AYTMATOV İLE SÖYLEŞİ-NATO DERGİSİ-YAZ 2002

 

Söyleşi
Cengiz Aytmatov: Diplomat Yazar

NATO DERGİSİ-YAZ 2002-VICKI NIELSON


Cengiz Aytmatov hem Kırgızistan’ın NATO, Avrupa Birliği ve Brüksel nezdindeki büyükelçisidir hem de ülkesinin en tanınmış yazarıdır. Jamila, Farewell, Gulsary!, The White Ship, Ascent of Mount Fuji ve The Day Lasts More Than a Hundred Years gibi kitapları birçok dile çevrilmiş ve Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’da yayınlanmıştır. Ulusal ve uluslararası birçok edebiyat ödülü almış olan Aytmatov, Sovyetler Birliği’nin son yıllarında Mikhail Gorbaçev’e danışmanlık yaptı. Ülkesinin bağımsızlığa kavuşmasından sonra diplomat olarak göreve başladı.
Kırgız Cumhuriyeti Afganistan’daki çatışmadan nasıl etkilendi?

Afganistan’daki çatışma sadece iki düşman arasındaki askeri bir çatışmadan ibaret değildir. Aynı zamanda iki farklı düşüncenin de savaşıdır. Askeri savaşı kazanmak tabii ki önemlidir ama uzun vadede iki farklı dünya görüşünü uzlaştıracak bir yol bulmalıyız. Afganistan’daki olaylar gerek benim ülkem gerek bölgedeki diğer ülkeler için büyük bir tehlike oluşturmakta. Sanki kader bizim azmimizi sınıyor. Tam Sovyetler devri sonrası ülkemizde özgürlük, demokrasi ve insan hakları ilkelerini geliştirmeye, toplumumuzu ileri taşımaya ve ekonomik gelişmemizi büyütmeye çalışırken yan komşumuzdaki savaş bugüne kadar kazandığımız her şeyi tehdit etti. Şayet kökten İslamcı kesim kazansaydı birçok ülke geri gidecekti. Afganistan’da ortaya çıkan aşırı dinci ve köktenci akım barbar bir güçtür ve Orta Çağ feodalizmine geri dönüştür. Başka bir deyişle, şahit olduğumuz olay medeniyetlerin çatışmasıdır, ki bu da kaçınılmazdı.

Orta Asya ülkelerinde demokrasi ve özgürlüğe geçiş süreci ekonomik ve politik sancılarla geçmiştir. Bölgede Afganistan olaylarına kadar sesleri çıkmayan muhalif güçler, Afganistan’daki kaos ile harekete geçtiler. Ayrıca Kırgızistan, 1999 ve 2000 yıllarında iki silahlı ayaklanma ile uğraşmak zorunda kalmıştır. Bunlar zorlu günlerdi ama bu bağlamda son derece olumlu bir rol oynayan Rusya’nın yardımıyla ayaklanmaların üstesinden geldik. Yine de bu tür barbar, muhalif güçleri kontrol altında tutmak ve yok etmek için ciddi çabalar gerekmektedir, ve Batı ve NATO bu konuda kararlı bir rol oynamalıdır.


Kırgız Cumhuriyeti’nin ağırlıklı olan Müslüman halkı bu çatışmayı nasıl değerlendiriyor?

Halkımız Taliban terörüne bir son verilmesinin gerekli olduğunu kabul ediyor ve genel olarak Batı’nın ve NATO’nun terörizmle savaşmak ve barışı tesis etmekte oynadıkları rolü anlıyor. İyi bir yaşam kalitesi yakalamak, demokrasi yaymak, ve kişisel özgürlükler ve mülkiyet haklarının gelişmesi için istikrarın şart olduğu yaygın bir düşünce.

Ancak, sorunuzun dinle ilgili yönüne de cevap vermek isterim. Din, insanın hayatında manevi konular, ahlak ve gelenekler açısından yaralıdır. Ancak burada söz konusu olan dinin politik amaçlar ve güç için kullanılmasıdır. Bu durumda din, din olmaktan çıkıp ve muhalif bir güç haline gelir.

Bu açıdan biz Kırgızistan halkı şanslıyız. Tarihi nedenlerden dolayı İslam, diğer Orta Asya ülkelerinde (örneğin Tacikistan ve Özbekistan’da) olduğu gibi insanlarımızın bilincinde çok derin etkiler yapmamıştır. Kırgızistan ve Kazakistan İslami yaşam şekillerini benimseyen coğrafi alanın hemen dışındadır. Bizim ülkelerimizde din daha ziyade gelenekler ve göreneklerle bağlantılı olarak vardır ve insanlarımız din konusunda ılımlıdırlar; fanatik düşünceden kaçınırlar. Bu da bizim tarzımız.

Din konusundan bahsederken, önemli bir konunun dikkate alınması gerekir: fakirlik kökten İslamcılığı besler. Fakir bir ülke olan Afganistan bunun bir örneğidir. İnsanlar ne kadar fakir olurlarsa, din de o kadar güçlü olur. İstikrarı geliştirmekte ilk adım, uluslararası toplumun Afganistan’da sosyal ve ekonomik durumun iyileştirmesi ile atılacaktır. Genç Afganların eğitimi ve aydınlanmalarına öncelik verilmelidir. Eğer tek şansları dini okullara, yani medreselere gitmek olacaksa hiç bir şey değişmeyecektir. Bu nedenle sivil eğitim fırsatlarının geliştirilmesi ve bu konuda mali destek sağlanması son derece önemlidir.


Son on yılda Kırgız Cumhuriyeti ve NATO arasındaki ilişkiler nasıl gelişti, ve gelecekte nasıl gelişecek?

Bu konu doğrudan büyükelçiliğimizi ilgilendiriyor. Kırgızistan uzun süredir NATO’nun Ortaklık yapılarının bir parçası olmuştur ve Barış için Ortaklık’a faal olarak katılmaktadır. Bu işbirliği doğru bir zamana denk gelmiştir. İşbirliği faaliyetlerimiz sivil olağanüstü hal planlaması, asker-sivil ilişkileri ve savunma politikası gibi çeşitli alanlarda ve askeri ve politik düzeyde yapılan forumlarda yürütülmektedir. Ortaklık, diğer Orta Asya ülkeleri dahil, diğer Ortak ülkelerle işbirliği için yararlı bir platform oluşturmaktadır.

Halkımız arasında ve özellikle askeri kesimde, NATO’nun ve Barış İçin Ortaklık’ın tanıtılması için oldukça büyük çaba harcandı. Geçmişte NATO bir tehdit olarak görülüyordu ama yıllar içerisinde görüşler değişti ve eski kalıpları unutarak kendimizi faal bir işbirliği geliştirmeye yönelttik. 20. yüzyılda kurulmuş olan NATO’nun 21.yüzyılda hala var olması şaşırtıcı değildir. İdeal bir dünyada yaşamıyoruz; tersine zıtlıklar ve çatışma riskleri ile dolu bir dünyada yaşıyoruz. NATO, hemen herkes tarafından bu tehlikeleri caydıran ve yayılmasını önleyen güçlü bir örgüt olarak bilinmektedir, ve bölgesel bir örgüt olmasına rağmen giderek küresel önemi olan bir örgüt olarak görülmektedir. NATO’ya sadece askeri değil, politik ve insani boyutu da olan bir örgüt olarak bakılmaktadır. NATO’nun rolü, silahlanarak değil, yeni vizyonlar geliştirerek gelişmektedir. Ortaklık çerçevesinde yürüttüğümüz işbirliği faaliyetlerinin devam edeceğinden ve NATO daha küresel anlamda işbirliği geliştirdikçe bu çalışmaların da gelişeceğinden eminim.


Kırgız silahlı kuvvetleri Barış İçin Ortaklık’tan nasıl yararlandı?

BİO’ya ilk katıldığımız günden beri Barış İçin Ortaklık programı çerçevesinde yürütülen hemen hemen tüm operasyonlara katıldık. Askeri personelimiz açısından NATO ile Ortak ülkeler arasında nasıl bir işbirliği geliştirilebileceğini görmek bizler için iyi bir deneyim oldu. Daha da önemlisi, silahlı kuvvetlerimiz ortak güvenliğe katkıda bulunmanın çok da uzak bir ihtimal olmadığını gördüler. Silahlı kuvvetlerimiz daha fazlasını da yapmak istiyorlar ve NATO ülkeleri arasında kabul edilen standartlara ulaşmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki silahlı kuvvetlerimizi iyileştirecek ve yeni teknoloji alacak kaynaklarımız pek fazla değil. Yine de, sadece celp sistemine dayanmayan, daha profesyonel bir ordu yaratmaya çalışıyoruz. Bu bizim için önemli bir gelişme olmuştur. Barış İçin Ortaklık’a katılımımız kuvvetlerimizin NATO’yu daha iyi ve gerçekçi bir şekilde tanımalarına yardımcı olmuştur.


Avrupa-Atlantik Konseyi’nde nasıl bir rol düşünüyorsunuz?

AAOK bağımsızlıklarını kazanan eski Sovyet cunhuriyetlerini bir araya getirmekte ve aralarında politik işbirliği yapmalarını teşvik etmekte olumlu bir rol oynamaktadır. Ortaklık yapıları, bir dereceye kadar, askeri düzeyde de entegrasyonu teşvik etmektedir. Çalışmalarımızı bölgemizdeki işbirliği, entegrasyon ve güçlenme süreci üzerine inşa edeceğiz.


NATO’da gelecekteki romanlarınız için malzeme bulabildiniz mi? Konusu Brüksel’de geçen bir roman bekleyebilir miyiz?

Yaratıcılıktaki ufkumun genişlediğinden ve deneyimlerimi edebi bir yazıya dökebileceğimden şüphem yok; yeter ki yazacak vakit bulabileyim. Gelecekteki eserlerim biraz Soğuk Savaş sonrasında NATO hakkında değişen görüşlerimi birazda NATO’nun dünyadaki yeni rolünü yansıtabilir. Yaratacağım karakterler NATO faaliyetlerine katılmak üzere Brüksel’e gelmiş olabilirler. Ve onlar da benim gibi, askeri açıdan büyük, teknoloji olarak karmaşık ve Pentagon veya Moskova’daki savunma bakanlığı gibi heybetli bir binada çalışan bir NATO önyargısıyla gelip karşılarında rasyonel düşünce ve gerektiğinde eyleme geçme azminin hakim olduğu küçük ve mütevazi bir örgüt bulmuş olabilirler.

Cengiz Aytmatov NATO Dergisi Editör Yardımcısı Vicki Nielsen ile konuştu.

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    984296 Ziyaretçi