CENGİZ AYTMATOV-AYDİL EROL-www.ufukötesi.com

 

Cengiz Aytmatov

 

Aydil EROL

Hani bir Batılı, Fıransız şair Louis Aragon, Aytmatov’un Cemile adlı hikâyesi için ne demişti: “Dünyanın en güzel aşk hikâyesi”…
O, şöhretini yıllarca “Nobel adayı” diye şişirmelerle, “pompalamalarla” değil; aparmalarla-aşırmalarla değil, hısım akraba kayırmalarıyla değil, tırilyonlar dökülerek yapılan tanıtımlarla, bütün otobüs duraklarına asılan 58 renkli posterleriyle hiç değil; kalemiyle, kafasıyla, birikimiyle, sanatıyla, alnının teriyle
yaptı…
Şöhretin doruğuna-dorasına pek bilinen bir söyleyişle “tırnaklarıyla kazıya kazıya” çıktı… “Anasının ak sütü gibi temiz ve helâl” olan şöhreti, eminiz, dünya durdukça yaşayacaktır.
Onun sâyesinde Türk edebiyatı “Dünyada ben de varım!..” diyebildi.
Bunun içindir ki, yayın danışmanımız; etiketiyle değil, ehliyetiyle araştırmacı olan sevgili Dr. Yusuf Gedikli Hoca’mız, “Uluslararası Atatürk Barış Ödülü Cengiz Aytmatov’a verilmeli!” (Ufuk Ötesi, haziran 2003) derken yerden göğe dek haklıydı…
“Selvi Boylum Al Yazmalım” ile “Cemile” ile “Yüz Yüze” geldik; “Oğulla Buluşma”nın ardından “Asker Çocuğu”na baktık; “Cengiz Han’a Küsen Bulut”un altında “Beyaz Yağmur”a yakalandık. “İlk Öğretmen” ile “Kızıl Elma” dedik.“Toprak Ana”da “Yıldırım Sesli Manasçı”yı dinledik; (dünyanın en büyük ve yaşayan tek destanı olan Manas’a bir yol daha hayran olduk.);
“Sultan Murat” ile “Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek”e bakıp “Beyaz Gemi”yi seyrettik. “Dişi Kurdun Rüyaları”ndan sonra şöyle dedik: “Gün Olur Asra Bedel”.
Yalnız biz Türkler değil, bütün dünya “mankurt”u, “zombi” yi, “közkaman”ı, “iksfert”i ondan öğrendi.
Özel bir uygulamayla beyin fonksiyonlarını yitiren “mankurt”, geçmişini, kim olduğunu, anasını, babasını, her şeyini, ama her şeyini unutur. Kendisine ekmek veren efendisinin kölesi olur. “İksfert” de tıpkı mankurt gibi köledir ve kendisine verilen emri hiç düşünmeden uygulayacak derecede gözü kara yetiştirilir.
Meselâ, bir devlete nükleer bomba atılacaksa bunu iksfert yapacaktır. Çünkü onun soyu sopu, ailesi, kişiliği yoktur; vatanı ise ona tüp içinde hayat vermiş bir sistemdir.
İnsanı, en büyük serveti olan aklını kullanamayacak hâle getirip kula dönüştürmenin usullerinden birine de “zombi” denir.
Kişi oğlunu zombi’ye çevirmenin tarihi çok eskilere dayanır.
Şüpheli kabile reisleri, bedava köle sahibi olmak arzusuyla, insanoğlunun
aklının ucundan bile geçiremeyeceği bir yöntem
keşfederler. Afrika akarsularında yaşayan çift dişli balığın sırtında
bulunan zehirli kılçığı istenilen kişinin yemeğine katmak
yeterlidir. Canlı cenazenin vücudu sağlam; ama ne adını bilir, ne
anasını babasını, ne de doğduğu yeri!.. Beyninin yarısı da ölüyor.
İşte sana bedava köle; istediğin kadar, istediğin gibi çalıştır!..
Tepe tepe kullan!.. (Şafak Sancısı, 165-166)
Kardeşlik, akrabalık, haram-helâl hiçbir şey tanımayan közkamanlar,
yalnızca para ve serveti düşünerek has düşmanlarının
elinde maşa hâline gelirler. Öz halkına düşman olup halkının
bedduasını alan kişiler her devirde görülmüştür. [ABD şakşakçıları,
AB yalakaları, kâse yalayıcıları gibi!.. Yabancı merkezlere
işkembelerinden bağlı olanlar gibi!.. Türk düşmanı kuruluşlardan
burs alanlar gibi… Çıkar için her şeyi satanlar gibi… ]
Bunlar kendi milletlerinin tarihini, dilini, ata sözlerini bilmezler.
Halklarını küçük görürler. Közkamanlık mankurtluktan daha
kötüdür… Zira mankurtların aklı, başkaları tarafından alınmıştır.
Yaptıkları işleri bilinçsizce yaparlar. Közkamanların ise, akıl
ve sağlıkları yerindedir… Çoğu yüksek öğrenim görmüş, yüksek
düzeyli kişilerdir… Bunlar başka milletlerin tarihini, felsefesini
su gibi bilirler. Ağızlarından adalet, dostluk, barış, kardeşlik,
insanlık vb. gibi sözler eksik olmaz… Lâkin bunların en
büyük hastalıkları kendi milletlerinin tarihinden haberdar olmamaları,
milliyetperver görünerek milletin menfaatlerini satmalarıdır.
Mankurtlar usunu yitirmiş miskinler, közkamanlar ise ülkesine
ve halkına bilinçli olarak karşı çıkan iç düşmanlardır…
Şüphe yok ki bu gizli düşmanlar, her zaman bilinen düşmanlardan
daha zararlı olmuşlardır…
Adı ister mankurt, ister zombi, ister közkaman, isterse iksfert
olsun, insanın aklını iğdiş eden her yöntem ve yönetim vahşîdir
ve bu yöntemleri uygulayanların da insanlıkla ilgileri yoktur.
Şimdi gelelim Ayşe Yılmaz’ın mankurt, közkaman ve iksfert’in
tariflerini aldığımız, okumalara doyamadığımız Bozkırda
Yeşeren Sevda Türküleri’ne. Türküler 112 sayfalık bir kitapçık
ama doymak ne mümkün!..Tesadüfün güzelliğine bakar mısınız:
Kırgız Türkü Cengiz Aytmatov ile Kazak Türkü Muhtar
Şahanov’un ortaklaşa eseri olan, adı yukarıda geçen Şafak Sancısı’nı
yıllar önce bu satırların yazıcısına hediye eden de Ayşe
Yılmaz…O da bir güzel insan, o da bir öğretmen…Öğretmenyazar
Ayşe Yılmaz şunları söylüyor:
“Eğer siz de Cemile’yi okuyup Cemile ve Daniyar’ın masalsı
aşkına şahıtlik ettiyseniz, Gün Olur Asra Bedel’in Yedigey’i
ile Bir Asra Bedel bir gün yaşadıysanız, Beyaz Gemi’nin isimsiz
çocuğu ile Issıkgöl’den her gün geçen Beyaz Gemi’yi seyrettiyseniz,
Öğretmen Duyşen’in idealizmine hayranlık duyduysanız,
Al Yazmalım Selvi Boylum’un Asel’i ile “Sevgi mi,
emek mi?” ikilemine düştüyseniz, Asker Çocuğu hikâyesindeki
babasız çocuğun baba hasretine ortak olduysanız ve dahası insan
denen muammayı çözmek için bir adım daha atmak istiyorsanız,
sizi “Bozkır’da Yeşeren Sevda Türküleri”ni [Ötüken Neşriyat,
0212/251 03 50] okumaya davet ediyorum. Bu kitap büyük
usta Aytmatov’un okyanusundan bir katre sadece. Onu tanımaya
çalışmak adına atılmış küçük bir adım. Sizleri Aytmatov
sevdama dahil etmek için “Bozkırda Yeşeren Sevda Türküleri”
ni besteledim. Umarım sizler de bu çağrıma cevap verir ve
Aytmatov’a bir de benim penceremden bakarsınız. İyi okumalar.”
Kafana, kalemine, kalbine sağlık Ayşe Yılmaz; ben de öyle
yaptım ve Uçmağa varan Aytmatov’a senin o güzel pencerenden
bakmak, nazik çağrına cevap vermek, yaktığın türküleri
dinlemek, Aytmatov sevdana katılmak için onu yeniden okumaya başladım; Refik Özdek ağabeğime de rahmetler dilemeyi, Ali İhsan Kolcu’nun Millî Romantizm Açısından Cengiz Aytmatov’unu (Ötüken Neşriyat) tekrar okumayı da ihmal etmedim.
‘Aytmatov’u yitirdik, Allah Cengiz Dağcı’ya uzun ömürler versin’, demekten de kendimi alamadım…
www.ufukotesi.com

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980674 Ziyaretçi