetmen Atıf Yılmaz onlarca defa değiştirilen,hatta günü birlik yazılan veya farklılılaştırılan bir senaryoyla filmi çekmişlerdir.Yazılan senaryo ile çekim senaryosu arasındaki fark uyarlama zorlukları yanında yazarın demek istediklerine bağlı kalıp kalmama konusuna odaklanmıştır.Sonunda da aşk filmi tadında “aşk “ ve ”güven” i sorgulayan,aslından hayli uzaklaşmış ama çok başarılı bir yapım ortaya çıkmıştır.


İkinci olarak bu film Türk sinemasını tahminlerin çok ötesinde ciddi bir biçimde etkilemiş,star sisteminin sonunu getirmiştir.Bilindiği gibi filmin sonunda Asya sevdiğini değil güvendiğini tercih eder.Türkan Şoray’ın filmin sonunda “Ben starım.Kadir İnanır’la evlenmem gerekir” diye tutturduğu için eşi Rüçhan Adlı,Atıf Yılmaz,Arif Keskiner tarafından üç gün boyunca ikna edilmeye çalışıldığını,sonunda da malum sonu kerhen kabul ettiğini ben biliyordum, şimdi de siz öğrendiniz.


Üçüncü etki farklı senaryosuyla Çok ciddi bir gişe başarısı kazanan film
sinema sektörüne ciddi bir taze kan getirmiş,senaryonun önemini bütün sektöre hatırlatmış,pek çok filmin sağlam senaryolara oturtulmasına ve uyarlamalar yapılmasına vesile olmuştur.

Film hala televizyonlarımızda,Ortadoğu,Balkanlar,Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde gösterilmekte,VCD versiyonları resmi olarak satılmakta,
hatta korsan versiyonlarına rastlanmaktadır.Hatta bir yan etkiden de söz edebiliriz.Filmin Cahit Berkay tarafından bestelenen müziği cep telefonu melodisi hizmeti veren firmalardan indirilen melodiler arasında bütün zamanların en çok tercih edilen ilk otuz melodisi arasında yer almaktadır.

Yüksek lisans tezimde de yer alan Ali Özgentürk’le yaptığım konuşmada Ali Özgentürk bana yazarın romandaki ana konuyu,yani “Aşk mı,güven mi ?” sorgulamasını bir Çin masalından aldığını söylemişti.Ben ise bu olgunun Bertholt Brecht’in Kafkas Tebeşir Dairesi adlı eserinde işlendiğini biliyordum.Bir başka çağrışım da Eski Ahit’te,Tevrat’ta yer alan bir hikayeye uzanıyor gibi görünüyordu.Bu “Doğuran mı,büyüten mi çocuğun annesidir ?” şeklindeki herkesçe malum sorgulamadır.

1991 yılı sonunda doktora tezimi hazırlarken Sovyetler Birliği’nin büyükelçisiyken bir gecede bir Kırgız olarak kendisini Rusya büyükelçisi statüsünde bulan Aytmatov’la tezimde de yer alan konuşmamızda Selvi Boylum’un ana teması olan bu tartışmayı açtığımda ve bütün bu söylenilenleri hatırlattığımda yazarın verdiği cevap beni şok etmişti.”Ben bunların hiç birini duymadım”.

İşte size ”Aytmatov budur” dedirtecek bir olay.Baştan beri vurgulamaya çalıştığım da buydu zaten.Yazar sizi düşündürür ve bin dereden su getirtir.sonuçta paçalarınızı sıvamaya fırsat bulamadan şırıl şırıl akan dupduru
bir derenin ortasında bulursunuz kendinizi.



Andre Tarkovski’nin,Akira Kurosawa’nın muhteşem eseri “Yedi Samuray” filminde ölen samuraylardan birinin yağmur altında çamur deryası içindeki cesediyle ilgili muhteşem anektodunu hatırlattı bana.Ölen samurayın her tarafı çamura belendiği halde havada kalan dizi adeta çekim hatası olarak algılanacak
bir şekilde parlamaktadır.Tarkovski bunu öğrencilerine sorar:Bunun anlamı nedir sizce ? Cevaplar olağan üstü derindir.Temizliğin ve saflığın sembolü olduğundan tutun da ümidi ve aydınlık geleceği ifade ettiği dahil onlarca ihtimal sıralanır
.Tarkovski dersin sonunda herkesi şaşırtan gerçeği söyler.”Tamamen tesadüf”.

Yedi Samuray filmi ile ilgili konumuzla bağlantısız ama sinema kültürü hakkında bir alt bilgiyi paylaşmak istiyorum sizinle.Bu kült film daha sonraları Amerikan yapımlarına da örnek olmuş,Dirty Dozen,Untouchables,hatta Ocean Eleven gibi pek çok yapıma atalık etmiştir.

Bir diğer yan bilgi Kurosawa’nın 1966 Sovyet versiyonunun ardından 1975 Japon-Sovyet ortak yapımı Dersu Uzala adlı muhteşem destanı da seyredilmelidir.Burada film edilen tabiat şiiri Aytmatov’un bize anlattığı coğrafyanın bir başka yorumudur.Hatta uzak bir Öğretmen Duyşen kokusu bile alınabilir filmden.Filmde Aytmatov’dan uyarlanan pek çok filmde de önemli roller almış muhteşem oyuncu Suymenkul Çokmorov’un bir rolü var.Suymenkul Çokmorov’un kendi coğrafyasında ne kadar sevilen ve sayılan bir insan olduğu Şafak Sancısı adlı Aytmatov ve Şahanov’un konuşmalarının derlendiği kitaptan öğrenilebilir.




-DİĞER TÜRKİYE BAĞLANTILI ÇALIŞMALAR

 

 


Yazar kadınların hayatındaki rolünün çok önemli olduğunu söyler.Annesi fedakar,karşılıksız veren,şartsız seven “ana” olan kadını temsil eder.Evlendiği eşlerinin fedakarlık ve anlayışlarını,gönül verdiği kadınların izlerini eserlerinde ve hayatında hep görürüz.Onları sevgi saygı ve muhabbetle anar.Ona
göre yaşanan yaşanmış,gizlenecek saklanacak bir şey yoktur.

Toprak ana,Öğretmen Duyşen,Yüz Yüze,Cemile,Selvi Boylum Al Yazmalım,Gün Uzar Yüzyıl Olur,Askerin Oğlu ve diğer eserlerinde
gördüğümüz kadınlar yazarın hayatından izler taşırlar.Yazar da bunları söylemekte bir beis görmez zaten.Onu gerçekçi yazarlar arasında saymamızın sebepleri arasında kendi gerçeklerinden kaçmamasının da rolü vardır.Çünkü pek çok insan başkalarının gerçekleriyle ilgilenirken kendi gerçeklerini gizlemeyi yeğlemektedir.

Yazarın roman kadınları size siz olsaydınız ne yapardınız diye sormazlar ama siz bu sorulara cevap arama ihtiyacı duyarsınız.Bunu hissetmiyorsanız,romanı gereği gibi okumadınız demektir.



TÜRKİYE AYTMATOV’U NASIL TANIDI ?

Altmışlı yıllardan itibaren Aytmatov’un eserlerinin yayınlandığını,özellikle entelektüel sanat dergilerinde adından ve çalışmalarından bahsedildiğini görüyoruz.Klasik tanıtım yazıları dışında olanlar onun nasıl da büyük bir sosyalist,devrimci,komunist,humanist,halkların birlikteliği için savaşan bir kahraman olduğunu söyleyen yazılardır.Özellikle 70’li yıllarda bu örnekler çoğalır.Kolhoz hayatını övenler,farkında olmadan sefalette eşitliği savunanlar vardır.

70’lerin sonlarında sonlarından itibaren Aytmatov’un aslında sıkı bir milliyetçi,pantürkist olduğunu,baskı altında olduğu için böyle yazmak mecburiyetinde olduğunu savunan farklı medya organlarına ve farklı yazar gruplarına tesadüf ederiz.Beyaz Gemi’deki Çocuk’un amcası Orazkul’un adının Rus’a kul tanımını çağrıştırdığı için seçildiğinin söylendiği yıllardır bu yıllar.

80’ler, Cengiz Aytmatov’un Türkiye’de anlaşılmaz bir şekilde polemiklerin ortasında kaldığı herkesin kendine göre değerlendirdiği yıllar oldu.Benim ise bu yıllarda Aytmatov ile ilgili ilk yazılarım yayınlanmaya başladı.Üniversite yıllarında çıkardığımız Nilüfer adlı dergi de bir de Aytmatov özel sayısı hazırladık.Gün Uzar Yüzyıl Olur ile yazarın Nobel ödülüne aday adayı olacağının söylendiği,kitabın da buna göre kaleme alındığının söylendiği yıllardı.

90’lı yıllar ise Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 60’lı,70’li yılların devrim şarkılarından eser kalmadı.Bu yıllar aslında iyi bir Müslüman olduğundan tutun da iyi bir dünya vatandaşı olduğuna kadar onlarca farklı bakışla değerlendirildi Aytmatov.Hatta Dişi Kurdun Rüyaları’ndan sonra din değiştirdiği bile söylendi.Tabiri caizse vur deyince öldüren onlarca kıymeti kendinden menkul çalışma ve görüşle karşılaştık.

2000’li yıllar Küreselleşmenin zirve yaptığı,soğuk savaş yıllarını mumla aradığımız yıllar.Kimin dost kimin düşman olduğunun bilindiği zamanlar çok gerilerde artık.Dağlar Devrildiğinde adlı eserin yayınıyla birlikte yazarın ne kadar büyük bir çevreci olduğu,Küreselleşmeye karşı olduğu,hatta Sovyet yıllarını
özlediği bile söylenir.

 

 

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980393 Ziyaretçi