1. TÜRK DÜNYASI EDEBİYAT GÜNLERİ-AYTMATOV TÜRKİYE'DE-OLCAY YAZICI-MUSTAFA ÇETİN

 

 

1. TÜRK DÜNYASI ÇAĞDAŞ

 

EDEBİYAT GÜNLERİ*

 


Aytmatov Türkiye’de



Istanbul Büyüksehir Belediye Baskanligi Kültür Isleri Daire Baskanligi tarafindan düzenlenen 1.Türk Dünyasi Çagdas Edebiyat Günleri, Türk Dünyasinin ünlü isimlerini bir araya getirdi.Toplantiya Kirgiz yazar Cengiz Aytmatov,Azerbaycan Yazarlar Birligi Baskani Anar, Kazak sairler Olcas Süleyman ve Muhtar Sahanov da katildi.Toplantinin açis konusmasini yapan Istanbul Büyüksehir Belediye Baskani Ali Müfit Gürtuna, “Hepimiz kardesiz.Dolayisiyla müzigimiz, siirimiz, edebiyatimiz ve folklorumuz de kardes dedi.


Türkiye 24 Subat 2001

*EDEBİYAT GÜNLERİ İÇİN HAZIRLANAN KİTAPÇIKTAN ALINTI

 


HAYATI VE ESERLERI


Dr. Mustafa Çetin *



Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralik 1928 tarihinde Kuzeybati Kirgizistan'da Seker adli bir köyde dogdu.Babasi Törekul Aytmatov at yetistiricisiydi. Kirgizistan'a,daglik yörelere Ekim devrimi daha yeni ulasiyordu. Yazarin çocukluk yillari sistemin yeni yeni yerlesmeye basladigi yillararastlar.Geçmise bagli yasli neslin yaninda yeni düzene ayak uydurmus genç kusak da toplumdaki yerlerini aliyorlardi. Yazar kolhoz tarlalarinda çalisti.Çevresini,tabiati,insanlari o yillarda tanimaya basladi. Ikinci Dünya Savasi yillarinda bütün yetiskinler savasta olduklari için gençlere çok is düsüyordu. Henüz on bes yasindayken köyü sovyetinde sekreterlik yapti,tarim makinalarinin hesaplarini tuttu. Daha sonra Kazakistan'daki Cambul veterinerlik teknik okulunda okudu Ardindan Frunze(bugünkü Bisgek tarim enstitüsünde okudu.Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan'i dolasti. Ayni zamanda da bir gazeteci sifatiyla çalisiyor,sürekli gözlem yapiyordu. Pek çok genç nesil mensubu gibi halkindan uzaklasmadi,insanina daha da yakinlasti. Kirgiz gazetelerindeki yazilari,redaksiyon servislerinde aldigi görevler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavas yavas edebi dünyaya hazirliyordu.Yazarin akici uslubu,kurgudaki basarisi bu ön arastirmalariyla yakindan ilgilidir. Ayrica bu yillar geçmis ile gelecegin kesistigi bir noktaydi.Her iki dünyayi ve her iki insan tipini çok iyi taniyordu. Süpeyçi adli hikayesinin kahramani baraj mühendisi Beknazar ve Beyaz Yagmur'un kahramani Zeynepapaalisilagelmis hayati temsil ederler.Yeni ahlaki normlar ile eskiyi yasamakta direnen insanlarin çatismasi eserlere hakim konudur.

Rakipler adli eserin kahramani Karatay,Baydamtal Irmagi'nin kahramani Nurbek, yeni neslin uyanisini temsil eder Bugünle ve geçmisle, yasli kusaklarla çatismalari anlatilir. Bu eserlerde yazar henüz heyecaniyla yaz-makta ne ciddi bir edebi endise ne de teknik görülmemektedir.Eserler genel çerçeveleri ile eski ile yeninin çatismasi üzerine kuruldugu için estetikten çok didaktik bir endiseye rastlanmaktadir. Ama daha sonraki eserlerinde gördügümüz yapinin ilk adimlari olarak degerlendirebilecegimiz bu çalismalar çark içinde yer alma çabasini göstermesi açisindanönemlidir. Yazarin kendini ispat için zorlama düsüncelere saplandigini da söylemek mümkündür.

Yazar bundan sonraki çalismalarinda 50'li yillarda kaleme sarilan,Sovyet yazarlari arasindadir.Diger pek çok yazardan farkli olarak yerel kültüre çok büyük önem ve deger verdigini görürüz.Elestirileri geçmisin hatali olduguna inandigi ögelerinedir. Topyekün bir elestiriye rastlamayiz.Daha önceki kusagin yazarlari milli bir edebiyatin temelini pek saglam olmasa da atmislardi. Simdi mesele yeni kusagin, yeni düzenle barisik olarak eserler vermeleriydi. Rus edebiyatinin bütün dünyada da bilinen engin ufuklarindan da yararlanilmaliydi.Unutulmamasi gereken bir diger gerçek ise yazili edebiyat ürünü olmamakla birlikte Kirgizlarin tarihinde, esi benzeri görülmemis bir destan,halk ansiklopedisi olan Manas Destani duruyordu.Bu destanlarin dilden dile dolasmaya basladigi yillarda vahsi hayattan yeni yeni kurtulmaya çalisanbir Rus toplumu vardi. Belki Kirgizlar yerlesik hayata yeni uyum sagliyorlardi ama Er Manas bütün ihtisamiyla onlarin yanindaydi. Kusaktan kusaga akip gelen bu sinirsiz misralarla birlikte masal,efsane,türkü kültürü de ihmal edilemeyecek bir tabii hazine durumundaydi. Ve bu degerler bütününden en iyi yararlanabilen yazar ise Cengiz Aytmatov'du.Aytmatov'un ilk eserleri bu tarihi ögelere, kendi yöresinin, Talas VadisininKültürüne dayaliydi.Folklorik unsurlar ,masal kahramanlari, gelenegin tasidigi tecrübe ,yeni olusan edebiyat dünyasinda Rus edebiyatinin yeri kadarönemli zengin bir altyapi olusturuyordu.Yazarin 1956'dan itibaren devam ettigi Moskova Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü, onun engin yerel kültürünü evrensel boyuta nasil tasi-yabilecegini ögrenmesine yardimci oldu. Bu arada Moskova'nin kültür dünyasini da tanima firsati buldu. Yazar bu yillarini teorik çalismalarla geçirdi.Bu yillarda,edebi degerleri yükselmeye baslayan Yüz Yüze(1957),Cemile(1958),Selvi Boylum Al Yazmalim(1961),Deve gözü(1961) adli eserlerin yazildigini görüyoruz. Yazar 1952'de yazdigi Gazeteci Cyudo,Asim gibiKirgiz dergilerinde yayinlanan hikayelerinden çok daha ötelere gelmisti artik.Yüz Yüze,ve Cemile,Süpayçi ve Beyaz Yagmur,Rakipler ve Asma Köprü (Baydamtal Irmagi'nda), Selvi Boylum ve Deve Gözü gibi ikili hikaye gruplari,benzer konu ve iliskilerin anlatildigi eserlerdir(1).Yüz Yüze'de asker kaçagi kocasini ihbar etmek zorunda kalan Seyde'nin trajedisini, I958'de yazilan Cemile'de farkli bir boyut ve ortamda görürüz. Cemile'nin kocasi askerdedir. Onu sabirla bekler. Am Danyar girer dünyasina. Çok riskli ama "iyimser bir gelecek" ile karsilasiriz .Yeni bir dünya görüsü de yansitilir bu arada.Ama yer yer eskiye yöneltilen elestirilerin dozunun çok iyi ayarlandigini,geçmisin yok edilmeye çalisilmadigini dagörürüz.

Selvi Boylum ve Deve Gözü'nün benzerlik arzeden yapisi,o dönemYazar ve dramturglarinda da görülen bir durumdur (Axjanov, lipatov, Marcinkivicius, Arbusov,Rosov gibi). Güçlü,karsi durmayi bilen, haklarini korumaya çalisan kahramanlar göze çarpar.Cemile ve Deve Gözü'nde felsefi boyutun gerçekçi bir sekilde eserlere yerlestirildigi görülür.Ciddi tesbitler vardir. Burada Cengiz Aytmatov'un yeni bir yol denedigini söyleyebiliriz.Felsefi unsurlarin verilisinde Rus edebiyati ve Sovyet edebiyatinin etkilerinden söz edilebilir.

Cemile'de geleneksel Kirgiz edebiyatinin tipleme anlayisi kullanilsaydi ,Kirgiz efsanesi Olcabay ve Kisimcan'dan farkli bir sey göremezdik.Cemile ve Danyar'in hiç istenmeden gelisen iliskileri geleneksel yapidan hayli uzak bir uslupla ele alinmisti.Danyar'in görüsleri ,derin duygulari Cemile'yi etkilemistir.Danyar sadece düsünceli,savasta sakatlanmis biri olarak degil,bir gücün temsilcisi olarak karsimizdadir.Danyar'in Cemile'nin aklina düsürdügü sey yönlendirme seklinde vasiflandirilamaz. Onlar birbirleri içinkarar vermislerdir.

Aytmatov,1956'da Sovyet yaazarlar Birligi üyesi olur.Moskova Edebiyat Enstitüsü'nde Maksim Gorki adli incelemesini yazdi.Enstitüdeki diploma çalismasi olan Cemile onun ilk zirvesiydi. !959'da Komunist Parti'ye üye oldu.Taskent'te yapilan Asya-Afrika Yazarlar Konferansi'na katildi. Kirgizistan Edebiyati adli yayin organinda redaktörlük yapti. Pravda'nin Kirgizistan masasinda görev yapti.Aytmatov, hikayelerinde(Uzun hikaye) okuyucusuyla dogrudan iliski kurabilecegi bir yapi pesindedir.Okuyucunun eserden etkilenmesini degilkatilmasini hedefler. Ilk eserlerinden itibaren gelisen bu arayis her eserdeyeni bir formda karsimiza çikar.Zamanla subjektif karakterlere de rastlariz.

Kisilestirme önceki eserlerden farkli bir hal almaya baslar.60'li yillardan itibaren Kirgiz geleneklerine bagliligi konusundaki bakisini netlestirirken ,bir yandan da Radlow'un 19.Yüzyildaki çalismalarindan etkilenerek Kirgiz kültürünün, epik ögelerini inceliyordu. Bu gücün kaynagina inmeye çalisiyordu.Manas ile ilgili çalismalar yapiyor, yapilan çalismalari izliyordu.

Iste yazarin bu dönemdeki ilk eseri Ilk Ögretmenim(Ögretmen Duysen)(1962)'dir.Kahramanlar olgunlasmis,sistemle uyumlu idealist kisiler olmustur .Ama Duysen'in bir parça Er Manas tarafi oldugu da inkar edilemez.IlkÖgretmen hem teknik hem islenis açisindan önemli bir asamadir.Bu özellik Daha eserin girisinde kendini gösterir."......Biz gülüserek çigliklar atarak tepeye tirmanirken iki yana sallanan kavaklar ,serin gölgesiyle,tatli hisirtilariyla sanki bizlere "Hos geldiniz"derlerdi. Biz baldiri çiplaklarin derdi kus yuvalariydi, birbirimizin omzuna basarak hemen kavaklara çikardik.Ürken kuslar sürü sürü tepemizde uçmaya baslarlardi .Fakat bize ne kuslardan,onlar ne halleri varsa görsünler !Biz yükseldikçe yükselirdik dallara basa basa.Kimin daha gözüpek,becerikli oldugu o zaman anlasilirdi.Derken kus uçusu yüksekliginde ,büyülü bir degnekle dokunmusçasina ,önümüzde sasirtici bir Sesizlik ve isik dünyasi açilirdi...."(2).

Bu satirlarda eserin sonuna ve kavak agaçlarina baglanan müthis bir kurgu ustaligi görürüz. Akicilik ise baska bir deger.60'li yillarla baslayan bu yeni bakis pek çok yazar,yönetmen ve dramaturga da örnek teskil ediyordu.Aytmatov'un 1963 yilinda yazdigi Toprak Ana adli eseri ona Lenin Ödülü'nü kazandirdi.1964 yilinda Al Elma adli hikayesini yazdi.1965 yilinda Kirgiz Sinemacilar Birligi Baskani oldu. Ayni yil Beyrut'taki, 1966'da Delhi'deki Asya Afrika Yazarlar Konferansi'na katildi. Ayni yil bir diger önemli eseri olan Gülsari'yi,Rusça olarak yazdi.

Gülsari bir bakima geçmisin muhasebesi gibidir.Yapilan hatalar,alinan mesafe bir bir sorgulanir.Gülsari ile birlikte Tanabay'in silinisi bir devri olanca hüznüyle gözler önüne serer. O yillarin sikintilari geride kalmistirama bu arada heyecan da kaybolmustur. Eser o yil çok sayida elestirmenin dikkatini çekti. Nesir dalinda en iyi çalisma oldugu konusunda herkes hemfikirdi (3). Fakat muhasebe yapilirken yazarin açik tavir olmasi pek çok çevreyi rahatsiz etti. Leonov, Belov gibi yazarlarin da eserlerinde geçmise yönelik elestirilerinde ayni keskin dili kullandiklarini görürüz.Aytmatov,zengin bir kültür geleneginin,üretmeye elverisli yapisininEdebiyat geleneginin gelismesinde çok önemli bir rolünün oldugunu eserleriyle ispat etti.Çünkü pek çok kisi geçmisin tamamiyle silinmesi gerektigineinaniyordu. Yazarin 60'li yillarda kaleme aldigi eserleri bu ön yargili görüsleri yok etmisti.Bu arada yazarin bu tavri dolayisiyle sikça takibata ugradigida bilinmektedir.

1967'de Sovyet Yazarlar Birligi Idare Heyeti Üyeligine seçildi.1968'deBüyük Sovyet Ödülünü aldi. Ayni yil Kirgiz Halk Edipleri adli çalismasi yayinlandi. 1970'te Beyaz Gemi,Askerin Oglu,Ogulla Görüsme adli eserleriMoskova'da yayinlandi.

70'li yillarla birlikte yazarin geleneksel motif, efsane ve masallara yaklasimi çok özel renkler kazanmaya baslar. "........Efsane ve mitoslar üzerine düsünelim bir.Onlar halkin canli hafizasi,hayat tecrübesi, felsefesi, tarihidir.Maslimsi fantastik dünyalari önemli degerler tasir. Mesela Geyik Ana(Beyaz Gemi) bugünkü gerçeklerle bütünlük arzeder. .........." (4).Yazar bu sözleriyle gerçekle masalin dünyasini nasil birlestirdigini ifade eder.Beyaz Gemi'de Orazkul ve Seydahmet bir tarafi, Mümin Dede ve Çocuk diger tarafi temsil eder. Seydahmet ve Mümin Dede pasiflikleriylebirbirlerine yaklasirlarken ,Çocuk ve Orazkul zit kutuplari temsil ederler.Yazar çocuga bir"ad" bile vermez.Çünkü onu bütün çocuklarin temsilcisi olarak görür ve masal kahramanlariyla özdeslestirir. O, capacanli birmasal kahramanidir. Ama gerçektir de.Ölümü de son derece destansidir.O-nun ölümü bir kurtulus gibidir.Pek çok Rus elestirmenin görüslerinin aksine bu ölümde ve ölüm seklinde bir karamsarlik yoktur.Orazkul'un yalniz kaldiginda çocugu olmayisinin acisini yasamasi ayrica enteresandir.O eserin kötüyü temsil edenlerindendir.Onun bu iç muhasebesi onu bir kahraman olmaya dogru götürür. Bu durumu Çocuk ve okuyucu bilir.Diger tip ve kahramanlarin haberi yoktur.

Eserde iyiler ve kötüler masalsi bir isleyisle birbirinden ayrilirken edebi anlamda birer karakter olduklarini görürüz. Müthis bir kurgulama ileOkuyucu masal ve gerçek arasinda dolastirilir. Ve okuyucu ayni zamandakatilimci oldugu için gerçegin veya masalin hangisi oldugunu ayirmaktagüçlük çeker.

Yazar geçmiste,din,felsefe,ilim adina insanlarin birbirine düsürüldügünü ,bunun bugün de yarin da böyle olacagi görüsünü savunuyor.Edebiyatin bu noktadaki görevinin büyük oldugunu,insanlar arasinda ortak dünyalar olusmasina yardim ettigini, edebiyatin öneminin her geçen gün daha da artgini vurgulamaktadir(5). "...........Nesrin iki tarzi var bugün. Biri spekulas-yonlara açik olan,digeri ise gerçek nesirdir.Kalici bir eser için bilinen edebikaidelerin yaninda sanatçi ruhu ve dürüst bir kisilige ihtiyaç vardir....."(6).

Yazarin bu siniflamasi ,yazarin yazdigina inanmasinin gerekliligini en açiksekliyle ifade etmektedir.Sanat dünyasindaki dejenerasyona yazar su sözleriyle tepki gösterMektedir: "......Okuyucunun beklentisi,ilgisi de nesrin baska bir yönlendiri-cisi .Okuyucunun seviyesi yükseldikçe,sanatçi da kendini yenilemek,bir üstbasamaga geçmek durumundadir . Bugün batida ekonomideki rekabete benzeyen sanat rekabeti, pornografiyi bile sanat sinifina sokacak kadar tuhaflasmistir....." ( 7). Aytmatov, yeni nesirle ilgili bir diger gelismeyi ,nesrin drama havasina bürünmesini, seviyenin yükselmesi olarak degerlendiriyor. Yazarin sikça bir senarist veya yönetmen gibi davranmasi gerektigini savunur. Bunun da yasamakla, uzun yasamakla ilgili oldugunu, Ernest Hemingway'in "Büyük bir yazar olabilmek için uzun yasamak gerekir"(8)seklindeki sözlerini hatirlatarak savunmaktadir. Tabii ki burada uzun yasamaktan, insanin degismesinin takibi, karsilikli etkilesimin önemi kastedilmektedir

Cengiz Aytmatov'un babasi 1937 yilinda Milli Kirgiz Partisi sekreteriydi. Yazar,o günleri anlatan,babasinin kusagini isleyen , otobiyografik birçalisma yapmak istedigini bir kaç konusmasinda ifade etmistir (9).Yazarkendi seceresini söyle dile getiriyor:".......Baba adi Törekul, dede Aytmat, onun babasi Kimbildi,onun babasi Kuncuyok ...." (10).Gelenek ve göreneklerine gösterdigi sadakatin bir diger belirtisi de kendi geçmisi ile ilgili bilgi sahibi olmasidir.Atalarinin mezarlarina,uzak akrabalarina,onlarin mesleklerine ve detayli hayat hikayelerine kadar herseyi bilmektedir.Baba Törekul Aytmatov,daha sonra mevcut partinin lagvedilmesiyle birlikte Komunist Parti'ye üye olur. Parti görevlisi olarak gönderildigi Moskova'da ihanet suçundan tutuklanir,ardindan ölüme mahkum edilir.Ölümünden sonra yapilan arastirmada suçlu olmadigi kanaatine varilir.Ancak bu iadei itibar hadisesinden sonra aile tekrar Kirgizistan'a dönebilir. Orada ya-zar ve annesi halalari Karagözapa'nin evinde kalirlar. Bu yillar aile için sonderece zorlu geçer.Aytmatov ailenin büyük çocuguydu,pek çok sorumlulugu vardi.Güçlü bir kadin olan annesi onun yetismesinde,edebiyatla tanismasinda çok etkili oldu.Ona hem Rus edebiyatini hem de Kirgiz kültürünü ögretmeye çalisti.Birkaç yil burada kalindiktan sonra annesinin isi dolayisiyle Kirovskaya adli bir Rus köyüne tasindilar.Yazar orada Rus okulunasinin de katkilariyla hareketli bir gençlik yasadi,gerek gittigi okullarda, gerekse kendi çabasiyla ciddi bir yetisme süreci geçirdi.Aytmatov,bilinen eserlerini kaleme almadan önce ise tercümeler yaparak basladi .ValentinKateev'den (1897-1986)Alay'in Oglu,Mikhail Bubenkov'dan (1909-1983) Hus Agaci adli eserleri Rusça'dan Kirgizca'ya çevirdi.Bu çalismalarin o dönem için önemi çok büyüktü(11).

Yazar,bir konuya son derece eglenceli bir sekilde yaklasilabilecegigibi,çok ciddi bir gerçekçilikle de ayni konunun ele alinabilecegi görüsündedir.Bu arada esas olanin alt yapi ve uzun süren bir ön arastirma oldugunuda vurgular(12). Kendisinin savasi, ilk gençlik yillarinda ve cephe gerisindede olsa yasadigini,o yillarda insanlarin heyecanla, bütün güçleriyle çalistiklarini,hayatin insanlar üzerinde en zor sartlari tecrübe ettigini, yazarken hepbu hususlari göz önünde bulundurdugunu söylemektedir(13). Pek çok elestirmen de yazarin bu özelligini vurgulamaktadir (14). Eserler gözden geçirildignde bu husus çok açik olarak da belli olmaktadir.

Mit ve efsanelerin eserin genel kurgusuyla basa bas, ayni özenle islenmesi yazarin bir diger üstünlügüdür. Onlari halkin hafizasi, yazilmamistarihi olarak görür. Felsefi yapilari kadar fiktif yapilarindan da etkilendigiaçiktir.Kirgiz topraklarinda sözlü edebiyat ürünleri derin bir geçmise sahipolmasina ragmen ilk basili edebi ürün Moldogazi Tokobayev'in Sessiz Kakay adli tiyatro eseridir.Bunu Kasimali Bayalinov,Tugalbeg Sadikbekov ve Mukay Elebayev'in eserleri izler.

Modern edebiyatta mitolojik öge ve efsanelerin kullanilisi çok yeni degildir.Thomas Mann,James Joyce,J.P.Sartre,Albert Camus'da da görürüz.Ama Aytmatov'un bu ögelerin toplumsal gerçekçi yaklasimdaki en basarilikullanicisi oldugunu söyleyebiliriz(15).Yazar Türkçe ve onun tarihte kullanildigi en hacimli eser olan Manas Destani'na çok büyük önem vermektedir. "......Bundan bir süre önce uzun yillarRusya'da sürdürülen bir çalisma tamamlandi. Bu çok hacimli bir Türkçesözlüktür. Yüzyil önce Petersburg'da hazirlanmaya baslanan bu sözlük benim el kitabimdir.Sürekli ondan yararlanirim.Bu sözlük sayesinde Türk atalarimla konusabiliyorum ......" (16). ".......Kirgiz destanlari beni çok etkiledi.Hala da etkiliyor.Her eserim bir ucundan bu destanlara dayanir.Manas Destani bir milyon misradan olusur. Dört ciltlik bu destan yirmi yilda bir arayatoplanabilmistir.Bu destanin özü insan duygularidir. Tekrarliyorum her ese-rim bu Kirgiz destanlarina dayanir....." (17). Yazar Kirgiz edebiyatinin kaynagini da eski sözlü gelenek,halk hikayeleri,özellikle de Manas Destani olarak gösterir. Ikinci kaynak olarak isemodern Sovyet edebiyatindan söz eder.Bu sayede iki kaynakli,geçmisle bugünü bir arada sürdüren bir edebiyata sahip olduklarini belirtir (18).Aytmatov,pek çok edebi sima üzerine çalismalar yapmis,dikkate deger edebi arastirmalara imza atmistir. Türk dili ve edebiyati, halkbilimi,sosyoloji sahalarinda eserler vermistir(19).

1973 yilinda ilk ve tek tiyatro eseri olan Fujiyama'yi Kazak dramaturg Kaltay Muhammedcanov ile birlikte yazdi. Yazari da sasirtan bir ilgigören eser pek çok dile çevrildi,bazi ülkelerde sahnelendi.Ayrica Kirgizfilmtarafindan sinemaya da uyarlandi.

1980'de yazarin hayatinda eserleri açisindan büyük bir birikim sonucu ortaya çiktigi anlasilan Gün Uzar Yüzyil Olur yayinlanir.Hikaye ve uzunhikayelerin ardindan gelen bu roman basta Sovyetler olmak üzere bütün dünyada heyecanla karsilandi. Bu eserde asagi yukari on yil öncesinden bugün olanlara dair ipuçlari görürüz. O ana kadar rejime yapilan en yogun elestirilere burada rastlariz.Ama edebi tavizler olmadan bunun yapilabilmesi de ayrica önemlidir.

Yazarin bu eserinin ardindan uzunca bir süre için edebi çalismalari-na ara verdigini,politik konumuyla ilgili çalismalar yöneldigini görüyoruz.Sovyetler Birligi'ni ve Kirgizistan'i ülke içi ve disinda defalarca temsil etti.1986 yilinda yazarin öncülügünde Kirgizistan'da gerçeklestirilen veolumlu(20) olumsuz(21) pek çok elestiri alan Isik Göl Forumu düzenlendi.

Dünyanin dogusu ile batisini birlestirmeyi amaçlayan bu forum çok büyük bir uluslararasi katilimla gerçeklestirildi. Yapilmak istenen sey tabii ki çok önemliydi ama dünyanin gidisatina çok uygun degildi. Sonraki yil bu forum Peter Ustinov'un destegiyle Isviçre'de yapildi ama gereken ilgiyi görmedi.

Isik Göl Forumu'nda Cengiz Aytmatov'un Gün Uzar YüzyilOlur'dan daha hacimli bir eser olan Disi Kurdun Rüyalari'nin ilk haberlerinin duyuldugunu görüyoruz.Bu eser yazarin Deniz Kiyisinda Kosan Alaköpek'ten sonra Kirgiz -Kazak dünyasindan ikinci çikisidir. Romanin kahra-mani yeni bir Hristiyanlik anlayisinin pesinde olan Abdias adli bir Rus misyonerdir.Tabiatin gelenegin temsilcisi ise disi kurt Akbar'dir. Abdias'in trajedisi ,esrar mafyasi,çevre düsmanligi,Akbar'in sabir yüklü yolculugu müthis bir kurgu ile anlatilir.Bütün dünyada çok büyük ilgi gören eser,ülkemizde ilginin dagilmaya basladigi 1990 yilinda Ötüken Yayinevi tarafindan yayinlandi(22).I990 yilinda Sovyetler Birligi'nin Lüksemburg büyükelçiligi görevinde bulunan yazar bir süre sonra birligin dagilmasindan sonra bütün yurtdisi temsilciliklerin Rusya'ya devriyle bir süre Rusya büyükelçisi sifatiylagörev yapmak durumunda kalmistir.Yazar 90'li yillarda edebi anlamda birkaç küçük ama önemli esere imza atmistir.Cengiz Han'a Küsen Bulut ve Yildirim Sesli Manasçi bunlar arasinda sayilabilir. 90'li yillarda Ilesam tarafindan kendisine verilen ödülü al-almak ve Istanbul Sinema Günleri'nde adina düzenlenen günlere katilmak için ülkemizi ziyaret eden yazar çok büyük ilgi görmüstür.1970'lerdekiilk ziyaretinde ona ilgi gösterenler ile bu gelislerinde yogun ilgi gösterenlerin farkli olmasi da dünyada degisen bir seyler oldugunun göstergesidir.60'li yillarda yazara yöneltilen elestirilerin yorumu da ayri bir çalismaolabilecek niteliktedir(23).Bize göre her seyi kendi dönemi, norm ve degerleri çerçevesinde degerlendirmek dogru olacaktir.Su anda,21.Yüzyildan geriye dönüp bakildiginda degisime ugramayan hiç bir seyin kalmadigini görüyoruz. Bu anlamda geçmis, birkaç söz ve olayla anlasilamayacak yogunluktadir. Lüksemburg'daki görevinin ardindan Kirgizistan'a dönen yazar birsessizlik dönemi geçirdikten sonra tekrar aktif politik hayata dönmüs,halen Fransa'da Kirgizistan'in Paris büyükelçisi olarak görev yapmaktadir.



YÜZYILIN YAZARI: CENGİZ AYTMATOV



OLCAY YAZICI



Ünü ülkesinin sinirlarini asan ve kitaplari büyük bir begeni ile okunan Cengiz Aytmatov, dogup büyüdügü Kirgizistan cografyasinin kültür damarindan ve binlerce yillik geçmisi olan gelenek irmagindan beslenerek, özgünlügü, otantikligi, insani yüreginden yakalayan olaganüstü/büyüleyici üslup güzelligi ve entellektüel birikimi ile yasadigimiz yüzyilin müstesna yazari sayilmayi fazlasiyla hak etmis bir isim.

Aytmatov’u bütün derinligi ve yogunlugu ile analiz etmek, eserlerini bir münekkid idraki ile irdelemek, tespit ve teshis operasyonuna tabi tutmak, yorucu çalismalar gerektirir.
Biz bu özgün ve farkli yazarin fikir dünyasina, ana basliklarla isik düsürmeye çalisacagiz. Aytmatov’un eserlerine edebî ve estetik yaklasim denemesi olacak bu.

Aytmatov en basta sira disi, özgün ve farkli bir yazar. Çünkü o sadece bir edebiyatçi, romanci degil; ayni zamanda ve özellikle de insanin, dünyanin gidisati üzerine kafa yoran; daha erdemli bir dünya arzulayan; anti insanî yönelisleri onurlu bir karsi çikisla sorgulayan, bunun için kaygilanan ve uyarici eserler üreten bir aydin.

ASKIN LIRIK DESTANI
Ön planda, askin ve hüznün lirik destaninin yaziyor gibi görünse de, onun usta bir sembolizmle bezedigi ve âdeta siir cümlesi gibi yogun bir psikoloji, yogun bir sosyal gönderme/çagrisim, soyutlama, ve telmih yüklü anlatisinin arka planini sezebilenler, ondaki insani ezen sosyal baskilara karsi çikisi, insanin tarafini tutusu kolaylikla görebilirler.

Ask ve lirizm Aytmatov’da, insani derinden yakalamak, düsüncesini sarsmak ve duygusalliga açilan pencereden ufuk ötesine açilarak; kültürel kimlik suurlanisina uzanmak için bir vasitadir.

Evet, Aytmatov askin yazaridir belki, fakat askin ötesinde daha askin misyonlar, sosyal realiteler, psikolojik bilenmeler besler ana kaynak olarak.

Aytmatov’un romanlarindaki bu derin damari- müthis bir üslup ustaligi ile gizlenen sosyal göndermeleri/ kültürel ve siyasî misyonu yakalayabilmek için, onu yetistiren fizikî cografyayi, büyük dalgalanmalarin hüküm sürdügü bu cografyanin sosyal, siyasal ve kültürel dokusunu, o topraklarin geçirdigi korkunç degisim serüvenini, kültür erozyonunu; insanin özüne yöneltilen her türlü siddeti çok iyi bilmek ve çok iyi analiz etmek gerekir.

Bu eserleri, Andre Gide’in “sanat baskidan dogar” sözü isiginda degerlendirmek dogru olur. Bütün klasik Rus edebiyatinda oldugu gibi yasak ve sansürden/hürriyetsizlikten ötürü ortaya çikan dolayli ve sembolik söyleme mecburiyeti, beraberinde edebiyat ustaligini ve bir sanat-yogun üslubu getiriyor.


Yeri gelmisken belirtmek gerekir ki, yasaklarin kalkmasi, hürriyetlerin zoraki de olsa verilmesinin ardindan o cografyanin edebî ürünlerinde “düsüs” belirtileri baslamistir. Bu da, yine Gide’nin ikinci cümlesiyle alâkali: “Sanat hürriyet içinde ölür!”

SEMBOLLERIN DILI
Cengiz Aytmatov, bütün usta yazarlar gibi düz cümlelerle degil, sosyal ve ironik çagrisimlari olan cümlelerle konusuyor. Adeta insanin ve yasadigi atmosferin röntgenini çekiyor. Bu güçlü ve özgün üslubuyla tabiata ve hayvanlara bile bir insan karakteri yüklüyor, onlari kisilestiriyor. Bu yönü ile de, edebiyat dünyasinda essiz ve tektir.

Cengiz Aytmatov yüzyilin tartismasiz en güçlü yazaridir. En güçlülerden biri degil, biricigi. Tek olanidir. Öyle ki, dünya edebiyatinin devi diye nitelendirilen Dostoyevski bile, eger yasiyor olsaydi, Aytmatov’un insani derinden sarsan büyüleyici üslubu karsisinda hasedinden ölürdü.

Özellikle, “Gün Uzar Yüzyil Olur” ya da özgün adi ile “Asra Bedel Gün”, romanin 20. Yüzyildaki tartismasiz zirvesidir. Bu hüküm asla sübjektif ve hissi degildir. Romani, edebiyatin evrensel kriterleri ile titiz bir sekilde kiyaslayarak söylüyorum bunu. Yani yazarimizi, tipleme, somutun oldugu kadar, soyutun da ince duyarliklarla tasvir ve tahlilini yapma gücü, saglam ve sarsilmaz karakterler olusturma becerisi, etkileyici, siirsel üslup üstünlügü; insan denen meçhulü entellektüel mercek altinda irdeleme kudreti, sosyal ve psikolojik ruh çözümlemeleri maharetiyle, âdil bir sekilde degerlendirerek bu hükme variyorum.

MANKURTIZM KAVRAMI
Cengiz Aytmatov’un, bir Kirgiz efsanesinden esinlenerek dünya edebiyat literatürüne kazandirdigi “mankurt” ve “mankurtizm” kavrami bütün dillerde aynen kullanilmaktadir.

Sistemin baskisi ya da insanin kendi özüne yabancilasmasi neticesinde sahsiyetini ve sosyal/kültürel hafizasini kaybetmesini; zihnî yönden kölelesmesini çarpici bir sekilde izah eden mankurtizm, Beyaz Gemi’de, Gün Uzar Yüzyil Olur’da, Cengiz Han’a Küsen Bulut’ta, Disi Kurdun Rüyalari’nda ve diger romanlarda da kullanilir. Süphesiz bu kavrami doguran, o cografyanin sert ve acimasiz sosyal yapisidir.

Efsane ve mitik unsurlara da romanlarinda sikça yer veren Cengiz Aytmatov, son romani “Kassandra Damgasi”nda bir Yunan efsanesinden yola çikarak, dizginsiz teknoloji ile azgin genetik mühendisligine agir elestiriler yöneltiyor. Uzayda insan embriyonu üzerinde arastirmalar yapan bir bilim adami araciligiyla, kötülükler yüzyilini yergili bir dille tahlil ediyor.

Söz konusu efsaneye göre, bazi embriyonlar (minicik insan taslaklari-cenin) yeryüzündeki kötülükleri önceden sezerek, dogmak, bu felaketler dünyasinda yasamak istemiyor. Bunun belirtisi olarak annenin alninda bir ter tanecigi olusuyor. Buna da Kassandra Damgasi deniyor. Aytmatov böylece etik kaygilar tasiyan evrensel bir elestiriyi dünyanin ve insanligin gündemine getiriyor.

Eserin kahramani vasitasiyla su tespitleri yapiyor Aytmatov:
“Yeryüzünde silah durmadan artiyor. Her yerde herkes silahlanmak istiyor. Hamile kadinlarin yüzündeki Kassandra Damgasi, yeryüzünde dogan her kisi için en az yüz tane dom dom kursunu üretildiginin, simdiden onlarin kaderine ölmek ve öldürmek yazildiginin isareti degil mi? Ana rahmindeki Kassandra embriyonlari da sessizce bunu haykirmiyor mu?”

Böylece yeni yüzyilin, yeni bin yilin en korkunç yönünü olusturan “genetik tehlikeye” dikkat çekiliyor. Insanin, fizik çevresi ve metafizigi ile hiç bu kadar siddete maruz kalmadigi vurgulaniyor. Kurtulus için çikis yollari öneriliyor.

Aytmatov’un bütün bu özgün ve üstün yönlerini vurgulamakla birlikte, gerek ona, gerekse meslektasi Takavi Aktanov’a (Aytmatov’un romanlariyla benzerlikler tasiyan “Boran”in yazari) yöneltilen bir elestiri var. O da, merkezî hükümetin yazarlar için biçtigi, “görünüste milliyetçi, muhtevada sosyalist” gömlegini giymis olmalaridir.

UYANIS VE DIRILME
Ancak Aytmatov’un yakin arkadasi Prof. Dr. Tevfik Ismail’in de belirttigi gibi, Aytmatov’u dünya çapinda söhret yapan faktörlerin basinda, kitaplarini çok büyük bir cografyada konusulan ve dönemin edebî mahfillerinde etki uyandiran Rusça ile yazmis olmasidir. Eger romanlarini Kirgiz Türkçesi ile yazsaydi, bugünkü Aytmatov olmaya bilirdi.

Bir yani ile sisteme eklemliymis gibi görünse de, Aytmatov’un hemen bütün romanlarinda kimlik arayisinin/köklerle yeniden bulusmanin, satir aralarina gizlenmis edebî, estetik çigligini duymak mümkündür.

Olani anlatir Aytmatov. Cemiyete tutulan ayna gibi gerçegi yansitir. Mankurtlastirmaya karsi çiktigi kadar, kendiliginden/gönüllü olarak mankurtlasmaya (güdülmeye müsait mizaca, pasiflige) de karsi çikar. Dirilmeye, uyanmaya, aktif olmaya çagirir insani. Töresine, örfüne, gelenegine ve gelecegine sahip çikmasini ister.

Yazar, kendi eserinden beyazperdeye aktarilan “Selvi Boylum Al Yazmalim” filminde basrol oyuncusunun ulu daglara karsi öyle bir “Asyaaaa!” diye höykürmesi var ki. Bu çiglik bütün o cografyanin/o yasli diyarin yüreginden; yüzyillik, bin yillik yasantisindan fiskiran bir sestir. Sark’i sarsan bu sayha, filmin Asya isimli kadin oyuncusu vasitasiyla, bütün bir “Asya”ya/Avrasya’ya seslenistir. Uyanma ve dirilme çagrisidir. Bir askin yogun lirizmi içinde, koca bir kitayi özdeslestirmek, ancak Aytmatov’a yakisan bir ustaliktir.

Aytmatov, aslinda “Gün Uzar Yüzyil Olur”a ait bir bölüm iken, yasak oldugu için kullanilamayan ve daha sonra “Oguz Han’ a Küsen Bulut” ismi ile yayinlanan kitabinda hürriyetsiz ve kusatilmis insan trajedilerinin en bâkir fotografini çizer. Istasyondan bir tren geçimi sürede, esini ve çocugunu görebilmeyi çilginca arzulayan adamin destanlik hikayesidir bu. Bir Aytmatov klasigi...

Özetlersek, kitaplari bütün dünyada hayranlik duyularak okunan Cengiz Aytmatov, lirik, mitolojik ve kozmik unsurlar tasiyan seçkin, çarpici eserleriyle olaganüstü bir yazar, bir fikir adami ve çagdas bir bilgedir. Fikir ve edebiyat dünyasinin, önünde saygiyla egilecegi bir yazar. Yüzyilin tartismasiz en güçlü yazari...

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    980705 Ziyaretçi