AYTMATOV'UN ESERLERİ,ESERLERİNDEKİ ORTAK TEMALAR VE EDEBİ ANLAYIŞINDA MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER-M. Ç.

 

 

 

 

 

AYTMATOV'UN ESERLERİ,

ESERLERİNDEKİ ORTAK


TEMALAR VE EDEBİ ANLAYIŞINDA

MEYDANA GELEN


DEĞİŞMELER

 

DR. MUSTAFA ÇETİN


Cengiz Aytmatov eserlerindeki kurgu ustalığı yanında pek çok ese-
rini birbirine bağlaması, ünlü yazarlar tarafından işlenen konuları kaleme
almakta tereddüt etmemesi ile de önemli bir yazardır. O kendi gördüğünü
geleneğin huzmeleri altında halkıyla birlikte yazan bir sanatçıdır. Kendini

anlattığında bile yaşadığı atmosferi ve ilham kaynakları üzerinde durur. Kı-
saca beni biz olarak anlar ve anlatır.
Yazdığı her dönemde (İlk yıllarını da sayacak olursak altmış yılın
üzerinde) tabu sayılan bir konuyu incelediğini görürüz. Alacağı tenkidleri
baskıları hesaba kattığımızda onun yaptığının bir de cesaret boyutu olduğu-
nu kabul etmemiz gerekir.
Haftada bir değişir hale gelen fikirlerin upuzun ve dopdolu bir ömür-
de sabit kalabileceğini düşünmek hiç de inandırıcı değildir.Değişme sağlık-
lı bir seyir takip ediyorsa dejenerasyonla bir tutulmamalıdır.Ayrıca da yazar
söylediği ve yazdığı her şeyin içinde bulunulan zaman dilimi göz önünde
bulundurulmak kaydıyla arkasındadır.
Yazarın Yüz Yüze adlı eseri ele aldığı konu itibariyle son derece çar-
pıcıdır.Asker kaçakları üzerine ilk eser olmamasına, hacminin küçüklüğüne
rağmen önemlidir.Yazar o yıllardaki tecrübesizliğini kabul eder.
Hikayenin ikinci kahramanı İsmail üzerine geliştirilen hikaye,aslında
karısı Seyde'nin hikayesidir. Yazar bu eserle ilgili pek çok olumsuz eleştiri almış,eleştirilerin doğruluğunu kendisi de kabul etmiştir. Yazar edebiyat ve
eleştiri ile ilgili kendisiyle yapılan bir görüşmede,eserdeki bazı bölümlerin
Rasputin'in Yaşa Ve Unutma adlı eseri ile benzerlik gösterdiğini belirtir
(62).Bunun farkına edebiyat bilimi sayesinde vardığını,eleştirinin bu konu-
yu aydınlattığını söyler.Bu arada bu konuyu bugün biraz daha farklı düşün-
düğünü belirtir(63).
Toprak Ana'da askerden kaçan Cenşenkul ileYüz Yüze'deki İsmail'in
davranışlarında benzerlikler vardır.İsmail'in bir yük treninden köyüne yakın

bir yerde inmesiyle başlar.İsmail'in elini yetimin rızkına uzatmasıyla zirve-
ye tırmanan seyir,Seyde'nin kocasını ihbar etmesiyle sonlanır.Cenşenkul ise
atları,tohumları çalıp gözden kaybolur.Tolganay'ın şahitliğiyle savaş sonra-
sı yakalanıp tutuklanır.Cenşenkul'un karısı Tolganay'a kırıcı sözler söyler,
gelinine dil uzatır,beddua eder.Çünkü Cenşenkul ne yapmış olursa olsun, onun eri,çocuklarının babasıdır. Daha sonra köylüler kendi aralarında para
toplayıp karısını köyden yollarlar.Kendilerince doğruyu yaptıklarına inanır-
lar. Yoksa Cenşenkul'un karısı ve çocukları gözlerinin önünde canlı bir sa-
vaş acısı olarak kalacaktı.Toprak Ana'nın bir köşesine sıkışıveren Cenşen-
kul ve karısının hikayesi acının bir başka yüzünü gösterir(64).
Yüz Yüze 1957 yılında Oktabr adlı aylık edebiyat dergisinde yayın-
landı.Bu henüz işin başında olan yazar için açılan yepyeni bir ufuktu (65).
Yazar,Yüz Yüze'yi yazdığında olay ve karakterler dolayısıyle Kırgız Hal-
kına karşı bir çabası varmış gibi gösterilmeye çalışıldığını ve bunun anlaşıl-
maz bir davranış olduğunu belirtiyor.Bir asker kaçağının anlatılıyor olması
rahatsızlığın sebebiydi."Savaşın değiştirmediği insan yok gibiydi" diyen ya-
zar,bunun o yıllardan kalan trajik bir hatıradan başka bir şey olmadığını söylüyor
(66).Savaş temasını sıkça işleyen yazarın en trajik eserlerinden biri Yüz
Yüze'dir.Savaş öncesine topu topu altı aylık evliliklerinde her şeyiyle gele-
neğe bağlı olan Seyde'nin çöküşü gerçek temamızdır.Savaş öncesi,çalışkan,
evine bağlı,dürüst İsmail'in savaş yıllarında yetim rızkına el uzatacak ka-
dar değişmesi ,uğradığı karakter kaybı ,can yoldaşı iki yüzün,yüz yüze gel-
mesi savaş acılarının büyüklüğünü temsil eder.
Seyde, kocasına onu sevdiğini bile söyleyemeyecek kadar utangaç
Bir mizaca sahiptir(67).Savaşa giden kocasıyla vedalaşırken ona uzun uzun
sarılıp öpemediği için üzgündür.Kocası kaçıp geldiğinde ona önce "Kayna-
namın oğlu"diyecek kadar adetlere bağlıdır. Sonradan "İsmailim" diyebilir
(68).Savaş ağırlığını hissettirmektedir.Dünyası altüst olur.Kocasını,üç çocu-
ğuyla dul kalan ve bu haber kendisinden gizlenen komşusu Totoy'un ineği-
ni çalıp kesinceye kadar idare etmeyi başarır.Bu olaydan sonra idarenin ye-
rini irade alır.Kocasını askerlere kendi eliyle teslim eder.
Louis Aragon'un Fransız okurlara "Dünyanın en güzel aşk hikayesi"
olarak tanıttığı Cemile,yazarın Sovyet cumhuriyetleri dışına ilk açılışıdır.
Yazar dünya edebiyatındaki tartışılmaz yerini Cemile ile kazanmaya başlar.
Eserde kahramanlar yazarın istediği gibi konuşmalarına rağmen ken-
di usluplarına sahiptir.Cemile, Cemile'den bekleneni yapar,Danyar da Dan-
yar'dan bekleneni(69).
Eserde bir kolhozun üretim bölümünün detaylı olarak anlatıldığını görürüz.Bu

Cemile ve Danyar orada çalıştıkları için değil,yazarın mekana
verdiği önemden kaynaklanmaktadır.Sovyet yazarlarının pek çoğunda görü-
len tabiata karşı kazanılan zaferi temsil eden bu ve benzeri mekanlar sıkça
eserlerde yer alır. Ayrıca kahramanların çevreyle bütünleşmesini de sağlamaktadır.
Danyar'ın bir ağustos gecesi söylediği Kırgız türküsü,muhteva itiba-
riyle önemli bir tabiat tasviri örneğidir.Ülkenin güzelliği,halkın hayatı,çevre
anlatılır.Bu türkü Kırgız dağlarının Kazak steplerinin türküsüdür. Zaten ya-
zarın esere verdiği ilk isim de Melodi'dir.(70). Ayrıca Türkiye Türkçesi çe-
virilerinden biri de Bir Yaz Türküsü adını taşır(71).
Danyar'ın türküsünde kolayca anlatılamayan ama hissedilen,insanı
saran,sürükleyen bir melodi vardır (72).Tasvir onunla en yüksek noktasına çıkar.

Bu bölümde kelimelerin tekrarlanışı, gözümüzde canlanan manzarayı
kesintisiz izlememizi sağlar.Aytmatov'da manzaranın,tabiat tasvirinin bir ideal 
olduğunu,duyguların ifadesine yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. Bu 
durum Kırgızlarının günlük hayatının da bir parçasıdır. Tabiatla,hayvanlarıyla içiçe

bir hayatları vardır.

Cemile'de yazar bir çok eserinde de olduğu gibi savaşın cephedeki bölümünü değil,cephe gerisini,etkilerini,daralan dünyalarını,sıkışan insanla-
rı,insanlıklarını koruma mücadelelerini,iç muhasebelerini verir.Yazar savaşı

anlatmanın pek çok yolu olduğunu ,en verimli, en ilgi çeken yaklaşımın bu
olduğunu söylemektedir. Kendisine en uygunun bu tarz olduğunu da belir-
tir(73).Yazar şuur altına yerleşen bir duygunun kendisini bu temayı bu şe-
kilde işlemeye ittiğini, bir bakıma da görev olarak kabul ettiğini söylüyor.
"Ben kıran,yok eden bir edebiyatın temsilcisi değilim" şeklindeki sözleriyle
de savaşa bile ahlaki,insani boyutu ile yaklaşılabileceğini savunuyor(74).
Son derece lokal görünen bir konunun evrensel boyutunun olabile-
ceğini bütün dünyaya ispat etti.Cemile ve danyar'ın dünyasını çevrildiği bü-
tün dillerdeki okuyucu kolayca kavradı.Eser Kuzeybatı Kırgızistan'daki Şe-
ker köyünden dünyaya uzanan bir köprü oldu.
Cemile'nin askerdeki kocasını bırakıp,Danyar ile kaçması dini mahi-
yet taşıyan bir hikayeye benzetildiği yazara hatırlatıldığında,böyle bir hika-
yeden haberi olmadığını,ama bu bakış açılarının kendisine çok ilginç geldi-
ğini söylüyor (75). Buna benzeyen köken arayışlarının Selvi Boylum Al Yazmalım

için de yapıldığını biliyoruz. Orada da eski bir Çin masalından,
Tevrat'taki bir anektoda, B.Brecht'in Kafkas Tebeşir Dairesi'ne kadar pek
çok kaynak aranmıştır. Ama yazar bunların da sadece enteresan olduğunu
söylemekle yetinmektedir.
Yüz Yüze'de asker kaçağı kocasına sabırla yardım eden,koruyan ama
harama el uzatınca onu ihbar etmekten çekinmeyen Seyde'nin hikayesi anlatılıyordu. Cemile'de anlatılan ise kocasını bırakıp kaçan bir kadının hika-
yesi değildir.Cemile bu yaptığıyla kendine,aşkına,Danyar'a saygısını göste-
riyor. Onun hedefi kocasından kurtulmak değil, kendini bulmak. Yazar bu
eseriyle de konu açısından özellikle Kırgızlar tarafından eleştirilmiş, gele-
nek düşmanlığı ile suçlanmasına sebep olmuştur Ama zaman eserin de ya-
zarın da böyle bir gayesinin olmadığını göstermiştir.
Aytmatov'un küçük ressam olarak(Anlatıcı durumunda) yerini aldığı
romanda, çoğu yerde bir ressam hassasiyeti görürüz. Kimi bölümler de se-
naryo tadındadır. "....... Danyar az sonra yattığı yerden doğrularak ırmağa
doğru yürüdü.Biraz ilerledikten sonra yolun tepesinde durdu,ellerini arkası-
na bağlayıp başını bir omuzuna eğerek put gibi kaldı. ........Yumuşak ay ışı-
ğında uzun boyuyla tahtadan oyulmuş bir heykel gibi görünüyordu.Gece sa-
kinleştikçe belirginleşen su şırıltısını dinliyordu anlaşılan.........(76).
Bu ve benzeri pek çok muhteşem tablo,yazarın görüp yaşamadan mu-
hayyilesinden yazdığı satırlar değildir.Çocukluğundan ,ilk gençliğinden sü-
züp çıkardığı sahnelerdir.Şahidi olduğu olay ve manzaralardır.
Yazar Cemile'de de eserin sonu gelmeden sonucu bize açıklamaktan çekinmez.

Onun için final sonuç değil, okuyucunun görüşlerinin başladığı yerdir.Her şeyi

bildiğimiz halde Cemile'yle,Danyar'la Kiçi-bala'yla sürükleniriz.
 Kendimizi de hikayenin içinde hissederiz. Ama yazar kahramanlarla
özdeşleşmemizi istemez.Her şeyi bilmemizi ve görmemizi ister,o kadar.Bu
nedenledir ki aynı eser ikinci defa okunduğunda ,bu defa son farklı olacak-
mış gibi bir his uyanır.
Aytmatov'un felesefe boyutu yoğun olan bir çalışması da Deve Gö-
zü'dür.Bu eser Doğu Almanya'da edebiyat öğrencileri için ders kitabı olarak
da kullanılmıştı(77).İnsanın ideallerine ulaşmak için verdiği mücadeleyi an-
latan eserin neden ders kitabı olduğunu anlamak güç değil. "İdeal insan"ın
mücadelesi veriliyordu Doğu Bloku'nda. İnanmak inanmamaktan çok ideale
yakınlık önemliydi.Eserin bir diğer özelliği ise ideal verilirken, kupkuru de-
ğil,iç muhasebelerle desteklenmiş olmasıydı.
Başarının kolay olmadığı vurgulanır eserde.Kemal, kendilerini körü körüne

ideallere bağlamaya çalışan tarih öğretmenini de eleştirir(78).Kendi-
ni, zayıflığını, aptallığını da ihmal etmez. Sistemi eleştirir. Eleştirilerini t

ekrarlar. Fakat hiç bir şey onu yıldırmaz.Her düşüşünde ayağa kalkar.ayrılma-
ya karar verir, yola çıkar ama kaçarak hiç bir şeyi çözemeyeceğini anlayıp
döner.
Görevli geldiği yerin o gelmeden önceki mutlak hakimi Abekir'le ara-
larındaki itiş kakış Kemal'in güç kazanmasıyla daha da belirginleşir. Yeni

durumda Abekir biraz geri çekilmiş gibidir ama fırsat kolladığı da çok açık-
tır.Abekir işini gerçekten başarıyla,yanlışsız yapar ama ne işine ne de insan-
lara saygısı ve güveni yoktur.Kemal okulda öğrendiklerine hiç de benzeme-
yen işleri yanlışlarına rağmen inatla yapmaya gayret eder. Her tökezleyişin-
de toparlanıp kalkmayı bilir. Abekir'den iğrenir ama ondan öğrenebileceği

çok şey olduğunu,hatta ona hayranlığını da gizleyemez.
Abekir onu"resmen"tanır.Bu yeni gelişmede DeveGözü adını taşıyan su

kaynağının başında tanıştığı çoban kızla samimiyetinin de etkisi vardır.As-
lında Abekir, Kemal'e yakınlaştığında onu daha kolay harcayabileceğini
hissetmiştir. Kemal'in topraktan çıkardığı altın parçasını ele geçirebilmek
için,ona traktör kullanmayı bile öğretir.Onun bu tavrı şaşırtıcıdır(79).Aslın-
da kendini ortaya çıkarır bu davranışlarıyla. Ne Kemal'in altınından başka
göz koyduğu çoban kız, ne de evlenmek vaadiyle yanında oradan oraya

sürüklediği hayat arkadaşı umrunda değildir.Kendisinden başkasını

düşünemeyecek kadar "zayıf" ve"aciz" bir insandır(80).

Teknik açıdan bakıldığında Abekir'in -her ne şekilde olursa olsun-
Kemal'e traktör kullanmayı öğretmesi fiktif yapı açısından çok başarılı.Ese-
rin seyrine bakıldığında Abekir'in kaçışıyla her şey altüst olabilirdi.Bu "tek-
nik manevrayla işlerin daha iyi yürüyeceği hem kahramanlara hem de oku-
yucuya çok mantıklı bir şekilde açıklanabiliyor. Abekir"eski"nin de sonunu
temsil ettiği için onun gidişi bile "yeni"nin zaferi gibi görünüyor(81).
İlk Öğretmenim,Kırgızca olarak yazılmış,daha sonra yazar ve A.Di-
mitriewa tarafından ortak bir çalışmayla Rusçaya çevrilmiştir(82). A. Sadı-
kov,yazarın iki dilli yazarlar arasında oluşu ve eserlerindeki renklilik üzeri-
ne yaptığı çalışmasında ,İlk Öğretmenim'in olay örgüsünün kaynağı kahra-
manı Altınay'ın okuldan alınıp götürülüşünü, Duyşen'in çırpınışını, eserden
de bir bölüm alarak anlatır(83) .Burada gözümüzde canlandırılan tabloda
kendimizi onların arasında hissetmemiz sağlanır. Biz de Altınay ve Duyşen
kadar zavallı hissederiz kendimizi(84).Ama ısrarla söylemek gerekir ki asla
onlarla bütünleşmemiz yönünde bir çaba hissetmeyiz. Sadece acı ve sevinç-
lerine katılırız.
Duyşen de Altınay da gerçekten yaşamış,Aytmatov'un bizzat tanıdığı,
hayatlarına şahit olduğu insanlardır.Altınay bir profesör olarak Frunze(Biş-
gek)'te uzun yıllar görev yapmış bir profesördür(85).Defaeten belirtildiği ü-
zere bu ve benzeri durumlar yazarın pek çok kahramanı için geçerlidir.
Duyşen, genelde öğretmenlik duygusunun, bu saygı değer mesleğin
temsilcisidir. Karşılıksız vermeyi ve sevmeyi bilen, ezilip itildikçe, yeniden
Duygularını gizlemeye çalışması aşırı duygusallığının bir belirtisidir.Doğru
olduğuna inandığı şeyleri korkmadan, bir yolunu bulup yapmaya çalışır.Da-
nışabileceği kimse olmadığı için aklına geleni yapar. İnandıklarından vaz-
geçmez.
İlk Öğretmenim'in anlatıcısı olan küçük ressamla,yani yazarla Cemi-
le'de de karşılaşmıştık. Duygu yoğunluğu, tasvir ve detaylarda bir ressam

duyarlılığı görürüz. Selvi Boylum'da bu küçük ressamı n yerini en az onun

kadar duyarlı genç bir gazeteci alır.Küçük ressamlarımızın farkı birinin ba-
şından geçenleri,diğerinin bir mektuptan okuduklarını aktarmasıdır.
Cemile'de gizli kalan aşkı küçük ressamın Cemile'ye karşı hissettik-
leri oluşturur. İlk Öğretmenim'de ise Altınay'ın - kendi iyiliği için- Duyşen
tarafından görmezlikten gelinen aşkını görürüz.Her ikisi de yetişkinlere du-
yulan ilk aşk örnekleridir. Platonik kalmaları okuyucuyu da etkiler. Bunu
yazar ister.Okuyucuyu etkilemek için değil öyle olması gerektiği için bu şe-
kilde işlenir.
Herkes tarafından kabul edilen,eserle yazarın ayrı tutulması gerekti-
ğine dair tenkid tezi her nasılsa Aytmatov'da başarılı olamamaktadır.Bunun
dışında her eserin birbirinden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğine dair

tez de pek tutarlı sonuçlar vermemektedir.
Duyşen'in tavırlarındaki samimiyet, Lenin'e inanan,ölümüne üzülen,
kendince yolunda gitmeye çabalayan iç dünyası, esere, çok iyi yansıtılır.Bu
samimi bakış daha sonraları propaganda malzemesi haline gelmiş, ülkemiz-
de yayınlanan bazı değerlendirmelerde bu yolda yanıltıcı yorumlara yer ve-
rild i(86).Yazar ise her defasında bu bakış açıları hatırlatıldığında ,durumun
anlatıldığını ama yorumun farklı olabileceğini söylemektedir.
Duyşen kendine göre bir hedef çizer.O bütün köylüleri eğitmek,onlara
lider olmak isteyen öğretmen rolünü üstlenmez. O, çocukları, yani geleceği
yetiştirmek ister. Büyük laflar etmez ve aynı zamanda da büyük lafları bil-
mez.Sadece bildiklerini(Çok az şey bildiği halde) öğreteceğini söyler(87).
Duyşen bir gazidir. Köye gelişi Cemile'nin kahramanı Danyar'ın kö- ye gelişine benzer .Başlangıçta onun karşılaştığı zorluklarla o da mücadele
eder(88).Herkes onunla alay eder.Onlara bir şey anlatamayacağını farkedin-
ce, kabuğuna çekilir ve sadece çocuklarla muhatap olur.
Duyşen başarısının konuşulmasını da istemez.Daha sonra her şey yo-
luna girince bu defa köyün postacılığına soyunur, sessiz köşesinde ömrünü
tamamlar.Yani kahraman gibi yaşar kahraman gibi ölür.
Aytmatov'un en başarılı değil ama en çekici romanlarından biri de
Selvi Boylum Al Yazmalım(Diğer adıyla Yol Arkadaşı)'dır .Eserin Sovyet-
ler Birliği'nde,filmi,bale ve tiyatro versiyonları da gerçekleştirilmiştir. Vla-
sov tarafından uyarlanan eser Bolşoy Balesi'nin repertuarına da girmiştir.
Ülkemizde de defalarca farklı yayınevlerince basılan eser, fotoroman,film,
ve radyofonik oyun olarak da yerini almıştır (89). Özellikle film Türk sine-
masında bir dönüm noktasıdır.Atıf Yılmaz'ın yönettiği bu filmle star sistemi

sona ermiş,yönetmen sinemasına ilk gerçek adım atılmıştır .
Eserde aşktan önce "sevgi,saygı ve güven"in değeri vurgulanıyor.Bu
anlayış aşkın tartışılmaz üstünlüğünden yana olan Doğu insanı için yenidir.
Doğulu yazar da çoğu zaman bu konuyu aşktan yana tavırla işlemiştir. Ese-
rin sonunda Asel , İlyas ile gitseydi , hikaye daha önce binlerce benzeri

yazılmış aşk hikayelerinden biri olarak anılacak, fazla bir değer ifade etme-
yecekti.
Ali Özgentürk'ün,bu hikayenin çıkış kaynağının bir Çin masalı oldu-
ğuna ,Brecht'in aynı konuyu Kafkas Tebeşir Dairesi'nde işlediğine dair gö-
rüşlerini, yazarla Lüksemburg'da yaptığımız görüşmede hatırlattığımızda
bunlara katılmanın çok zor olduğunu belirtmiştir(90).
Selvi Boylum'da işlenen bir diğer ağırlıklı nokta da İnsanın tabiatla savaşıdır.

İlyas ve gelişmeyi temsil eden kamyonunun Tien Şan Dağları'na
savaş açtığını görürüz. Savaşı kaybeder ve akabinde onun çöküşü başlar.
Hırsının ve fevri hayat tarzının kurbanı olur. Bunu,çocuğunu, işini, Asel'ini,
Selvi Boylu yarini kaybettiği olaylar dizisi izler.
Eserin güveni temsil eden havası,aşkı gölgede bırakmamıştır.Aşk yi-
ne aşktır. Ve hep vardır .Bir başka bakış açısıyla bu eserin aslında aşktan

yana tavır koyduğunu bile söylemek mümkündür.
"Mezarının nerede olduğunu bilmediğim babam Törekul Aytmatov
ve biz dört kardeşi büyüten, yetiştiren anam Necime Aytmatov'a sunuyo-
rum"(91). CENGİZ AYTMATOV
İşte böyle başlar Toprak Ana. Ana babaya, toprağa, vatana, sevgiye,
İnanca adanmıştır.Toprak Ana,Tolganay Ana'nın ,Alimcan'ın acılarıdır.Ka-
sım,Masalbeg, Caynak ve Savankul'un trajedileridir. Aynı zamanda gelece-
ğin , Bektay'ın ve Cambolat'ın hikayesidir. Yani insanın, varolduğumuz ve
yok olacağımız toprağın hikayesidir.
Tolganay ,düşüncelerini baştan beri pek ifade edemez. Hep toprak anaya

sığınır. Onunla dertleşir. Kocasına, oğullarına, gelinine, Cambolat'a
Söyleyemediği o kadar çok şey vardır ki. Yaşadığı her acı onu bir yandan
çökertirken bir yandan da dayanma gücü verir. O da toprak gibidir. Güzün
sararıp solar,baharda yeniden canlanır.
Teknik olarak,kurgu boyutuyla esere baktığımızda Tolganay'ın top-
rak ana ile konuşmalarının bölümler arası bağı da sağladığını görürüz.Bir
bölümden sonra olaylar gelişirken, yeni bölümde karşılaştığımız yeni olay-
lar konuyu dağıtmaz,bilakis bütünün parçaları olduğunu belirtir.Eserdeki o-
laylarla pek ilgili gibi görünmeyen toprak anayla konuşmalar çıkarılırsa, bir
çok olayda kopukluklar meydana gelecektir(92).
Toprak Ana'da yazarın Cemile,Yüz Yüze,Erken Gelen Turnalar,Gün
UzarYüzyıl Olur adlı eserlerinde gördüğümüz pek çok hadiseyi farklı bir
şekliyle görürüz. Bazen de bir ileri boyutuyla .Bu yazarın da sıkça söylediği
gibi ,insanın geçmişinden nasıl etkilendiğini gösterir(93).
Burada da eserin sonu okuyucudan gizlenmez(94).Yine herşeyi bili-
riz ama ümitle beklemeye devam ederiz.Romanda Caynak'ın öldüğünü kah-
ramanlar gibi biz de öğreniriz. Aliman'ın olağan üstü bir güçle Caynak'ın

döneceğini hissettiğini söylemesi bizi de heyecanlandırır (95). Aliman ve

Tolganay'la biz de kaptırırız kendimizi bu duyguya. Onlarla bütünleşmeyiz
ama onların mutluluğunu isteriz.
Tolganay ile Tanabay'ın değişim,hayata karşı direnme,acılara dayan-
ma gibi ortak yanları vardır.İkisi de hayatlarının sonbaharında "eski" olduk-
larını kabul etmek durumundadırlar. Ama her şeye rağmen Tolganay,Tana-
bay'a göre daha güçlüdür. O ümitsizlikten ümit çıkarır.Bunu Tanabay kadar
atak olmasına rağmen,düşünüp çoğunu kendisine sakladığı kararlarına, top-
rak anayla konuşmalarına borçludur.Geçmişe bakarken ikisinin de ortak gö-
rüşleri olmasına rağmen Tolganay daha sağlıklı yorumlar yapar.
Toprak Ana ,Geyik Ana gibi her şeyin anasıdır. Geyik Ana motifi
(Büke teyzenin çocuksuzluğu, Orazkul'un sıkıntılı hayatı dışında) "analık"
kavramını tek başına karşılar. Toprak Ana'da yine toprağa döneceğimizi
temsil kabiliyeti yanında Tolganay,Aliman,yetim çocuklar,oğullarını savaş-
ta kaybetmiş bütün anaları da temsil eder.Toprak herşeyin şahidi.Tolganay

da öyle.Her şeyi sineye çekip,metanetle torununu büyütüyor. Bitmeyen ana
kaynak ,toprak ana gibi.
Aytmatov'un ülkemizde ve dünyada pek iyi bilinmeyen eserlerinden
Biri de Kızıl Elma (Al Elma) adlı kısa hikayesi vardır. Eser ilk defa Hasan Ali

Ediz'in Rusça aslından yaptığı çeviriyle Türk okuyucuya ulaştı (96). Bir
diğer çeviri de 1982 yılında Soviet Literature dergisinde yayınlanan İngiliz-
ce nüshadan(97),tekrar Türkiye Türkçesine çevrildi(98).Biz bu değerlendir-
mede H. A. Ediz'in tercümesini kaynak olarak kullandık. Kızıl kelimesinin Kırgız Türkçesindeki anlamı Türkiye Türkçesinde de olduğu gibi kırmızıdır
Ayrıca "kızıl"ın ülkemizde yaptığı çağrışımla alakası olmadığı gibi "Kızıl
Elma" olarak ifade edilen ideal ülke kavramı ile de bağlantısı yoktur.Yazar
Bunu kendisi de teyit etmektedir(99).
Kızıl Elma,klasik teknik özellikleri dışında yazarın bilinen hiç bir e-
seri ile benzerlik arzetmez.Ne savaş,ne bir felsefi ögeye rastlamayız.Bu yö-
nüyle eser özel bir yere sahiptir.Hikaye olarak bilinmemesine rağmen bu hi-
kayeden yapılan film gerek Sovyetler'de gerekse Doğu Bloku ülkelerinde
büyük ilgi görmüştür.
Sonbahar'ın ayrılığı temsil edişi gibi klasik bir ögenin çatısını oluş- turduğu eser,İsebekov'un ayrıldığı eşi ile birlikte geçireceği günlere özlemi-
ni anlatır.Kızı Anara ile çıktığı gezinti onu ta eskilere,okul yıllarına götürür.
Geçmişte de mevsim sonbahardır. Gençlik yıllarında yaşanan bir diğer hüs-
rana şahit oluruz.
Yazarın 1970'te yazdığı Oğulla Görüşme ,savaş sonrası dinmek bil-
meyen bir oğul acısını yaşayan babanın dramının doldurduğu bir fona sa-
hiptir. Kısa hikaye olan bu eserin de fazla tartışılan bir çalışma olmadığını

söyleyebiliriz.
Savaş biteli yirmi yıl olduğu halde yüreğinde hala oğlunun yaşadığı-
na dair bir his taşıyan babanın bu hali Toprak Ana'nın kahramanlarından
Aliman'la benzerlik arzeder.Çordon,yolda karşılaştığı birine oğlunu görme-
Ye gittiğini söyler ve olaylar bizi geçmişe sürüklemeye başlar. Oğlunun gö-
nüllü askere yazılışını, kızlarıyla yaptığı anlamsız tartışmayı ,oğlunun dön-
meyişini hatırlar.
Bu aslında yalnızlığın hikayesidir.Çordon'un kızlarıyla tamamen ko-
pan ilişkileri,gençliğinin baharında ölen oğluna özlemini artırır. O günlerde
oğlu ile arası çok iyidir.Kızlarından farklıdır o.Oğluyla bir yetişkin gibi ko-
nuşur ,onu dinler
Oğluna duyduğu saygı, gönüllü askere yazıldığında tepki gösterme-
mesinden de bellidir.Kızlarının askere gitmesini engellemek için yaptıkları
tuhaf şeyler onu çok utandırır. Onların yaptığı patırtıyı saygısızlık olarak
görür.
Çok kısa bir hikaye için geçmişe dönüşlerin sıklığı hayli fazladır.Ama
konu fazla geliştirilmez. Tek konuda kalınıyor,reel zaman ve geçmişte yeni
ögeler katılmıyor.
Oğlu arkadaşlarıyla birlikte trene binerken al yazmalı bir kızın ona
doğru koştuğunu görür uzaktan (100). Bize henüz Çordon'un da bilmediği
oğlunun sevgilisiyle ilgili verilen tek bilgi.Bu yarım kalacağı ta baştan belli
sevda aslında yazarın da küçük bir kaçamağı. Bize savaşın nelere maloldu-
ğunu gösterebilmek için kullanılmış.Konunun geliştirilmemesinin sebebi de
bunun Çordon'un hikayesi oluşudur.
Atların koruyucusu Kamber Ata, Manas Destanı'ndan br motif. Çor-
don oğlunu görebileceği son nokta olan demir yolu makasına doğru gider-
ken Kamber Ata'ya atına şahin kanatları vermesi için dua eder.Eserde,yaza-
rın bu motiflere olan ilgisini de bir tek bu cümlede görürüz.Ayrıca oğlunun
av merakı,eve getirdiği tazı,kartal ile kuş avlama (101) da geleneksel motif-
ler arasında sayılabilir.
Çordon demircidir.Kızlarını dinlemeyerek oğlunu bile bile ölüme mi
göndermiştir yoksa? Çordon'un oğluyla ilgili bu düşüncesi eserde şu satırlar
ile ifade edilir: "......Uykusuz gecelerinde demirci dükkanında çalışırken,bu
düşünce uzun yıllar örste dövülmüş, ocakta tavlanmış, yalakta su verilmişti.
Ve bu olayda kimin haklı olduğunu Tanrı'ya bırakmıştı Çordon. Öbür dün-
yada oğluyla karşılaştığında ona her şeyi olduğu gibi anlatacaktı.Fakat özür
dilemeyecekti ondan....."(102).
Aytmatov'da değil ama "eski-yeni" mukayesesinin yapıldığı bir çok
eserde yazarlar, yeninin eskiye üstünlüğünü, gençlerin yaşlılara göre daha
haklı olduğunu savunurlar.Yazar ise bu konuda bir denge kurmaya çalışır.
Askerin Oğlu yazarın savaşı canlı olarak anlattığı,ölümleriyle,silah-
larıyla aktardığı tek eseridir. Ama bu defa da yazarın bir filmde olanları ak-
tarmayı tercih ettiğini görüyoruz. Bu eserde savaş, savaş sonrası ve savaş a-
cıları aynı anda gözlerimizin önüne serilir.Bu defa geçmişe köy köy dolaşan
bir seyyar projeksiyon makinası aracılığıyla uzanırız.
Yazarın hiç dikkat çekmeyen,bir anlamda kaybolup giden bu çalışma,
sinema motifinin bu kadar açık kullanıldığı tek eserdir. Sinemanın etkisi,in-
sanlar üzerindeki yönlendiriciliği de hatırlatılmış oluyor. Sadece çocukların
değil,büyüklerin de etki altında kaldığını görüyoruz. Ceyengül,savaşta eşini
kaybetmiş, çocuğuna gelecek hazırlamaktan başka telaşı olmayan çalışkan
bir kadındır.Filmi seyrederken Rus olmayan(Bu özellikle belirtiliyor)bir as-
ker görününce ,Ceyengül, oğluna "Bu senin baban" deyiverir. Olaylar birbi-
rini izlemeye başlar. Çocuk babasının yanındadır artık. Duramaz yerinde.O-
nunla düşer, onunla kalkar. Filmin ikinci yarısı için verilen arada çocuğun
çığlıkları doldurur filmin seyredildiği ağılı.O anda çocuğa karşı herkesin al-
dığı tavır her yerde karşılaşılabilecek sıradan bir tepki.Onlara göre bu şıma-
rık çocuk susturulmalıdır. Onlar da öyle yaparlar. Belki de pek çok kişinin
acılarının taze olması bu davranışı böylesine yadırgatmıştır.
Bu arada biri çocuğa o askerin babası olmadığını hatırlatır. Çocuk annesine

bakar. Ceyengül'ün davranışı son derece açıktır. Elinden tuttuğu
Oğlunu ağıldan götürürken şunları söyler:"O senin babandı".
Gülsarı,1966'da Rusça olarak yazıldı.Bazı kaynaklarda bu tarih1962
1963 olarak gösteriliyor. Yazarın geçmişe başka bir uzanışıdır Gülsarı. Ayt-
matov,Bir Kırgızın hayatı anlatılmasına rağmen,bunun bir Kırgızı anlatmak
için değil, o günkü sosyal problemleri yansıtabilmek için tercih edildiğini
söylemektedir(103).
Bir eserde milli renkleri verebilmenin en iyi yolu, genel özellikleri bünyesinde

barındıran bir kahramanın seçimiyle olur (104). Tanabay, telaşı,
tez canlılığı,itirazcı tabiatı, kavgacılığı ile tam bir Kırgız köylüsüdür. Bütün
renkleri onda bulmak mümkündür.
Kırgız edebiyatında Tanabay'ın özelliklerini taşıyan kahramanlara
Yer veren iki eser daha var.Biri Sadıkbekov'un Dağların Ortasında adlı ese-
ri diğeri ise yine Cengiz Aytmatov'un İlk Öğretmenim'i. Üç eserin üç kah-
ramanının ortak özelliği partiye inanmış olmaları,eleştirmekten çekinmeme-
leri, gözü kara olmaları, iyiye ulaşma istekleri, gerçeğe bağlılıklarıdır.Buna

Kazak yazar Tahavi Ahtanov'un Boran adlı eseri de eklenebilir. Eserin kah-
ramanı Kozban pek çok özelliği, hayat tarzı,mesleği ile Tanabay'a çok ben-
zer(105).Aytmatov,Ahtanov'un Boran'ı için yazdığı önsözde,benzer konula-
rın işlenmesinin büyük eserlerin niteliği olduğunu savunuyor(106).
Bir Kırgız atasözü "Atlar insanların kanatlarıdır" der. İşte Gülsarı da
Tanabay için öyleydi. Bütün Kırgızlar arasında atlar üzerine efsaneler, hika-
yeler,oyunlar vardır(107).
Romanın bazı bölümlerinde yer alan monologlarda,Tanabay,Aytma-
tov'u temsil ediyor.Kırgızların yüzyıllardır sürüp gelen gelenek ve görenek-
lerinin doğurduğu sanatlara saygısını Tanabay aracılığıyla okuyucusuna ak-
tarıyor. Tanabay, bu sanatların yok oluşuna veya yok edilişine yazar adına tepki

gösteriyor(108).
Eserin,yazarın ana dili yerine Rusça olarak yazılmış olması esere bir
kayıp olarak yansımamış. Pek çok eleştirmenin görüşleri bu yönde. Yazar,

doğrudan Kırgızca yazdığı eserlerindeki sıcaklığı burada da yakalamış.Ay-
rıca yazar iki dillilik ile ilgili görüşlerini belirtirken, hiç bir dilin anadilinin
yerini tutamayacağını da belirtiyor(109). Ana dil düşünme dilidir. Hangi dil ne

kadar iyi bilinirse bilinsin,düşünme,karar verme dili anadil olarak kalır.
Gülsarı'yla Tanabay'ın ortak kaderleri yazarın halkına bakışıyla ilgili.
Her ikisi de halkı temsil ederler (110). Hep birlikte olmanın verdiği ortak duygu

paydasını yakalamışlardır. Hiç konuşmadan da birbirlerini anlayabilirler.

Tanabay, Gülsarı atlarla beraberken onun dilini anlayabilir. Romanın
Bir diğer güzelliği ise bazı kısımların Gülsarı'nın ağzından anlatılmasıdır.
Her ikisi de aksidir.Her ikisi de kimseyi dinlemez ve kimseye kendi-
ni beğendiremez. Her ikisi de yıldız olmayı da ikinci sınıf olmayı da yaşarlar.

Çöküş dönemlerinde yine bir aradadırlar. Hatıraları, dopdolu yaşadıkları

hayatlarında yeteri kadar güzel şey vardır.
Tanabay,doğru olduğu halde neden ona karşı çıktıklarını anlayamaz.
Gülsarı da dağ tepe gezmek varken neden kendisine boyunduruk vurduklarını anlayamaz.Neden bu kadınlar böyle tuhaf davranırlar?Tanabay'ın, kendi

kendine sorup durduğu bu soruyu Gülsarı kısraklar için sorar. Ve neden
dostları ayırırlar. Bu da her ikisi için de en acı olanıdır.
Gülsarı ile yazar ikinci defa edebi zirveye ulaşır .(111).Ardından bir
diğer önemli zirve Beyaz Gemi gelir(112). Bu üç eser Sovyet edebiyatının
da temel eserleri arasındadır.Çok uluslu edebiyat üzerine yürütülen pek çok
teoride bu eserler göz önünde bulundurulmuştur."Sovyet"kavramına inanan
pek çok edebi ve politik çevre eserlere edebi özelliklerinin ötesinde misyon
yüklemeye çalışmışlardır. Ve bu eserler dünyada en çok tercüme edilen
eserler arasında yer almıştır.
Beyaz Gemi'de yazar bizi bir çocuğun dünyasına davet eder.Adı bile olmayan

bir çocuk.Kurduğu hayal dünyasına kimseyi ama hiç kimseyi yak-
laştırmayan,yalnız ama dopdolu bir çocuğun hikayesi.
Yazar yine yaşadığı dünyadan yola çıkmıştır.Beyaz Gemi'de çocuğun yalnız

dünyasını süsleyen,arkadaşlarından biri olarak tanıdığımız "eyer"adlı
taşın hala yerinde olduğunu,kendisinin de o derede yüzdüğünü söyleyen ya-
zar,çocukluğun ve gençliğin dünyanın güzelliklerinin keşfedildiği bir kay-
nak olduğunu söylüyor(114). Çocuklukta yaşananların etkisinin ömür boyu

devam ettiğini de belirtiyor(115).
Yazara göre şehir insanı , dar çerçevede ve karmaşa içinde yaşadığı için,

bütün dünyayı kendi gördükleri gibi sanırlar. Ön yargılıdırlar ve zarar
vermeye meyilli yetişirler. Yazara göre tabii çevre çocuklukta tanınmadığı

takdirde sonradan kıymetinin anlaşılması hayli zordur(116).
Yazar,"Köyüm benim kaynağım,yerel hayatın evrensele nasıl ulaştı-
ğını köyümden yola çıkarak buldum "diyor(117).Gerçekten de yazar son bir
kaç eseri dışında hep kendi çevresini, insanını anlatmıştır. Bir köyün içinde

olup bitenler dünyanın herhangi bir yerindeki insanı kendi meselesiymiş gi-
bi ilgilendirebilmektedir.
Efsane ve mitlerin yerel ögeleri evrensele taşımaya yardımcı olduk-
ları bilinmektedir. Masal ve efsanelerle büyümüş birinin tabii bir ön eğitim
almış olduğu söylenebilir. Muhayyilesi dar birinin ancak sınırlı bir başarısından

söz edilebilir.
Deve Gözü'nde Aristoteles'in"katharsis"kavramı işlenmiş,Beyaz Ge-
mi'de ise ahlaki boyut öne çıkarılmıştır(118).Sosyal bozulmanın,sosyal yap-
yı nasıl zayıflattığı eser boyunca okuyucuya aktarılmıştır.
Eserin tam adı,bilindiği üzere "Masaldan Sonra-Beyaz Gemi"dir. Bu
ad masaldan gerçeğe,gerçekten masala geçişi çok iyi açıklamıştır(119). Bu-
nun yanında yazarın esere gelecek eleştiri bombardımanına karşı aldığı bir
ön tedbirdir. Nitekim yazar en acımasız eleştirilerle bu çalışmada karşılaş-
mış,çocuğun ölümünden,Geyik Ana motifinin yaptığı milli çağrışıma kadar
sayısız eleştiriye uğramıştır.
Çocuğun çok güvendiği Mümin Dede'nin de sonunda bizzat kendisi-
nin anlattığı masala ihanet ederek geyikleri öldüren Kırgızların durumuna
düşmesi çocuğu çok fazla etkiler.Mümin Dede de çok zor durumdadır.Yap-
mak zorunda olduğu bir seçim vardı. Kızını düşünmeliydi. Düşüncesi belki
doğruydu ama bu kararı ona torununu aslında da kendini kaybettirdi. Başka
bir yol bulamamanın çaresizliği ona telafi zor bir hataya götürür.
Masallarda genel alışalagelmiş "mutlu son"şablonuna pek uymayan bu son

aslında bir masal dinlemediğimizi de gösterir.Masal dünyalarının bi-
linenin dışında sonlandırılması "Shakespeare geleneği" olarak da tanımlan-
maktadır.
Mümin Dede'nin pasif iyiliği ile Gülsarı'da Tanabay'ın arkadaşı Ço-
ro'nun çaresizliği de benzerlik arzeder.İkisi de iyi niyetleri ve doğrudan ya-
na tavır koyamayışlarıyla aynı tip insanı temsil ederler.Yazar bize doğrunun
yanında olmak gerektiğini bu yolla da hatırlatır.Çünkü bu hal iyiye de zarar
vermektedir.Her iki eserin genel işleyişinde de onların tavırları etkilidir.
Öğretmen Duyşen farklı bir şekilde de olsa Altınay'ı Tanabay,Gülsa-
rı'yı kaybeder.Dede'nin çocuğu kaybedişi çok daha derin anlam taşır. Tana-
bay da Duyşen de kendilerine bir yol bulurlar. Çocuğun ölümünden sonra ise

Mümin Dede'nin hayatı da silinir. Bu durumda bir insanın hayatını sür-
dürmesi mümkün değildir.Eserde bu yönde bir gelişmeden söz edilmemekle

beraber bunu tahmin etmek zor değildir.
Kazak dramaturg Kaltay Muhammedcanov ve Cengiz Aytmatov'un
birlikte yazdıkları Fujiyama adlı tiyatro eseri(1973)Bir tepede buluşan eski
dostların ,üstü örtülü geçmişlerine dönüşlerini, şuuraltı dünyalarına sıkışıp

kalan duygularını anlatır.Sahnelendiği her yerde büyük ilgi gören eser yaza-
rın bu sahadaki başarısının da göstergesidir. Oyunun ilk sahnelendiği yer
Moskova'dır(120).Yazar sanatın bu sahasının zorluğunu , bunun tek eseri

olarak kalacağını belirtmiştir. Oyunun Moskova'da gördüğü ilgi öncelikle
Doğu Bloku olmak üzere pek çok ülkede sahnelenmesine vesile olmuştur.
Oyunun konusu Kaltay Muhammedcanov'a ait. Aytmatov eseri Rus-
çaya çevirdikten sonra iki sanatçı birlikte tiyatrolaştırmaya karar vermişler.
ABD'de de sergilenen oyun bizzat yazar tarafından da seyredildi(121).Ya-
zar bunun kendisi için çok önemli olduğunu, farklı toplumların tepkilerini
görmek istediğini belirtiyor(122). Washington, Stage Arena'da sergilenen
oyunun aldığı olumlu tepkiler bloklaşmanın had safhada olduğu bir dönem

de büyük önem arzediyordu.(123).
Fujiyama 1979 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları repertuarında da yer
aldı(124). Buradaki tepkiler de olumluydu(125). Aytmatov ,Türkiye'de her
dönemde sevilen bir yazar olmuştur.Ama herkesin onun büyüklüğünü ispat-
lamaya çalışırken kullandığı değerler ve sözler farklı olmuştur. Hatta yazar
birbirinin tam zıttı görüşlerle göklere çıkarılmıştır.
Aytmatov'un diğer bazı eserleri de tiyatroya uyarlanmıştır(126).Ay-
rıca pek çok eserinin de sanatın pek çok dalına kaynaklık ettiği biliniyor.
Fujiyama bilindiği gibi Japonya'da,Budistler için çok önemli bir da-
ğın adıdır. Kutsal Dağ anlamına gelir. Budistlerin ömürlerinde bir defa da

olsa bu dağa çıkıp günahlarından arınması gerektiğine inanılır.
Aytmatov'un şairliğini bir kaç eserinde görmek mümkünse de en çok
Fujiyama'da örneğini görürüz.Bu biraz da eserin felsefe ve muhasebe yönü-
nün işleniş şekliyle ilgilidir. Kahramanlar iç ve dış dünyalarıyla adeta oku-
yucu tarafından yargılanmayı beklerler. Yazarın diğer eserlerinde gördüğü-
müz geçmişin yargılanması hadiselerinin bu defa açık bir mahkemeye dö-
nüştüğünü görüyoruz.
Tien Şan da bilindiği gibi Tanrı Dağları anlamını taşır.Neden ille de bir dağ

gerekiyorsa Tien Şan değil de Fujiyama seçilmiştir?Aynı mistik me-
Kan burada da yakalanabilir,mahkeme gerçekleştirilebilirdi.Aslında bunun
Cevabı çok açık gelenek ve din anlayışımızda bu tü bir davranış bçiminin olmamasıdır.Ayrıca Fujiyama adının bilinen bir isim olması da diğer önem-
li bir sebep.Aytmatov'un da bu yöndeki sorumuza cevabı aynı(127).
Yazar herşeyi bilen ve okuyucusundan hiçbir şey gizlemeyen uslubu-
nu burada da sürdürür. Önce kahramanlarına Fujiyama'nın özelliklerini an-
lattırır.Temsili yer bize kendi özellikleri yanında Fujiyama'nın atmosferiy-
le de tanıtılır.Ardından da böyle bir dağda yapılamı geren,yani geçmişle he-
saplaşma,yüzleşme ve karşılıklı itiraflar başlar. Dostluklar, zaaflar, hıyanet,
korku ve endişe birbirini izler.
Sağlam görünen ilişki ve dostlukların nasıl birbirine pamuk ipliğiyle bağlı

olduğunu görürüz Yazar (yazarlar) ilk defa okuyucu veya seyircileri-
ni rahatsız etmeyi, onları da bu yönde muhasebeye itmeyi tercih etmişlerdir.
Erken Gelen Turnalar'da yazarın tabiriyle anayurt savaşının cephe
gerisi,insanların değişimi ve acıları anlatılır.Sultanmurat ve arkadaşları sev-
gilisi Mirzagül ve diğerleri yani yazarın efsaneye modern bir masal tavrıyla
yaklaşarak Manas'ın kahraman erlerinin mücadelesi bize aktarılır(129). W.
Lewtchenko, yazara neden ısrarla savaşı işlediğini sorduğunda, savaşın şu
da olmamasının,tekrar olmayacağı anlamına gelmediğini vurgulayarak ce-
vaplayan yazar, geleceğin geçmişle bağlantısı üzerinde durur. Bunun bütün
sanat sahaları için de geçerli olduğunu, insanların uyanık olmalarını, insani
boyut işlenmek kaydıyla bunun tekrarının yararlı olacağını söyler(130).
Yazar,savaşın bir macera gibi anlatılmasına,işlenmesine karşıdır .İn-
sanların birbirlerini öldürme sahnelerini, patlayan bombaları, sanatın çerçe-
vesinde görmez. Savaş muhabiri tavrına karşıdır ve bunu her fırsatta belirt-
mek ihtiyacını hisseder.
Sultanmurat ve at hırsızlarının mücadelesi şiddete dayalı bir hak ara-
ma çekişmesine dönüşmez. Herhangi birinin kötüyle mücadelesi, iyi-kötü
çatışması şeklinde verilir.Bizden de haklıyı haksızı ayırmamız değil,olanları
görmemiz istenir.
Savaş korkusu anlatılırken o vahşi çarka özellikle girilmez.Bakış açısının

korkunun korkuyla ifadesi şeklinde olmadığını görürüz. Yazar her in-
Sanın içinde acıma ve acımasızlığın olduğunu, sıkışma anında alınan tavrın
önemli olduğunu savunur.
Manas, bir yol göstericiydi. Savaşı kendi insanı içindi. Yaptığı hiç birşey kendisi

için değildi.O bir savaşçıydı ama barış ve refahın peşindeydi.
Manas'ın küçük askerleri de öyledir.Macera peşinde değillerdir.Doğru olanı
yapmaya çalışırlar.
Çocukluk yılları,insanın görüşlerinin, dünyasının şekillendiği yıllar-dır. Sonraki

yıllarda yaşananlar çocukluğun izlerini taşır. Eserde gördüğü-
müz her şey yazarın hikayeleştirme tekniklerini kullanarak yazdığı ilk genç-
lik yıllarıdır.Sultanmurat da yazarı temsil eder.Eserdeki sıcaklığın beli başlı
sebeplerinden biri de budur. Yaşlılar ve çocukların cephe gerisinin kahra-
manlarıdır.
Yazar o yılları ordu için ekmek kampanyası, el birliğiyle çalıştıkları günler
olarak hatırlar.Sultanmurat çocukluğunda gerçekten arkadaşı olmuştur.Top-
rak Ana'da da karşılaştığımız at hırsızları olay örgüsünü güçlendirirler(131)
Orada da vurguncular çocukların el ve ayaklarını bağlayıp tohumlukları, at-
ları çalarlar(132).Yazarın o günlerden ne kadar etkilendiği ortadadır.İyilerin
olduğu kadar kötülerin de çaresizliği söz konusudur. Yazara göre savaş ön-
cesinde işinde gücünde olan insanların bir kısmının böyle olumsuz bir ha-
yata yönelmelerinin sebebi de savaştır. Yazar onları savaş kurbanı olarak
görür .Onlar eserin kötüleridir ama insandırlar ve insan iyi ve kötüyü içinde
barındırır(133).
Yazarın oğlu Asgar'a ithaf ettiği eserin (134) yayınlanış tarihi de bir
döneme şahitlik eder. Yazarı temsil eden Sultanmurat onbeşini sürmektedir
Asgar'da aynı yaşlardadır. Bu belki önemsiz gibi görünen bir hadise olabilir
Ama yazarın hayata,ailesine verdiği değeri,hayattan kopmadığını gösterme-
si açısından dikkate değerdir. Okuduklarımızın samimiyetini de ifade eder.
Kırgız kültüründe hayvan yetiştirme ve eğitimine verilen önemi bu
eserde de görürüz. Eserin bir bölümünde yazarın bizi bilgilendirmek için
yazdığı satırlara da şahit oluruz(136). Bu aynı zamanda yazarın ilk mesleği

olan veterinerlik ve tarım teknisyenliğiyle de alakalıdır.
Eserin adı da anlam yüklüdür. Göçmen turnalar,baharın ve bereketli
bir yazın temsilcileridir. Yılmadan çalışan gençlere umut ışığı oluyorlar.
Okuyucu çocukların umuduna yazar sonu daha önce bildirdiği için tam ola-
rak katılamıyor.Tabii okuyucu karamsarlığa da sürüklenmiyor.Yazar ayrıca
bu isimle gerilerde kalan gençliğini hatırladığını,çocuklarına da gençlikleri-
nin kıymetini bilmelerini hatırlatmak istediğini söylüyor(137).
Yazar üstü kapalı bir ideolojik yaklaşımla dil kavramını iki ayrı yer-
de işler: Biri salaygır kuşunun ,Kırgızca "cik cik saraygir",Rusça"çut çut tri
rublya ne vıigra!" diye öttüğünü Sultanmurat'ın öğrendiği bölümdür (138).
İkincisi ise Mirzagül'ün Sultanmurat'a hediye ettiği mendilin üzerindeki
"S.c.M." harfleriyle ifade bulur(139).Her iki yerde de (özellikle ikincisi) ya-
zar esere usulünce müdahele eder. "....Kırgız yazı devriminden önce okulda
öğrendikleri bu latin harfleri "Sultanmurat cana Mirzagül" yani Sultanmurat
ile Mirzagül anlamına geliyordu......"(140).Birincisi Sultanmurat'ın ikincisi
yazarın müdahelesidir.
Sultanmurat'ın Mirzagül'e olan aşkı ,delikanlıyı başkalaştıran seyri,
bir gençlik aşkının güzelliklerini serer önümüze.Yazar gerçekçiliği yanında

romantizme bağlılığını inkar etmez(141). Yazar adına Sultanmurat içinden
geldiği gibi konuşur.Kıvranışı,aptallığı,şaşkınlığı olduğu gibi verilir.
Yazar neden bu aşkı sonuçsuz bırakır? Bunun sebebi yazarın savaşa
Karşı olan hıncıdır.Bu tavrıyla savaşın öldürdüklerinin büyüklüğünü vurgu-
lamak ister.Savaş,savaş suçlusudur yazara göre.
Toprak Ana'da da olduğu gibi savaşla hayatları altüst olan dört çocuk-
lu bir aileyi görürüz (Yazarın kendi ailesini temsil ederler).Baba yine savaş-
tadır.Kesin olarak bilmeyiz ama muhtemelen ölmüştür.Yetim çocuklar,açlık
yokluk ile kapkara ama umuda açık bir tabloyla karşılaşırız.
Mekan olarak Manas Dağları,Aksay Ovası ve yazarın köyü kullanı-
lır. Manas Dağları(142), Manas Destanı ve kahramanları yanında pek çok

motifi de yazar sıkça kullanır. Ama bu eserde her şey çocuklara uygun hale
getirilerek bütün esere yansıtılır.Bu eserin bir güzel tarihi çalışmayla da ay-
nı günlerde gündeme gelişi ayrıca önem arz eder. Manas Destanı'nın baskı-
sı(Sagımbay Oruzbekov'un tarzıyla) gerçekleştirilmektedir.Yazarın da çok
öneml katkılarıyla yapılan bu çalışmanın da eserdeki yoğunluğa katkısından
sözedilebilir(143).
Deniz Kıyısında Koşan Alaköpek, yazarın Kırgız-Kazak toprakla-
rından ilk çıkışıdır.Eser Ernest Hemingway'in İhtiyar Balıkçı adlı çalışma-
sıyla sıkça anılır. Aytmatov, İhtiyar Balıkçı'nın usta işi basit yapısını çok

beğendiğini belirtir(144).
Deniz Kıyısında Koşan Alaköpek ,Güney doğu Sibirya halklarından
Nivihlerin hikayesidir. Yazar, eserin konusunu aldığı efsaneyi Nivih yazar
dostu Viladimir Sangi'den dinlemiş(145) ve çok etkilenmiş.
Vladimir Sangi, kendi halkının bayraktarlığını üstlenmiş Aytmatov, misali

bir sanatçıdır. Kendi bölgesinde çok tanındığı gibi, Sovyetlerde ve
dünyada da eserlerinin yayınlandığı ülkeler vardır(146).

 

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    602376 Ziyaretçi