CENGİZ AYTMATOV'LA-ALİ BULAÇ-ZAMAN-14.06.2008

 

 


Cengiz Aytmatov’la

 

ALİ BULAÇ

14.06 2003

a.bulac@zaman.com.tr


Geçen hafta “Kültürlerarası Diyalog Formu” çerçevesinde katıldığım Kazakistan gezisi benim için birkaç açıdan önemli oldu.

En başta Cengiz Aytmatov, Muhtar Şahanov vb. aydınları daha yakından tanıma fırsatını buldum. Geçen sene Diyalog Avrasya’nın Antalya toplantısında açıkça Rus entelektüellerine göre Türki cumhuriyetlerden gelenler bana daha zayıf görünmüştü. Birbirimizi yeni tanıyoruz. Almatı’da Orta Asya cumhuriyetlerinde bizim tanımadığımız çok iyi entelektüeller olduğunu anladım.
Yıllardır eserlerini okuduğum dünya çapındaki Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’la tanışmak, oturup onunla sohbet etmek benim için ayrı bir mutluluktu. Aytmatov’la tanışmamıza ilginç bir konu vesile oldu.
Cuma günü öğleden sonra Kazakistan Bilimler Akademisi’nde tebliğimin özetini vermek üzere kürsüye ağır aksak yürüyerek gittiğimde Aytmatov’un dikkatini çekmişim. 9 sahifelik yazılı tebliğimin kısa bir özetini yaptım ve benden sonraki konuşma ve tartışmaları bekleyemeden otele dönmek zorunda kaldım. Akşam lobide Cengiz Aytmatov yanıma geldi ve rahatsızlığımı sordu. “Şeker” deyince bir kahkaha patlatıp sordu: “Ne zamandan beri şekersin?” “7 ay” dedim, yine güldü: “Ben 10 yıldır şekerim.” dedi. Görünüşe bakılırsa durumum ondan iyi gözüküyordu, çünkü onunki 230, benimki 138. Ama benden daha dinç olduğu muhakkak. Kullandığım ilaçları sordu, çıkardım masanın üstüne 13 ilaç dizdim. O da iki cebinden bir o kadar ilaç çıkardı, bana gösterdi.
Aytmatov, efsanevi bir edebiyatçı. Kitapları dünyanın birçok diline çevrilmiş. Kırgız’dır, ama bütün Türki cumhuriyetler, hatta Ruslar da ona sahip çıkar. Sovyet zamanında usta bir rejim eleştirmeniydi; 1989’dan sonra gelen nisbi özgürlük ve rahatlığın sahteliğinin ilk farkına varanlardan biri Aytmatov oldu. Birçok Rus seçkin yazar ve sanatçı gibi, o da komünizmin geri dönülmeye değer bir rejim olmadığını düşünüyor, ama komünizmden sonra gelenin de “derde deva” olmadığını görüyor, bunu telaffuz ediyor.
Aytmatov, bir şeyin daha farkında, eskiden rejim muhalifi olmak Batı dünyası nezdinde itibarlı bir şeydi; bugünse riskli. Çünkü modern dünyaya karşı bir tutum içinde olmak demek Batı’nın küreselleşme veya insan hakları, demokrasi ve serbest piyasa olarak yücelttiği değerlere karşı olmakla aynı şey demektir. Eskiden neredeyse her kitabının 2 veya 3 milyon sattığını söylüyor, bugün ancak 10 bin satabiliyor.
Aytmatov’a göre serbest piyasa ekonomisi ve arkasından boca edilen kültür, iyi ve insanlık için gerekli bütün değerleri yerle bir etmektedir. Kalitenin yerini hacim almakta, her şey maddi büyüme, kazanç dürtüsü ve yaygın tüketimle ölçülebilir hale gelmektedir. Aytmatov, eskiden hiç belirgin değilken, bugün açık biçimde “kökler”den bahsediyor, ilahi/metafizik derinliğin aşkın kaynaklarına göndermelerde bulunuyor. Bu açıdan en son yazdığı “Kassandra Damgası” adlı roman buna ilginç bir örnek sayılır.
Yeni romanındaki kahramanı Halil Cibran’ın “Derviş”indeki “El Mustafa”ya, “yarı peygamber” bir yol göstericiye benzettim. Katıldı ve “Tam bir peygamber.” diye tashih etti. Fakat ilginç olan şu ki, genç nesiller peygamberi anlamıyor, dünyayı hegemonyası altına almaya çalışan ABD’nin küresel kültürü de “peygamber” yerine “terörist”i ikame etmek istiyor. Aytmatov, buna canının çok sıkıldığını söylüyor.
Sohbetimizin sonunda, “Sen beni nasıl oluyor da bu kadar iyi tanıyorsun?” diye hayretle sordu. Kendisini yakından takip ettiğimi söyledim. Memnun oldu ve “Birbirimizi hep yakından takip edelim.” dedi. Ortak köklerimize doğru yola çıkmak lazım.

14.06.2003

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980706 Ziyaretçi