Bağımsızlık Sonrası Kırgız Romanı ve Hikayesine Genel bir Bakış-Doç. Dr. İsmail Ulutaş,Öğr. Gör. Uğu

 


Bağımsızlık Sonrası Kırgız

 

Roman ve Hikayesine

 

Genel Bir Bakış

 



Doç.Dr.İsmail ULUTAŞ-Öğr.Gör.Uğur SOLDAN


Özet


Bu çalışmada, Kırgızistan'ın bağımsızlığını kazandığı 1991 yılından sonra yayımlanan hikâye ve romanlar Kırgız yazılı edebiyat geleneği çerçevesinde ele alınmıştır. Kırgız Türkçesinin gerçek anlamda yazı dili olması XX. yüzyıl ortalarına kadar gecikmiştir. Kırgız yazılı edebiyatı biçim ve içerik açısından büyük ölçüde Rus kaynaklarında damıtılan Avrupa entelektüel birikimine dayanmaktadır. Kırgız yazılı edebiyat geleneğinin ilk temsilcileri eserlerinde genellikle komünizm propagandası yapmışlardır. Sovyetler Birliği sonrasında edebiyatın devlet kontrolünden çıkması her ne kadar yazarlara özgür bir ortam sağlamışsa da yayıncılık maliyetlerinin artık devlet tarafından karşılanmaması edebiyatın gelişmesini olumsuz yönde etkilemiştir. Zira bağımsızlık öncesinde ve sonrasında Kırgızistan'da Rusçanın ortak dil, bazı Türk lehçelerinin de yazı dili olarak eğitim öğretim ve yayın hayatında kullanılması Kırgız Türkçesiyle yazılan eserlerin (demografik yapının çeşitlilik göstermesi nedeniyle) az satmasına, dolayısıyla yayın maliyetlerini karşılamaya yetmemiştir. Tüm bu saydığımız olumsuzluklar nedeniyle, bağımsızlık sonrası Kırgız roman ve hikâyesinin estetik ve entelektüel arka plânının nispeten zayıf kaldığını söylemek imkân dahilindedir.

Anahtar Kelimeler:
Kırgız Edebiyatı, Kırgızistan'ın Bağımsızlığı, Yazı Dili.


Giriş


Kırgızlar tarihin çok eski zamanlarından bu yana varlıklarını devam ettiren Türk topluluklarından biridir. Göktürk kitabelerinde de adı geçen Kırgızlar bugün bile büyük ölçüde göçebe hayat tarzını benimsemişlerdir. Doğal olarak dilleri ve edebiyatları da bu yönde yani sözlü olarak gelişmiştir. Nitekim dünyanın en uzun sözlü edebiyat ürünlerinden biri olan Manas Destanı'nı meydana getirmiş olmalarına bu açıdan şaşmamak gerekir.
Kırgız edebiyatı sadece Manas Destanı açısından değil, UNESCO'ya göre kitapları dünyada en fazla dile (154 dil) çevrilen yazarı, Cengiz Aytmatov'u içinden çıkarmış olması açısından da dikkat çeken bir edebiyattır. Bu çalışmanın konusunu, yukarıda farklı yönlerine işaret edilen Kırgız edebiyatının bağımsızlık sonrasında roman ve hikâye vadisinde verdiği eserlerin genel bir değerlendirmesi oluşturmaktadır.
Kırgız edebiyatı son asra kadar gelişimini sözlü eserlerle sürdürmüş olmasına rağmen, yukarıda da belirtildiği gibi dünyanın en çok okunan yazarını kendi içinden çıkarmayı başarabilmiştir. Yazı dili geleneği henüz yüz yılı geçmemiş bir edebiyat için son derece şaşırtıcı olan bu durumu ele almak, aynı zaman dilimi içinde yaşayan diğer yazarların eserlerini genel bir bakışla değerlendirmek ve çağdaş Kırgız edebiyatının beslendiği kaynaklara işaret etmek çalışmamızın önde gelen amaçlarındandır.
Yöntem
Kırgız yazılı edebiyat geleneği çerçevesinde bağımsızlık sonrası Kırgız roman ve hikâyesini araştırmaya başladığımız zaman elimizde yeni Kırgız edebiyatını değerlendirmeye yönelik kaleme alınan bazı yazılar mevcuttu. Söz konusu yazılarda ileri sürülen görüşleri ana hatlarıyla tespit ederek ve bu görüşlerin gerçekle ne derece örtüştüğünü araştırarak işe başladık. Bunun yanı sıra araştırmamızın genel çerçevesine giren yani 1991 yılından sonra yayımlanan hikâye ve romanlara ulaşmaya çalıştık. Söz konusu eserleri temin ederken pek çok güçlükle karşılaştığımızı hatta 1991 yılından sonra yayımlandığını bildiğimiz bazı eserlere tüm çabalarımıza rağmen ulaşamadığımızı belirtmek isteriz. Bunların dışında, elde ettiğimiz hikâye ve romanların konu, üslup, şahıs kadrosu, zaman, mekân, olay örgüsü vs. unsurlarını inceledik. Yazarların biyografileriyle eserlerin konuları arasında herhangi bir paralellik olup olmadığını araştırdık.
Sovyetler Birliği Döneminde Kırgız Edebiyatı
Yazılı Kırgız edebiyatı Sovyet döneminde başlar. Bu tarihten önceki Kırgız yazılı edebiyatını müşterek Orta Asya Türk Edebiyatı içinde ele almak gerekir. Orta Asya'da yaşayan Türk topluluklarının, Kırgızların, Uygurların, Kazakların, Tatarların, Özbeklerin bu dönemde ayrı ve bağımsız yazılı edebiyatlarından bahsetmek doğru olmaz.
Sovyetler birliği döneminde edebiyat da dahil olmak üzere güzel sanatların tüm dallarında verilen eserler Komünist Parti politikalarıyla uyuşmak zorundaydı. Partinin edebiyattan beklediği meseleler çok farklı idi. Bu prensipler dâhilinde ortaya konulan edebiyat dış dünyaya kapalı, sadece partinin izin verdiği esaslar dâhilinde yalancı bir realizm ile oluşturuluyordu. Yazarlar ve şairler eserlerini bu esaslar dâhilinde kaleme almak zorundaydı. Böylelikle ortaya kolhozda inek sağan kızların emeklerinin kutsallığı, Lenin'in yüceliği, komünizmin toplumu ne derece mutlu kıldığı vs. gibi konuları işleyen bir edebiyat çıkmış, Sovyet yazarları giderek dünyanın geçirmiş olduğu değişimden habersiz kapalı bir kutu içerisinde kalmıştır (Göz).
Bu dönemde idarî kadrolar edebiyat ve sanat adamlarına yazdıkları her mısra başına, her sayfa başına hatırı sayılır miktarlarda telif ücretleri ödüyor, bu kalemlere iş imkânı sağlıyorlardı. Fakirlik içerisinde büyüdükleri ortamlardan bir anda sosyal tabaka içerisinde dikey geçiş yaprak en üst tabakaya yükselen bu edebiyatçılarda doğal olarak bir minnet duygusu oluşmuştu. Bütün bunlar göz önünde alındığında edebî eserlerde Sovyetleri ve komünizmi öven ve eskiyi ve eskiye ait olan her şeyi kötüleyen bir üslup izlenmiş olması şaşırtıcı olmamalıdır. Ayrıca bu dönem edebiyatçıları rejim ile alâkalı herhangi bir unsura eleştirel bir bakış açısı ile bakmayı akıllarına bile getirmemişlerdir. Sovyetler döneminde edebiyat hiçbir zaman kendi hâline bırakılmamıştı, bırakılamazdı da. Komünist Parti kongrelerinde edebiyata dair alınan kararlara göre yazar milyonlarca çiftçi ve işçinin sözcüsü olmalı idi. Edebiyat eleştirmeni ise ortaya çıkarılan eserlerin ideolojik olarak hatasının olup olmadığını tespit etmekle görevliydi. Eleştirmenler de en başta yazarlara ideolojik açıdan yol gösterici bir anlayışla eleştirilerini yapmalıydılar. Kısacası Komünist Partiye göre sanat sanat için yapılamazdı, sanat toplum için daha da doğrusu Komünist Parti ve onun propagandaları için yapılmalıydı. (Göz).
Sovyet döneminde Kırgız edebiyatının genel olarak işlediği konular arasında Lenin'in ve Ekim devriminin övgüsü, sınıf mücadelesi, kadınların eşitliği, yapılan medeniyet devrimi, hükümetin uyguladığı kolhozlaştırma politikalarının övgüsü, zenginlere karşı duyulan düşmanca hisler, eski geleneklerin çağ dışılığı ve eski feodal hayatın eleştirisi ön plâna çıkar.
Hikâye, uzun hikâye ve roman gibi düz yazıya dayalı türler Kırgız yazılı edebiyatının geçmişinde örnek alınabilecek eserler olmadığından bir anda ortaya çıkarılamamış ve bu türlerde verilen eserlerin teknik açıdan olgunluk seviyesine ulaşması uzun yıllar almıştır (Cigititov).
Salican Cigitov ilk dönem Kırgız yazarlarını Adabiyatka Adal Kızmat adlı makalesinde şöyle değerlendiriyor: "Bizim ilk yazarlarımız hem eğitim açısından hem de yazarlık denilen mesleğe bakış açıları bakımında gereken kriterlerin çok uzağında bir çizgide edebî ürünler ortaya çıkarma gayreti içerisine girmişlerdir. Aslında bu kalemler yazarken de; sanat eseri yaratmak, millî edebiyatın temellerini atmak ya da isimlerini ortaya koydukları eserler vasıtasıyla ölümsüzleştirmek gibi ideallerden ziyade, kendilerine yeni bir hayatın başlangıcını veren Sovyet yönetimine hizmet etmek, karanlıkta kalan halkı aydınlatmak, fakirlerin kederi ile kederlenip şarkısını söylemek şeklinde ifade edebileceğimiz ideallerle yola çıkmışlardır."
İlk Kırgız nesir yazarları arasında sayılan Kasım Tınıstanov'un Mariyam menen Köl Boyunda adlı uzun hikayesi 1924 yılında yayımlanmıştır ve Kırgızca yazılan ilk hikaye unvanını alır. Tınıstanov bir Kırgız milliyetçisidir bu ruhu bütün eserlerine yansıtmıştır. Dolayısıyla da Sovyet idaresiyle yıldızı bir türlü barışmamıştır ve bu uğurda ölmüştür. Sıddık Karaçev de sosyalizme karşı tavır alan ve eserlerinde millî bir yaklaşım sergileyen hikayecilerden biridir. Tınıstanov ile beraber hapse atılmıştır ve orada ölmüştür. Hikâyeleri, Erksiz Kündördö ve Erktik Tangı Kırgız hikâyeciliğinin ilk basılan eserleri arasındadır.
Bu dönem Kırgız edebiyatının en çok tanınan yazar ve şairi Aalı Tokombaev, Mungduular Ölümü ve Caralangan Cürök adlı romanlarında sosyalizmin yayılmasını, Ekim İhtilalinden önce Kırgızların çektiği eziyetleri, verdiği mücadeleleri, geleceğe yönelik beklentilerini anlatır.
1968 yılında ölen Kasımalı Cantöşev'in Kanıbek adlı romanı, fakir bir köylünün çocuğu olan ve zengin bir beyin elinde çalışırken başka bir zengine köle olarak hediye edilen Kanıbek adlı gencin hikâyesini anlatır. Babaları, dedelerine kadar ezilen bir sınıfa mensup olan Kanıbek ile onu ezen zengin ve acımasızların mücadeleleri Sovyet ideolojisi çerçevesinde idealleştirilerek anlatılmaktadır. Kanıbek ile Anarhan birbirlerini sevmektedirler. Kanıbek, karısı Begimay'la mutlu olamaz. Yine evli olan Anarhan'ı sever. Anarhan, kocası Kerimakuna'yı öldürüp Kanıbek ile kaçar. Roman bu konu etrafında örülmüştür.
Tügölbay Sıdıkbekov'un Too Arasında adlı romanı Sovyet döneminin başlarında halkın aydınlanmasını ele alan sosyalist ideolojiyi bayraklaştıran bir eserdir. Olaylar 1920-1930 yılları arasında geçiyor. Zenginle fakir arasındaki çatışma, komünist rejimin eğitime ve okullaşmaya verdiği önem, kadınların sosyal durumlarında yeni rejimin getirdiği iyileşmeler, ateist düşünce v.b. gibi konular romanın çatısını oluşturan konular. Saparbay ve Saadat köylerinde komünist aydınlanmanın öncülüğünü yapan kahramanlar. Samtır ise Kiyizbay'ın kölesi, çok zor şartlar altında çalışıyor, çalışmasının karşılığını alamıyor. Samtır gibi ezilenlerin haklarının yeni rejim tarafından nasıl zenginlerden zorla da olsa alınıp hak sahiplerine verildiği uzun uzun romanda işleniyor. Roman önce Ken Suu adıyla yayımlanıyor, 1950 yılında yeniden incelenip adı da Too Arasında olarak değiştirilip piyasa çıkarılıyor.
1902-1979 yılları arasında yaşayan Kasımalı Bayalinov'un Acar adlı tarihî hikâyesi 1916 olaylarını ele alır. Bu hikâyede 1916 yılında Kırgızların özgürlük için verdikleri mücadelede karşılaştıkları ağır hayat şartlarını işlemektedir. Aytkulu köyde eşi Batma ve kızı Acar ile yaşarken savaş patlak verir ve askere çağrılır. Zenginler rüşvet vererek askere gitmekten kurtulabilmektedirler ama Aytkul gibi yoksullar çaresiz savaşa gitmek zorunda kalırlar. Aytkulu askere giderken eşine şartlar kötüleşirse köydeki diğer halkla birlikte emin yerlere göç etmesini vasiyet eder. Cepheden Aytkulunun öldüğü haberi gelince aile akrabalarıyla birlikte Çin'e doğru göç eden kafileye katılır. Göç esnasında insanlar ölür, hayvanlar telef olur. Sağ kalanları ise çok zor şartlar beklemektedir. Batma Çin'e ulaşınca akrabası Kozubek'in ailesiyle birlikte ahırdan bozma bir evde yaşamak ve zenginlerin evinde karın tokluğuna çalışıp çocuğuna bakmak zorunda kalır. Ağır şartlar altında çalışmaya bünyesi daha fazla dayanamayan Batma ölür, Acar babasından sonara annesini de kaybeder. Kozubek Acar'ı borçlarına karşılık bir köydeki Sabitahun'a satmak zorunda kalır. Acar büyüyüp yetişkin olunca başka bir zengine daha yüksek bir fiyata satılmak istenir. Buna dayanamayan Acar kaçar, ama nereye gideceğini bilmez. Dağlarda vahşi kurtlara yem olur.
Bu ilk dönem Kırgız nesir yazarları arasında R. Şükürbekov (Carkınay), C. Cangırçiev, (Tang Altında, Zamandaştardın Angemesi), U.Abdukaimov (Tang) K. Maalikov (Ayluu Tündö, Caş Calın, Açılgan Ayıp, Kızıl Alay, Azamattar, Leningrad Soguş Kündöründö), M.Abdukarimov (Caşagım Kelet, Öç, Kanduu Kündör), R.Şükürbekov (Ardaktuu Atçandar, Too Elinin Baatırı), K.Bayelinov (Turmuş Türtküsündö), M.Elebaev (Uzak Col), C. Bökönbaev (Ukraina Meykininde, Düyşön Kul), S.Sasıkbaev (Nurlan) ve C. Turusbekov (Taza Cürüktör Sokkondo) sayılabilir.
İkinci Dünya Savaşı bütün Sovyet edebiyatında olduğu gibi Kırgız edebiyatında da önemli bir yer tutmuş ve dönüm noktası olmuştur. Bu dönemde gazetelerde, dergilerde her gün savaş konusu işlenmiş, halk cesaretlendirilmeye çalışılmış, gençler askere, vatanı korumaya çağrılmıştır. Aynı çağrılar bu dönemde yazılan hikâye ve romanlarda önemli bir yer tutar. Dönemin roman ve hikâyelerinde savaşa katılanların hayat hikâyeleri, onların savaşta gösterdikleri yiğitlikler uzun uzun anlatılır. Sovyet vatanını koruma ve yüceltme, Sovyet ülkesindeki bütün halkların birbirleriyle olan dostluk ve kardeşlikleri nesirde en çok işlenen temalardandır.
Yukarıda saydığımız yazarlardan pek çoğu dönemin olaylarını konu alan eserleriyle bu dönemde de karşımıza çıkarlar. Bu yazarlara ilave olarak savaş konusunu işleyen romanlar arasında N. Baytemirov'un Saltanat ve 1953'te ikinci bölümü basılan Caş Cüröktör adlı romanları da sayılmalıdır. İşçileri ve savaşta kahramanlık gösteren askerleri yücelten eserleriyle T. Abdumomunov (Cakşı Adamdar), A. Uukeyev (Cırgal, Koyçuman, Sayakat), K. Kaimov (Sonkuu Coluguşu, Adaşuu), Ş. Beyşenaliyev (Ukuk), K. Bektenov (Too Arasında) ve Cengiz Aytmatov (Obon) ön plâna çıkar.
Kırgız roman ve hikâyelerinde çok işlenen diğer bir konu da kolhoz hayatı, köy hayatı ve Kırgızların nasıl kolektifleştirildikleridir. Bu konuyu T. Sıdıkbekov Keñ Suu adlı romanında da işlemiştir. Yazar aynı romanı gözden geçirip Too Arasında adıyla iki cilt olarak 1955 ve 1958 yıllarında yayımladı.
Romantizm ve fantastik konular da savaş sonrası Kırgız nesrinin temaları içinde yer almıştır. K. Cantöşev'in Tilek ve Aşuu Aşgan Suu hikâyeleri bu türdendir.
Ellili yıllarda C. Aytmatov'u Kırgız nesrinde önemli bir figür olarak görüyoruz. Aytmatov özellikle 1958'de yayımladığı Cemile adlı hikâyesiyle bütün Sovyet ülkesinde tanınmaya başlamış, eserin Fransızcaya Aragon tarafından çevrilmesi ve Aragon'un Dünyanın Aşkı Anlatan En Güzel Hikayesi başlıklı yazısının yayımlanmasından sonra da Aytmatov'un tüm dünyaya ünü yayılmıştır.
1050'lili yıllardan sonra Kırgız edebiyatçılarının gelenekçiler ve yenilikçiler olarak iki hizbe ayrıldığını, yenilikçilerin Cengiz Aytmatov'un etrafında kümelendiğini görüyoruz. Aytmatov'un hızla yayılan şöhreti onu Kırgız nesrinde merkezi bir konuma oturtmuş ve bu da onun etrafında genç Kırgız edebiyatçılarının toplanmasına yol açmıştır. Aytmatov'un karşısında Ş Beyşenaliyev ve N. Baytemirov'un öncülüğünü yaptığı gelenekçi grup yer alıyordu.
Aytmatov'un dışında dönemin roman ve hikâyecileri arasında şu isimler kendilerini göstermeyi başarabilmişlerdir: T. Kasımbekov (Cetilgen Kurak, Ak Kızmat), O. Orozbayev (Kıl Köpürö), K. Kayimov (Cigit Baratat, Kış Irgagtarı), Ş. Beyşenaliyev: (Urpaktar Ünü, Danaker, Dañka Caraşa Cük), C. Mavlyanov (Turmuş, Açık Asman), A. Stamov (Keç Küzdö), K. Cusupov (Caşoo Kumarı), S. Sasıkbayev (Ecenin Ömrü) K. Caporov (Atalar).
1980'li yıllarda Kırgız edebiyatının konularını genişletip çeşitlendirdiğini görüyoruz. Gençlerin karşılaştığı problemler ve bunları çözme yolunda gösterdiği gayretler, eğitim, iş bulma, aile içinde yaşanan problemler gibi konular roman ve hikayede işlenen konulardır. Dönemin öne çıkan yazarları arasında Ş. Beyşenaliyev (Bolot Kalem, Karlıgaç, Urpaktar Ünü), Ö. Danikeyev (Köz İrmemdegi Ömür) A. Cakıpbekov (Sagın), K. Kaimov (Agronom Kız, Kış Irgaktarı), A. Moldokmatov (Coogazın) sayılabilir. Yine bu dönemde Tölögön Kasımbekov (Adam Bolgum Kelet) adlı hikayesinde üniversite okuyamadan köyüne dönen Asılbek adlı gencin babasıyla yaşadığı problemleri anlatır. Asılbek ailenin tek çocuğuydu. Annesi ve babası onun üstüne titremişler ve üniversitede okuyup büyük adam olmasını istemişlerdi. Ama Asılbek üniversiteye gidemedi. Babası buna çok üzüldü, oğlunu bir işe sokmak için her şeyi denemeye başladı. Asılbek'in eğitimi olmadığı için iş bulmak kolay değildi. Babası oğluna iş bulmak için herkese yalvarıyor, davetler veriyor yediriyor içiriyordu. Bazen bu yiyip içmelerin sonunda sarhoşluk neticesinde olsa gerek Asılbek'e iş bulmaya söz verenler çıkıyor ama bu sözler bir türlü tutulmuyordu. Asılbek bunları görüyor babasına kızıyor çok üzülüyordu. Herkesin ona bir iş bulup çalışması gerektiğini söylemesinden, alaycı bakışlarından bıkmıştı. Sonunda çiftçilik yapmaya karar verdi. Arkadaşı Çoro ile tarlaları sürdüler ektiler biçtiler. Herkes buna şaşırmıştı, Asılbek nihayet bir işe başlamıştı. Artık ekmeğini alın teriyle kazanıyordu.
Kadının toplum içindeki yeri, devrim sonrasında statüsünün yükselmesi, devrim öncesinde ve sonrasındaki kadının karşılaştırılması, kadının yaşadığı sıkıntılar ve adaletsizlikler gibi konular da yakın dönemde öne çıkmıştır. Yine bu dönemde Kırgız tarihindeki önemli olayları ve kahramanları işleyen tarihî roman ve hikayelerin örnekleri artmaya başlamıştır. T. Kasımbekov 1966 yılında kaleme aldığı Sıngan Kılıç romanında Hokand hanlığı dönemindeki Kırgızların hayatını, Ruslarla ve Hokand hanlığı ile olan ilişkilerini anlatıyor. Birçok baskısı yapılan roman bugün bile çok okunan ve sevilen roman olma niteliğini sürdürüyor. Bu roman Kasımbekov'a Toktogul Devlet Ödülünü kazandırmıştır. 19. yüzyılda Hokand Hanlığı döneminde Kırgızların kendi aralarındaki iktidar mücadelelerini ve Ruslara karşı verdikleri özgürlük mücadelesini ele alan tarihi bir romandır. Kahramanlar arasında soylu hanların ve komutanların yanında sıradan halktan insanlar da yer alır. Timur'un soyundan olan Şerali'nin komutan Nüzüp'ün himayesi altında hanlığı ilan edilir. Şerali gününü gün etmeye çalışan iktidarsız bir han iken Nüzüp onun aksine akıllı hırslı ve yetenekli bir yöneticidir. Şerali'nin aklını çelen bazı soylular Nüzüp'ün bertaraf edilip öldürülmesine ön ayak olurlar. Nüzüp öldükten sonra hanlıkta huzur kalmaz, beyler kendi aralarında iktidar mücadelelerine girişirler. Han Şerali de bir ayaklanma sonucu öldürülür ve 14 yaşındaki oğlu Kudayar kukla han olarak yönetime getirilir. Asıl ipler komutan Musulmankul'un elindedir Kudayar büyüyüp iktidarı ele alınca Musulmankul kaçmak zorunda kalır, sonra yakalanıp halkın önünde öldürülür. Kudayar Han ülkesindeki Kıpçaklara karşı çok acımasızdır, onlara karşı katliama girişir. Halk ve ileri gelenler ayaklanıp Kudayar'ı tahttan indirir yerine Kudayar'ın ağabeyi Mala Bek'i getirirler. Kudayar tekrar tahtı ele geçirmek için saldırır başarılı olsa da bu kısa sürer tekrar tahtı bırakmak zorunda kalır. Hanlar ve beyler arasında bu mücadeleler olurken halk yoksulluktan kırılmakta, gençler gayesiz ve boş çatışmalarda telef olup gitmektedir. Sarıbay ve Tengirberdi gibi halktan sıradan insanların dramatik hayatları romanda gözler önüne serilir. Tengirberdi savaşa gönderdiği oğlunun ölüm haberini alır, Sarıbay'ın avlanmak için kullandığı kartalı av bulamayınca Sarıbay'a saldırıp gözlerini kör eder. Bu da yetmezmiş gibi Sarıbay'ın biricik kızı beyler arasındaki anlaşmaları sağlamlaştırmak üzere bir beye hediye olarak verilir. Hanların içinde İshak aklı, ileri görüşlülüğü ve dirayeti ile öne çıkıyor. İshak Han aslında Han soyundan gelmeyen halktan sıradan biridir. Birliği sağlamaya muvaffak olsa da güçlü silahlara sahip Rus ordusu karşısında başarılı olamıyor. Hiçbir zaman da eldeki yetersiz silahlarla bunun başarılamayacağını anlayınca Ruslarla anlaşma yapmayı kabul ediyor. Ruslar barış zamanında bile akıllı bir yöneticinin halkın başında olmasına tahammül edemeyip İshak'ı astırıyorlar. Öyle veya böyle savaşmaktan bıkmış halk göreceli de olsa bir huzura kavuşuyor.
Tarihî olayları ele alan diğer romanlar arasında K. Bayalinov'un Kıyın Ötkööl, Boordoştor, Narındın Kızıl Tuusu, M. Abdukarimov'un Caşagım Kelet, Cañırık, K. Akmatov'un Mezgil romanları sayılabilir.
Bağımsızlık Sonrası Kırgız Roman ve Hikâyesi
Bağımsızlık sonrasında Kırgız nesrinde en çok işlenen konulardan biri 1916 Kırgız Ürgen olaylarıdır. Sovyet döneminde bu olay komünist-sosyalist ideoloji çerçevesinde ele alınmaktayken bağımsızlık sonrası Kırgız roman ve hikayesi eski tutucu ve ideolojik bakış açısından kurtulmuş görünüyor. Sovyet döneminde Hokand hanının Çarlık Rusyası ordularına karşı savaşmaya çağırdığı Kırgızlar savaştan bıkmışlar ve hanın çağrısına cevap vermeyerek Çin'e göç etmişlerdir. Yeni romanlarda Hokand hanları daha gerçekçi ve Kırgız birliğini sağlamaya çalışan olumlu portreler olarak çizilmektedirler. Kırgız tarihi, dili ve gelenekleri daha fazla ön plana çıkıyor.
Baskın Tölögön Kasımbekov'un meşhur romanı Sıngan Kılıç'ın devamı niteliğindedir ve eserde Ruslarla Kırgızların mücadeleleri konu ediliyor. Orta Asya'daki askeri ilerlemesine devam etmek isteyen Ruslar Kırgızların yaşadıkları topraklara göz dikiyor. Bu emellerini gerçekleştirmek için adımlar atıyorlar. Bilim ve araştırma grupları adı altında kurdukları grupları Kırgızların topraklarına gönderip askeri ilerlemelerinin temelini atacak bilgileri toplattırıyorlar. Kırgızların hükümdarı Şabdan'ı etkileri altına alıyorlar. Halkına zarar gelmesini istemeyen ve barışçı bir hükümdar olan Şabdan Rusların elinde kukla bir hükümdar haline geliyor. Rusların yanında çevirmenlik yapan Kazaklar var bu durum Kırgızlarla Kazakların arasını açıyor. Yakın coğrafyada İngilizler de Hindistan'ı ellerine geçirmişler, büyük güçler Orta Asyayı paylaşıyor. Ruslar İngilizlerin işgalinin Orta Asyaya yayılmasını engelleyip ellerini çabuk tutup bu toprakları kendileri ele geçirmek istiyorlar. Kırgızların elinde yeterli ve modern silahları olmadığı için Rus ilerlemesine yeterince karşı koyamıyorlar. Artık bilim ve araştırma gruplarının adı açık açık askeri araştırma grupları olarak değiştirilmiş. Kırgız halkı kendilerin e önderlik edip Rus ilerlemesini durdurmak için çaba sarfetmeyen hükümdarları Şabdanı Rus uşağı olarak görmeye başlıyor. Ruslara karı ellerlinde ilkel silahlarla savaşan Kırgızlar var Şabdan gerçekte iyi niyetli ama yetenekli olmayan bir hükümdar halkının Ruslar tarafından tamamen kırılmaması için savaşa girmiyot. Ruslar bu kadar yumuşak huylu olan Şabdana bile artık tahammül edemeyip onu tutuklatıyorlar. Ruslar Türkistan topraklarındaki beylerin hükümdarların kendi aralarındaki mücadelelerden yararlanıp bunları kışkırtıyor ve birbirlerine kırdırtma istiyor. Kurmancan Datka Kırgız halkının sevdiği bir kadın hükümdar, bu da Ruslara karşı savaşla bir başarı kazanılamayacağı görüşünde. Ruslar onun gözleri önünde öz oğlunu asıyorlar ama Kurmancan Datka bir şey yapamıyor. Kırgız halkı ayaklanıp oğlunun öcünü almak isteyince onlara engel oluyor, Rusların Kırgız halkını kıracağını biliyor ve barışı savunup bunun önüne geçmeyi istiyor. Ruslar Türkistan topraklarında adeta terör estiriyor hiç suçu olmayan dindar insanları bile ayaklanma hazırlıkları yapıyorlar iddiası ile tutuklayıp öldürüyor. Tutuklayıp ölüm cezası verdiği Kırgızları lütfedip affediyor ve Sibirya'ya sürgüne gönderiyor. Bunu da Rusların iyi niyetini affediciliğini gösteren bir propaganda aracı olarak kullanıyor. Roman Kırgızların Rus işgali altında çektiklerini gözler önüne sererek devam ediyor.
Bağımsızlık sonrasında Kırgız romanı eskiden yazılmış roman ve hikâyelerin yeniden basıldığı Sovyet dönemi romancılarının yeni eserler verdiği, yeni yazarların eser vermeye başladıkları bir dönemdir. Roman ve hikâyelerin konularında sosyalist ideolojinin çizdiği dar çerçevenin dışına çıkıldığı, özellikle aşk, sevgi, romantizm konularının sıkça ele alındığını görüyoruz.
Z. Sooronbayeva'nın Astra Gülü adlı romanı romantik bir hikâyeyi konu ediniyor. Yazar Bişkekten dönüşünde tanıştığı bir genç kadının hikâyesini dinliyor ve yazıyor. Gülkan ailesinin biricik kızıdır. Köylerinden yetişen ve okuyup köyüne ziraat mühendisi olarak dönen Saparı beğenmektedir. Saparın da ona ilgisi vardır. Gülkan bir gün hastalanır ve hastaneye yatırılır. Uzun süre kendini bilmez ağır bir hasta olarak hastanede yatar. Kendisini Süleyman adında bir doktor ameliyat eder ve iyileştirir. Süleyman Gülkanı her gün ziyaret etmekte ve gelirken de ona astra gülleri getirmektedir. Aralarında bir aşk doğar, Gülkan Süleymanın annesiyle de tanışır onun hayır dualarını alır. Durumu ailesine açıklayan bir mektup yazar. Ailesi babasının ağır hasta olduğunu ve hemen köye dönmesi gerektiğini bildirir. Gülkan köye döner, burada istemediği halde ailesinin baskısıyla Saparla evlenmek sorunda kalır. Sapar Gülkanı sevmekte ve ona çok iyi davranmaktadır. Ama Gülkan Süleymanı unutamaz. Sapara astra gülleri aldırır ve onları evinin bahçesine diktirir. Kocası sapar bir düşmanı tarafından vurulup ağır yaralanınca onu Bişkeke hastaneye yatırırlar. Ameliyat edecek doktor Süleymandır. Kader bu iki sevgiliyi yine birleştirmiştir. Gülkanın annesi iki aşığı böyle görünce onların birleşmesine engel olduğu için pişman olur.
Yine aynı yazarın Çooçun Kişi adlı romanında inşaat mühendisi Tolkunbek'in Caynagül ile evliyken Zıynat ile yaşadığı yasak ilişki ele alınıyor. Tolkunbek'in Zıynat'tan bir çocuğu olur. Zıynat çocuğu Tolkunbek'in evinin kapısına bırakıp gider, bu arada Caynagül de bir erkek çocuk dünyaya getirir. Caynagül kocasını affetmez evden çıkarır. Tolkunbek Kazakistan'da bir iş bulur ve Zıynat'la birlikte Kazakistan'a göç eder orada yaşamaya başlarlar. Tolkunbek arada bir çocuklarını görmeye eve gelse de çocukları onu babaları olarak bilmez, yabancı bir kişi olarak tanırlar. Caynagül çocuklarıyla zor bir hayat geçirse de gurur sahibi olduğu için buna katlanır. Bir gün rüyasında Zıynat'ın babaannesini gören Caynagül Zıynat'ın çocuğu Hüseyin'i ona geri vermeye karar verir. Bundan sonra Zıynat'a düşmanlık beslemeyi bırakır ve onunla kardeş olurlar.
Bağımsızlık sonrası kültürel ekonomik ve sosyal ilişkilerde yeni değerlerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu yeni değerler Kırgız toplumunda birtakım güçlükleri ve kriz beklentilerini de beraberinde getirmiştir. Edebiyat sahasında bu yeni dönemin yansımaları da belirgin olarak hissedilir. Komünist dönemde yazarların devletten aldığı maddi desteğin bağımsızlık sonrasında kesilmesi her şey den önce yazarların sosyal hayatlarında bir standart düşüşüne yol açmıştır. Bu düşüş kitap yayınlama sürecinde de elbette sıkıntılara yol açmış ve kitap çeşitlenmesinde kitap kalitesinde düşüş gözlemlenmiştir. Maddi sıkıntı çeken yazarların devlet desteği olmadan roman ve hikayelerini yayımlamaları zorlaşmıştır. Yine bu yazarlar yazı işlerinin dışında hayatlarını kazanmak için başka işlerde çalışmak zorunda kalmışlardı. Bağımsızlık sonrasında en büyük sıkıntılardan biri de yazar kitabını bastırmış olsa bile dağıtım konusudur. Maalesef Kırgızistan'ın başkent dışındaki yerlerde, arzulu okuyucu için bile yeni basılan kitaplara ulaşmak çok zor bir iştir. Bu satırların yazarları söz konusu sıkıntıyı bizzat yaşamışlardır.
Bağımsızlık sonrası Kırgız roman ve hikayesinde macera, mafya, polisiye, suç dünyası konularında cereyan eden olayları anlatan edebî seviye olarak eleştirmenler tarafından pek beğenilmeyen romanların sayısında artış görülmektedir. Bunlar baskı kalitesi yönüyle de daha çok piyasa romanı havasını uyandıran çalışmalardır. Bu türde yazılan pek çok romandan biri de Bazarbay Bukanbekov'un Kim Bilet Ataman adlı romanıdır. Annesi ve ablası evde perişan yiyeceksiz olarak bekleyen çocuk yiyecek aramaya çıkar. Bir restoranda yemek yiyenlere gözleri takılır, oradan ayrılamaz. Bundan rahatsız olan restorandakiler arasında İkram adlı bir kötü adam da vardır. Bunlar çocuğu döverler. Orada bulunan Kimbilet çocuğu adamların elinden kurtarır. Kimbilet çocukla beraber yardım etmek için çocuğun evine geldiğinde annesi ve ablasını evde bulamazlar. Kimbilet çocuğun ailesini armaya çıkar. Onları ararken bir mağarada üzeri yazılı bir kılıç bulur. Bunu bir imama götürür ne olduğu öğrenmek ister. İmam Kimbilet'e kut verildiği şeklinde yorumlar kılıcı. Bundan sonra Kimbilet çocuğun ailesini bulur ve çevrede darda olan yardıma ihtiyacı olan herkese yardım eder. Robin Hood gibi zenginden alır fakire verir. Adı çevrede bir efsane hâline gelir.
Sovyet döneminde yazarların pek çoğu devletin ideolojik rehberliğini isteyerek veya gönülsüz de olsa kabul etmişti. Bağımsızlık sonrasında Kırgız yazarlarının bu açıdan da bir boşluğa düştüklerini söylemek yanlış bir tespit olmasa gerek. Sovyet devrinin Kırgız edebiyatı Sosyalist gerçekçilik teması etrafında eserlerini üretmiştir. Bu dönemde konuların belli kalıplar içinde kaldığını ve yazarların doğrusu kendi şahsiyetlerini ve yazarlık kişiliklerini yeterince eserlerine aksettirdikleri söylenemez. Kırgız eleştirmenleri de zaman zaman konuya dikkat çekmişler ve roman ve hikayedeki konu, üslup ve muhayyile kısırlığını gündeme getirmişlerdir. Elbette bu eleştirilerin dışında tutulması gereken bir Kırgız yazarı vardır bu da Cengiz Aytmatov'dur. Aytmatov hâlâ en çalışkan romancılardan biridir. Bağımsızlık sonrası romancılarından onun şöhretine yaklaşan veya onun kadar dikkati çeken birini bulmak oldukça zor.
Aytmatov'un bağısızlık sonrasında yayımladığı Kassandra Damgası adlı romanda uzaylı rahip Filofey bir genetik bilimcidir ve müthiş bir buluş yapar. Bu buluşunu bir mektupla Papa'ya ve Amerika'daki Tribün gazetesine bildirir. Mektup büyük yankılar uyandırır. Filofey hamileliğin ilk günlerinde dış dünyayı algılayan ve duruma göre gelip gelmeme konusunda karar verebilen insan embriyonlarının karar sinyallerini gösteren ışınlarını keşfeder. Dünyaya gelmek istemeyen bebeğin annesinin alnında bir ben oluşmaktadır. Bu ben Kassandra Damgası olarak adlandırılır. Filofey insanın tabiatı yaşanmayacak hâle getirdiğini ve acil tedbir alınması gerektiğini düşünmektedir. Bu sırada Amerika'da başkanlık seçim kampanyaları yürütülmektedir. Başkan adayı Oliver Ordok danışmanı bilim adamı Bork'un bilgilendirmesiyle konudan haberdar olur. Fakat seçmenlerin tepkisinden korkan başkan adayı Bork'u halkın hedefi hâline getiren bir konuşma yapar. Ve insanlar galeyana gelip Bork'u öldürürler. Filofey bütün dünyanın seyrettiği bir televizyon programında görüşlerini açıkladıktan sonra insanlıktan ümidini kestiği için kendini uzay boşluğuna bırakarak intihar eder.
Sosyalizmin sistem olarak ortadan kalkmasıyla Kırgız roman ve hikâyecileri de kendilerini yeni sisteme ve yeni topluma uyarlama çabası içine girdiler. Fakat uzun süren Bolşevik idaresinin zihinlere işlediği ideolojik dogmalardan ve fikirlerden kurtulmak yeni dönem Kırgız roman ve hikâyecileri için de büyük bir meydan okumadır.
Sovyet dönemi Kırgız romancıları ve yazarları ekonomik açıdan görece iyi bir seviyede hayat sürüyorlardı. Devletten resmi ideolojiyi yani sosyalizmi övdükleri ölçüde nemalanıyorlardı. Bağımsızlık sonrasında bu gelirleri kesilen Kırgız romancıları ekonomik sıkıntılara düşmüşler, eserlerini hem yazmakta hem de yayımlamakta güçlüklerle karşılaşmışlardır.
Bağımsızlık sonrası Kırgız nesrinde en büyük problem olarak yazılan eserleri bastırma zorluğu görülse de artık kitap yayımlamak için yazarların Komünist Partisinin iznine ihtiyaç yoktur. Konu seçmekte ve bunları kendi yazarlık yetenekleri çerçevesinde geliştirip işlemelerinde serbesttirler. Bu da bağımsızlık sonrası Kırgız roman ve hikâyesinin gelişmesi için umut verici bir durumdur.
Sovyet döneminde yazarların pek çoğu devletin ideolojik rehberliğini isteyerek veya gönülsüz de olsa kabul etmişti. Bağımsızlık sonrasında Kırgız yazarlarının bu açıdan da bir boşluğa düştüklerini söylemek yanlış bir tespit olmasa gerek. Sovyet devrinin Kırgız edebiyatı Sosyalist gerçekçilik teması etrafında eserlerini üretmiştir. Bu dönemde konuların belli kalıplar içinde kaldığını ve yazarların doğrusu kendi şahsiyetlerini ve yazarlık kişiliklerini yeterince eserlerine aksettirdikleri söylenemez. Kırgız eleştirmenleri de zaman zaman konuya dikkat çekmişler ve roman ve hikâyedeki konu, üslup ve muhayyile kısırlığını gündeme getirmişlerdir. Elbette bu eleştirilerin dışında tutulması gereken bir Kırgız yazarı vardır bu da Cengiz Aytmatov'dur.
Sosyalizmin sistem olarak ortadan kalkmasıyla Kırgız roman ve hikâyecileri de kendilerini yeni sisteme ve yeni topluma uyarlama çabası içine girdiler. Fakat uzun süren Bolşevik idaresinin zihinlere işlediği ideolojik dogmalardan ve fikirlerden kurtulmak yeni dönem Kırgız roman ve hikâyecileri için de büyük bir meydan okumadır.
Ekonomideki kriz sebebiyle de pek çok edebiyat dergisi kapanmış durumda. Yayınevleri yazarların eserlerini basmak için masraflarını kendilerinin karşılamasını şart koşuyorlar. Bu da yeni eserler vermenin ve bunları okuyucuya ulaştırmanın önünde büyük bir engeldir. Kitap fiyatlarındaki artış ve Kırgız ekonomisinin pek iç açıcı olmayan durumu potansiyel okuyucu sayısında düşmeye sebep olmaktadır.
Modern Kırgız yazı dili Sovyet Devletinin Türk halklarının lehçelerini suni yazı dilleri haline getirmesiyle 20. asrın başlarında oluşturulmuştu. Orta Türkçe döneminde Orta Asya'da vücuda getirilen Harezm Kıpçak Çağtay edebiyatları olarak adlandırılan ve çok sayıda yazılı mahsullerin verildiği edebiyatlar bugünkü modern Kırgız edebiyatının da elbette ilk köklerini oluşturmaktadır. Ancak modern Kırgız edebiyatının 20. asrın başından itibaren eser verirken kendisine örnek aldığı veya takip ettiği edebiyatın doğu halkları edebiyatı olmadığını söyleyebiliriz. Aksine modern Kırgız edebiyatının Rus edebiyatı tesirinde geliştiğini; konu, edebi türler, estetik, teori açısından tamamen Rus edebiyatı temelinde geliştiğini, ilk Kırgız yazarların eserlerinde Rus edebiyatı örneklerinden etkilenmeler olduğunu, hatta Cengiz Aytmatov da dahil olmak üzere pek çok Kırgız romancısının eserlerini Rusça yazdıkları ve yazma gayretinde oldukları bilinmektedir. Salican Cigitov da modern Kırgız edebiyatının temelini Avrupalılaşmış Rus edebiyatı olduğunu ileri sürmektedir. Yine Cigitov'a göre Aytmatov istisna tutulursa Kırgız edebiyatında batılı edebiyat standartlarını karşılayabilen klasik manada eserlerin henüz kaleme alınmamıştır. (Cigitov, 42)
Sonuç ve Değerlendirme
Buraya kadar belirttiğimiz hususlardan da anlaşılacağı üzere Kırgız Türkçesi, Türk dili tarihini bir bütün olarak göz önüne aldığımızda yazılı eserlerini en geç ortaya koyan lehçelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Kırgız Türkçesinde yazılan edebî eserlerin biçim ve içerik açısından beklenilen düzeyde bir olgunluğa ulaştığını söylemek henüz mümkün görünmüyor. Kırgız yazılı edebiyat geleneğini bir bütün olarak ana hatlarıyla incelediğimizde vardığımız sonuçları aşağıdaki gibi maddeler hâlinde sıralayabiliriz:
a) Kırgız Türkçesinin gerçek anlamda yazı dili olması XX. yüzyıl ortalarına kadar gecikmiştir.
b) Kırgız yazılı edebiyatı biçim ve içerik açısından büyük ölçüde Rus kaynaklarında damıtılan Avrupa entelektüel birikimine dayanmaktadır.
c) Kırgız yazılı edebiyat geleneğinin ilk temsilcileri eserlerinde genellikle komünizm propagandası yapmışlardır veya yapmak zorunda kalmışlardır.
d) Sovyetler Birliği sonrasında edebiyatın devlet kontrolünden çıkması her ne kadar yazarlara özgür bir ortam sağlamışsa da yayıncılık maliyetleri edebiyatın gelişmesini olumsuz yönde etkilemiştir.
e) Kırgız yazılı edebiyatının çok fazla gelişememesinde, Kırgızistan içinde Kırgız Türkçesini bilenlerin azlığı (demografik yapı) önemli bir etkendir.
f) Bağımsızlık sonrası Kırgız roman ve hikâyesinin entelektüel arka plânının nispeten zayıf olduğu, piyasa romanları diyebileceğimiz dedektif, mafya, aksiyon, romanlarının çoğaldığı söylenebilir.
Son olarak şu hususu belirtmekte fayda görüyoruz: Bu yazıda değerlendirmeye çalıştığımız yazarlar ve eserlerinin bütün Kırgız nesrini kapsadığı iddiasında değiliz.
Kaynaklar
CİGİTOV, Salican, Çağdaş Kırgız Edebiyatına Dair, Salican Cigitov ve Dünyası, Hazırlayanlar: Dr.Orhan Söylemez, Kemal Göz, Bişkek: Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Yayınları, 2006, 29-42.
ŞEMSİYEV, Bektaş, Sosyalizm Sonrası Kırgız Edebiyatı: Kriz mi, Rönesans mı?, Cengiz Aytmatov Hayatı ve Eserleri Üzerine İncelemeler, Hazırlayan: Orhan Söylemez, Ankara: Karam Yayınları, 2002, 179-184.
GÖZ, Kemal, Kırgız Edebiyatına Giriş, Oluşum Yılları, Mina Dergisi,
http://www.minadergisi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=21&Itemid=31, 2007.
UKUBAYEVA, Layli, Kırgız Edebiyatı 1980-1990 Yılları, s.61-73.

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980437 Ziyaretçi